WhatsApp : +90 530 762 70 02 444 1 326

Sosyal Fobi

2 + 9  Captca Değiştir

*Belirlemiş olduğunuz tarih merkezimizin yoğunluğuna göre değişiklik gösterebilir.

1 + 0  Captca Değiştir
4 + 4  Captca Değiştir
(3 Kişi Oy Verdi. Ortalama Puan : 5.0)

Sosyal Fobi

Sosyal fobiyi, bireyin sosyal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı, küçük düşeceği konusunda sürekli ve belirgin düzeyde korkusunun olduğu ve başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı bir kaygı bozukluğu şeklinde tanımlayabiliriz. Sosyal fobisi olan kişiler, diğer insanlarla etkileşimde bulunmalarını gerektiren, ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar. Böyle durumlardan sakınır ve olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Başkalarının kendisi hakkında, yetersiz, sıkıntılı, zayıf, ezik, ya da aptal gibi olumsuz yargılarda bulunacağını düşünürler. Yüzünün kızardığının, ellerinin ya da sesinin titrediğinin farkına varacaklarıyla ilgili korku ve kaygılarından dolayı toplum önünde konuşmak istemeyip bundan kaçınabilirler. İnsanlarla karşılıklı konuşurken, düzgün ya da anlaşılır bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için, aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin sallandığını, ya da titrediğini görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için de, başkalarının yanında yazı yazmaktan, başkaları tarafından izlenirken çalışmaktan, ya da yemek yemekten ve bir şeyler içmekten kaçınabilirler.

Sosyal fobi tanısı alan biri için, toplum içinde yemek yemek, ya da bir şeyler içmek, çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakmak, birilerinin oturduğu bir odaya girmek, toplum içinde telefonla görüşmek, küçük bir grup etkinliğinde yer almak, partiye ya da eğlenceye gitmek, başkaları tarafından izlenirken çalışmak, ya da yazı yazmak, çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşmek, çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşmak hiç kolay değildir. İlgi odağı olmak, bir toplantıda hazırlıksız konuşma yapmak, yetenek, beceri veya bilgi testine tabi tutulmak, önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunmak, arkadaşlarını partiye çağırmak veya davet vermek, dinleyiciler önünde konuşmak, sahneye çıkmak, ya da rol yapmak, ısrarlı bir satıcıya hayır almak istemiyorum demek, iyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etmek, genel tuvaletleri kullanmak ve yetkili biri ile konuşmak sosyal fobisi olan bir birey için oldukça güçtür.

sosyal fobiŞimdi sadece 10-15 saniye kadar gözlerinizi kapatın. Daha önce hiç görmediğiniz bir odaya girdiğinizi düşünün. Yavaşça kapıyı açıyorsunuz ve orada bazı arkadaşlarınızı, dostlarınızı ve tanıdıklarınızı görüyorsunuz. Sonra birden yere doğru bakıyorsunuz ve üzerinizde hiçbir giysinizin olmadığının, yani çıplak olduğunuzun farkına varıyorsunuz. İşte böyle bir durumda yüzünüz kıpkırmızı kesilir; büyük bir utanç duyarsınız. O an, ordan kaçıp uzaklaşmak istersiniz. Sanki yerin dibine geçmiş, ölecekmiş gibi olduğunuzu hissederseniz. Oradaki hiç kimseyi bir daha ne görmek, ne karşılaşmak, ne de bir daha yüzlerine bakmak istersiniz. İşte bu senaryo, sosyal fobisi olan kişilerin, bir toplumsal durumla karşılaştıklarında neler hissettiklerini oldukça iyi anlatmaktadır. Sosyal fobi yaşayan kişilerin yaşadıkları da, hissettikleri de tıpkı bu senaryodaki gibidir.

Topluluk içinde konuşma, sosyal ortamlarda kendini ifade edebilme gibi konularda sıkıntı duyma ya da çekingenlik hissetme, sık karşılaşılan bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı sosyal fobi kapsamında değildir. Bir kişiye sosyal fobik diyebilmek için kişide korkunun yanı sıra kaçınma davranışlarının da olması gerekmektedir. Ayrıca sosyal fobide kişi korkularının saçma, aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Bireyin hayatında, korku duyulabilmesi için gerçekten anlamlı bir olay varsa eğer, bu durumda da sosyal fobiden söz edemeyiz. Örneğin sözlüye hiç çalışmamış bir öğrencinin sınıfta adının okunmasından korkması buna verilecek bir örnektir.

Sosyal fobide korkulan durumla karşılaşıldığında, kişide, yüz  kızarması, çarpıntı, nefes kesilmesi ve nefes darlığı, mide bağırsak sisteminde rahatsızlık, ishal, kas gerginliği, ağız kuruluğu, terleme ve titreme gibi bedensel belirtiler de ortaya çıkar.  Bu sırada kişinin aklından geçen düşüncelerin içeriği, “güçsüzüm, yetersizim, çirkinim, beğenilmiyorum, sevilmeye layık değilim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğumu ve korktuğumu kimseye belli etmemeliyim, rahat ve sakin davranmalıyım, kusursuz görünmeliyim, herkesin beğenisini kazanmalıyım” şeklindedir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise, korkulan ortamdan uzak durma, bu ortamlara girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma ve ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir.

Sosyal fobinin, yaygın olan tip, ya da yaygın olmayan tip şeklinde iki türü vardır. Kişinin korkuları birçok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip, bazı durumları kapsıyorsa (örneğin başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek, konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tip olarak adlandırılır. Sosyal fobinin yaşam boyu görülme oranı yüzde 2 ile yüzde 13 arasındadır. Sosyal fobi en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan birisidir. Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte genellikle 10 yaş ile 17 yaşları arasında erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlamaktadır.

sosyal fobiSosyal fobide kalıtsal geçişin rolü çok güçlü olmasa da vardır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. Genetik yatkınlık nedeniyle zihinsel altyapısı önceden hazırlanmış olan sosyal fobi, bazen belirli bir olaydan sonra gün yüzüne çıkmış ve örseleyici bir yaşantı ile koşullanarak  yerleşmiş de olabilir. Örneğin bir öğrenci sınıfta ders anlatırken bir hata yapmış ve arkadaşları ona gülmüştür. O da küçük düştüğünü, rezil olduğunu düşündüğü için utanmış ve yüz kızarması gibi bedensel bazı belirtiler göstermiştir. Bir dahaki sefere ders anlatmak için yine tahtaya çıktığında, önceki deneyimi olumsuz beklentilere yol açacak, bulunduğu ortam duygularını tetikleyecek ve yüz kızarması, sesinin titremesi gibi bazı belirtiler tekrar ortaya çıkacaktır. Ülkemizde ne yazık ki birçok çocuk, okul döneminde yaşadığı bu tür olaylar nedeniyle örselenmiştir. Türkiye’de üniversite öğrencilerinde yapılan bir araştırmada öğrencilerin yüzde 24’ünde bu hastalığın saptanmış olmasının, ilkokul yıllarında yaşanan bu tür travmatik olaylarla yakın ilişkisi olduğunu düşündürmektedir. Çocuk yetiştirme biçimi de hastalığın oluşmasında önemli bir etmendir. Sosyal fobi tanısı alan çocukların aileleri genelde aşırı koruyucu, ya da reddedici, duygusal sıcaklıktan yoksun, ya da katı anne babalar olabilir. Bazen aileler çocuklarından yüksek beklentiler geliştirebilir.

Çocukları bu beklentileri gerçekleştiremediğinde aileler çocuklarını cezalandırılabilir, böylece çocukta başarısızlık korkusunun gelişmesine neden olabilirler. Bu hastalığın görülmesinde kalıtımdan daha çok, ailenin çocuk yetiştirme tarzının, ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesinin, yani ailenin sosyal yaşantısının kısıtlı olmasının  ve ebeveyn modelinin daha önemli olduğu söylenebilir. Sosyal fobi için maddi durumu ve sosyal konumu, yetersiz, hiç evlenmemiş, işsiz ve eğitim düzeyi yüksek olmayanlarda sık görülmekle birlikte, hastalığın erken dönemlerinde toplum içine yeterince çıkmama da risk etmenleri arasındadır. Çocukluk çağından itibaren aşırı çekingen olan kişilerde, gelecekte sosyal fobi gelişme riski daha yüksektir.

Sosyal fobi tedavisi olan bir hastalıktır. Beraberinde diğer psikiyatrik hastalıkların olup olmaması, başlangıç yaşının erken ya da geç olması, kişinin tedavi isteğinin olup olmaması gibi birçok etken tedavinin başarısını etkilemektedir. Sosyal fobinin çekingen kişilik bozukluğu ile birlikte sık görülmesi,  toplum tarafından bu özelliklerin genellikle “efendilik” olarak kabul edilmesi ve takdir görmesi, ne yazık ki kişileri tedavi arayışından alıkoymaktadır. Sosyal fobide hem ilaç tedavisi, hem de psikoterapi uygulanır. Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genellikle her ikisinin beraber uygulanmasında başarı oranı daha yüksektir. Sosyal fobide en sık uygulanan terapi şekli ise bilişsel-davranışçı terapi yöntemidir.  Bilişsel terapide kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Davranışsal terapide ise model olma, yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler vardır. Ayrıca bunlara ek olarak aile ve grup terapisinden de faydalanılabilir.

Yorumlar
    Bu yazıya henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu hemen şimdi siz yapabilirsiniz..

Yorum Yapın


1 + 6  Captca Değiştir
Facebook Messenger

WhatsApp & Mesaj

+90 530 762 70 02

Telefon Numaramız

444 1 326