SAMSUN TIP MERKEZI
istanbul kliniğimiz
batum kliniğimiz
baku kliniğimiz
stuttgart kliniğimiz
Loading

meme tedavisi

Makalelerde ara

  • BOTOX
  • DUDAK DAMAK YARIKLARI
  • MEME YOKLUĞU VE ŞEKİL BOZUKLUKLARI
  • ÇENE ŞEKİL BOZUKLUKLARI
  • YANIK İZLERİ VE SEKELLERİ
  • HİPOSPADİAS
  • KRONİK İYİLEŞMEYEN YARALAR
  • EL VE AYAK ŞEKİL BOZ.
  • MEME BÜYÜTME
  • MEME KÜÇÜLTME
  • MEME DİKLEŞTİRME
  • KARIN ESTETİĞİ
  • LİPOSUCTION
  • BACAK ESTETİĞİ
  • KOL ESTETİĞİ (Brachioplasty)
  • ÇENE ESTETİĞİ
  • LAZERLER İLE LEKE TEDAVİSİ
  • LAZER İLE HEMANJİOM
  • LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA
  • LAZERLE VARİS TEDAVİSİ
  • Saç ekimi nedir
  • fue yöntemi ile saç ekimi
  • Scalp Redüksiyonu ile saç tedavisi Kelliğin tedavisi
  • Saç Mezoterapisi ile Saç tedavisi
  • DOLGU
  • PEELİNG
  • PRESSOTERAPİ
  • MEZOTERAPİ
  • ESTETİK AMELİYAT GÜNAHMIDIR?
  • ESTETİK KAYGILARIN BİR KISMI PSİKOLOJİK MİDİR?
  • Medyatik Doktorlar!
  • MEDYATİK DOKTORLAR-2
  • ESTETİK CERRAHİDE MALPRAKTİS VE KOMPLİKASYON LAR
  • OT İLE GELEN GÜZELLİK!
  • LAZER İLE DÖVME (TATOO) SİLME MÜMKÜNMÜ?
  • ESTETİK GÖĞÜS AMELİYATI KONUSUNDA BİLİNMESİ GEREKENLER
  • DİŞ HEKİMLİĞİNDE ESTETİK
  • Diş Macunları:
  • Platelet Rich Plazma PRP UYGULAMALARI ve BİLLİNMESİ GEREKENLER
  • OZON TERAPİ
  • Genel Anestezi Sedasyon
  • Diş Beyazlatma
  • ESTETİK UYGULAMALAR
  • PRP HAKIINDA BİLİNMESİ GEREKENLER



  • BOTOXBotox ile ilgili hemen herkes de bir ön bilgi ve duyum mevcut. Ne yazık ki bu ön bilgi ve duyumların birçoğu yanlış inanç ve bilgilerde içermek de. Bazen öyle ilginç taleplerle karşılaşıyoruz ki kulaklarımıza inanamıyoruz. ´´botox yaptırmak istiyorum ama bir hafta işe gitmemek gerekiyormuş bu benim için çok zor´´, ´´botox yaptırmak istiyorum ama içinde yılan zehir´i varmış bu bizi de zehirlemez mi?´´, ´´yüzümdeki lekelerden kurtulmak için botox yaptırmak istiyorum´´. Bu ve buna benzer o kadar çok ifadeyle karşılaşıyoruz ki şaşırmamak mümkün değil. Görüldüğü gibi kişi kendisi tanıyı koymuş, bu yetmemiş tedavi planını da belirlemiş estetik uzmanı bir doktor olarak sizden istediği şey işin teknisyenlik kısmı.

    Bu gün hakkında en fazla bilgiye sahip olunan ´tabiî ki yanlış bilgiye´ ilaç botox dersem hiç de abartmış sayılmam, çünkü medyada adından en sık bahsettiren en meşhur! Estetik malzemesidir o. Bu yazıyı yazmak için beni motive eden olay dün akşam tesadüfen bir sahnesine göz atma fırsatı bulduğum çok izlenen bir televizyon dizisi. İzlediğim kadarıyla zaman zaman daha güzel olmak için kendisine botox yaptıran dizi kahramanı botox unu yaptırmış ve eve dönmüştür. Bu kişi olayı evdekilere anlatırken çok acı çektiğini yüzünün her tarafının şiştiğini vs anlatır ve bu yüzle ertesi günü insanların karşısına nasıl çıkacağından yakınır. Gerçekten oyuncunun yüzü makyajla çok dramatik hale getirilmiş yanakları vs çok kırmızı ve şiş bir hale sokulmuş. Benim ya da bu diziyi izleyenlerin alacakları mesaj açıktır. ´Botox sanıldığı ya da düşünüldüğü kadar çok masum ya da çok kolay yaptırılacak bir işlem değildir. İnsana hem acı verir ve hem de onu bir müddet sosyal hayattan alıkoyar.´

    Botox ile ilgili öne sürülen bu yargı doğru değildir. Fakat bunun tam tersi olan bir yargı, yani ´botox yaptırmak çok basit sıradan bir makyaj yaptırmak gibidir, mesai saatleri içinde 3-5 dakika içinde estetik uzmanı olmayanların bile kolayca yapabilecekleri basit bir işlemdir´ tarzı bir yargıda kesinlikle doğru değildir.

    Botox ile ilgili temel doğrulardan bir kısmını burada aktarmak istiyorum; Botox Clostridium Botulinum adlı bir mikroorganizmadan laboratuar ortamında elde edilmiş toksindir. 1960´lı yılardan beri birçok nörolojik orijinli hastalığın tedavisinde FDA onaylı tıbbi amaçlı kullanılmış ve halende kullanılmaktadır. Uygulandığı bölgede sinir iletimini durdurarak kasların fonksiyonunu geçici süreyle engeller ki bu süre ortalama 3-6 aydır. Botox´un meşhur olması onun daha çok estetik amaçlı kullanımı sayesinde olmuştur. 1990´lı yıllardan beri özellikle Amerika da olmak üzere tüm Dünyada ve ülkemizde çok yaygın olarak kırışıklıkların yok edilmesinde, kaşların kaldırılmasında vs kullanılmıştır. Bugünde en yaygın kullanıldığı yer özellikle göz çevresi kazayağı denilen kırışıklıkların ve yüzün diğer kısımları alın, ağız çevresi vs kırışıklıklarının giderilmesi ve kaşların bir miktar yükseltilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Estetik amaç dışında özellikle aşırı terlemelerin önemli sorunlara yol açabildiği koltuk altı ya da avuç içi gibi bölgelerde bu terlemelerin ortadan kaldırılması amacıylada sık kullanılmaktadır. Bu ilaç bu konuda deneyimli bir Plastik Cerrah ya da Dermatolog tarafından uygulandığı takdirde oldukça güvenli ve sonuçları çok yüz güldürücüdür. Özellikle üst yüz bölgesinde çok bariz gençleşme oluşturur. Uzman ellerde yan etki yok denecek kadar azdır.

    Kısaca botox hakkındaki bilgileri özetlemek gerekirse bu konuda bilgi almak isteyen herkes mutlaka bir uzman doktora müracaat etmelidir. Sağlıklı bilgiler ancak konunun uzmanından alınabilir. Diğer türlü eksik ya da yanlış alınan bilgiler hatalı ya da istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Uygulama mutlaka bir Plastik Cerrah ya da Dermatoloji uzmanınca veya onların gözetim ya da denetiminde yapılmalıdır. Botox un etki mekanizması, etki süresi ve hakkındaki tüm bilgiler bunu talep edenlerin anlayacağı bir şekilde açıklanmalıdır. Uygulamayı talep eden kişi konu ile ilgili akla gelen her türlü soruyu doktoruna sormalıdır.

    Uygun ellerde ve endikasyonlarda kullanıldığı zaman gerçekten kişinin güzelliğini ve mutluluğunu artırır



     DUDAK DAMAK YARIKLARI Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin ilgi alanına giren önemli konulardan biriside halk arasında tavşan dudak ya da kurtağzı olarak da adlandırılan Yarık dudak damak problemidir. Yarık dudak ya da damak bozukluğu ile karılaşma oranı oldukça sıktır. Yaklaşık her 700 canlı doğumda 1 yarık dudak ya da damak olgusu ile karşılaşılır. Yakın çevresinde bu tür bir durumla daha önce hiç karşılaşmamış aileler bu durumla karşılaştıklarında çok şaşırırlar ve şok yaşarlar. Başlangıçta bu durumu kabullenmekte zorlanır ve kendilerini suçlarlar. Nerede hata yaptık da bu durum başımıza geldi tarzında bir yaklaşım sergilerler. Bu ailelere bu konuda mutlaka ayrıntılı bilgi verilmeli ve ailenin olayı kabullenmesi ve hemen tedavisi konusunda arayışın içerisine çekilmelidir. Bu problem ile doğan çocuklarda her zaman klinik tablo aynı değildir. Klinik tablo yalnızca dudakta hafif bir çentiklenmenin olduğu hafif vakalardan ağız ve burun boşluğunun tamamen tek bir boşluk halinde olduğu ileri düzeyde dudak ve damak yarıklarına kadar değişir. Genellikle dudak ve damak yarığı birlik de görülebilmesine rağmen bazen yalnızca dudak yarığı ya da yalnızca damak yarığı olarak karşımıza çıkabilmektedir.

    Dudak ve damak yarıklı çocuklar mutlaka uygun bir şekilde uzman bir ekip tarafından doğduğu andan itibaren izleme alınmalıdır. Tedavileri aşamalar halinde yapıldığı ve farklı uzmanlık alanlarını içerdiği için ailenin de bu tedavi ekibinin içinde mutlaka yerini alması gerekmektedir. Yarık dudak ya da yarık damaklı çocukların tedavisinin olduğu bunların uygun tedaviler sonrasında tamamen normal bireyler olarak toplumdaki yerlerini almalarına rağmen, eğer tedavileri ihmal edilirse çok önemli sağlık, psikolojik ve sosyal problemlerle karşılaşılabileceği unutulmamalıdır.

    Bu çocuklar mutlaka zamanında ve uzman bir ekip tarafından tedavi edilmelidir. Bu uzman ekip mutlaka bir Plastik Cerrahi uzmanının direktörlüğünde çalışmalıdır. Ekibin Plastik Cerrahi uzmanı dışında diğer üyeleri arasında Çocuk hastaları uzmanı, genetik uzmanı, KBB uzmanı, ortodonti uzmanı genelde yerini alır.

    Tedavi zamanında uygun yapılırsa ileride olması muhtemel bir çok problemin önüne geçilmiş olur. Bu çocuklarda ileride karşımıza çıkabilecek en önemli problem konuşmanın bozuk olmasıdır. Damak yarıklarının eşlik ettiği durumlarda tedavinin amacı düzgün bir konuşma şeklinin elde edilmesidir. Tedavi edilmeyen olgularda konuşma çok zor anlaşılır yada hiç anlaşılamayacak kadar bozuktur. Dudak yarıklarının tedavisini amacı ise özellikle estetik yönden önemlidir. Bu çocukların kendileri ve aileleri bu estetik kusur yönünden etkilenirler. Bu probleme sahip olan çocuklarda psikolojik gelişimde olumsuz yönde etkilenir. Bazen ailelerinde de psikolojik yönden olumsuz etkilenimler olabilir. Bu saydıklarımızın dışında bu çocuklarda beslenmenin yeterli olmaması, gerek ağız ve burun boşluğunun yetersiz gelişimi ve gerekse diş gelişiminin bozuk olması nedeniyle önem taşır. Yine bu çocuklarda orta kulak iltihabı ve işitme bozuklukları, bazı akciğer hastalıkları gibi problemler ortaya daha sık çıkmaktadır.

    Burada saydıklarımızın dışında daha bir çok problemler ihmal edilen damak dudak yarıklı çocuklarda ortaya çıkabilir. Eğer uygun bir şekilde tedavi edilir, aile ve tedavi eden ekip koordineli bir şekilde çalışırsa sonuçları oldukça iyidir ve bu çocuklar yaşıtlarıyla aralarında neredeyse hiçbir fark olmayacak şekilde sosyal hayattaki yerlerini alırlar.

    Yarık dudak ve damak tedavisi ihmal edilirse?

    Bu bozukluklarla doğan çocuklarda Tedavi çok önemlidir çünkü tedavi edilmedikleri zaman bu çocukların fiziki görünümlerindeki bozukluğun onların gelişim evresi sürecinde psikolojileri üzerine de olumsuz etkilerinin olacağı bilinen bir gerçektir. Özellikle okul öncesi dönemde bu çocukların mutlaka tedavileri tamamlanmalı ve görünümler normale yakın hale getirilerek arkadaşları ve toplum içerisindeki pozisyonu güçlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar, karşısında gördüğü en ufak bir farklılık ya da hatayı birazda abartarak karşısındakinin yüzüne söylerler. Bu konuda oldukça acımasızdırlar. Bu durumun bu davranışlara muhatap olan çocuklar üzerinde oluşturacağı tahribatı tahmin etmek zor değildir. Yalnızca dudak yarığı olan çocuklarda tedavinin tek amacı fiziki görünümün düzeltilmesi yani estetiktir.

    Çocuklarda Yarık dudak yanında eğer damak da olaya katılıyorsa yani yarık damak da var ise tedavinin amacı estetik olmaktan ziyade asıl amaç fonksiyondur. Damak bütünlüğü eksik olarak doğan çocuklarda asıl üzerinde durulan konu konuşma fonksiyonunun normal gelişimini sağlamaktır. Damak da mevcut olan kemik, kas ve diğer yapıların asıl fonksiyonu konuşmanın düzgün olmasına yöneliktir. Buradaki eksiklikler yeme içme ve beslenme üzerine de olumsuz etkiler içerir. Ayrıca ağız ve burun boşluğunun birbirinden ayrılması bunlarda söz konusu olamadığı için orta kulak iltihabı ve işitme fonksiyonu bozukluklarından diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarına kadar birçok olumsuz duruma zemin hazırlar. Bütün bu nedenlerden dolayı damak yarıklarının olaya katıldığı durumların tedavisi çok daha önemli ve özelliklidir.

    Damak yarıklarının olaya katıldığı dudak damak bozuklukları eğer zamanında ve uygun bir şekilde tedavi edilmezlerse estetik ya da fiziki görünüm bozukluğundan daha da önemlisi birçok kalıcı fonksiyonel bozukluklarla karşılaşabilirler. Bu kalıcı fonksiyonel bozuklukların en önemlileri konuşmanın normal gelişmemesi ve burundan yada genizden konuşmanın çok ağır şekilleri ortaya çıkabilir. Bu çocuklar bazı harfleri kesinlikle söyleyemezler ve neticede konuşmaları neredeyse hiç anlaşılamayacak kadar bozuk olabilir. Konuşmanın bozuk olmasının çocuğun sosyal zekâsı üzerine olumsuz etkisi ve netice olarak sosyal hayatta başarısızlık ortaya çıkacaktır. Konuşmanın bozuk olmasının yanında kulak üzerine olan olumsuz etkiler ve işitmenin yetersiz olması ve kalıcı işitme kayıpları klinik durumu daha da ağırlaştıracaktır. Bu anlattığımız tablo ağır klinik vaka ve ihmal edilmiş olan çocuklarda karşımıza çıkacaktır.

    Yarık dudak ve damaklı çocukların aileleri mutlaka bu konularda bilinçlendirilmelidir. Bu çocukların tedavilerinin ve takiplerinin doğduğu andan itibaren başladığı ve çocuk erişkin hayata gelinceye kadar devam ettiği anlatılmalı ve anlaşılmalıdır. Ailenin tedavideki rolü ve önemi çok büyüktür.

    Yarık dudak ve damak ile doğmuş olan çocuklar eğer uygun bir şekilde takip ve tedavi edilirlerse diğer çocuklardan hiçbir farkı olmadan sosyal hayattaki yerlerini alırlar. Eğer ihmal edilirlerse kendileri, aileleri ve toplum için çok önemli kayıp olurlar.



     MEME YOKLUĞU VE ŞEKİL BOZUKLUKLARIGöğüsler bir kadın için en önemli organlardan birisidir. Dişiliğin en önemli simgelerindendir. Bir kadında göğüslerin olmaması vücut imajı açısından çok önemli bir eksikliktir.

    Göğüsler doğum sonrası ergenlik dönemine kadar herhangi bir gelişim göstermezler. Bu dönemden itibaren dişilik hormonlarının etkisiyle gelişmeye ve normal hacimlerini kazanmaya başlarlar. Genellikle 18 yaşına kadar memeler normal büyüklüklerine ulaşırlar.

    Göğüs gelişiminin normal yada anormal olması kadınlarda psikolojik açıdan son derece önemlidir. Herhangi bir nedenden dolayı yetersiz göğüs gelişimi yada şekil bozukluğuna sahip olan kadınlarda çoğunlukla problemin şiddetiyle doğru orantılı olan bir psikolojik rahatsızlık söz konusudur. Bu problem yine kıyafet seçiminde sosyal yaşantısında kişiler için bir stres kaynağıdır.

    Meme yokluğu yada şekil bozuklukları nedenleri ;

    1- Doğuştan olan nedenler,

    2- Sonradan ortaya çıkan nedenler olarak ayrılabilir.

    Doğuştan bu problemlere sahip olan kız çocuklarında problem çok değişik şekillerde kendisini gösterebilir yada ergenlik dönemine kadar bu durum hiç fark edilemeyebilir.
    Meme başının her bir memede birden fazla olması, yada meme başı bölgesinin olması gerektiği yerin dışında başka bir lokalizasyonda olması, koltuk altı yada kasık gibi, muhtemel sorunlar olarak karşılaşılabilir. Memelerden birisinin yada ikisinin olmaması, gelişmemesi, yada şeklinin normalden farklı olması yine karşılaştığımız problemlerdendir.

    Sonradan farklı nedenlerle de meme şekil problemleri ortaya çıkabilir. Bu problemlerden en sık karşılaşılanlar kız çocuklarında meme bölgesinde özellikle bilinçsiz kimselerce yapılan süt boşaltmalar, abse boşaltmalar, enfeksiyonlar, meme bölgesini etkileyen yanıklar ve travmalar.

    Hangi nedenle ortaya çıkmış olursa olsun meme de meydana gelen bir şekil bozukluğu yada gelişim eksikliği mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin de en sıklıkla uğraştığı ve tedavi ettiği problemlerdendir.

    Meme yokluğu yada şekil bozukluğu durumunda tedavi yöntemleri nelerdir?
    Mevcut probleme göre tedavi prensipleri ve yöntemleri değişir. Meme yokluğu tek taraflı yada iki taraflı olarak söz konusu olduğunda yapılacak işlem genellikle meme protezi kullanımıdır. Protezler kullanılarak göğüsler normal şekil ve büyüklüğüne getirilir.

    Göğüslerden birisinde yada her ikisinde farklı natürlerde şekil bozukluğu olduğunda problemin şekli ve şiddetine göre uygulanacak olan tedavi yöntemi farklı olacaktır. Normalden büyük olan göğüslerde küçültme işlemi yapılırken normalden küçük göğüslerde büyültme işlemi yapılacaktır. Her iki göğüsten yalnızca birisinde problem olduğunda problemli olan göğüs normal olan göğse cerrahi olarak benzetilmeye çalışılır.

    Sonuç: Göğüs gelişim problemi olan kadınların ve ergenlik dönemini tamamlamış genç kızların yapması gereken şey ilk iş olarak bir Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi uzmanına müracat etmektir. Plastik Cerrahi uzmanı gerekli muayene ve tetkik işlemlerini tamamladıktan sonra gerek görürse ilgili diğer, Endokrinoloji yada Jinekoloji gibi, branşlardan da değerlendirme isteyebilir. Eğer herhangi bir hormonal yada ileri tetkik gerektiren başka bir problem sözkonusu değilse probleme yönelik olarak tedavi planlamasını yapacaktır. Günümüzde gelişen tıbbi ve teknolojik birikim sayesinde son derece başarılı ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Ameliyat ile elde edilen sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür.

    Bu konuda ayrıntılı bilgi için mutlaka Plastik Cerrahi uzmanlarına müracat edilmelidir.



    ÇENE ŞEKİL BOZUKLUKLARI

    Çenelerimiz belki farkında değiliz ama günlük hayatımızda yaptığımız birçok faaliyetin olmazsa olmaz parçalarındandır. Yeme, içme, konuşma, duygularımızı ifade etmede yardımcı olma gibi birçok fizyolojik ihtiyaçların giderilmesinde çenelerimizi kullanmak zorundayız. Çene dendiği zaman tabiî ki kemik ve diğer yumuşak dokular birlikte değerlendirilir ama esas iskelet parçasının sorunları, neticede dışarıya olan yansıması nedeniyle son derece önemlidir.

    Çene bölgesi aynı zamanda insan yüzünün estetik görüntüsüne en fazla katkı yapan bölgelerinden birisidir. Çene alt ve üst olmak üzere 2 kısımdan oluşmakta olup üst çene hareketsiz olarak orta yüz bölgesinin ve kafatasının ilgili kemiklerine tamamen kaynaşmış durumdadır. Üst çene bu nedenle bağımsız olarak hareket kabiliyetine sahip değildir.

    Alt çene ise tek bir parça kemiğin çok özel bir yapılandırma ve şekilde diğer baş ve yüz kemiklerine monte edilmesiyle yukarıda sayılan görevlerin yerine getirilmesinde çok önemli bir rol oynar. Asıl hareketli olan alt çenedir.

    Kısaca çene bölgesi gerek yaptığı ya da katıldığı fonksiyonları itibariyle, gerekse yüzün estetik görüntüsüne olan katkısı nedeniyle son derece önemlidir.

    Birçok nedenden dolayı insanlarda çene gelişimi olumsuz olarak etkilenebilir ve neticede çenede farklı şekil bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu nedenler arasında;

    Ailesel nedenler,

    Genetik problemler nedeniyle farklı bozuklukları birlikte olduğu durumlar,

    Gebelik sırasında annenin geçirdiği hastalıklar yada alkol vs gibi nedenler,

    Doğum sırasında yada hayatın sonraki dönemlerinde çene bölgesine travma, enfeksiyon…vs en sık akla gelen nedenler arasındadır.

    Bu nedenler dışında çene gelişimin tamamlandığı 18-20 yaş sonrası dönemlerde karşılaşılan yüz yaralanmaları, kazalar, ateşli silah yaralanmaları, çenenin yine enfeksiyonları, kistleri, tümör yada kanserleri vs çenenin hem estetik ve hem de fonksiyonel problemlerini ortaya çıkarır.

    Bazen de kişilerin yüz üzerinde başka bir bölgesinin estetik yönden değerlendirilmesi sırasında çene bölgesinde bazı estetik kusurlar ortaya çıkarılabilir. Örneğin burun estetiği olmak amacıyla estetik plastik cerrahi kliniklerine müracaat eden bir çok kimsede uzman hekim yaptığı değerlendirme sonrasında problemin yalnızca burunda olmadığını aynı zamanda çenenin de estetik anlamda bir probleme sahip olduğunu ortaya koyabilir.

    O ana kadar çenesindeki problemin hiç farkında olmamasına rağmen plastik cerrahi uzmanının fark etmesiyle çenedeki estetik kusur fark edilir ve çoğu zamanda hasta ikna edilerek estetik burun operasyonu ile birlikte bir estetik çene operasyonu da beraberinde yapılır. Böylece yalnızca bir estetik burun operasyonu ile elde edilen pozitif kozmetik sonucun ötesinde çok daha iyi bir sonuç elde edilir ve kişinin yüzünde ortaya çıkan değişiklik hem hasta ve hem de plastik cerrahi uzmanı açısından çok daha tatmin edici olur.

    Çene bölgesine yapılan estetik yada fonksiyonel amaçlı cerrahi müdahalelerin şiddeti ve uzunluğu problemim şiddeti ile doğru orantılı olup, bazen yalnızca bir miktar yağ yada doku kokteyli enjeksiyonu ile çok kısa sürede tatmin edici sonuçlar alınabilir. Yalnızca birkaç mm lik çenenin dolgunlaştırılmasını gerektiren küçük problemlerde sorunun çözümü oldukça kolay ve kısa sürede yapılabilmesine rağmen daha komplike ve her iki çenenin de müdahalesini gerektiren durumlarda operasyon süresi çok daha uzun ve operasyonda o oranda komplike olabilir. Mevcut her problemin tedavisi farklı bir yaklaşımı gerektirir.

    Çenesinde estetik yada işlevsel anlamda problemi olan kimselerin mutlaka bir estetik plastik cerrahi uzmanına müracat ederek ayrıntılı bilgi almasında yarar vardır. Bazen problemlerin çözümünde yalnızca plastik cerrahi değil aynı zamanda diş hekimliği ve ortodonti gibi farklı branşlarında tedavi sürecine katılması gerekli olmaktadır.    




    YANIK İZLERİ VE SEKELLERİ Kendimizde, ya çocuğumuzda, ailemizin herhangi bir ferdinde çeşitli sebeplerle ortaya çıkmış yara izleri mevcuttur. Bu izlerin sebepleri yanıklar, kazalar, birçok nedenden dolayı ortaya çıkan yaralanmalar, ameliyatlar, geçirilmiş olan sivilceler, bazen yapılan bir iğne ya da aşılar vücudumuzda normalin çok üzerinde belirgin olan ve rahatsız edici boyutta izlere yol açabilir. Bunlardan özellikle yüz bölgesi gibi vücudumuzun açıkta kalan ve görünür olanları çok daha rahatsız edici olup bu şekilde problemleri olan kimselerin psikolojik olarak ta derin etkilenmelerine yol açar.

    Peki, her ne sebeple oluşmuş olursa olsun bu şekilde izlere çözüm bulmak günümüzde mümkün müdür? Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin günümüzde çözüm bulmak için çalıştığı konulardan ve belki de en önemlilerinden biriside bu soruna çözüm bulmaktır. Günümüzde gerek teknolojik manada ortaya çıkan ilerlemeler sonucu ve gerekse Plastik cerrahi de tekniklerin sürekli ilerlemesi ve genişlemesi sonucu ortaya çıkan gelişmeler yara izlerinin azaltılması konusunda Plastik Cerrahlara önemli avantajlar sağlamıştır. Plastik Cerrahide son yıllardaki gelişmeler eski yıllara oranla çok daha başarılı sonuçların alınmasını sağlamaktadır.

    Yukarıda saydığımız nedenlerle ortaya çıkan yara izleri her bünyede farklı ortaya çıkabilmektedir. Hatta aynı kişide farklı yaş dilimleri dikkate alınırsa yine oluşan yara izleri farklı boyutlarda olabilmektedir. Örneğin; hızlı büyüme gelişme çağındaki 7 yaşında bir kız ya da erkek çocukta derisinde meydana gelen derin kesilme mutlaka bir izle iyileşecektir ve bu iz aynı çocuğun 20’li ya da 30’lu yaşlarda geçireceği benzer bir yaralanmayla kıyaslanırsa çok daha fazla olacaktır. Yara iyileşme mekanizması her insan için özeldir ve diğerlerinden bazı farklılıklar içerebilir. Bu sebepten dolayı benzer yaralanmalara ya da cerrahi müdahalelere maruz kalan aynı yaş ve cins kimselerde çok farklı yapıda ve büyüklükte izler ortaya çıkabilir. Bazı kimselerde ortaya çıkan yara izleri gerçekten kabul edilebilir ve makul ölçülerde iken bir başkasında tolere edilemeyecek kadar rahatsızlık verici olabilir. Genetik ve ailevi sebepler, kişisel yapısal farklılıklar, hormonal farklıklılar, yaralanmanın bölgesi, şiddeti, yapılan tedavinin şekli, yaralanma bölgesinde iltihap gelişip gelişmemesi ve diğer bazı etkenler oluşacak izin boyutunda rol oynarlar.

    Yanık ameliyat yada çeşitli sebeplerle ortaya çıkan yara izleri tedavi edilebilir mi? Sorusunun cevabı kısmen evet şeklinde olacaktır. Bir çok kimsede bu izleri makul bir çizgiye getirmek kişinin hem görünümünü ve hemde psikolojisini olumlu yönde etkilemek günümüzde mümkün olabilmektedir. Fakat burada çok önemli bir nokta hastanın yada yakınlarının beklentisi gerçekçi olmalıdır. Oluşmuş olan bir izin tamamen yok edilemeyeceği, boyutlarının azaltılıp mümkünse daha naz dikkat çekici bölgelere bu izleri gizlemek yada kamuflaj yaparak belirginliğini azaltmanın mümkün olabileceğini hem hastanın kendisinin ve hemde yakınlarının çok iyi anlaması gerekmektedir.

    Tekrar ifade etmek gerekirse günümüzde Plastik Cerrahi yara izlerinin tedavisi konusunda çok önemli ilerlemeler kaydetmiş ve eski dönemlerlerle kıyaslanamayacak kadar başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu konudaki çalışmalar halen devam etmekte olup iz tedavisi konusunda önümüzdeki dönemlerde çok daha yüz güldürücü ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilecektir



    HİPOSPADİASEstetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside genital bölge anomalileri olarak bilinen cinsel organ gelişim problemleridir. Gerek kız ve gerekse erkek çocuklarda doğuştan mevcut olan birçok cinsel organ oluşum ve gelişim problemleri mevcut olabilir. Bu problemlerden bir tanesi de erkek çocuklarda görülen ve tıbbi dilde hipospadias olarak bilinen durumdur.

    Halk arasında peygamber sünneti olarak bilinen durum erkeklerde sık olarak karşılaşılan ve doğumsal olarak görülen bir problemdir. Bu probleme sahip olan erkek çocuklar doğduklarında, normalde penislerinin en uç kısmında olması gereken işeme deliği (urethral açıklık), penis alt yüzünde daha gerilerde bir yerde bulunur. Olayın şiddetine göre bu açıklığın yeri çok gerilere gider ve hatta çok ileri durumlarda açıklık testis torbası üzerinde bir yerde olabilir.

    Netice olarak bu probleme sahip erkek çocuklar ayakta karşıya doğru idrar yapma yani işeme fonksiyonunu yapamazlar ve oturarak işemek zorundadırlar. Bu durum ise bu çocuklarda diğer arkadaşları gibi işeyememe nedeniyle utanmaya ve erkeklik duygusunda zedelenmeye neden olur. Yine bu çocuklarda eğer zamanında ve uygun bir şekilde tedavi edilmezlerse erişkinlik döneminde cinsel fonksiyonlarını yerine getirmekte sıkıntılara yol açabilir.

    Bu tür problem ile doğan erkek çocuklarda problemin tanısı doğar doğmaz hekim tarafından konabilmesine rağmen bazen özellikle hafif şiddetteki durumlarda gözden kaçabilir ve ailede durumu fark edemeyebilir. Bu durumlarda genellikle sünnet derisi de yeterince gelişmemiş ve eksik olduğu için halk arasında doğuştan sünnetli ya da peygamber sünneti şeklinde adlandırılıp ihmal edilebilmektedir. Bu şekilde olayın ihmal edilmesi ve farkına varılamaması sonucunda çoğunlukla aileler bu çocukların zaten çok az gelişmiş olan sünnet derisini de sünnet ettirmekte ve ileride bu çocukların tedavisi sırasında çok faydalı olabilecek bir dokunun da zayi olmasına neden olabilmektedir.

    Bu şekilde bir problemin erkeklerde görülme sıklığı yaklaşık 300 canlı erkek doğumunda bir olup niçin meydana geldiği konusunda çeşitli etkenler suçlamaktadır. Bu olaya sebep olan faktörler olarak

    1- Genetik ve ailevi nedenler,

    2- Hormonal nedenler,

    3- Çevresel faktörler, olarak belirtilmektedir.

    Her ne sebeple oluşmuş olursa olsun bu şekilde bir probleme sahip olan çocuklar bu problemin yanında çocukta başka bir problemde var mı diye araştırılmalıdır. Bu problem ile doğan çocuklar fark edilir fark edilmez mutlaka bir Plastik Cerrahi, Çocuk Cerrahisi yada bir Üroloji uzmanına muayene ettirilmeli ve bundan sonraki takip ve tedavileri de aynı ekip tarafından yönlendirilmeli ve yapılmalıdır. Muayene eden hekim mutlaka ileri tetkik ve inceleme sonrasında, ek başka bir problemin var olup olmadığını ve eğer mevcutsa bu problemlerinde teşhis ve tedavisini temin edecektir.

    Hipospadias adı verilen bu durumun tedavisi erkek çocuklar için son derece önemli olup mümkünse 1 yaş civarında bu tedavi yapılmalı ve çocuğun bu problemin oluşturacağı fiziksel ve ruhsal travmayı yaşaması engellenmelidir. Yapılacak olan tedavi cerrahi bir tedavidir ve yapılan cerrahi müdahale ile idrar yolu açıklığı olması gereken yere yani penisin uç kısmına taşınır.

    Penis erkek çocuklar için hem fonksiyonel açıdan ve hemde estetik açıdan son derece önemli bir organ olup bu şekilde problem ile doğmuş erkek çocuklara sahip olan aileler bu durumu kesinlikle ihmal etmemelidirler.



    KRONİK İYİLEŞMEYEN YARALARŞeker hastalığı ile estetiğin ne alakası var diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin ne kadar geniş ve kapsamlı bir branş olduğundan bundan önceki bazı yazılarımızda bahsetmiştik. Bunlar içerisinde uzun süre devam eden ve bilinen klasik yöntemlerle tedavisi mümkün olmayan kronik yaralarında bu branşın konularından olduğunu ifade etmiştik. İşte bu kronik yani uzun süre devam eden ve tedavisi oldukça zor olan yaralardan biriside şeker hastalığına bağlı ayak yaralarıdır. Genellikle toplumda bu konudaki bilinç yeterli düzeyde olmadığı için şeker hastalığına bağlı ayak yaraları hep ihmal edilir ve neticede telafisi imkânsız çok kötü sonuçlar ortaya çıkar ki, olabilecek en kötü sonuç yaralı ayağın ve hatta bazen bacağın kesilmesidir.

    Netice olarak bugün anlatacağımız konu son derece önemli ve hayati bir konudur. Mutlaka hepimizin çevresinde eşimiz, dostumuz akrabamız ya da yakın ya da uzak çevremizde bu türlü bir probleme sahip birçok insan olabilir. İnanıyorum ki bu tür konuların bu köşelerde anlatılması toplumun çok önemli sağlık konularında daha bilinçli olarak davranması ve sağlıklı bir toplum olma konusunda katkısı olacaktır.

    Şeker hastalığı olarak bilinen diabetes mellitus toplumda oldukça sık rastlanan bir hastalık olup yaklaşık olarak her 100 kişiden 6’sında bu hastalığın mevcut olduğu söylenebilir. Şeker hastalığına sahip olan her 100 hastanın ise yaklaşık 60 kişisinde şeker hastalığına bağlı ayağında yara ortaya çıkmaktadır. Bu kadar sık ortaya çıkan problem konusunda mutlaka bazı şeyleri çok iyi bilmeliyiz.

    Ayağının herhangi bir yerinde çok küçükte olsa bir sıyrık, su toplanması ya da yara olan bir şeker hastası, bunun çok büyük bir felaketin öncü habercisi olabileceğini kabul etmeli ve hemen bir doktora müracat etmelidir. Müracat edilecek en uygun branş bu aşamada Plastik cerrahi, Dermatoloji yada Ortopedi bölümü olacaktır. İlgili doktorlar bu aşamada mutlaka gerekeni yapacak ve yaranın büyümeden önlenmesi sağlanacaktır. Ayaklarının herhangi bir yerinde yara olan şeker hastaları bilmeliler ki çok ciddi bir durumla karşı karşıyadırlar ve bu aşamada yapılacak yanlışlıklar ve ihmaller telafisi çok zor sonuçlara yol açacaktır. Başlangıç aşamasında iyi bir sıhhi ortamın o bölgede sağlanması ve gerekli ilaçların kullanılması, pansuman ve küçük müdahalelerin yapılması ayağın ve yaranın tamamen iyileşmesini sağlayacaktır.

    Maalesef zamanında müdahale yapılmayan, uzun süreli olan ve gittikçe büyüyerek kemiklere ve eklemelere kadar ulaşan yaralar tedavisi çok zor yaralar olup bu tür yaraların tedavisi mutlaka özel yara bakım ünitelerinin olduğu merkezlerde yapılması gereklidir.

    Samsunda da bu tür bir merkez OMU Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalı bünyesinde bulunmaktadır. Yrd Doç Dr Ahmet Demir tarafından yönetilen bu ünite özellikle başlangıç aşamasını geçirmiş ve ilerlemiş yaraların tedavisinde son derece önemli bir görevi üstlenmektedir. Kronik yara tedavisi ile ilgili teknik ve bilimsel alt yapının da olduğunu düşündüğüm bu merkez ilerlemiş şeker hastalığına bağlı ayak yaralarının olduğu durumlarda yararlı hizmetler vermektedir.

    Şeker hastalığının toplumda çok yaygın bir hastalık olduğunu biliyoruz. Bu hastalığın eğer iyi takip ve kontrol edilirse gerekli diyet ve ilaç tedavilerine dikkat edilirse vücuda zararı oldukça sınırlı kalacaktır. Aksi takdirde eğer bu hastalık yeterince önemsenmez ihmal edilirse telafisi son derece zor ve hatta imkânsız sonuçlar doğurabilir. İhmal edilmiş ve tedavi ve takibi yetersiz bir şeker hastalığı vücutta hemen her doku üzerinde zararlı ve olumsuz etkilere sahiptir. Bu köşede bu hastalığın vücutta yaptığı tahribatların hepsinden bahsedebilmek zaman ve yer kısıtlılığından dolayı mümkün değil ve bu nedenle özellikle bu hastaların yada hastalık adaylarının çok dikkat etmeleri gereken konulardan kısa kısa bahsetmek istiyorum.

    Şeker hastalığı ile biz Plastik Cerrahların ilgisi özellikle uzun süreli şeker hastalıklarında özellikle ortaya çıkan ve klasik bilinen yöntemleri tedavisi çok zor olan kronik yaralardır. Özellikle ayak bölgesinde ortaya çıkan yaralar bizlerin ilgi alanındadır.

    Yine şeker hastalığı ile biz Plastik Cerrahların çok ilgili olduğu bir diğer konu bu hastaların bizlere bir estetik operasyon geçirmek için müracaat etmeleri konusudur. ‘’Şeker hastaları estetik ameliyatları yaptırabilirlermi?’’, Yada ‘’bu durumdaki kimselerde Plastik Cerrahinin yaklaşımı nasıl olmaktadır’’ bu başka bir yazının konusu olacaktır muhtemelen.

    Şeker hastalığı ile mutlaka bilinmesi gerekenler ;

    Uzman önerilerine sıkı bir şekilde uyulduğu takdirde şeker hastalığı tehlikeli bir hastalık değildir ve ömrü kısaltmaz.

    Ailesinde şeker hastalığı olan birisi en azından diğer insanlara göre daha fazla şeker hastalığına yakalanma şansına sahiptir ve mutlaka dönem dönem kan tahlilleri ile kontrolden geçmelidir.

    Her normal insan en azından senede 1 kez genel bir sağlık muayenesinden geçmeli ve yalnızca şeker değil diğer karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri gibi tahlilleri yaptırmalıdır.

    Kendisinde şeker hastalığı olduğu ortaya çıkan bir kişi kesinlikle strese girmemeli ve toplumda kendisi gibi milyonlarca insan olduğunu ve bunlarında büyük çoğunluğunun tamamen normal bir hayat sürdürdüğünü bilmelidir.

    Şeker hastalığı teşhisi konulduğu anda vücudun diğer ilgili organları kontrolden geçirilmeli göz, böbrek, sinir sistemi, kalp ve tansiyon yönünden tam bir incelemeden geçmelidir.

    Kişi eğer normalden fazla kiloya sahip ise mutlaka normal bir kiloya gelebilmek için uzman gözetim ve denetimde diyet ve sportif faaliyetlerinde katkısıyla çaba sarf etmelidir.

    Şeker hastalığı tanısı almış bir kişi hijyen kurallarına herkes den daha fazla dikkat etmelidir.

    Özellikle ayaklarına çok fazla özen göstermeli, tırnak kesimlerini çok dikkatli yapmalı. Çok derin kesilen tırnakların kolayca tırnak batması ve ayak yaralarına dönüşebileceğini unutmamalıdır.

    Ayaklarını nemli ve ıslak bırakmamalıdır. Çorapsız dolaşmamalı ve mutlaka ayaklarına uygun ayakkabı giymelidir. Bol yada dar olmamalıdır. Bu konuda bir Dahililiye, Dermatoloji yada Plastik Cerrahi uzmanından daha ayrıntılı bilgiler almalıdır.

    Ayaklarını özellikle kışın soba yada kalorifer peteklerine çok fazla temas ettirmemelidir çünkü duyusunda meydana gelen bozukluk nedeniyle oluşabilecek yanıkları fark etmeyebilir.

    Eğer bir kişi şeker hastası olduğunu bilir, kabullenir ve gereğini de yaparsa kesinlikle tamamen normal ve konforlu normal bir hayat yaşar. Aksi takdirde onları oldukça sıkıntılı ve zor bir hayat beklemektedir.



    EL VE AYAK ŞEKİL BOZ.Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uygulama alanlarından biriside el ayak bölgesindeki şekil bozuklukları, yapışıklıklar vs dir.

    Bu şekil bozukluklarının en azından sık bilinenlerini sıralayacak olursak;
    Parmaklarda öne yada arkaya, sağa yada sola çekilmeler (kontraktürler),
    El ayak yada parmaklarda aşırı büyümeler (jigantizm)
    El ayak yada parmaklarda gelişim yetersizlikleri (hipoplazi)
    Parmakların sayısının normalden az yada fazla olması (oligo yada polidaktili, dublikasyon))
    Parmakların birbirinden çok ayrık olması, yarık el ayak yada parmak (kleft)
    Parmakların birbirine yapışık olması (sindaktili)
    Parmaklar arasında yanık nedeniyle ortaya çıkan yapışıklıklar, kopmalar vs.
    El ve ayak bölgesine duyu yada motor fonksiyon sağlayan sinirlerden kaynaklanan problemler.
    El ve ayak bölgesinde tümör tedavisi sonrası gelişen şekil bozuklukları.
    Doğuştan el ve ayak bölgesinde ortaya çıkan eksiklikler, şekil bozuklukları (farklı konjenital anomaliler)

    El ve ayak bölgesinde görülen problemler doğuştan ya da hayatın sonraki bir aşamasında ortaya çıkabilir. Bu bölgede ortaya çıkan sorunlar estetik yönden problem oluşturduğu gibi ondan daha da önemlisi el ve ayakların normal görevlerini yerine getirememe gibi sorunlara yol açar. El ve ayakların insan hayatında ne derece önemli uzuvlarımız olduğunu anlatmaya gerek yoktur. Bu bölgelerde ortaya çıkan anormalliklerinde günlük yaşantıda ortaya çıkaracağı sıkıntılar oldukça fazladır.

    El ve ayak bölgelerinde görülen şekil bozukluklarının hayatın doğumdan sonraki aşamalarındaki nedenleri arasında; geçirilen kazalar ya da ateşli silah yaralanmaları, yanıklar, tümörler ve tedavisi sonrası nedenler ilk akla gelenleri olup birçok neden bunlara ilave edilebilir.

    Bu bölgede ki şekil bozukluklarının nedeni ister doğuştan olsun isterse sonradan ortaya çıkmış olsun tedavisi son derece önemlidir.

    Hem fonksiyon açısından hem de estetik açıdan eğer mümkünse bu problemler mutlaka düzeltilmelidir.
    Yukarıda sayılan ya da burada ifade edilmemiş el problemlerinin tedavisi bazen kolay ve tatmin edici olmasına rağmen bazen de oldukça zor ve en azından şimdilik imkânsızdır.

    Kendilerinde ya da bir yakınında bu şekilde problemleri olan kimselerin yapması gereken şey mutlaka bu konularda deneyimli bir Estetik Plastik cerrahi ya da Ortopedi uzmanına müracat ederek tedavi sürecini başlatmaktır.

    Yukarıda bir kısmını saydığımız el ve ayak bölgesi şekil bozukluklarının her birisinin tedavi protokolü, tedavi zamanlaması vs birbirinden farklı olabilir. En azından tedavi sürecinde bir gecikmeyi engelleyerek ileride belki de telafisi çok daha zor olacak sonuçların ortaya çıkması engellenebilir.

    Sonuç:

    Ellerimiz ve ayaklarımız bizi hayata ve yeryüzüne bağlayan ana uzuvlarımızdandır. Bu bölgede var olan ya da ortaya çıkan problemler günlük yaşantımızı olumsuz etkileyecektir. Zamanında yapılan uygun tedavi yöntemleriyle bu olumsuzlukları en azından azaltmak mümkün olacaktır. Hangi problemde ne tür tedavi yöntemleri uygulanır şeklindeki soruların cevabını en doğru bir şekilde problemi muayene eden uzman hekim verecektir.



     MEME BÜYÜTME Memeler kadının beden görünümde fiziği tamamlayan çok önemli hem fonksiyonel ve hemde estetik önemi olan aksesuar yapılardır. Omuz genişliği, göğüs çevresi, bel ve kalça çevresi ölçümlerinde meme hacmi önemli bir yer tutar . Bu ölçümler içinde meme hacmi küçük olduğu zaman vücut kontur görünümü eksik kalır . Memeler, yapısal olarak değişik nedenlerle küçük olabilir. Biri diğerinden daha küçük, asimetrik olabilir. Doğumsal olarak bir tanesi hiç olmayabilir. Her iki memenin eşit hale getirilmesi ya da hacminin arttırılması için, günümüzde, silikon protezler dışında başka seçenek yoktur. Kişinin kendi dokuları ile meme büyütme ameliyatları denenmiş, ancak sonuç vermemiştir. her ne kadar son zamanlarda yağ enjeksiyonları yada vakumlu sistemlerle meme büyültme konusunda çalışmalar olmasına rağmen henüz yaygın kabul görmemiştir. Meme protezlerinde esas madde protezin dış yüzeyinde yer alan silikondur. Sadece dolgu maddesi farklı olabilir. Her protezin kendine göre avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Bunlar ameliyattan önce detaylı olarak konuşulmalı ve hangisinin kullanılacağına birlikte karar verilmelidir.

    1960´lı yıllarda kullanılmaya başlanan silikon protezler günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Silikon içeren ürünler kozmetik sanayide ve tıpta başka amaçlarla da kullanılmaktadır Meme protezleri ,meme şeklinde hazırlanmış balona benzer yapılardır. Yuvarlak ve anatomik denilen damla şeklinde olanları mevcuttur . Kadının memesindeki duruma uygun olarak bunlardan biri seçilir Balon kısmı silikondan yapılmıştır; vücuttaki dokulara uyum sağlaması için protezin yüzeyi pürtüklü olarak üretilmiştir. Balonun içini dolduran maddeler farkı olabilir.

    Protez konulacak hastalarda , ameliyattan önce mamografi ve gerekirse ultrasonografi adı verilen radyolojik tetkikler ile meme dokusu değerlendirilir. Her ameliyatın genel veya kendine has riskleri vardır. Meme bölgesinde ödem ve ağrı ameliyat sonrası görülen yakınmalardır. Ameliyata bağlı kanama ve enfeksiyon nadir görülen durumlardır. Bazı hastalar ameliyattan sonra meme başlarında artan veya azalan duyarlılıktan ya da kesi çevresinde hissizlikten şikayet ederler. Bu genellikle geçicidir. Protezi yırtılması nadir bir durumdur, araç içi trafik kazalarında olduğu gibi sıkışmalarla, yüksekten düşmelerle ve delici alet yaralanmaları ile ortaya çıkabilir. Mamografi tekniklerindeki gelişmeler ve MR´ın (magnetik rezonans görüntüleme ) meme incelemesinde kullanılması ile protezli memelerin değerlendirilmesi rahatlıkla yapılabilmektedir. Meme protezi olan kişiler meme muayenesi amacıyla doktora gittikleri zaman doktoru mutlaka bu konuda bilgilendirmelidirler.

    Meme büyütme ameliyatına karar vermeden önce , sizi rahatsız eden kusurunuzu ve ameliyattan beklentinizi açıkça doktorunuza söylemeniz,seçilecek protezi,protezin hangi kesiden konacağını, anestezi tipini, ameliyatın erken ve geç sonuçlarını tartışmanız gereklidir.

    Ameliyat genel anestezi ile hastane koşullarında ameliyathanede yapılır .1-1. 5 saat sürer .Protezin konabilmesi için açılan yere göre iz bırakır .Meme altı kıvrımı, koltukaltı. meme başı kenarından girilebilir .Son zamanlarda göbek çevresinden girilerek konduğu bildirilmiştir .Ancak bu yöntem henüz kabul görmemiştir .Giriş yeri neresi olursa olsun iz bırakır .Bunlar başlangıçta belirgin, zamanla belli belirsiz hale gelen izlerdir .Protez meme dokusu arkasına yada göğüs kasının arkasına yerleştirilebilir . Her uygulamanın da avantaj ve dezavantajları vardır , bu ayrıntı da ameliyattan önce değerlendirilmelidir.

    Hasta 3-4 gün içinde işine dönebilir. 2 ay ağır sporlardan uzak durması sağlık verilir . Protezle meme büyütme ameliyatı, genel olarak iyi ve kalıcı sonuç veren, kişinin ve eşinin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyen, onları yaşama daha bağlı hale getiren bir Estetik Cerrahinin en yüz güldürücü ameliyatlarından birisidir.



    MEME KÜÇÜLTME

    Memelerin normal boyutlarından daha büyük olması kadınlar için hem fonksiyonel ve hem de önemli bir estetik problemdir. Bilindiği gibi kadınlarda meme ergenlik döneminden itibaren büyümeye ve gelişmeye başlar ve genellikle ergenlik döneminin sonunda da normal bir boyuta ulaşır. Bazı kadınlarda ise bu büyüme normalden çok daha fazla olur. Bunun dışında da gebelikler sonrasında da memelerde bir miktar daha büyümeler oluşabilir.

    Meme büyüklüğü ailesel ve yapısal, hormonal bazı bozukluklar sonrası, aşırı kilo almalar sonrası vb nedenlerle göğüslerde aşırı büyüklükler oluşabilir.

    Göğüslerde büyüklüğe bağlı fazı fiziksel rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklar arasında vucut ağırlık merkezinin öne doğru kayması nedeniyle sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun ağrısı ve omuz ağrısı ortaya çıkabilir. Göğüslerdeki büyüklüğe bağlı birbirine temas etmesi ve sürtünmesi neticesinde kıvrım yerlerinde ve temas yerlerinde pişikler, kızarıklıklar ve kokulu sulanmalar oluşabilir. Yine vücut aksında oluşan sapma ve iri göğüslerin gizlenmesine yönelik vücut hareketi nedeniyle hantal ve kamburumsu duruş bozukluğu ortaya çıkar.

    Memelerin normalden büyük olması yukarıda saydığımız bazı fiziksel rahatsızlıkların dışında kadınlarda kıyafet seçimi ve uygun iç çamaşırı seçimi konusunda da sıkıntılar yaşatır. Bu kimseler istedikleri kıyafeti seçememenin sıkıntısını sürekli yaşadıklarını ifade ederler. Bunu dışında tabiî ki meme büyüklüğü çok önemli bir estetik kusurdur aynı zamanda. Bu şekilde problemi olan kadınlar göğüslerini sürekli saklama ihtiyacı hissederler. Sportif ve sosyal faaliyetlere katılmak konusunda sürekli tereddütler yaşarlar

    Göğüs iriliği kadınlarda çok genç yaşlarda ve hatta ergenlik döneminde de problem olabilir. Yine bu dönemde dev meme büyüklüğü denilen aşırı meme büyüklükleri ortaya çıkabilir. Bunların mutlaka hormonal yönden incelenmesi gerekmektedir.

    Meme büyüklüğü hafif orta ve ileri düzeylerde olabilir ve genellikle büyüklüğün yanında memede sarkmada olaya eşlik eder.

    Meme büyüklüğünün tedavisinde yapılması gereken şey cerrahi operasyonla memelerin hacmini ve görünümünü normale getirmektir. Hem hacim olarak memelerin boyutları küçülecek ve hem de memeler göğüs üzerinde olması gerektiği pozisyonda olacaktır. Ameliyat genel anestezi altında yapılır ve ameliyat sonrası genelde 1 gece hastanede kalmak gereklidir. Normal şartlar altında riskli ameliyat grubundan bir operasyon olmamasına rağmen enderde olsa hematoma, enfeksiyon, meme şeklinin idealin altında olması giribi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

    Meme küçültme ameliyatında kullanılan birçok değişik teknik mevcuttur. Kullanılacak teknik memelerin büyüklüğüne, cerrahın tercihine ve deneyimine, hastanın ameliyat sonrası iz konusundaki beklentilerine göre değişiklikler gösterebilir.

    Ameliyatın masrafı ameliyatı yapan cerraha, operasyonun yapıldığı hastaneye, ve ameliyatın büyüklüğüne göre farklılıklar gösterebilir.

    Sonuç : Meme büyüklüğü kadınlar için çok önemli bir problem olup cerrahi olarak tedavisi mümkün olan bir problemdir. Ameliyat sonrası göğüsler normal hacimlerine ve olması gereken pozisyonlarına dönerler hastalar hem fiziksel olarak çok rahatlarlar ve estetik olarak memelerin görünümlerinin eskisiyle kıyaslanmayacak kadar güzel olması nedeniyle psikolojik olarak ta bu kadınlar kendilerini çok mutlu hissederler. Bu şekilde problemleri mevcut olan kadınların Plastik Cerrahi uzmanına müracat ederek sorunlarını ayrıntılı bir şekilde doktorları ile konuşmalarını eğer doktor da kendileri üzerinde yeterli güveni oluşturdu ise bu operasyonu yaptırmalarını öneririm.




     MEME DİKLEŞTİRME

    Memeler değişik nedenlerle sarkık hale gelebilir. Meme dokusunu yerinde tutan bağlar zamanla gevşeyebilir. Kilo değişikliklerine, emzirmeye ve yerçekimi etkisine bağlı olarak meme dokusu ile etrafını saran deri zarfı arasında uyumsuzluk olabilir. Sorun meme dokusuna, deriye ya da her ikisine birden ait olabilir. Sonuçta adeta içi boş görünümlü sarkık meme ortaya çıkabilir.


    Diğer meme ameliyatlarında olduğu gibi,doktorunuzla neden ameliyat olmak istediğinizi ve bu ameliyattan ne beklediğinizi tartışın. Ailenizde meme hastalığı veya kanseri, sigara, ilaç alışkanlığı veya sistemik bir hastalığınız var ise doktorunuza söyleyiniz. Ameliyatın şekli ve olası problemleri doktorunuza sorunuz.


    Estetik meme dikleştirme ameliyatında, sarkık haldeki meme dokusu yeniden şekillendirilir, fazla deri çıkartılır. Meme başı olması gereken yere getirtilir. Ameliyat genel anestezi ile hastane koşullarında, ameliyathanede yapılır. 1,5-2 saat sürer. Sarkıklığın derecesine göre değişik şekillerde iz kalır. Hangi yöntemi uygulanırsa uygulansın meme başı etrafında iz kalması kaçınılmazdır. Meme başı çevresinden kesi yapılarak bir meme dikleştirme ameliyatı uygulanırsa, meme başı etrafındaki iz daha belirgin olabilir. Diğer meme dikleştirme ameliyatlarında meme başı etrafında ize ek olarak, meme başının alt kenarının orta kısmından aşağı doğru uzanan 4-5 cm. uzunluğunda bir iz olabilir. Uygun hastalarda, sadece meme protezi konarak sarkıklık ortadan kaldırılabilir. Bu takdirde ameliyat izi, sadece meme başının kahverengimsi derisi ile göğüsün beyaz derisi ile olan birleşme yerine gizlenir ve minimal olur. İz bırakmayan meme dikleştirme ameliyatı yoktur. Ancak, bu izler başlangıçta belirgin, zamanla belli belirsiz hale gelen izlerdir.


    Ameliyat sonrası genellikle rahat geçer. Ağrı genellikle sorun yaratmaz. Ameliyat sırasında meme protezi kullanılmış ise birkaç gün kol hareketlerinde kısıtlılık olabilir. Memeler üzerine sütyene benzer sargı uygulanır. Meme başı üzerine ayrı pansuman konur. Pansuman 2 gün sonra açılarak yara kontrol edilir. 7 gün sonra sargı açılır. Hastaya 6 hafta sporcu sütyeni giydirilir ve masaj önerilir. Erken dönemde şişlik olabilir,meme başında hissizlik ve deri üzerinde morumsu renk değişimi olabilir. Bunlar kısa sürede kendiliğinden kaybolur. Hasta 3-4 gün içinde işine dönebilir. 2 ay ağır sporlardan uzak durması önerilir. Estetik meme dikleştirme ameliyatı genel olarak iyi ve kalıcı sonuç veren, kişinin ve eşinin ruh sağlığını düzelten onları yaşama daha bağlı hale getiren bir ameliyattır. Yeni şekillendirilmiş meme uzun süre dayanıklı olur, ancak kilo değişiklikleri, gebelik, emzirme ve yerçekimi yeni sarkıklıklara neden olabilir. Ameliyat ile ilgili muhtemel sorunlar Her ameliyat istenmeyen bazı durumlar ile sonuçlanabilir. Bu ihtimalleri doktorunuzla konuşmanızda yarar vardır.






     KARIN ESTETİĞİ

    Karın bölgesinin fonksiyonları nelerdir?

    Karın bölgesi içerdiği kas ve diğer destek dokuları vasıtasıyla ayakta dik durmamızı, düzgün yürümemizi, cisimleri rahat kaldırmamızı sağlayan, anatomik görünümüyle de güzel bir vücut imajının tamamlayıcı bir parçasıdır.

    Karın estetiği nedir?

    Estetik bir operasyonla karın bölgesinin eski düzgün, gergin ve güzel görünümünü yeniden kazandırmak amacıyla yapılan cerrahi bir işlemdir.

    Karın da şekil bozukluğu nedenleri nelerdir?

    Gövdemizin ön-alt kısmını oluşturan karın bölgesi doğumlar, kilo alıp vermeler, yaşlanma vb nedenlerle deforme olabilirler. Genetik-yapısal farklılıklardan dolayı ortaya çıkan şekil bozuklukları herkeste farklı olmaktadır. Her ne sebeple oluşursa oluşsun karın bölgesinde oluşan sarkmalar, çatlaklıklar ve diğer kusurlar özellikle kadınlarda, fakat daha az sıklıkla olmakla birliktede erkeklerde de estetik sorunlara yol açar. Kişi artık vücudunu beğenmemeye aynada kendisini görmekten rahatsızlık duymaya başlar.

    Estetik karın ameliyatını kim yapar ve nerede yapılır?

    Bu ameliyatın mutlaka bir Plastik Cerrah tarafından yapılması gerekir. Başka branştan meslektaşlarımızın bu operasyonu yapması hem tıbben doğru değildir ve hemde etik değildir. Ameliyatın mutlaka hastane ortamında ameliyathanede yapılması gerekir.

    Operasyonun süresi nedir ve hastanede kalmayı gerektirir mi?

    Operasyon yaklaşık 2-4 saat kadar sürer ve en az 1 gün hastanede kalmayı gerektirir.

    Ne tip anestezi altında uygulanır?

    Operasyon genel anestezi altında yada spinoepidural anestezi altında yapılabilir. Spinoepidural anestezi sırasında hasta uyanık olup hiç ağrı hissetmez. Anestezinin seçiminde cerrahın ve hastanın tercihleri dikkate alınır.

    Estetik karın ameliyatı yapılırken, karında yada göbekte fıtık problemi de varsa aynı anda düzeltilebilir mi?

    Evet. Karın estetiği cerrahisi sırasında önceki doğumlara vs bağlı karın bölgesindeki fıtıklaşmalar rahatlıkla düzeltilebilir.

    Yaş sınırlaması var mıdır?

    Cerrahiye engel bir sağlık problemi olmayan kadın erkek herkese eğer karın germeyi yada estetiğini gerektirecek bir problemi varsa bu işlem yapılabilir.

    Ameliyat öncesi hazırlıklar nelerdir?

    Rutin ameliyat öncesi tetkik ve tahlilleri yapılır. Hasta ameliyata aç olarak gelir. En az 10 saat öncesinden yeme içme kesilir. Sigara içiyorsa bırakır. Aspirin türü kanamayı artırıcı ilaç kullanıyorsa doktorunu önceden bilgilendirir ve bırakır

    Ameliyat sonrası normal hayata ne zaman dönülebilir?

    Ameliyat sonrası 2-3 hafta içerisinde normal yaşantıya dönülebilir. 2 ay içerisinde sportif faaliyetlere başlayabilir.

    Estetik karın ameliyatları risklimidir?

    Tecrübeli ellerde risk oldukça düşüktür, ama yinede bir operasyon, olup her operasyonda oluşabilecek enfeksiyon, kanama, normalden fazla yara izi vs ender de olsa oluşabilir

    Ameliyatın maliyeti?

    Maliyet ameliyatı yapan cerraha, anestezinin tipine, ameliyatın yapıldığı hastane ortamına göre değişebilir. Bizim önerimiz: Her ne sebeple oluşursa oluşsun karın bölgesinde oluşan gevşeme, sarkma ve çatlaklıklar özellikle kadınlarda çok önemli bir estetik kusur olarak ortaya çıkar. Vücut imajı bozulur ve kişinin kendine olan güveni kaybolur. Kişi istediği kıyafeti giyemez ve eşinin yanında kendisini rahat hissetmez. Karın germe ameliyatı gerçekten sonuçları oldukça yüz güldürücü olan estetik ameliyatlardan olup ihtiyaç hisseden herkes bu operasyonu rahatlıkla yaptırabilir. En ince ayrıntıya kadar cerrahınızla görüşmenizi ve tatmin olmanız halinde operasyonu yaptırmanızı öneririz.




    LİPOSUCTION

    Liposuction yöntemiyle yağ alma ve vücut şekillendirme en sık yapılan estetik operasyonlardan birisidir. Kilo alma, doğumlardan sonra, yada yapısal nedenlerle vücudun bazı bölgelerinde normalden daha fazla yağ birikmesi ve tümseklikler ortaya çıkabilir. Bazen kişi normalden daha zayıf olmasına rağmen bazı bölgelerindeki çıkıntılı ve tümseklikler belirgin olabilir ve estetik açıdan rahatsız edici bir durum olarak karışımıza çıkabilir.

    Liposuction yada vakumla yağ alma yöntemi çok eskilerden beri bilinmesine rağmen özellikle 1960’lı yıllardan sonra dahada populer hale gelmiştir. Bu yöntemin uygulanması için en uygun vakalar kilo fazlalığı olmamasına rağmen vücudun belli bölgelerinde yağ fazlalığına bağlı vücut şekil bozukluklarıdır. Bazen kilo fazlalığı olan kimselerde bu işlem yapılabilir ve hatta kişiyi zayıflatmak amacıylada bu yöntemi uygulayan estetik cerrahlar olmuştur. Bize göre bu yöntemin uygulanması için en uygun hastalar ise genç ve orta yaşlı derisi henüz gerginliğini koruyan ve genellikle vücudun belli bölgelerinde yağ toplanmaları olan bayan ve erkek hastalardır.

    Liposuction yöntemiyle vücutta hemen her bölgeden yağ alma ve şekillendirme yapmak mümkündür. Yüz bölgesi, boyun bölgesi, göğüs bölgesi ve memeler, karın bölgesi ve basenler, sırt bölgeleri, kalçalar, uyluklar, bacaklar ve kollar sıklıkla liposuction yapılan bölgelerdir.

    Liposuction yöntemiyle vücut şekillendirme hem kadınlarda ve hemde erkelerde yapılmasına rağmen olguların % 90 kadarı kadınlardır ve daha ziyade genç ve orta yaş cilt gerginliği iyi olan kadınlardır. Kadınlarda yağ dağılımı özelliği, yapısal ve hormonal farklılıklar ve doğumlar sonrası yeterli kilo verememe nedeniyle liposuctiontion ihtiyacı erkeklerden daha fazladır.

    Erkeklerde de özellikle bir miktar yada fazla oranda kiloları olan yada uzun süreli alkol kullanımı olan erkeklerde gerek karın bölgelerinde ve gerekse göğüs üst kısımlarında memeler civarında normalden fazla yağ toplanması ve jinekomasti ortaya çıkabilmektedir. Bu durumların tedavisinde de liposuction son derece faydalı ve etkili bir yöntemdir.

    Liposuction ile yağ alma işlemi yapılacak alanın büyüklüğüne ve hastanın tercihine göre lokal anestezi ile yada belden uyuşturma ile (spinal yada epidural anestezi) veya tamamen uyutularak genel anestezi altında yapılabilir.

    Liposuction yaparken yalnızca birkaç milimetrelik küçük delikle ve genelliklede gizlenebilir yerlere denk getirildiği için neredeyse hiç iz kalmaz. Uygulama sonrası bir süre korse kullanılması son derece yayarlı olur. Genellikle küçük ve orta büyüklükteki olgularda hastane yatışı gerekmez ya da en fazla 1 gece yatarlar.

    Liposuction işleminin maliyeti uygulamanın genişliğine, anestezinin tipine, yapan cerraha ve uygulama yapılan ortama göre farklılıklar gösterebilir.

    Yan etkileri nadiren olabilmesine rağmen en önemli komplikasyonları; sonuçtan tatmin olmama, enfeksiyon, çoğunlukla gecici sinir uyuşuklukları, tekniğe uygun yapılmayan olgularda pürüzlülük şeklinde kendini gösterebilir.

    Sonuç: Liposuction ile vücut şekillendirme ve yağ alma günümüzde en etkili ve sonuçları en iyi olan yöntemdir. Hiçbir yöntemle aynı düzeyde başarı elde etmek mümkün değildir. Deri esnekliğinin devam ettiği, diyet ya da sportif faaliyetlerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı, bölgesel yağ toplanması olgularında en etkili tedavi olup bazen genel olarak vücut ağırlığı azaltılması ve şekillendirilmesi amacıylada kullanılabilmektedir. Gerçek endikasyonları olan hastalarda bizim rahatlıkla önerdiğimiz bir yöntemdir. Uygulama öncesi uygulamayı yaptıracak kimse ve Plastik Cerrah ayrıntılı bir şekilde görüşmeli ve 2 tarafta mutabık kalmalıdır. Uygulamayı yaptıracak kişi bilinçli ve beklentileri gerçekçi olmalı, operasyonu yapacak Plastik Cerrah ise hastasına güven vermelidir.




    BACAK ESTETİĞİ

    Bacaklarımız yalnızca vücudumuzla taşımakla ve motor fonksiyonu yapmakla kalmaz aynı zamanda görsel olarak da çok önemlidir birçok insan için. Özellikle kadınlar için çok daha önemlidir bacaklarının fiziksel görünümleri.

    Bundan önceki yazımızda bacak inceliğinden ve bu durumun bir çok insan için ne kadar rahatsız edici bir durum olduğundan ve bu durumun tedavisinden yani bacak kalınlaştırma işleminden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise tam tersine kalın olan bacakların insanlar için bazen ne kadar rahatsız edici olabildiğinden ve bu tür problemlere sahip olanların tedavisinde neler yapılabildiğinden bahsedeceğiz.

    Bacakları oluşturan ana yapılar 2 adet uzun kemik ´ki bunlar yukarıda diz eklemini oluşturur ve aşağıda ise ayak bileği eklemidir´, bacak kasları, damarlar, sinirler, kirişler, yağ ve bağ dokusu ve hepsinin üzerini örten deri dokusudur. Bacakların vücuda ya da uyluğa göre orantısal olarak kalın olması genelde kişileri rahatsız eder. Genel olarak yukarıda saydığımız dokulardan yağ dokusu fazlalığı bacakların daha kalın olmasının ve görünmesinin ana nedenidir. Elbette ki bazı doğuştan hastalıklar ya da sonradan ortaya çıkabilen bazı hastalıklar nedeniyle yağ dokusu dışındaki dokularda meydana gelen artışlar nedeniylede bacaklar normalden kalın gözükebilirler. Damarsal yapılardaki büyümeler, Lenf yolları gelişim bozukluklarına bağlı lenfödem denilen durumlar, hormonal nedenlerle durdurulamayan bacak büyüme ve kalınlaşmaları vs bugünkü konumuzun tamamen dışında olup, bütün bu ve buna benzer durumların tedavisi tamamen farklıdır.

    Burada bahsedilen konu ise daha çok yapısal ve genetik nedenlerle ya da normalden fazla kilo alma ve sonrasında verememe nedeniyle ortaya çıkan bacak vücut ve bacak uyluk orantısızlıklarıdır. Bacaklarının kalın olduğunu, diyet yapmasına yada çok yoğun egzersizler yapmış olmasına rağmen bu kalın görüntüyü düzeltemediğini düşünen bir çok insan vardır. Bu konuda kadınlar erkeklere göre daha hassastırlar.

    Kadınlar genellikle bacaklarının normalden kalın olması nedeniyle etek giyemediklerini, kıyafet seçiminde zorlandıklarını vs ifade ederler ve durumun kendilerini psikolojik yönden olumsuz etkilediğini belirtirler. Bacaklarındaki bu kalınlık fonksiyonel yönden hiçbir problem oluşturmamasına rağmen problem estetik bir problemdir ve bu bölgede yapılacak bir müdahale ile çoğu zaman problemin çözümü mümkün olabilmektedir.

    Bacakların inceltilebilmesi ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi mümkün müdür?

    Bacakların vücut ile orantılı ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi için yapılabilecek işlemler 2 ana gruba ayrılabilir.

    1- Cerrahi dışı yöntemlerle bacakların inceltilmesi.

    Diyet, egzersiz, bazı özel cihazlarla yapılan masajlar ve benzeri yöntemlerle bazı durumlarda bacakların görünümünün düzeltilebilmesi mümkün olabilir. Bu durum sınırlı sayıda kimsede yararlı olabilir.

    2- Cerrahi yöntemlerle bacakların inceltilmesi.

    Yukarıda sayılan yöntemlerle bacakların yeterince inceltilemediği durumlarda ki çoğu zaman bu yöntemlerle başarılım olabilmek mümkün olmaz, yapılması gereken şey cerrahi müdahaledir. Cerrahi müdahalede ise yapılan işlem Liposakşın işlemidir. Bu işlemde bacakta kalınlığın esas sebebi olan deri altı yağ dokuları özel cihazlar yardımıyla boşaltılarak bacak inceltilmeye çalışılır.

    Sonuç : Bacaklarının kalınlığından şikayet eden ve rahatsız olan kimseler mutlaka bu konuda bir Plastik Cerrahi uzmanına müracat etmeli ve eğer gerekli ise ve gerçek endikasyonu varsa yapılacak bir müdahaleden yarar görecektir. Tabiî ki bir operasyona karar vermeden önce en ince ayrıntısına kadar doktoru ile konuşmalı ve ikna olmalıdır.




    KOL ESTETİĞİ (Brachioplasty)

    Estetik Plastik Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside kol bölgesinin estetik problemleridir. Kol bölgesinde estetik problemleri dendiğinde akla en sıklıkla gelen ve en bilinenler yaşın ilerlemesi ve kilo alıp vermelerle ortaya çıkan cilt ve yağ fazlalıklarıdır.

    Bir çok insan özellikle yukarıda saydığımız nedenlerle kollarında sarkmalar, cilt fazlalıkları yada aşırı yağlanma nedeniyle estetik cerrahi uzmanlarına müracat ederler. Bu tür probleme sahip olan kimseler genellikle kıyafet seçiminde zorlandıklarını, yada istediği kıyafeti giyemediklerini, vücutlarının diğer kısımları ile bir orantısızlık hissettiklerini, kollarının genel olarak görünümlerinden de rahatsızlık duyduklarını ifade ederler.

    Bu durum hem kadınlar ve hem de erkekler için önemli bir estetik problemdir.

    Kol estetiği dendiğinde yukarıdaki saydığımız değişiklikler dirsek ile omuz arasındaki kol bölgesini içerir.

    Bu bölgedeki sarkmalar yada yağ fazlalıkları cerrahi yöntemlerle düzeltilebilir problemlerdir. Problemin şiddetine ve şekline göre yapılacak tedavi yönteminde de farklılıklar olabilir.

    Kol bölgesinde sarkmalar yada yağ fazlalıkları durumunda en sıklıkla kullanılan yöntemler cerrahi olarak fazlalıkların çıkarılmasını içeren brakiplasti ve cerrahi olarak herhangi bir doku çıkarılmasını gerektirmeyen ve yalnızca fazla olan yağ dokularının vakumla boşaltılmasını sağlayan liposakşın yöntemidir.

    Bu yöntemler bazen birlikte kombine de kullanılabilir.

    Hangi yöntemin tercih edileceğine estetik cerrah ve müracat eden kimse birlikte karar verir. Eğer kol derisinde belirgin gevşeklik ve sarkıklık var ise yapılacak işlem sarkan dokuların uygun bir planlama ve cerrahi yöntemle ortadan kaldırılmasıdır.

    Eğer cilt yada doku sarkması yok fakat normalden ve olması gerekenden fazla bir yağ doku fazlalığı varsa yapılacak işlem liposakşın denilen yöntemle o bölgedeki fazlalıkların ortadan kaldırılmasıdır.

    Aslında sonuç olarak her iki yöntemde bir ameliyat yöntemi olup her birinin diğerine üstünlük yada dezavantajları vardır. Bu yöntemlerin her birinin diğerine göre en bariz üstünlük ya da dezavantajı ameliyat sonrası ortaya çıkan ameliyat izleridir.

    Sarkmalar yada gevşekliklerin fazla olduğu durumlarda bu dokuların ortadan kaldırılması için mutlaka fazlalıkların kesilerek ortadan kaldırılması gerekir. Kesilen yerler mutlaka izle iyileşecektir. Estetik Cerrah ortaya çıkacak olan izlerin çok fazla dikkat çekmemesi ve görünürlüğünü azaltmak için izin kolun iç kısmında kalacak şekilde planlamasını yapar. Ama her halükarda iz olacaktır. Ortaya çıkan iz bazı kimselerde çok az ve ince olmasına rağmen bazı kimselerde bir miktar bariz ve rahatsız edici olabilir. Oluşacak olan izin şiddetini belirleyen şey problemin şiddeti ve kişisel farklıklardır. İz bu yöntemin en önemli handikabı olmasına rağmen kolun ameliyat sonrası aldığı şekil oldukça iyi olacaktır. Ameliyatı yapan plastik cerrahi uzmanı ortaya çıkacak olan izi gizleyerek fark edilirliğini azaltmak için en uygun tekniği seçecek ve planlamayı ona göre yapacaktır.

    Deri sarkmasının fazla olmadığı ve sorunun daha ziyade yağ fazlalığı olduğu durumlarda ise liposakşın yöntemiyle fazla yağların boşaltılması en makul yol olacaktır. Burada herhangi bir ameliyat izi olamayıp yalnızca ince kanüllerin girmesi için 3- 4 mm lik delikler açılır ve işlem buradan yapılır. Bu yöntem sırasında ortaya çıkan çok küçük izler ameliyat izi olarak kabul edilmez çünkü hem çok küçük ve hemde gizlenebilirdir..

    Bu ameliyatların hangi tür anestezi ve nerede yapılacağı sorusu akla gelebilir. Kol estetiği amacıyla cerrahi müdahale yada liposakşın işlemleri mutlaka ameliyatane ortamında yapılmalıdır. Anestezi olarak aksiler anestezi yani koltuk altından ve yalnızca kolun uyuşturularak yapıldığı anestezi türü yada genel anestezi tercih edilebilir.

    Hangi anestezinin tercih edileceğini doktorun deneyim ve tecrübeleri ile hastanın istekleri belirler.




    ÇENE ESTETİĞİ

    Çene yüz üzerinde en önemli anatomik yapılardan olup alt ve üst çene olmak üzere 2 komponenti vardır. Üst çeneyi oluşturan temel yapı maksilla denen kemik iskelet olup bunun dışında mukoza, deri, kas yağ ve bağ dokuları iskeleti saran yumuşak doku yapılarıdır. Alt çeneyi oluşturan temel iskelet yapısı ise mandibula adı verilen sağlam kemik yapıdır ve 2 adet eklem ile kafatasına bağlantı sağlar. Yine bununda etrafını yukarıda olduğu gibi yumuşak dokular sarar.

    Alt ve üst çeneyi oluşturan dokuların gelişimi aşamasında ortaya çıkan eksiklikler ya da fazlalıklar nedeniyle çenelerde şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Çenenin asıl fonksiyonu çiğneme ve beslenme fonksiyonu olmasına rağmen estetik yönden de son derece önemlidir. Alt ve üst çene içerdiği dişler ve bunların birbirleri ile ilişkisi yönünden de son derece önemlidir. Çenenin yapısında meydana gelen bozukluklar üzerindeki diş dizilimini de olumsuz etkileyerek dişlerin görünümünde bozuk olmasına yol açar.

    Çene kemiklerinin anormal gelişimlerinden kaynaklanan problemler ortognatik cerrahi ya da çene cerrahisi veya maksillofasiyal cerrahi olarak adlandırılan ve Plastik cerrahinin de ana konularından biri olan problemlerdir. Bu gibi durumlarda Plastik Cerrahinin başkanlığında diş hekimliği ve ortodonti işbirliği ile gerekli hazırlıklar ve müdahaleler yapılır.

    Çok farklı ameliyat yöntemleri ile daha önceden ortodonti uzmanlarınca incelemeleri ve hesaplamaları yapılan çene problemlerinde düzeltmeler sağlanır. Hem fonksiyonel yönden çenenin düzeltilmesi sağlanmış olur ve hem de estetik yönden daha uyumlu ve güzel bir yüz elde edilmiş olur.

    Bazen de temel olarak alt ve üst çenede çok önemli bir bozukluk olmamasına rağmen yalnızca alt çenede mevcut olan küçüklük yada büyüklük nedeniyle estetik sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda sadece alt çenede yapılacak cerrahi müdahalelerle diş dizilimini de değiştirmeden alt yüz bölgesinin görünümünde çok önemli düzelmeler sağlar. Alt çenede yapılan küçük cerrahi müdahalelerle elde edilen sonuç yalnızca genel yüz görünümünü düzeltmekle kalmaz aynı zamanda boyun yüz ilişkisini de düzeltir. Boyun çene açısını derinleştirir yada ihtiyaca göre daraltır.

    Çenenin küçültülmesi yalnızca alt çene kemiğine yapılan cerrahi müdahalelerle mümkündür. Yapılacak cerrahi müdahaleler genel anestezi altında yada sedasyon altında lokal anestezi ile yapılabilir. Makrogeni olarak da adlandırılan çenenin büyük olduğu durumların tedavisi yalnızca cerrahi yöntemlerle mümkündür. Cerrahi işlemler deneyimli Plastik Cerrahi uzmanlarınca yapılığı takdirde yok denecek kadar azdır.

    Çene küçüklüğü yada Mikrogeni düzeltme işlemi ise kemikte herhangi bir işlem yapmadan üzerine konulan çene protezleri ile yapılabilir yada çeşitli dolgu malzemeleri kullanılarak yumuşak doku büyültmesi volüm artırılması sağlanabilir.

    Çene üzerinde yapılan bu işlemlerle estetik görünüm düzeltilir ve yüz bölgesinde bulunan anatomik yapıların birbirleri ile ilişkisi daha uyumlu hale getirilir.




     LAZERLER İLE LEKE TEDAVİSİ

    Lazerler tıpta bir çok amaçla başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    Lazerlerin başarılı bir şekilde kullanıldığı alanlardan biriside leke tedavisidir.

    Lekeler denildiğinde elbetteki tek bir çeşit sorun yada problem kastedilmez ama ama çoğunlukla anlatılmak istenen yada anlaşılan şeyler şunlardır.

    İnsan bedeninde doğuştan olan yada hayatın herhangi bir aşamasında ortaya çıkan ve renk olarak da normal deri renginin dışında olan problemler kısaca leke olarak adlandırılabilir.

    İnsan vücudunda olan ve onları hem estetik açıdan rahatsız eden ve hem de zaman zaman fonksiyonel sorunlara yol açan lekeler doğuştan yada sonradan ortaya çıkabilir.

    Doğuştan mevcut olan lekeler;

    Koyu siyah-kahverengi yada ara renklerde olan lekeler:

    benler,

    nevuslar….

    Kırmızı-mavi yada ara renkde olan damarsal orijinli olan lekeler:

    hemanjiomlar,

    kırmızı şarap lekeleri…

    Sonradan ortaya çıkan lekeler:

    Güneş lekeleri,

    yaşlılık lekeleri…

    Burada ifade etmediğimiz bir çok farklı leke türü yine çeşitli şekilde karşımıza çıkabilir.

    Örneğin dövmeler vs bu gruba örnektir.

    Bu lekelerin bir çoğunda lazerler ile tedavi mümkün olup bazılarında ise tedavide yetersiz kalabilir.

    Lekelerin beden üzerinde en fazla yerleşik olduğu bölge vücudun baş boyun bölgesi ve güneş gören diğer bölgelerdir. Bu durumda ister istemez bu durumlarda estetik

    Önemli olan şudur;

    Herhangi yapıda bir leke nedeniyle şikayeti olan bir kimse bunun tedavi seçeneneklerinden birisininde günümüzde lazer uygulamaları olduğunu bilmesi gerekir.

    Bu amaçla en çok kullanılan lazerler;

    Pulsed dye lazer,

    Nd Yag Lazer,

    Erb Yag Lazer,

    Diode Lazer,

    Fraksel Lazer,

    Olup, hangi tür leke tedavisinde hangi lazerin ve hangi şekilde kullanılacağına bu konuda deneyimli plastik cerrahi uzmanı yada dermatolog karar verecektir.

    Sonuç;

    Herhangi bir nedenle oluşmuş olan cilt lekelerinin tedavi yöntemlerinden birisinin ve belki de en önemlisinin lazer tedavisi olduğu unutulmamalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki bazı cilt lekelerinin lazer ile tedavisi oldukça kolay ve yüz güldürücü olmasına rağmen bazen de cilt lekelerinin tedavisi oldukça inatçı yada zor olabilir. Bu tür bir probleme sahip olan bir kimsenin yapması gereken şey bu konuda yeterli donanıma sahip bir klinik ve deneyimli bir plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanı ile iletişime geçerek kendi özel durumu ve tedavisi konusunda birinci elden ayrıntılı bilgi alması gerekir.




     LAZER İLE HEMANJİOM

    Hemanjiomlar çoğunlukla doğuştan olmasına rağmen bazen de hayatın başka bir safhasında ortaya çıkan içerisi damarsal yapılar ile dolu kitlelerdir.

    Doğuştan damarsal kitlelerin adlandırılması yada sınıflandırılması farklı şeklilerde olmasına rağmen okuyucuların kafalarının karışmaması amacıyla hepsine birden hemenjiom demeyi daha uygun buldum.

    Hemanjiomlar vücudun hemen her bölgesinde ve hatta iç organlarımızın içinde bile bulunabilmesine rağmen çoğunlukla baş ve boyun bölgesinde karşımıza çıkarlar.

    Bu lezyonlar çoğunlukla kırmızı renkli ve deriden kabarık şişlikler şeklinde karşımıza çıkabilmesine rağmen bazen deri ile aynı seviyede yada farklı renk ve yapılar şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir.

    Özellikle doğum aşamasında karşımıza çıkan yada doğumdan sonraki günler yada haftalar içerisinde karşımıza çıkan hemenjiom yani kırmızı kitleler zaman zaman bebeklerin yada çocukların görünümlerini bozmaları yanında onların yeme içme, görme, nefes alma, işitme gibi fonksiyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilirler.

    Bazen de hiçbir fiziksel rahatsızlığa yol açmamalarına rağmen yalnızca görünümleri nedeniyle estetik açıdan bu çocukları yada onların ailelerini rahatsız edebilirler.

    Hemanjiomlar şişlikleri, yada kırmızı şarap lekesi olarak da adlandırılan düz hemenjiom lekeleri lazer tedavisinden oldukça yarar gören problemlerdir.

    Özellikle;

    Pulsed Dye Lazerler,

    Nd Yag Lazerler,

    Bu problemlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    Tedavi seanslar şeklinde yapılmaktadır,

    Ortalama ayda 1 kez olmak üzere 5-10 seans lazer uygulaması tatmin edici sonuç almak için gerekli olmaktadır.

    Lazere başarılı cevap verme konusunda uygulanan lazer ve uygulayan plastik cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanının deneyimi yanında hastanın sahip olduğu bu hemenjiom dokusunun histolojik yani yapısal özellikleri de etkili olmaktadır.

    Sonuç;

    Hemanjiom nedeniyle tedavi araştıran kimselerin bilmesi gereken şeylerden biriside bu problemlerin tedavisinde lazerlerinde oldukça yararlı olduklarıdır.

    Özellikle seçilmiş olgularda kullanıldıklarında diğer hiçbir tedavi yöntemi ile elde edilemeyecek başarılı ve yüz güldürücü sonuçlar elde edilecektir.

    Elbette ki çok daha ayrıntılı bilgiler hekim ile direkt görüşmede hekim tarafından hastaya yada ailesine verilmesi gerekir.




    LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA

    LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA

     Lazerlerin plastik cerrahide kullanım amaçlarından biriside özellikle cilt üzerinde bulunan iyi huylu kitlelerin çıkartılmasıdır. Bir çok insanın vücudunun farklı yerlerinde çoğunlukla hayatın ileri aşamalarında ortaya çıkan iyi huylu küçük cilt kitleleri mevcuttur. Farklı özelliklere ve görünümlere sahip olan bu lezyon yada kitleler çoğu zaman hiçbir problem yaratmadan kişi ile birlikte mezara kadar gider. Ancak zaman zaman bu kitleler özellikle estetik anlamda rahatsızlık yaratırlar.
    Halk arasında da polip yada et beni, veya benler olarak adlandırılan bu kitleler rahatsızlık kaynağı olduklarında mutlaka çıkarılmaları gerekir. Bu tür problemlerin cerrahi olarak çıkarılmaları her zaman mümkün olmasına rağmen özellikle yüz bölgesinde olanlar veya vücudun diğer bölgelerinde olan ve fazla sayıda olan bu kitlelerin cerrahi ile değil de lazer ile çıkarılmaları hem daha pratik ve hem de iz yönünden daha avantajlı olmaktadır.
     
    Lazer ile çıkarılan iyi huylu kitlelerin çıkarılması sonrasında ortaya çıkan yara izleri yani skar dokusu cerrahi olarak çıkarılanlar ile kıyaslandığında çok daha azdır ve hatta bazen iz hemen hemen hiç oluşmaz. Lazer ile kitle çıkarılması işlemi çoğu zaman anestezi uygulaması gerektirmeden yapılmasına rağmen bazen de çok hafif bir lokal anestezi gerekli olabilir, Bu amaçla kullanılan lazerler, CO2 lazerler, Erb Yag Lazerlerdir. Sonuç;
     
     Lazer tedavisi ile vücudundaki herhangi bir kitleden kurtulmak isteyen bir kimse mutlaka bir plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanı tarafından uygulama öncesi dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu kitlenin iyi huylu bir kitle olduğuna ve bir kötü huy karakteri taşımadığına kesin kanaat getirdikten sonra deneyimli plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanınca lazer uygulaması ile kitle çıkarılmalıdır.
     
    Bu uygulama klasik cerrahi uygulama ile kıyaslandığında son derece basit bir uygulama olup, Uygulama sonrası ortaya çıkan iz ise kıyaslanamayacak kadar az yada hiç fark edilemeyecek kadar sınırlıdır.
     
    Lazer Epilasyon fiyatlarımızı öğrenmek için  444 1 326 nolu telefonu arayabilir. info@fbmestetik.com adresine mail gönderebilirsiniz.



    LAZERLE VARİS TEDAVİSİÖzellikle kadınlarda ve ayakta çok durmayı gerektiren meslek gruplarında varisler sıklıkla ortaya çıkan patolojik durumlardır. Varis denildiğinde normal ebatlarından daha fazla genişlemiş toplardamar yapıları anlaşılmaktadır.

    Varisler derin ve yüzeyel olarak 2 ana gruba ayrılır ve ana sebep bir çok nedenden dolayı toplardamar kapakçıklarının ve duvar elastikiyetinin fonksiyonel bozukluğudur.

    Bu nedenlerden dolayı özellikle bacağın en alt kısımlarından yukarıya yani kalp seviyesine doğru normalde olması gereken toplardamar kan akımı yönü bozulur ve kan aşağılarda damar içerisinde göllenmeye başlar.

    Buraya kadar anlatılan varis konusu estetik olarakta önemli bir sorun olmasına rağmen daha ziyade fonksiyonel bir problemdir. Ortaya çıkardığı ağrı ve kramplar, kronik yorgunluklar önemli şikayetlerdir.

    Bu problemlerin teşhisi ve tedavisi estetik plastik cerrahi değil kalp ve damar cerrahisinin esas uğraşı alanıdır. Bu tip problemleri olan kimseler özellikle ve öncelikle vasküler cerrahi uzmanlarına müracat etmelidir.

    Biz estetik cerrahi uzmanlarına daha ziyade yalnızca küçük damar varisleri olarak adlandırabileceğimiz çok yüzeyel varisleri olan kimseler müracat etmektedirler. Bu durumda asıl problem estetiktir. Bacaklarındaki özellikle mavi renkli ve birkaç mm çaplı küçük yılankavi damarlar kişiyi estetik olarak rahatsız eder.

    Bu kişilerde problemin lazerle tedavisi gündeme gelmektedir.

    Çeşitli vasküler etkili lazerle kullanılarak bu küçük çaplı damar yapılarını ortadan kaldırmak seçilmiş vakalarda mümkün olabilmektedir.

    Lazer ışını alana uygun dozlarda uygulanmakta ve damar içerisindeki kromofob hücrelerce emilen lazer ışını ortamda bir ısı oluşumuna ve koagülasyona neden olmaktadır.

    Kısaca oluşan ısının etkisi ile küçük damar yapılarında yani varislerde tahribata yol açmakta ve daha sonra kan dolaşında bulunan özel sindirim hücreleri bölgeye gelerek tahrip olmuş vasküler yapıların ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır.

    Yüzeyel varisleri olan fakat yapılan analizlerle derin toplardamar sistemlerinde problem olmayan kimselerde eğer uygun vasküler lazerler uygun dozlarda kullanılırsa tatmin edici sonuçlar elde edilebilir.

    Bazen 1 yada 2 seans netice almak için yeterli olabilirken bazen daha fazla seans gerekebilir.

    Ayrıntılı ve tatmin edici bilgi için mutlaka lazer uygulamasını yapacak olan plastik cerrahi uzmanı yada konunun uzmanı dermatoloji uzmanı kişiyi değerlendirmeli varisi değerlendirmeli ve olası muhtemel sonuçları kişiye ayrıntılı bir şekilde anlatmalıdır.

    Yüzeyel varis tedavisinde lazer uygulamaları günümüzde uygulanan ve başarılı sonuçları olan uygulamalardır.



    Saç ekimi nedir Saç ekimi günümüz en sık yapılan estetik operasyonların başında gelmektedir. cErişkin çağı erkek nüfusunun yaklaşık yarısı kellik sorununu yaşamaktadır. Saçsızlık yani kellik erkeklerin çoğunda psikolojik yönden bir rahatsızlık kaynağı olmakta, bazıları ise bu sorunu çok daha abartılı bir şekilde günlük hayatına yansıtmaktadır. Bazı kimseler bu durumu normal olarak kabullenip normal yaşantılarına yansıtmamaya çalış salarda bazıları çok yoğun bir şekilde adeta takıntı derecesinde bu durumlardan etkilenmektedir. Kellik sadece erkelerde bir sorun olarak karşımıza çıkmamak da kadınlarda da görülebilmektedir. Erkeklerle kıyaslandığında, kadınlarda kellik sorunu çok daha nadir olarak görülür.

    Kellik nedenleri çok daha geniş olarak bir başka yazımızda konu edileceği için burada anlatılmayacaktır. Bu yazının amacı kellik tedavisinde günümüzde en sık kullanılan saç ekimi konusunda okuyucuları bilgilendirmektir. Saç ekimi sınırlı uyuşturma altında başın arka kısmından alınan saçlı derinin folliküllere, yani saç köklerine ayrılarak başın saçsız olan bölgesine yeniden dağıtılmasıdır. Yani kişinin kendine ait olan saçların kel alanlara ekilmesi işlemidir. Bu işlem farklı tekniklerle yapılmakta olup zaman zaman saç ekiminde FUT tekniği ya da FUE tekniği veya mikro-minigraft megasession tekniği gibi farklı isimlerle anılan teknikler mevcuttur. Hangi teknik kullanılırsa kullanılsın yapılan işlemin esası aynı olup saçlı bölgeden kökü ile birlikte saçın alınması ve kel olan bölgeye uygun bir şekilde yerleştirilmesi söz konusudur. Yapılan işlem bir cerrahi işlem olmasına rağmen diğer cerrahi işlemlerle kıyaslandığında oldukça basit, riskleri oldukça az sonuçları ise yüz güldürücü bir müdahale şeklidir.

    Saç ekimi operasyonu kolay bir operasyon olmasına rağmen bir ekip çalışması gerektiren, zaman ve sabır isteyen, aynı zamanda bilgi ve yetenek isteyen bir tedavi şeklidir. Operasyon yapılan yerin mutlaka ameliyathane koşullarını içermesi gerekir. Basit bir koltuk üzerinde sıradan bir ofiste ya da muayenehanede yapılacak kadar basit bir işlem de değildir. Bu operasyon mutlaka bir ekip tarafından yapılmalıdır ve ekip Plastik Cerrahi uzmanının gözetiminde olmalıdır. Gerekli ekip, deneyim, donanım ve donanıma sahip olmak da başarılı bir saç ekimi için olmazsa olmaz koşullardır.

    Uygun bir ortamda uygun bir teknikle yapılan saç ekimi işlemlerinin sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. Birçok vakada tek seans da tatmin edici sonuçlar alınabilmesine rağmen, Başarılı ve tatmin edici sonuçlar için 2 ya da nadiren 3 seans ekim işleminin yapılması gerekebilir. Ekim yapılan bir olguda 2 seans arasında en az 6 aylık bir zaman geçmesi gereklidir. Saç ekimi yapıldıktan sonra ikinci bir seans’a gerek olup olmadığına 6 ayın sonunda ekimi yapan hekim ve ekimi yaptıran kişi birlik de karar verir.

    Saç ekimi sonrası çıkan saçlar kişinin kendi doğal saçları olduğu için tamamen normal fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahiptir. Diğer saçlar gibi uzar, tıraş edilir, boyanır vs. Saçın tüm karakteristikleri alınan bölgenin özelliklerini taşır. Bu özellik nedeniylede başın arka kısmından alınarak ekilen saçlar dökülmez çünkü biliyoruz ki saçlarımız ne kadar dökülürse dökülsün başın arka kısmındaki saçlar dökülmemektedir. Aynı hafıza ekim sırasında diğer özelliklerle birlik de yeni yerine taşınmaktadır.

    Saçsızlık ya da bir başka deyişle kellik sorunu yaşayanlar için günümüzde en geçerli modern tedavi yöntemi saç ekimi yöntemidir.
     
       Fbm Estetik ile saçlarınızdaki sorunlara çözüm bulmayı hedefliyoruz.
    444 1 326 numaralı telefonu arayarak randevu alabilirsiniz



    fue yöntemi ile saç ekimi Saç ekimi çok uzun zamandır bilinen ve uygulanan bir yöntemdir ve saçsızlığın yani kelliğin tedavisinde sonuçları en kesin olan yöntemdir. Çeşitli ilaçları, merhemleri, spreyleri, kozmetikleri ya da şampuanları kullanarak saçsızlığa ya da kelliğe kalıcı çözüm henüz mümkün değil. Bu konularda yapılan bilimsel çalışmalardan ümit verici sonuçlar elde edildiğinde mutlaka Plastik Cerrahi uygulamaları arasındaki yerini alacaktır.

    Biraz öncede bahsettiğimiz gibi günümüzde kelliğin en etkili ve kesin tedavi yöntemi saç ekimi olarak bilinen yöntemdir. Bu yöntem 1940’lı yıllardan beri bu amaçla kullanılmasına rağmen özellikle son 15 yıldan beri çok daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. İlk uygulanmaya başlandığı yıllardan günümüze bir çok farklı saç nakli yöntemi uygulanmış olmasına rağmen günümüzde en fazla kullanılan 2 yöntem mevcuttur.

    1- Mikrograft Megassion yöntemiyle saç nakli,

    2- FUE yöntemiyle saç nakli,

    Her iki yöntemde de kişinin kendisine ait olan saç kullanılmakta, genellikle ense kısmından yada başın saçlı olan yan kısımlarından elde edilen saç dokusu kökü ile birlikte çıkarılarak saçsız yada kel olan bölgeye nakledilmekte yani ekilmektedir.

    Mikrogreft megasession yönteminde başın saçlı kısmından şerit şeklinde çıkarılan saçlı doku daha sonra birli, ikili, üçlü yada dörtlü saç kümelerine kökleri ile birlikte ayrılmakta ve saçsız olan bölgelere nakledilmektedir. Bu yöntemde nakledilen ve graft denilen saç dokusu sayısı en az 1000 en fazla 3000 civarında olup ortalama 1500 civarındadır. Bu sayının kaç adet saç anlamına geldiğini hesaplarsak her graft ortalama 1-4 saç içerdiği için 2000-5000 adet saç demektir. Ekilen yani kel alanın büyüklük yada küçüklüğüne göre sayı değişebilir.

    FUE yöntemi günümüzde özellikle ülkemizde daha fazla tercih edilmektedir. Bunun nedenleri arasında tekniğin reklamının medyada çok fazla yapılması, Bu konuda televizyonlarda ve basında plastik cerrahi uzmanlarının da çok fazla aydınlatıcı kunuşmalar yapması sayılabilir. Tabiki farkedilebilir iz olmaması en önemli avantajıdır.FUE yöntemi de aslında çok eskiden beri bilinen ve uygulanan bir yöntemdir. Bu yöntemde ise ekilecek saç, özellikle ve en sıklıkla baş saçlı derisinden başın kel olmayan bölgelerinden alınmaktadır. nadiren vücudun sırt, göğüs gibi kıllı olabilen diğer bölgelerinden elde edilebilmektedir. Bu yöntemde şerit şeklinde bir saç çıkarma yoktur ve saçlar tek tek yada 2 veya 3 saç kökünü birden içerecek şekilde gruplar halinde özel mikromotorlu sistemler kullanılarak çıkarılır. Bu aletlerin çapı çok küçük olduğu için yalnızca çok küçük miktarda dokuyu beraberinde çıkarır ve çıkarılan saçın yerine dikiş atmak gerekmez. Dolayısıyla bu yöntemde çizgi şeklinde ameliyat izi yoktur. Bu yöntemde ameliyat izi yoktur.
    Bir plastik cerrahi uzmanının başkanlığında deneyimli bir ekip tarafından yapıldığında sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. Tabiki daha ayrıntılı görüşme saç nakli işlemini yapacak olan plastik cerrahi uzmanı ile görüşme sırasında elde edilebilecektir. 
    FUE yönteminin üstünlüklerini sayarken şerit şeklinde ameliyat izi oluşturmaması, yalnızca baş saçlı derisinden değil vücudun kıllı olan diğer bölgelerinden de saç nakline izin vermesi sayılabilir.



    Scalp Redüksiyonu ile saç tedavisi Kelliğin tedavisiKelliğin tedavisinde günümüzde en geçerli ve sonuçları en kesin olan yöntem İngilizce hair replantation denilen saç ekimi yöntemidir. Bunun dışında birçok isimle ve tanımlamayla, yapılan işlem anlatılabilmektedir. Saç yenileme cerrahisi de denilmektedir. Fakat saç yenileme cerrahisi tabiri daha genel bir tabir olup her zaman yalnız saç ekimi anlamına gelmez. Erkeklerde bu konu daha çok populer bir konu olmasına rağmen anlatılan şeyler konudan muzdarip bayanlar içinde geçerlidir.

    Saç yenileme cerrahisi ya da daha Türkçe ve anlaşılır bir ifadeyle her ne sebeple oluşmuş olursa olsun kelliğin cerrahi yöntemler kullanılarak tedavisi estetik cerrahide günümüzde en sık yapılan operasyondur denilebilir. Bu operasyonun birçok farklı yöntemi vardır ve bunlardan bir tanesi de scalp redüksiyonu denilen başın kel olan bölgesinin cerrahi yöntem kullanılarak daraltılması ve başın saçlı olan bölgesinin ise genişletilerek daha geniş bir alanı örtmesinin sağlanmasıdır. Bu durum en sıklıkla iki şekilde yapılabilir. Başın kel olan alanı ki özellikle başın tepe kısmı ve tepeye yakın arka kısmı için bu yöntem uygun hastalarda kullanılabilir. Birinci yöntemde uygun şekilde işaretlenmiş olan kel alan başın derisinin gevşekliğinden ve esnekliğinden faydalanarak çıkarılır ve ortaya çıkan açık yara bölgesi kenar saçlı deriler birbirlerine yaklaştırılarak kapatılır. Böylece toplam saçsız alan yani kel alan daraltılmış buna karşılık ise saçlı deri bölgesi birbirine yaklaştırılarak gerilmiş ve daha geniş bir alana yayılmış olur. Kel alan daraltılmış saçlı alan genişletilmiştir. Toplam baştaki saç sayısı değişmemiştir yine aynı sayıda saç vardır kafada fakat mevcut saçlı deri daha geniş bir alana yayılmıştır.

    Bu işlem belli zaman aralıkları ile birkaç kez tekrarlanarak çok daha geniş kel bölge çıkartılmış ve mevcut saçlı alan ise daha geniş bir alana yayılmış olur. İşlemi en az 3 ay arayla tekrarlamak bazen mümkün olabilir bazen ise 1 yıl kadar bile beklemek gerekebilir ikinci bir daraltma işlemi için. Bu süreyi belirleyen temel faktör ise o kişinin yara iyileşme özellikleri ve baş saçlı derisinin kişiye özel temel özellikleridir.

    Bazı kimselerde baş saçlı derisi esnekliği çok fazla değilken bazı kimselerde ise tam tersine bu esneklik çok fazladır. Esnekliğin ve gevşekliğin çok fazla olduğu durumlarda bu özellikten yararlanılarak kel alanın daraltılması işlemi daha kolay yapılır ve yine bu özelliğe sahip kellik olgularında iki daraltma işlemi arasındaki süre 3 aya kadar düşebilir. Tabiî ki bunun terside doğrudur yani esneklik ve gevşeklik ne kadar az ise o kadar fazla sayıda cerrahi işlem gerekir. İki işlem arası mesafe o kadar uzundur bazen 1 yıl kadar sürebilir.

    Bu yöntemin kellik tedavisinde kullanılabilmesini belirleyen bir diğer durum yine o9 kişinin yara iyileşme özelliği sonucu oluşan yara izi farklılığıdır. Cerrahi işlem sonrası bazın kimselerde normalden çok fazla yara izi ya da ameliyat izi kalır. Hipertrofik skar ya da bazen keloid denecek kadar fazla olan bu yara izleri çok rahatsız edici bir durumdur ve kolay tolere edilemez. Öyküsünde bu tür şikâyetleri olan kimselerde ya da bu potansiyeli taşıyan kimselerde yine bu işlemi yapmak doğru değildir.

    Sonuç olarak bazı seçilmiş ve durumu uygun kellik problemi olan olgularda saç onarım cerrahisi olarak başvurulacak yöntemlerden biriside aşamalı scalp reduksiyonu denilen yöntemdir. Bu yöntemin kullanılması sınırlı sayıda kişide mümkündür ve bunun kararını verecek olanda bu konuda deneyimi olan bir Plastik Cerrahi uzmanıdır. Seçilmiş hastalarda oldukça iyi sonuçlar elde edilebilir. Bir sonraki yazımızda ise yine aynı amaçla kullanılan bir başka yöntemden bahsedeceğiz.



     Saç Mezoterapisi ile Saç tedavisiSaç dökülmesi gerek erkeklerde ve gerekse kadınlarda çok önemli bir sorundur. Saç dökülmesi nedenleri konusunda bir çok farklı görüş ve teoriler olmasına rağmen en sık ve bilinen neden androjenik alopesi denilen erkeklik hormonunun etkisine bağlı saç dökülmesidir. Bu durum farklı kimselerde kendisini farklı şiddette gösterebilir yani bazı kimselerde saç dökülmesi ve kellik hafif şiddette olmasına rağmen bazılarında neredeyse saçlı kafa derisinin tamamı etkilenmiştir.

    Kellik tahmin edildiğinin ötesinde kişileri etkiler. Biraz önce ifade ettiğimiz gibi bu sorun yalnızca erkeklerin değil aynı zamanda kadınlarında önemli sorunlarındandır. Kadınlardaki saç dökülmesinin en sık nedeni de yine erkek tipi kellik yani androjenik alopesidir.

    Peki bu problemin çözümü var mıdır? Ne yazık ki günümüzde saç dökülmesi ve kelliğin saç ekimi dışında radikal ve kesin bir çözümü yoktur. Mutlaka bir çok kez saç dökülmesini önleyici ve hatta kelliği sorun olmaktan çıkarıcı olduğu iddia edilen bir çok ilaç ve şampuanın reklâmları yapılmaktadır. Bunların tamamına yakını en azından aşırı abartı içeren ve gerçek çi olmayan reklamlardır. Ne yazıkki günümüzde saç dökülmesi ve kelliğin ilaç ve benzeri yöntemlerle tedavisi mümkün değildir.

    Saç dökülmesi ve kelliğin tedavisine yönelik Dünyada binlerce ilaç şampuan yada benzeri kozmetik ürünün üretim ve satışı yapılmasına rağmen gerçekte bilimsel olarak etkinliği ispatlanmış ilaç sayısı yalnızca birkaç adettir. Bu etkinliği ispatlanmış ilaçlarında etkisi son derece sınırlı olup hiçbir zaman saç dökülmesi yada kelliğe çözüm tarzında lanse edilemez.

    Saç üzerinde olumlu etkisi olan sınırlı sayıdaki ilaçların kullanılması yalnızca kıl folliküleri üzerine olan etki ile saçların bir miktar daha canlı hale gelmesini, henüz hayatiyetini yitirmemiş fakat ölmek üzere olan saç köklerini kuvvetlendirici etki gösterebilir ve bu etkiler klinik anlamda hiçbir zaman tatmin edici olmaz.

    Saç mezoterapisi saçlı derinin orta tabakasına yani kıl köklerinin bulunduğu tabakaya saç kökleri üzerine direk etkili olan etkin ilaçların mineraller, vitaminler ve kan dolaşımını artırıcı ilaçlarla birlikte injekte edilmesidir. Baş saçlı deri içerisine zerkedilen bu ilaçların saç dökülmesini durdurduğu, zayıf saç köklerini güçlendirdiği kabul edilir. İğne ile ilaçların zerkedilmesi sırasında bir miktar acı olabilir fakat rahatlıkla tolere edilebilir. Bazı kimselerde ağrı çok az hissedilir bu durum ağrı eşiğinin kişiler arasında farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Kullanılan iğneler oldukça ince ve bu amaç için yapılmış son derece ince uçlu iğnelerdir.

    İşlem sırasında kullanılan ilaç karışımları ve protokoller farklı kliniklerde farklılıklar içerebilir. Yalnızca vitamin içeren karışımların bu amaçla kullanılması durumunda istenen sonucun alınması mümkün değildir. Uygulanan protokollerin içerisinde mutlaka saç üzerine etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış aktif maddeler yeterli oranda bulunmalıdır. Uygulama mutlaka hijyenik koşullarda yapılmalıdır.

    Saç mezoterapisi uygulamaları genellikle haftalık seanslar halinde ve mümkünse 10 seans şeklinde önerilmektedir fakat farklı yerlerde farklı protokollerle ve farklı uygulama sıklıkları ile yapılabilmektedir.

    Kimlere saç mezoterapisi önerilir?

    Saç dökülmesi yada saçlarda zayıflık şikayeti olan kadın yada erkek herkes de saç mezoterapisi uygulanabilir. Bunun dışında saç ekimi uygulaması yaptırmış olanlarda ekim sonrası dönemde destekleyici amaçla aynı uygulama yapılabilir.

    Saç mezoterapisi uygulamaları nerelerde yapılmaktadır konusu da önemlidir. Bu tür uygulamaların bir Plastik Cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanı tarafından yönetilen kliniklerde ve onların gözetim ve denetimi altında yapılmalıdır.



    DOLGU Birçok insan yüzünde, boynunda, bacaklarında, elinde ya da başka bir vücut bölgesinde var olan derin çizgilerden, inceliklerden yada zayıflıklardan şikayetçi olabilmekte ve tedavi konusunda arayışa girebilmektedir. Geçmişte ve günümüzde bu tür şikayetlerin tedavisinde kısaca ‘’dolgu’’ olarak adlandırılan tıbbi malzemeler kullanılmış ve halende kullanılmaktadır

    Estetik Plastik Cerrahinin ilgi alanlarından biriside özellikle yüz bölgesi başta olmak üzere boyun ve el gibi bölgelerde oluşmuş olan derin çizgilerin, doku gevşekliklerinin, çukurluklarının incelik ve zayıflıkların ya da doku eksikliklerinin tedavisinde, yumuşak dokulardaki eksikliği gidermek için kullanılan ve dolgu malzemeleri olarak adlandırılan malzemelerin kullanılmasıdır. Doğuştan yada sonradan ortaya çıkan bazı doku eksiklikleri veya yaşlılık, mimiklerin aşırı kullanılması gibi nedenlerle ortaya çıkan derin çizgilerin tedavisi amacıyla kullanılan yöntemlerden biridir dolgu kullanımı.

    Dolgu malzemeleri olarak adlandırdığımız bu malzemeler elde edildikleri kaynaklara göre farklı sınıflandırılırlar ve her birinin diğerlerine bazı avantaj yada dezavantajları olabilir.

    1- Kişilerin kendi vücudundan elde edilen dolgu malzemeleri: en bilineni yağ dokusudur. Kişinin kendi vücudundan yağ dokusu çıkarılır ve eksik olan başka bölgelere injekte edilir. Yağ dokusu dışında diğer yumuşak dokulardan da dolgu amaçlı faydalanılır ve doku kokteyli olarak da adlandırılan doku karışımları sıklıkla kullanılmaktadır.

    2- Hayvansal orijinli dolgu malzemeleri: Hayvanların yumuşak dokularından elde edilir. Kullanmadan önce allerji ihtimalini engellemek için test uygulaması gereklidir.

    3- İleri teknoloji laboratuar ortamında hazırlanmış dolgu malzemeleri. Bunlar belirttiğimiz gibi ileri teknoloji ortamında üretilmiş ve vücutla tamamen uyumlu malzemelerdir. Kimyasal düzeyde ve içerik anlamında birbirinden farklı çok sayıda ticari ürün mevcuttur.

    Ana hatlarıyla bu şekilde sınıflandırılan yumuşak doku tamamlama ürünleri yani dolgu malzemelerinin bir çok alt tipleri vardır. Bunlar aynı zamanda uygulandıkları bölgede kalma sürelerine göre geçici yada kalıcı dolgu malzemeleri olarak ta sınıflandırılırlar.

    Bazı dolgu malzemeleri uygulandıktan sonra kısa süre içerisinde etkisini kaybederler. Bazı dolgu malzemeleri ise uygulandıktan sonra birkaç ay daha etkisini sürdürürler ve ondan sonra vücut tarafından etkisizleştirirler. Yine bazı dolgu malzemeleri vardır ki kalıcıdırlar ve uygulandıkları şekilde kalırlar.

    Kişilerin kendisinden alınan yağ dokusu yada doku kokteyli olarak kullanılan diğer yumuşak dokuların önemli bir kısmı uygulandıkları bölgede vücut tarafından eritilirler. Bu erime ya da azalma oranı kişilere, uygulanan bölgelere ve uygulama tekniğine ve miktarına göre farklılıklar gösterebilir. Bu sebeple bu tür uygulama yapılan kişilerde kesin sonuç almak için uygulamaların tekrarlanması gerekir.

    Hayvansal orijinli dolgu malzemeleri günümüzde çok daha az tercih edilmektedir.

    En sık kullanılan dolgu malzemeleri ileri teknoloji laboratuar ortamında hazırlanmış ve vücut kimyası ile uyumlu dolgu malzemeleri ve kişinin kendisinde hazırlanan yağ dokusu gibi dolgu malzemeleridir.

    Yüzünde derin bir kırışıklık ya da çizgi, yine yanaklarında zayıflık ya da çöküklük, dudaklarında belirgin incelik, ellerinde kırışıklık ve deri altı yağ doku yetmezliği, bacaklarında incelik ve benzeri şikayeti olan kimselerde başvurulan tedavi yöntemlerinden birisi dolgu malzemeleri ile deri altı boşlukların doldurulmasıdır. Hangi bölgede hangi tür dolgu malzemesinin kullanılması gerektiğine Plastik Cerrahi ya da Dermatoloji uzmanı hastasıyla birlikte onunda beklentilerini dikkate alarak verecektir.



     PEELİNG Peeling derinin yüzeysel tabakasının çeşitli kimyasal maddeler kullanılarak soyulması ve bu soyulan derinin yerine daha düzgün, pürüzsüz ve lekesiz bir cildin ortaya çıkmasıdır.

    Gerek Plastik cerrahi uzmanlarınca ve gerekse Dermatoloji uzmanlarınca zaman zaman endikasyonu olan kimselere uygulanmakta olan kimyasal peeling yöntemi uygun hastada ve uygun kimyasal formüller kullanıldığı takdirde oldukça iyi ve yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

    Kimyasal peeling işlemi kimlere uygulanmaktadır?

    Yaşlanmaya bağlı olarak özellikle yüz bölgesinde ortaya çıkan yaşlılık lekeleri, uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmaya bağlı olarak yine özellikle yüz bölgesinde ortaya çıkan güneş lekeleri sıklıkla karşılaşılan problemlerden olup bunların tedavisinde kimyasal peeling özellikle yararlı olmaktadır. Yine bir çok nedenlerle ortaya çıkabilen yüz bölgesi lekelenmelerinin dışında yüz bölgesinde ortaya çıkan ince kırışıklıkların tedavisinde de oldukça yüz güldürücü sonuçlar verebilir.

    Kimyasal peeling işlemlerinin çeşitleri var mıdır?

    Evet. Kimyasal peeling işlemleri ana hatlarıyla 3 sınıfa ayrılarak incelenebilir.

    1- Yüzeysel kimyasal peeling: düşük asit konsantrasyonu içeren solüsyonlarla yapılan kimyasal peeling işleminde peeling işlemi hafiftir. Güzellik merkezlerinde ve salonlarında doktor dışında bu konuda deneyimli uzman personel tarafından da yapılabilir. İşlem sonrası yüz bölgesinde çok bariz bir değişiklik olmaz ve kişi hemen normal yaşantısına ve faaliyetlerine dönebilir. Haftalık seanslar halinde 4 yada 8 seans uygulanabilir. Derinin yüzeysel tabakasında çok yavaş bir dökülme ve yenilenme oluşur.

    2- Orta derinlikte kimyasal peeling: Daha yüksek asit konsatrasyonu içeren solüsyonlarla yapılır. Uygulama sonrası hemen yüz üzerinde renk değişikliği ve yanık oluşur. Uygulama sonrası kişinin birkaç gün ev istirahati zorunludur. Yüzünde oluşan yüzeysel yanığın kabul edilebilir seviyeye gelmesi için 3-5 gün gerekir. Kabukların dökülmesi ile daha düzgün ve lekesiz bir cilt ortaya çıkar. Kırmızılığın tamamen geçmesi ise haftalar alabilir ama normal yaşantısını etkilemez. Bu şekilde bir peeling işlemi mutlaka bir Plastik cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanınca yapılmalıdır.

    3- İleri düzeyde kimyasal peeling: Çok kuvvetli ve yüksek konsantrasyonlu asidik solüsyonlarla yapılan peeling işlemidir. Mutlaka bu konuda çok deneyimli plastik Cerrahi yada Dermatoloji uzmanlarınca yapılmalıdır. Bir ameliyat işlemi olarak düşünülmeli ve ameliyathane ortamında yapılmalıdır. Uygulama sonrası hastanede kalmayı gerektirebilir. En az 10-15 gün günlük yaşamdan uzak kalmayı gerektirebilir. Sonuçları en iyi olan peeling tipidir.

    Kimyasal peeling işleminin riskleri var mıdır?

    Kimyasal peeling işleminin derinliği arttıkça etkinliği de o oranda artmaktadır fakat aynı oranda riskleri de artmaktadır. Deneyimli ellerde çok riskli olmamasına rağmen cilt renginde değişiklikler, enfeksiyon, nekroz yada yara izi gibi istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilir.

    Yüzünde yaşlılık yada güneş lekesi gibi şikayetleri olan kimselerde uygulanabilecek olan ve oldukça iyi sonuçlar alınan bu yöntem mutlaka tecrübeli kimseler tarafından yapılmalı ve uygulamayı yaptıracak olanlar uygulama öncesi doktorundan ayrıntılı bilgi almalı ve tatmin olmalıdır.



     PRESSOTERAPİEstetik ve güzellikle ilgili merkezlerin sayısı günümüzde giderek çoğalmaktadır. Toplumların gelir düzeylerindeki artma ve kitle iletişim araçları yoluyla bu merkezlerin kendilerini topluma tanıtma işlemleri sırasında sık duyulan kelimelerden biriside pressoterapi uygulamasıdır.

    Bir tür kliniklerin reklâmlarında ve yine bu tür kliniklerin tabelalarında görülen pressoterapinin ne olduğu konusunda çok az kimsenin bilgisi vardır.

    Pressoterapi kelime anlamı olarak basınç tedavisi olarak düşünülebilir. Sistemi çalıştıran bir motorla bağlanmış, farklı odacıklardan oluşmuş, kıyafet benzeri bir özel sistemdir. Bu sistemin bağlı olduğu bu giysi benzeri uygulama aletinin kollar, bacakları ve bedeni saran parçaları mevcuttur.

    Kontrollü bir şekilde basınç oluşturarak farklı odacıkların belli bir sıra dahilinde basınca maruz bırakılması ve diğer odacıkların aynı anda basıncının ortadan kaldırılması şeklinde çalışır. Bu işlem belli bir düzen içerisinde cereyan ettiği için alt extremiteler denilen ayak, bacak ve uyluk bölgelerinde aşağıdan yukarıya doğru hareket eder. Yani ayak parmaklarından yukarıda uyluk ve kasık yönünde basıncın düzenli olarak artmasını ve azalmasını temin eder.

    Bu işlem yine üst extremiteler denilen el ve kol bölgesinde aynı mantıkla çalışan bir sisteme sahiptir. Burada da parmaklardan başlayıp önce ön kol, sonra kol ve omuza doğru ilerleyen bir basınç artması ve azalması söz konusudur.

    Gövde üzerinde ise belli yönlerde ortaya çıkan basınç artış ve azalışları aynı mekanizmayla ve prensiple çalışır.

    Bu sistemin temel esprisi şu şudur;

    Belli aralıklarla ortaya çıkan ve belli bir sırada oluşan bu basınç artış ve azalışları ayaktan itibaren kasık bölgesine doğru, yine ellerden itibaren omuz ve koltuk altına doğru ve gövde de hem kasık bölgelerine, hemde koltuk altlarına doğru toplardamarlar ve lenf sisteminin akışını kolaylaştırmak ve hızlandırmaktır.

    Bu sayede toplardamarlar içerisindeki toksinlerle dolu kanın ve lenf sistemi içerisinde ve dokular arasındaki doku sıvılarının ki yine bunlar bir çok toksinleri ve vücut için zararlı maddeleri içermektedir, genel dolaşım içerisine katılarak kalbe ve akciğerlere iletilmesi ve burada detoksifiye yani zehirlerinden arındırılmış kanın yeniden dolaşıma katılmasını yardımcı olmaktır.

    Pressoterapinin bir diğer fonksiyonu ise bu ritmik çalışma sistemi ve uyguladığı basınç sayesinde uygulama alanlarındaki kasların ve diğer dokuların adeta bir masaja maruz kalmasına yol açmaktadır.

    Netice olarak vücut uzuvlarındaki toksinlerin temizlenmesine yardımcı olmak ve masaj yapmak gibi iki farklı görevi birlikte yapmaktadır.

    Pressoterapi uygulaması uygun hastalara yapıldığı zaman tedavi edici, dinlendirici yada tedaviye destek sağlayıcı görevleri olmasına rağmen, örneğin kalp hastaları, varisi olan yada derin ven trombozu olan hastalar, yada enfeksiyonu olan hastalara kesinlikle uygulanmamalıdır.

    Sonuç : Pressoterapi, vücut şekillendir amacıyla kullanılan, liposuction, karboksiterapi, mezoterapi, LPC vs uygulamaları sonrasında yada sellülit vb durumların tedavisine destek amacıyla veya akut, kronik yorgunlukların tedavisinde rahatlatıcı olarak kullanılabilir. Her seansda ortalama 20 dk kadar ve haftada 1 seans uygulama genellikle önerilmektedir.



     MEZOTERAPİ MEZOTERAPİ
    Mezoterapi, uzun zamandan beri estetik tıpta en sık talep konusu olan lipodistrofi veya selülit konusunda en seçkin tedavi biçimini oluşturmaktadır. İlk kez 1952´de Dr. Michel Pistor tarafından uygulanmıştır. 1987´de Fransız Tıp Akademisi tarafından geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Fransa´ da ortalama 15.000 doktor, günde 60.000 den fazla hastayı mezoterapi yöntemi ile tedavi etmektedir. Uluslararası Mezoterapi Derneğine üye olan Avrupa, Afrika ve Güney Amerika´da 14 ülkede yöntem başarı ile uygulanmaktadır.Mezoterapinin kelime anlamı orta deri tedavisidir. Temeli, tedavi edilecek bölgeye 4-6 mm uzunluğunda çok ince iğneler kullanılarak çok küçük miktarlarda ilaçları lokal olarak enjekte etmeye dayanan tamamen tıbbi bir eylemdir. Endikasyona göre değişen çeşitli ilaç karışımları 5-10 dakika gibi bir süre içerisinde deri altına enjekte edilir.

    Hangi Durumlarda Uygulanır?

    Estetik Kullanımları

    1- Sellülit
    2- Saç Dökülmesi
    3- Ergenlik ve Hamilelikte Oluşan Çatlaklar
    4- Yüz Gençleştirme
    5- Yara İzleri, (skatrisler)

    DİĞER Kullanım Alanları

    1- Romatoloji
    2- Dolaşım Problemleri (varis, varis ülserleri)
    3- Migren
    4- Spor Hekimliği

    Mezoterapi seans aralıkları minimum 1 hafta olmalıdır. Bir seansta enjekte edilen ilaç dozu 10 cc yi aşmamalıdır. Mezoterapide ortaya çıkan yan etkiler genellikle seans aralığı ya da dozaja dikkat edilmedi ise görülmektedir.

    Uygulanmaması Gereken Durumlar

    1- Kalp Yetmezliği
    2- Diyabet
    3- Böbrek Rahatsızlıklarında
    4- Antikuagülan Tedavi Altındaki Hastalarda

    Sonuç : Mezoterapi, Bir çok ülkede uygulanıyor olması, her gün binlerce doktorun hastalarına uygulaması, yararlı bir yöntem olduğunun en güçlü kanıtıdır. Hasta ile hekim arasında etkin bir dialoğun olması sonuçların biran önce ve en iyi şekilde elde edilmesi için gereklidir. Ancak mezoterapiden, her zaman çok kısa sürelerde sonuç alıp, mucize bir düzelme de beklenmemelidir.



    ESTETİK AMELİYAT GÜNAHMIDIR?

    Biz estetik cerrahlara sorulan sorulardan biridir.
    ‘’Hocam sizler mutlaka araştırmışsınızdır. Estetik ameliyat olmak istiyorum ama diğer yandan da günah mıdır diye endişe ediyorum. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz’’
    Yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum.
    22 yaşında genç bayan estetik amaçlı burun ameliyatı olmak amacıyla bana geldiğini ifade ettikten sonra ilave etti. ‘’dr bey bu ameliyatı olmayı çok istiyorum ama diğer taraftan da Allah’ın verdiği bir organımı değiştiriyor muyum diye bir psikolojik sıkıntı içindeyim’’
    Belki de bu hastanın bizden beklediği, bu kararı verme konusunda bizim ortaya koyacağımız yorum.
    Yani bizden belki de şunu bekliyor.
    ‘’Merak etmeyin bu ameliyatı yaptırmak günah değil’’
    Bizler doktoruz.
    Estetik Cerrahız.
    Yaptığımız iş özellikle estetik amaçlı işlemlerde fiziksel anlamda değişiklik oluşturmak. Yani burun estetiği yapıyorsak mevcut burundan daha güzel bir burun yapmak.
    Yada kulak estetiği yapıyorsak görünüm olarak daha az dikkat çeken normale daha yakın bir kulak oluşturmak.
    Yada meme ameliyatı yapıyorsak gerek büyüklük ve gerekse şekil olarak kişinin beğeneceği ölçülerde bir göğüs oluşturmak.
    Bizim amacımız bu.
    Elbette ki estetik ameliyatların insan bedeninde oluşturduğu değişikliklerin o kimse için bir psikolojik, sosyolojik, dini karşılığı olabilir.
    Ameliyatı olan kişinin ruhsal yapısı üzerinde olumlu yada olumsuz etkisi, aile ve sosyal yaşantısı üzerine bir etkisi olacaktır.
    Biz estetik plastik cerrahlar bu etkiler olumlu olsun diye bu ameliyatları yaparız ama bazen de beklenenin tersi bir durumda ortaya çıkabilir.
    Televizyonlarda mutlaka izlemişizdir.
     ‘’bir estetik ameliyat oldum hayatım kaydı’’ ‘’Yağlarımı aldırdım vücudum deforme oldu’’ vs.
    Estetik ameliyatların insan psikolojisi vs üzerine etkileri olduğu gibi, insanların dini inançlarının da onların estetik ameliyat olma konusundaki dürtüleri üzerinde kuvvetli etkileri vardır.
    Gerçekten düzeltilebilir bir fiziksel kusuru olmasına ve kendisinin de bu durumdan çok rahatsız olmasına rağmen ‘’estetik olmak günah mıdır’’ sorusu ile estetikten uzak duran çok sayıda insan vardır toplumda.
    Sanılmasın ki bu kaygılar yalnızca bizim toplumumuzda var.
    Aynı kaygı Amerika Birleşik Devletlerinde de var. Fransada da var. Afganistanda da var. Sadece bir dinden de kaynaklanmıyor bu kaygı.
    Müslümanlıkta, Hıristiyanlıkta yada Yahudilikte.
    Farklı ülkelerde bulundum.
    Estetik Cerrah olduğum anlaşıldığında zaman zaman konu bu noktaya gelmiştir.
    ‘’Estetik ameliyat günah mıdır’’ anlamında konular hep tartışılmıştır.
     Bu konuda benim ne düşündüğüm sorulmuştur.
    Tıpkı yazının başında bahsettiğim bir hastamın bana sorduğu gibi.
    Bu konuda benim ne düşündüğümü bir sonraki yazıda ifade etmek istiyorum.




    ESTETİK KAYGILARIN BİR KISMI PSİKOLOJİK MİDİR?

     

     

    Estetik kaygı nedir?

    Bir kimsenin herhangi bir vücut bölgesini kısmen ya da tamamen benimseyememesidir.

    Başka şekillerde de tarif edilebilir.

    Kadın ya da erkek bir kimsenin bir görünür organını beğenmemesidir?

    Mesela 18 yaşındaki genç bir kızın burnunun büyük olduğunu düşünmesidir.

    Orta yaşlı bir bayanın kaşlarının düşük olduğunu düşünmesi,

    54 yaşındaki bir beyefendinin artık eskisi kadar yakışıklı olmadığı gibi bir yargıya varması estetik kaygıdır.

    Her yaştan ya da cinsten bireyin yüzündeki güneş lekelerinden rahatsızlık duyması,

    Zamana bağlı ya da mimiklerin fazla kullanımına bağlı kaz ayakları ya da yüz kırışıklıklarından şikâyetçi olması bir estetik kaygıdır.

    Yüzün yaşlanması, sarkması kişiyi rahatsız ediyorsa bu bir estetik kaygıdır.

    Göbeklenme, yağlanma, orantısız yağ dağılımı, kadın ya da erkek için bir dert olarak algılanıyorsa,

    Doğumlar sonrası bir bayanda karın ya da göğüslerde ortaya çıkan değişiklikler, çatlaklar ya da sarkmalar sorun olarak kabul ediliyorsa,

    Bunların hepsi estetik kaygıdır.

    Bu duruma yüzlerce farklı örnek verilebilir.

    Birçok erkek için saçların olmaması ciddi bir estetik kaygıdır.

    Bütün kaygılar gerçek cimidir?

    Bir kısmı psikolojik midir?

    Estetik kaygılar nedeniyle bize başvuran her erkek ya da bayanın fiziksel kusur algılamasında bir psikolojik boyut mutlaka vardır.

    Başka bir ifade ile bütün estetik kaygılar psikolojik sorun yaratır insanlarda.

    Ama bazen de öyle talepler ile karşılaşırız ki olay tamamen psikolojiktir.

    Burnunda hiçbir sorunu olmadığı halde burnunun estetik anlamda çok kusurlu olduğunu düşünen ve bu yüzden kendisini çirkin bulduğunu söyleyen kimseler gelir zaman zaman.

    Yada aslında güzel olduğunu ama eğer bazı estetik uygulamalar kendisine yapılırsa kusursuz olacağına inanan kadın hastalarımız olur bazen.

    Dudakları bizim kriterlerimize göre oldukça normal olmasına rağmen, daha kalın dudaklara sahip olmak için bize başvuran kimseler çok da nadir değildir.

    Örnekler çoğaltılabilir.

    Estetik cerrahlar zaman zaman öyle absurd talepler ile karşılaşırlar ki onlar bile bu talep karşısında şaşkınlığa uğrarlar.

    Örnek, bir genç kızın gelip kendisini güzel bulmadığını ve Japon kızları gibi çekik gözlü olmak istediğini ifade etmesi ve bunu estetik cerrahtan ciddi bir şekilde talep etmesi karşılaşılan bir olgudur.

    Estetik kaygı aslında herkes de vardır.

    Bir kadın ya da erkek de estetik kaygının olması değil olmaması patolojiktir aslında.

    Psikoloji bu olayın tam ortasındadır.

    Bütün estetik kaygılar psikolojiktir de.

    Estetik ile psikoloji arasında çok hassas bir denge ve çizgi vardır.

    Bunlar birbiri ile iç içedir ama orantısal değildir.

    Yani bir kimsenin estetik kusurunun şiddeti ile psikolojik etkilenimi paralel değildir.

    Çok az bir estetik sorunu olan bir kimsenin psikolojik etkilenimi düşünüldüğünden çok fazla olabilir.

    Aslında estetik kaygıların bir kısmı değil tamamı psikolojiktir ama bu psikolojik soruna yaklaşım nasıl olacak sorusu bazen zor bir sorudur.

    Soruna yaklaşım aslında 4 şekilde olabilir.

    1- Telkinle,

    2- İlaçla,

    3-Neşter ile

    4-Bunların kombinasyonu ile.

    Estetik kaygılara bir estetik cerrahın yaklaşımı ne olmalıdır.

    Bir sonraki yazıda devam edelim.




    Medyatik Doktorlar!

    Televizyonda izliyorum.

    Adının yanında doktor titri var.

    Heyecanlı bir şekilde şişman hastalarını nasıl zayıflattığını anlatıyor.

    Sadece anlatmakla kalmıyor onların resimlerini reklâm katalogu şeklinde hazırlamış canlı yayında herkese gösteriyor.

    Şişman bir kadın resmi ve hemen yanındaki sayfada aynı kadının zayıflamış halinin görüntüsü.

    Gerçekten de dramatik fark var resimler arasında.

    Çok zayıflamışlar.

    Önceki halinde 140 kg olduğunu ama 6 ay içerisinde bu kadını 70 kg zayıflattığını etkileyici bir şekilde anlatıyor.

    Doktor rakamları açıyor.

    Her insanı her ay kilosunun % 15 i kadar rahatlıkla zayıflatabildiğini söylüyor.

    Bunları kendi özel yöntemiyle yaptığını anlatıyor.

    Tabi bu arada sorular geliyor.

    Bu kadar sürede bu kadar çok kilo verilirse sarkma olmaz mı diye soruyorlar doktora.

    Hayır diyor doktor.

    ‘’Benim yöntemimle zayıflarsanız kesinlikle sarkma olmaz’’.

    Bu arada kırışıklıklardan bahsediyor.

    Yüzdeki.

    Onlardan kurtulma yöntemlerini anlatıyor.

    Anlattığı şeyleri burada tekrarlamak istemiyorum.

    Ama şunu söylemek istiyorum.

    Anlattığı şeylerin hiçbiri doğru değil.

    Doğru değil.

    Çünkü doktor hiç bir konuda uzman değil.

    Ama stüdyoda hiç kimse itiraz etmiyor, edemiyor.

    Nasıl etsinler ki konuşan bir doktor.

    Konu ne olursa olsun. Neticede bir doktor konuşuyor ve mutlaka bu doktorun bir bildiği vardır.

    Söylediği şeyler doğrudur diye düşünülüyor.

    Oysa öyle değil.

    Bazı meslektaşlarımız ne yazık ki doğru yapmıyorlar.

    Uzmanlık alanları dışında ve bilgi sahibi olmadıkları konularda fikir yürütüyorlar.

    İnsanlara yanlış bilgi veriyorlar.

    Bunun faturası ise yalnızca bu bilgileri kullanan kimselere yada bu meslektaşlarımıza değil bütün doktorlara kesiliyor.
    Güven erozyonu oluyor.

    Peki bunun çözümü nedir?

    Çözümü şu;

    Hiçbir meslektaşım kendi uzmanlık alanı dışında iddialı açıklamalarda bulunmayacak.

    Televizyonlar hangi konuda halkı aydınlatmak ya da bilgilendirmek istiyorlarsa o konunun uzmanı meslektaşlarımıza ulaşacak.

    Onlar konuşacak.

    Bütün doktorlar kendi uzmanlık alanları dışında en iyimser şekli ile yarım bilgiye sahiptir, tam değil.

    Hepimizin ‘’yarım imam dinden, yarım doktor candan eder’’ lafını hiç unutmaması lazım.

    Hiçbir medyatik doktorun görevi insanları candan etmek olmamalıdır çünkü.

    Medyatik de olsalar doktorların ilk görevi insanlara zarar vermemektir!




    MEDYATİK DOKTORLAR-2

    Medyatik doktorlar derken kastım medyada yer alan, medya yolu ile düşüncelerini, fikirlerini, tabiî ki mesleki anlamda, topluma anlatan doktorları kastediyorum.

    Bu anlamda elbette ki bende medyatik doktorlardan birisiyim.

    Medyatik doktor olmak olumlu bir özellik midir yoksa olumsuz bir özellik midir vs diye düşünüldüğünde bunun olumlu ya da olumsuz bir şey olduğunu ima etmemek gerektiğini düşünüyorum.

    Burada önemli olan medyada farklı şekillerde zaman zaman yer alan bizlerin mesleklerimiz ile ilgili konularda konuşurken uymamız gereken bazı kurallar olduğunun bilinmesidir.

    Ne yazık ki bazen bilerek ya da bilmeyerek bu kuralları ihlal ediyoruz.

    Tıp mesleği ve doktorluk çok özel bir pozisyon.

    Bütün meslekler tabiî ki özeldir ve kutsaldır o işi yapanlar için.

    Ama kabul edelim ki doktorluk ekstra bazı özelliklere sahip.

    Tıbbi anlamda bir yardıma ihtiyacı olan herkes için ‘’doktor’’ çok şey ifade eder.

    Hepimiz mutlaka hasta olmuşuzdur.

    Tıbbi yardım almışızdır.

    Bizi tedavi eden bir doktora karşı duyduğumuz hisleri hatırlamaya çalışalım.

    Çok özel bir duygudur o.

    Bu duygunun içinde güven vardır.

    Teslimiyet vardır.

    İnanç vardır.

    Sırdaşlık vardır.

    Vs…

    Bu nedenlerledir ki Dünyanın her yerinde insanların doktorlara bakışı çok özeldir.

    Bizlere karşı olan duygular tabiî ki bizim şahsi özelliklerimizden değil mesleğimizin insanlığın var olduğu ilk günden beri biriken saygınlığından kaynaklanmaktadır.

    İnsanlar bize çok güveniyorlar ve inanıyorlar.

    Medyada yer alarak insanlar ile bu yolla diyalog kurabilen meslektaşlarımızın binyıllar içerisinde oluşmuş olan bu duyguları zafiyete, erozyona uğratabilecek tavır davranış ve söylemlerden çok uzak durması gerekir.

    Ne yapmamız gerekir?

    Kendi mesleğimiz ile ilgili insanları doğru bilgilendirmemiz gerekir.

    Anlattığımız her konunun insanların anlayacağı şekilde yalın sade ve bilimsel olması gerekir.

    İçerisinde abartı olmaması gerekir.

    Bireysel tanıtım olmaktan ziyade branşımızın tanıtımı ve bu alanda toplumun birinci elden uzman bir kimse tarafından bilgilendirilmesi esas alınmalıdır.

    Konuşmanın içeriği o alanda uzman olan diğer meslektaşların itirazına yol açabilecek oranda tartışmalı olmamalıdır.

    Konuşma içeriğinde mümkünse ‘’ ben bu konuda en iyiyim’’ yada ‘’benim tekniğim bu konuda en iyi’’ anlamına gelebilecek ifadelerde bulunulmaması gerekir.

    Yine bir konu hakkında konuşurken olumsuz algılamalara yol açabilecek şekilde hastaların ismi yada diğer meslektaşların ismi anılmamalıdır.

    Özellikle canlı yayın şeklinde olan programlarda mümkün olduğunca mesleğimizin saygınlığına gölge düşürecek söz tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır.

    Hiç kimse ile canlı yayında tartışma ortamına girilmemeli ve zorunlu bir şekilde böyle bir durumla karşı karşıya kalınsa bile mesleğin saygınlığına yakışır bir şekilde tartışma noktalanmalıdır.

    Bunların hepsi önemli elbette ama, belki daha da önemlisi bir meslektaşımız medyada konuşma yada yazma durumunda kaldığında kendi uzmanlık alanının dışına mümkün olduğunca çıkmamalıdır.

    Uzmanlık alanı dışında insanları bilgilendirmeye kalkmamalıdır.

    Etik ve bilimsel kaidelere dikkat etmek koşuluyla aslında medyatik doktor olmak iyi bir şey olmak demektir.

    Aksi takdirde medyatiklikte doktorlukta toplumun yararına değil zararına çalışan bir silah haline dönüşebilir.

    Bu konuda başta ben olmak üzere bütün meslektaşlarımızın çok dikkatli olması ve insanların bizlere karşı olan o çok özel duygularını ve güvenlerini zafiyete uğratacak medyatik davranışlardan özenle kaçınması gerekir. 

     

     




    ESTETİK CERRAHİDE MALPRAKTİS VE KOMPLİKASYON LAR

    Öncelikle terminoloji anlaşılsın.

    Malpraktis nedir?

    Komplikasyon nedir?

    Aynı şeyler midir, farklı şeyler midir?

    Malpraktis İngilizce bir kelimenin Türkçeye uyarlanmış şekli olup, ‘’hatalı uygulama’’ anlamına gelmektedir.

    Komplikasyon ise yine İngilizce bir kelimenin Türkçeye uyarlanmış şekli olup kısaca ‘’risk’’ olarak tercüme edilebilir.

    Tıbbın bütün uygulamalarında bu iki kavram ortaya çıkabilir.

    Sağlık personelinin ve bir sağlık hizmeti alan herkesin bu iki kavramı genel hatları ile anlaması ve bilmesi gerekir.

    Tıbbın bütün uygulamalarında olduğu gibi estetik cerrahi amaçlı yapılan tıbbi uygulamalarda da malpraktis ve komplikasyon denilen durumlar ile karşılaşmak mümkündür.

    Burada doktorlara düşen görev yaptıkları uygulamalarda mümkün olduğunca bu kavramların ortaya çıkmasını önleyici bilgi, tecrübe ve dikkate sahip olmaktır.

    Bu alanda sağlık hizmeti alan kimselere düşen görev ise bu anlamda sahip oldukları hak ve yükümlülükleri asgari ölçüde de olsa bilmektir.

    Malpraktis ve Komplikasyonun ne olduğunu pratik örnekler ile anlatırsak çok daha açıklayıcı olur.

    Estetik amaçlı karın germe ameliyatı olan ya da meme küçültme ameliyatı olan bir kimsenin ameliyat sonrası ameliyat bölgesinde bir cerrahi alet unutulması bir malpraktis dir.

    Her ne sebep ile olursa olsun böyle bir durum ilke karşılaşan hastanın hem etik ve hemde yasal açıdan birçok hakları mevcuttur.

    Burada işlemi yapan hekimin dikkatsizliğinden kaynaklanan bir önemli sağlık sorunu ortaya çıkması sözkonusudur.

    Bir başka örnek, yine estetik amaçlı burun ameliyatı olan bir kimsenin ameliyat sırasında burunda eksik olan kemik ya da kıkırdak parçası yerine metal bir parça konulması.

    Bu durumlar malpraktis olarak değerlendirilir ve işlemi yapan doktoru etik ve yasal sorumluluk altına sokar.

    Burada doktorun dikkatsizliği, bilimsel gelişmelerden habersizliği vs söz konusudur.

    Bu durumlar ile karşılaşan hastaların ise yasal hakları söz konusudur.

    Komplikasyon ise daha farklı bir şeydir.

    Her tıbbi uygulamada olduğu gibi estetik amaçlı operasyonlarda da ameliyat sırasında ya da sonrasında beklenebilen yada beklenmeyen ama özünde ne doktor tarafından nede hasta tarafından hiç istenmeyen bazı gelişmeler ortaya çıkabilir.

    Örneğin ameliyat sırasında beklenmedik kanamalar, önemli damar ve sinirlerde yaralanmalar, ameliyat sonrasında yara bölgesi iltihapları, ameliyatın istenilen sonucu vermemesi vs gibi sorunlar ve riskler ortaya çıkabilir.

    Hasta ameliyat sonrası estetik amaçlı yaptırdığı burnunun şeklini yeterli bulmayabilir.

    Meme estetiği yaptırdı ise, yine sonucu yetersiz bulabilir yada gelişen enfeksiyon durumlarına yada hastanın bünyesel farklılığından kaynaklanan normalden fazla yara izi oluşumu vs olabilir.

    Bu durumlarda işlemi yapan doktorun bir dikkatsizliği ya da tecrübe eksikliği vs olmayabilir.

    Her şey bilinen standart kurallar içerisinde yapılmıştır fakat yine beklenmedik bazı sonuçlar ortaya çıkmıştır.

    Bu komplikasyondur.

    Her doktor yaptığı uygulamalar sırasında ya da sonrasında bazı komplikasyonlar ya da riskler ile karşılaşabilir.

    Bir doktorun sahip olduğu bilgi, dikkat ve deneyim elbette ki oransal olarak estetik operasyonlarda komplikasyon oluşmasını azaltır ama sıfırlayamaz.

    Bir doktorun sahip olduğu bilgi, dikkat ve deneyim ise orantısal olarak malpraktis ortaya çıkmasını sıfırlayabilir.

    Özellikle ülkemizin Avrupa Birliği üyesi olma yolundaki çaba ve çalışmalarının artması ile sağlık alanında da bu iki kavramın geniş halk kitleleri tarafından da daha sık kullanılır olduğunu göreceğiz.

    Hiç bir doktorun ve de estetik amaçlı operasyon geçiren hiçbir hastanın malpraktis ve komplikasyon durumları ile karşılaşmamasını dilerim.

    Her iki kavramda insan sağlığı açısından olumlu kavramlar değiller çünkü.




    OT İLE GELEN GÜZELLİK!

    Televizyon programlarında zaman zaman bende karşılaşıyorum.

    Yada gazete veya dergi sayfalarında.

    Bazen bir bitki bilimci olduğunu söyleyen kişi konuşuyor.

    Bazen gıda bilimcisi yada mühendisi olduğunu söyleyen bir kişi.

    Bazen ilkokulu dahi okumamış ama aileden bitki bilimci olduğunu ifade eden bir kimse.

    Daha ilginci bazen de Dr titri olan bir kimse konuşuyor. 

    Tabiî ki herkes konuşabilir.

    Kimse kimsenin konuşmasını engelleyemez ama konu sağlık olunca biraz daha dikkatli olmak durumundayız.

    Neden?

    Çünkü sağlık konusu hayatımızda her şeyden daha önemli bir konu.

    ‘’Şu bitkinin yaprağını kaynatır ve suyunu sabah aç karnına birde yatmadan önce içerseniz mide kanseri diye bir problem ile hiç karşılaşmazsınız!!!’’

    ‘’Şu meyvenin kabuğunu önce rendeleyip sonra kaynatıp sonra suyunu içerseniz astım denen bir sorununuz kesinlikle olmayacaktır!!!’

    ‘’Bademcikleriniz sürekli iltihaplanıyor diye sakın onları aldırmayın. Doktor dese bile aldırmayın. O bitkinin kökünü iyice temizledikten sonra yiyin. Aç ya da tok fark etmez ama günde 3 kez bir ay boyunca yiyin. Göreceksiniz artık bademcikleriniz hiç iltihap olmayacak ve sizde gereksiz yere bademciklerinizi aldırmamış olacaksınız’’

    Bu tür konuşmalara ben televizyonlarda defalarca rastladım.

    Bu konuşmaların farklı versiyonlarını defalarca izledim.

    Hatta aynı televizyon programlarında benimde konuk olduğum canlı yayınlarda diğer konuklardan benzer şeyleri defalarca tüm Türkiye ile birlikte ben de izledim.

    Ben Doktorum.

    Sağlıkla ilgili söylenen her şey benim ilgimi ve dikkatimi çeker.

    Ayrıca ben Estetik Plastik Cerrahi Doktoruyum.

    Güzellikle ya da estetik ile ilgili söylenen her şey benim daha da dikkatimi çeker.

    Aynı televizyon programlarında yada gazete sayfalarında defalarca şunları da izledim, gördüm yada okudum.

    ‘’Şu bitkinin yaprağını kaynatır suyunu bir çay bardağı ile günde 2 defa içerseniz cildiniz gençleşir, pürüzsüzleşir’’

    ‘’Şu bitkinin yaprağını kurutup sonra kaynatıp sonra suyunu içerseniz kırışıklıklarınız kaybolur. Günde 3 defa ve 1 ay boyunca içmeyi ihmal etmeyin’’

    ‘’bu bitkinin kabuğunu soyun, sonra kendisini ezin ve sonrada başınızın kel bölgelerine sürüp üzerini eşarp ile bağlayın. Bunu 2 ay boyunca her gece yatmadan önce yapın. Göreceksiniz artık sizin için saç dökülmesi yada kellik diye bir problem kalmayacaktır’’

    Bu ve buna benzer konuşmaların yapıldığı sayısız televizyon programlarına katıldım.

    Bu konuşmaları yapan kimselerin sözleri sıradan vatandaşlar tarafından dikkat ile izleniyor.

    İnanıyorum ki bu konuşmaların izlenme oranları da çok yüksek oluyor.

    Muhtemelen çok rating yaptıkları için bu tür kimseler televizyon programlarında çok fazla konuşuyor ve görüşlerini izleyiciye aktarıyorlar.

    Yine muhtemeldir ki bazı meslektaşlarımız yani doktorlarımızda benzer bir davranış içersine giriyorlar.

    Bitkilerin mucizelerinden bahsediyorlar!

    Bunların hastalıkların tedavisinde ne kadar faydalı ve yararlı olduklarından bahsediyorlar… vs.

    Netice olarak bütün bunlar bir realite.

    Her gün televizyon programlarında kanserin tedavisinde kesin! Etkili bitkiler,

    Güzelliğin ve sağlığın kesin çözümü bitkiler!

    Kelliğin tedavisinde kesin! Etkili bitkiler anlatılmaya devam ediliyor.

    Hem de ilginç bir şekilde bazen doktor olan kimseler tarafından da benzer açıklamalara devam ediliyor.

    Televizyon karşısında izleyen bir çık kimsede elinde kağıt ve kalem en ucuz yoldan yerinden bile kalkmadan en amansız hastalıkların yada çözümü ilaçla bile olmaz diye bilinen bütün ciddi sağlık problemlerinin çözümlerini not alıyorlar.

    Şu saat itibarı ile bunlar yaşanmaya devam ediliyor.

    Adına Alternatif Tıp vs gibi isimler de verilerek tıp kelimesi de uygun bir şekilde konuya iliştiriliyor.

    Peki bu durumda yanlış olanlar nedir?

    Doğru olanlar nedir?

    Kimlere inanacağız yada inanmayacağız?

    Bu programlara yada bu programlarda konuşanlara hangi açıdan yaklaşacağız?

    Halkın sağlığı ile direkt ilgili olan bu konularda doktorların pozisyonu ne olmalıdır?

    Bitki ile kanser tedavi edilir mi?

    Ot ile güzellik olur mu?

    Sorular uzun ve konular önemli olduğu için bir başka yazının konusu olabilir ancak.

     




    LAZER İLE DÖVME (TATOO) SİLME MÜMKÜNMÜ?

     

     

    Dövmeler çok eski çağlardan günümüze insanlar tarafından çeşitli nedenler ile kendi bedenleri üzerinde yaptıkları figürler, resimler, yazılar vs olarak adlandırılabilir.

    Dövmelerin yapılma nedenleri arasında dini ve kültürel nedenler,

    Sosyal nedenler, arkadaşlık ilişkileri yada kişilerin kendilerini ifade etmek amacıyla başta olmak üzere birçok nedenden dolayı olabilir.

    Her ne sebeple yapılmış olurlar ise olsunlar bir çok insan hayatlarının herhangi bir evresinde bu dövmelerinden kurtulmak isteyebilirler.

    Ve bu dövmelerinden kurtulmak amacıyla biz estetik plastik cerrahi uzmanlarına müracaat ederler.

    Dövmelerin tamamen silinmesi yada mevcut bir dövmeden kurtulmak mümkün mü?

    Burada bu dövmelere sahip olan insanların beklentileri de yaklaşımda son derece önemlidir.

    İlginç bir şekilde vücut üzerinde hemen her bölgeye dövme yapılabilmektedir.

    Dövme ile yüz bölgesi başta olmak üzere vücut üzerinde figür yapmak yada resim yapmak yada bir yazı veya isim yazmak mümkündür ve aslında son derecede kolaydır.

    Tabiî ki bu işin uygun olmayan ortamlarda ve steril olmayan koşullarda yapılmasının ortaya koyacağı yan etki ve sakıncalar daima akılda tutulmalıdır.

    Dövme işleminde mekanizma çeşitli enstrumanlar kullanarak çeşitli renklerdeki boya maddelerini derinin belirli bölgelerine enjekte etmek yani yerleştirmektir.

    Dolayısıyla günün birinde bu figürlerden kişi kurtulmak isterse yapılacak işlem boyalı maddelerin enjekte edildiği ortamlardan bu maddelerin uzaklaştırılmasını sağlanmak ve figür ve şekillerin ortadan kaldırılmasını sağlamaktır.

    Hayatının herhangi bir evresinde vücuduna dövme yaptırmış olan bir insanın bu dövmelerinden kurtulmak istediğinde yapılması gereken şey bir plastik cerrahi uzmanına yada Dermatoloji uzmanına müracaat etmektir.

    Dövme giderme yada silme konusunda günümüzde kullanılan yöntemler

    1-Lazer

    2-Dermabrazyon

    3-Cerrahi

    Bu yöntemlerin her birisinin gerekli ve faydalı olduğu dövme durumları olabilir.

    Dövmenin lokalizasyonu, genişliği, kişinin beklentisi, doktorun tecrübesi ve sahip olduğu teknolojik imkânlar vs kullanılacak yöntemi belirler.

    Günümüzde en çok tercih edilen yöntemlerin başında Lazer ile dövme silme gelmektedir.

    Bu amaçla özellikle Q Switch Lazerler olarak bilinen Lazerler kullanılmaktadır.

    Lazer ile dövme gidermede belirleyici olan faktörlerden birisi dövme amacı ile kullanılmış olan dövmenin rengi bir diğeri ise birden fazla sayıda renkli boya pigment maddelerinin kullanılmış olmasıdır.

    Günümüzde lazer ile dövme silme tüm Dünyada yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

    Ülkemizde de dövme silme amaçlı kullanılan lazer teknolojileri özellikle İstanbul Ankara İzmir ve Samsun gibi Büyükşehirlerdeki merkezlerde bulunmaktadır.

    Bir dövmenin lazer ile silinmesine karar verilirken dövmesi olan kimse bu konuda doktorundan mutlaka ayrıntılı bilgi almalı ve kafasında mevcut olan her soruyu da doktoruna sormalıdır.

    Lazer ile dövme tedavisi kaç seans gerektirir ve hangi sıklıkta yapılmalıdır?

    Lazer İle dövme sildirmenin yan etkileri yada sakıncaları var mıdır?

    Lazer İle dövme silmenin diğer yöntemlere kıyasla avantajları ve dezavantajları nelerdir?

    Bu ve buna benzer soruların cevabını da bir başka yazımızda cevaplandırmamız yararlı olacaktır.

     

     




    ESTETİK GÖĞÜS AMELİYATI KONUSUNDA BİLİNMESİ GEREKENLER

     

    Kadın için göğüsler dişi vücut imajının en önemli tamamlayıcı unsurlarıdır.

    Normal büyüklükte, normal diklikte ve normal görünümde bir memeye sahip olmak her kadının arzusudur.

    Fakat ne yazık ki gerek doğuştan sahip olunan özellikler nedeniyle yada hayatın herhangi bir aşamasında çeşitli nedenler ile bir kadının meme yapısı değişebilir ve estetik anlamda cazibesini kaybedebilir.

    Meme mi göğüs mü demek daha doğrudur?

    Aslında meme tabiri daha doğrudur. Çünkü göğüs denildiğinde üst vücut bölgesinin tamamı anlaşılır ve göğüs kelimesi erkeklerde de kullanılan bir tabirdir.

    Bu nedenle meme estetiği kavramı daha anlaşılabilir ve doğrudur.

    Her ne sebeple olursa olsun yada hayatın herhangi aşamasında ortaya çıkarsa çıksın en sıklıkla biz estetik plastik cerrahi uzmanlarının karşılaştığı estetik meme problemleri,

    1-meme büyüklüğü,

    2-meme küçüklüğü,

    3-meme sarkması,

    Şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bazen bunların yalnızca biri bir kadında varken bazen  de birden fazla estetik problem aynı kadında bulunabilir.

    Örneğin;

    Bir kadın yalnızca memelerinin küçük olmasından şikayetçi olabilir.

    Yada aynı anda kadının memeleri hem normalden büyük hem de sarkık olabilir.  

    18 yaşını tamamlamış genç kızlarda genellikle meme gelişimi tamamlanmış tır.

    Bu yaştan itibaren hayatın herhangi bir aşamasında bir kadın memelerinde estetik probleme sahip olabilir.

    Bu durum bir kadın için çok önemlidir ve memenin estetik sorunları bazen yalnızca estetik sorun olarak kalmaz aynı anda bir sağlık problemine de dönüşür.

    Bir kadının memelerinin normalden küçük yada büyük olması yada sarkık olması yada birkaç probleme birden sahip olması çok önemli psikolojik sorunlara da yol açar.

    Hayatının herhangi bir aşamasında bir meme estetiği sorununa sahip olan bir kadın şunu bilmelidir ki bir çok problem günümüzde artık çözülebilir bir problemdir.

    Bu şekilde bir sorunu olan bir kadının yapması gereken şey mutlaka bir estetik plastik cerrahi uzmanına müracat etmektir.

    Günümüzde estetik plastik cerrahide ortaya çıkan gelişmeler meme estetiği konusunda önemli ilerlemelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

    Meme estetiği operasyonları ile küçük bir memeyi normal ebat ve görünümüne kavuşturmak, yada büyük bir memeyi küçülterek normal boyutlarına getirmek, yada sarkmış olan bir memeyi normal pozisyonuna getirmek mümkün hale gelmiştir.

    Kadınlarda meme estetiği son derece önemlidir.

    Estetik anlamda bir eksikli kadının kendine olan güvenini yitirmesine ve psikolojik anlamda sıkıntı yaşamasına yol açmaktadır.

    Bu durum sadece kadınların değil aynı zamanda onların eşleri üzerinde de olumsuz etkilenmelere yol açmaktadır.

    Sonuç;

    Meme estetiği bir kadında çok önemlidir. Bir memenin normalden küçük, büyük yada sarkık olması en sık karşılaşılan estetik sorunlardır. Günümüzde bunların tedavisi son derece kolaylaşmıştır. Cerrahi ile elde edilen başarı oranları çok yüksektir. Bu tür bir sorunu olan kimsenin yapması gereken şey estetik plastik cerrahi uzmanı doktorlara müracat ederek daha kapsamlı bilgi almalarıdır. Operasyonun sonuçları sadece memelerin görünümü üzerine değil aynı zamanda hem bu kadınların ve hemde varsa onların eşleri üzerinde olumlu etkilere sahiptir. 




    DİŞ HEKİMLİĞİNDE ESTETİK

      Günümüze kadar estetiğin birçok tanımı yapılmış. ve tarihte estetiğin tanımı doğala en yakın


    Olan  görüntü olarak belirlenmişti. Burada doğal görünüme uygun olarak yapılan düzeltmeler  tıbbın sınırları içerisinde kalmıştı. Bugün  beden sağlığı  gençlik güzellik gibi  kavramlar toplumlarda fiziksel özelliğin yanında ruhsal bir yeterlilik olarak ta  ön plana çıkmıştır.


            Hekimler  günümüzde toplum içerisinde kendisine gelen hastalarının bu taleplerini de görmemezlikten gelemezler.


           Burada  Diş Hekimliğine  baktığımızda  hekimlerin öğrendikleri bilgilerle  hastalarından gelen taleplerin bazen çakıştığını görürüz. Hekimler bu istekler karşısında eğer hastalarına tıp etiği içerisinde bulunmayan davranışlarda bulunup endikasyon seçeneği  olmayan tedavileri uygulamaya  çalışırlarsa farkında olmadan hem hastalarının fiziksel hem de ruhsal  yapılarını bozup tıp dışına çıkan davranışlarda bulunabilirler .Hasta, diş hekimliği koltuğuna oturduğunda,hekim hastasının fiziksel  ruhsal ya da sosyal durumunu değerlendirip  ,  hastaların bazen kendi taleplerini hekime doğru iletemeyebileceği ya da uygun olmayan taleplerde bulunabileceğini de  dikkate alarak davranmalıdır..


          Bu noktada biz hekimler ,   hastalarımızın estetik / kozmetik talepleri karşısında kendilerini bekleyen olumsuzlukları yada abartılı istekleri  mutlaka  o kişilere tıp etiği içerisinde anlatıp,ve olabilecek yanlışlıkları gösterip tıbbi endikasyonu olmayan istekleri sadece kozmetik amaçlı tedavi altında yapmamayı ilke edinmeliyiz


             Hekimler :tıbbi deontolojiye  bilimsel gereklere uygun olarak tanılarını koyup ve gereken tedaviyi hastalarına uygulamalıdırlar.


                                                                                                           Saygılarımla


                                                                                             Dr  S. SUNGUR



    Diş Macunları:

    Diş macunları günümüzde diş hekimliği alanı içerisinde sadece estetik amaçlarla değil içerdiği  etken maddeler sayesinde  nerdeyse bir ilaç gibi kullanılır  preparatlar haline gelmiştir.Burada bilinmesi gereken  bu  etken maddelerin ne işe yaradığı ve ona göre diş macunu kullanımıdır.

    Toplumlarda insanların çoğu dişlerini fırçalarken genelde estetik amaçlı dişlerini fırçalamaktadırlar. Burada da  bakarız ki genelde hep ön grup dişler arka gruba göre daha iyi fırçalanmaktadır . Bunun sebebine gelince  görülmüştür ki: bunun nedeni ön dişlerin  arka dişlere göre daha kolay  fırçalanabilir konumda olmaları değil kişilerin estetik olarak ön dişlerinin daha güzel görünmesinin olduğu  için dişlerini fırçaladığı saptanmıştır. Diş Hekimliği araştırıcılarıda   bu tür sonuçları tesbit ederek  diş macunlarının içerisine tedavi edici ajanları katmaya başlamışlardır

    İyi Bir Diş Macunu Nasıl Olmalıdır?

    Bakteri plağını temizleyebilmeli yumuşak aşındırıcılar ihtiva etmeli tüm bileşenleri zararsız olmalı higroskopik olmalı ağız mukozasında irritan etki göstermemeli çürük önleyici etkide hoş kokulu homojen olmalı ve herkesin alabileceği uygun fiyatta olmalıdır.

    Bir Diş Macununun   İçerisinde Neler Olmalıdır?

    Mekanik temizleyiciler tatlandırıcılar koku maddeleri köpük yapıcı ajanlar nemlendiriciler ve özel katkı maddeleri olmalıdır

    Burada koruyucu diş hekimliği alanı içerisine   özel katkı maddeleri girmektedir.

    Çeşitli firmalar bu noktada diş macunlarının içerisine sodyum florür   stronsiyum florür

    gibi maddeler ilave ederek  diş çürüğünü  azaltmaya  yönelik  çalışmalara yönelmişlerdir  Hatta florürün etkisinide  arttırmak için yapay tatlandırıcı olarak bildiğimiz xylitol ü de ilave etmişlerdir. Bunun yanında macunlara abrazivler  yani aşındırıcılarda ilave edilmiştir ve aşındırıcıların oranı diş macunları içerisinde yaklaşık %40-50 ye yaklaşmaktadır ve her macun içerisinde bu aşındırıcı partiküllerin  büyüklükleri ve özellikleri farklı olabilmektedir.Bu noktada  görülmüş  ki senelerce aynı diş macunu ve  aynı tip fırça kullanan insanlar  ile farklı diş macunu ve farklı diş fırçası kullanan insanların diş yüzeylerindeki zamana bağlı aşınma derecelerine bakılmış :aynı tip macun ve aynı tip fırça kullanan  insanlarda  diş mine yüzeylerinde daha çok aşınma olduğu tesbit edilmiştir.

    Sonuç:: Biz Diş Hekimleri olarak bize gelen  hastalarımıza hangi  diş macunu kullanmalıyız? Gibi bir soruyla karşılaştığımızda ilk önce içerisinde çürüğü önleme açısından  florür içeren bir diş macunu sonra o insanın ağız yapısına uygun olan uygun katkı maddeleri içeren  macunları önermeliyiz

                                                                                                                              Saygılarımla:

                                                                                                                             Dr Suhan SUNGUR




    Platelet Rich Plazma PRP UYGULAMALARI ve BİLLİNMESİ GEREKENLER


    PRP (PLATELET RİCH PLAZMA ) ZENGİNLEŞTİRLMİŞ PLAZMA TROMBOSİT TEDAVİSİ


     


               Modern tedavi tekniklerinin gelişmesiyle birlikte günümüzde Plazma tedavisiyle
    kırışan, yıpranan, sarkan cilt dokusu artık bu dokuyu genç ve nemli tutan kollajenlerin üretiminin tetiklenmesiyle yenilenebilir. Kişinin kendi kanından elde edilen plazma yüze ve vücuda nakil ediğinde kök hücreleri uyararak kırışıklıkların giderilmesinden, yaraların iyileşmesine ve saç dökülmesine kadar alternatif bir yöntem olarak kullanılır. Hiçbir alerji riski taşımayan bu tedavide kendi kanınızdan elde edilen zenginleştirilmiş trombosit süspansiyonu   uygulandığı sahada büyüme faktörlerini aktive ederek kök hücreleriyle yenilenip zamanı geriye döndürmek ve bebeksi cilde sahip olmak artık hayal olmaktan çıkmaktadır.Bu tedavinin  kök hücre tedavilerden farklı olarak en önemli özelliği hücrelerin klinik ortamlarda çoğaltılıp sonradan aktive edilmemesi ve kişinin kendi damarından alınan az miktardaki kanın elemanlarına  ayrılarak elde edilen plazmanın sorunlu  bölgeye  küçük miktarlarda yedirilerek uygulanması esasına dayanan yöntem kök hücreleri aktive ederek deride kollajen tabakayı uyararak cildin yenilenmesini sağlamasıdır. Son derece kolay uygulanan bu tedaviden hemen sonra günlük hayatınıza devam edebilirsiniz


           PRP Plazma tedavisi yönteminde, hastanın kendi kanı alınarak; 8-9 dakika  boyunca   1500-3000devir/dakika santrifüj edilir. Santrifüj sonucu, kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı, mezoterapi veya dolgu yöntemi ile cilde uygulanır. PRP yönteminde elde edilen bu plazma yoğun trombosit (pıhtı hücreleri) içerir.Burada ortalama 1 cc  plazmada  1 milyon trombosit bulunur. Ortamda bulunan lökositler (beyaz kan hücreleri) ve aktive olmuş pıhtı hücreleri, büyüme faktörleri salgılayıp kök hücrelerin aktive edilmesini sağlar. Böylece cildin dokusunda yenilenme meydana gelir. Bu yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve kesinlikle herhangi bir alerji riski taşımamasıdır


            Tedavi  süresi


    Ortalama 2 ile 4 haftalık aralıklarla yapılacak 2-4 arası tedavi seansı  önerilir. Elbette hastanın ihtiyacına göre seanslar değişiklik gösterebilir. Klasik tedavi;  3 ay boyunca ayda 1 kez uygulanmasıdır. Her uygulama 15-30 dakika sürer.İster dermaroller le cilde direk uygulanırken sac ekiminde ekim yapılan alana enjekte edilerek yada dolgu olarak hastadan alınan yağ ile beraber dolgu alanına yada diğer dolgu maddeleriyle beraber enjekte edilebilir.Burada aktive olmuş trombositler ve lökositler büyüme faktörlerinin salgılanmasını başlatarak kök hücrelerini bu bölgeye çeker ve  çoğalmalarını tetikler.O bölgede hücre yenilenmesi olur . Hastaya yapılan otojen doku nakilleri varsa(örn. Saç ekimi yağ enjeksiyonu kemiklerdeki deformitelerin doldurulması vb)  bu dokuların tutması daha sağlıklı hale gelir


    Tedavinin sürekliliği için yılda 1 kez tekrarlanabilir.


    PRP  uygulamasının en güzel yanlarından biride hastanın kendi kanından elde edildiği için  herhangi bir hastalık bulaşmaması, ve alerjik reaksiyonların görülmemesidir.


    .


            PRP’de lazer, ışık tedavisi, dolgu enjeksiyonu veya Botox uygulaması ile birleşmesi önerilebilinir mi?

     Hayır, eşzamanlı tedavi olarak uygulamak mümkündür. PRP uygulaması deri yenilenmesi sağlaması nedeniyle lazer veya ışık tedavisinden sonra yapılabilir. Bununla birlikte PRP ile dolgu veya Botox uygulamasının birleştirilmesine yönelik deneyim mevcut değildir. Uygulamanın dolgu uygulaması ile birleştirilmesi sakıncalı görülmemekle birlikte ; Botox  uygulaması ile birleştirilmesi önerilmez.



       Kontrendikasyonları
    :


    1- tip I diabet


    2- Lupus eritamatozis


    3- Hasimato tiroidi


    4-Spondilit gibi rahatsızlıklarda uygulanmamalıdır. tip II diabette uygulanabilir.



                 Nice sağlık mutluluk dolu günlerin sizlerle olması dileklerimle;


                                                                                           Dr    Dr.Suhan SUNGUR





    OZON TERAPİ

    Ozon Terapi

    1.     OZON NEDİR?
    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. Böylece bu iki çeşit molekülün yapıları birbirinden aşağıdaki gibi farklıdır:

    O3 oda sıcaklığında renksiz, karakteristik kokusu olan bir gazdır. (fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). İsmi Yunanca "koklamak" manasına gelen ozein’den gelir. Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein (1799-1868) tarafından 1840 yılında keşfedilmiştir. Zemin seviyelerine yakın yerlerde 10 milyon hava partikülü başına bir partikül O3 (= 0.1 ppm = 200 µ g/m³) konsantrasyonlarında duman şeklinde bulunur. 2000 metre yükseklikte, çok daha azalarak 0.03 - 0.04 ppm seviyelerine düşer.

    Çok güçlü okside etme ve çok etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, Dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde de mikrop öldürücü olarak kullanılır.

    2. OZON TERAPİ NEDİR?
    Tedavi amaçlı Ozon
    Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler.

    Özellikleri ve etkisi
    Medikal ozonun iyi bilinen bacterisid(bakteri öldürücü), fungicid (mantar öldürücü) ve virutic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.

    Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır, ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar.

    Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder.

    Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferon yada interleukin gibi önemli  adı özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara uygulanmasında özellikle çok başarılı sonuçların alınmasına yol açar.

    Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi oksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimleri aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.

    Endikasyonlar
    Seçici özellikleri sayesinde medikal ozon 6 temel alanda kullanılmaktadır :
    1. Dolaşım bozukluklarının tedavisi ve geriatride
    2. Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde hepatitler, uçuklar (herpes).
    3. Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda
    Enflamatuar barsak hastalıkları (kolit, Proktit vb)
    Yanıklar,  enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları
    4. Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak düşük dozlarda "majör otohemoterapi" formunda veya "minör otohemoterapi" olarak kullanılır.
    5.Diş Tedavilerinde diş çürüğünü önlemede özel  aplikatörüyle

    6.Anti-aging(yaşlanmayı önlemede)


    Uygulama Yöntemleri
    UYARI: Ozon gazının direkt solunması akciğerlerde tahrişe sebep olduğundan sakıncalıdır. Yapılan klinik çalışmalar ışığında 6 uygulama şeklinin geçerliliği  ön görülmüştür
    1.Majör otohemoterapi (Hastadan kolundan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşa bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemini aktive etmek için kullanılır.
    Bu uygulamada:, genelde 100 ml hastanın kanı alınır, ozon jeneratöründen tam olarak tesbit edilmiş belirli gamalardaki 100 cc ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya aynı yoldan geri verilir. Burada steril ozona dayanıklı sarf malzemesi ve vakumlu şişeler antibakteriyel filtreler kullanılır. Ozon kırmızı ve beyaz kan hücreleriyle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya hemen tekrar aynı kan alınan kolundan geri verilir.
    2. Minör otohemoterapi diye adlandırılan yöntemde ise ozonlanmış 2.5 -3 ml kan intramusküler yolla hastaya  koldan aşı yapar gibi geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: Alerjik hastalıklarda ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    3.Eksternal tedavi  Ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot  içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, içerisinde uygulayarak  gerçekleştirilir. Bu sarf malzemeleri ozona dayanıklı materyalden yapılır. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon  kuru bölgelere etki etmez. Bu uygulama ülserleri, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, herpes ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su  ve ozonlu saf medikal zeytin yağı cilt örneğin egzema, mantar, liken gibi enfeksiyonlarda kullanılır.

    4.Rektal Uygulama  Ozonun bu yolla uygulanması pek hoş görünmese de o kadar rahatsızlık verici değildir ( rektal insuflasyon ). Hasta hiçbir rahatsızlık hissetmez,  Ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir .Bu metot  genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında endikedir ancak son zamanlarda daha az invaziv olmasından dolayı genel sağlık ve yeniden canlanma için kullanılmaktadır.

    5. Eklem içi Uygulama;(intra artikuler yolla ozon verilmesi); adından da anlaşılacağı gibi ozon gazı (eğitimli kişilerce), yavaşça eklem içine enjekte edilir.Bu metod  ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır (artrit,rekurren artroz, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir)

    6.Diş Hekimliği Uygulamaları: Özel ozon gazı jeneratörleriyle çürük dişlerin üzerine özel uçlarıyla  uygulanarak çürüğün önlenmesinde  çeşitli konsantrasyon ve gamalarda ki ozon sularının ağızda gargara olarak kullanılmasıyla  bazı dişeti rahatsızlıklarının ve  ağız içi viral enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde kullanılmaktadır

    3. GENEL OLARAK HANGİ HASTALIKLARDA OZON TEDAVİSİ YAPILABİLİR
    Ozon tedavisi ile birçok patolojik durum daha iyi hale gelir veya tamamen düzelir. Bu durum bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmıştır. Kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır, tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Tüm hastalar için, ozon tedavi ile ilgili en son yeniliklerin hızla öğrenilebilmesi için Avrupa da pek çok terapist bir araya gelip ”Medical Society for Ozone Application in Prevention and Therapy”, birliğini oluşturmuşlar , bu grubun amacı doktorlar ve hastaların bu konu hakkındaki bilgilerini geliştirmek ve ilerletmektir.Bilgi alış verişi seneler içinde daha da hızlanmış ve gelişmiştir.

    Medikal ozon kurallara uygun olarak uygulandığı taktirde tamamen güvenli, pratik, etkili ve ucuz bir tedavi yöntemidir

     Dolaşım bozuklukları
    Arteriel dolaşım bozukluklarında diğer semptomların yanı sıra bacaklarda hissedilen soğukluk, kısa yürüyüşler sonrasında ayaklarda hissedilen ağrı dolaşım bozukluğunun semptomlarındandır Bu durum ozon tedavisi için  önemli endikasyon oluşturur. Ozon tedavinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı yapılmış birçok sayıda tıbbi çalışma ile kanıtlanmıştır. Ozon klasik tedaviye ek olarak veya tamamlayıcı olarak kombine kullanılabilmektedir

     Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma
    İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu ,zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonunu arttırmasıyla  ile ilgili genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş dinç zinde hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon  vücudun fiziksel dayanıklılığını arttırmaktadır.

     Yaşlı kişilerde tedavi (Geriatri)
    Yaşlı kişiler ozon tedavisine oldukça iyi yanıt verirler. Burada ozon  oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımını sağlar, bağışıklık sistemini harekete geçirir,ve vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikallere karşı savaşan hücrelerini harekete geçirir. Bunun ötesinde beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur Bu tür dolaşım bozukluklarında  fiziksel performansta azalma yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi şikayetler görülebilir  Burada  ek olarak tamamlayıcı tedavi olarak kullanlılmakla birlikte ve bunun  yanısıra ozon tedavi yaşam kalitesini arttırmak için de kullanılmaktadır.

     Göz hastalıklarında ozon tedavi
    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları atrofik ve dejeneratif değişiklikler aynı zamanda gözümüzü de etkilemektedir.Örneğin senil makuller dejenerasyon retina merkezinde gelişebilir.Bundan dolayı oluşan sekeller optik sinir atrofisine kadar giden çeşitli derecelerde görülebilir Yapılan klinik çalışmalarda  vizyonda iyileşmeler kaydedildiği görülmüştür.Tedavinin devam ettirilmesi halinde vizüel performansta artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.

     Kanser
    Kanser hastalarında ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılıdır. Burada ozonu İmmun sistemi  (bağışıklık sistemini) aktive etmekte kullanılır Düşük dozlarla. bağışıklık hücreleri – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natürel killer hücreler (katil hücreler) - cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir İmmun bağışıklık sistemi reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.

     Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları
    Ozonun mantar ve bakterileri yok edici özelliği, senelerdir içme suyunun arıtılmasında başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Bu özellikleri,  tıbbi ozonu çok etkili bir tedavi ajanı yapar, özellikle bakteriyel enfeksiyonlu ayaklar, gövdedeki mantar enfeksiyonları, mukozaların fungal / mycotic enfeksiyonları ozona direnç gösteremezler

     Enfekte yaralar
    Enfeksiyonlu yaraların yerel tedavisi, mesela açık yatak yaraları (decubitus ülserleri), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren, tıbbi  hastalıklar ozonun klasik uygulama alanlarına girer. Burada öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bacterisid ve fungicid etkisinden yararlanırız. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulanarak iyileşme süreci hızlandırılır.

     Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit
    Enflamasyonlu bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olmaktadır.  

     Virüslerden kaynaklanan hastalıklar
    Herpes simplex (facial herpes), herpes zoster  

     Uçuğun her iki tipi, virüsler tarafından oluşur. Dudakların uçuğu (Herpes Labialis), sık sık tekrar eden ve nahoş bir hastalıktır, çok başarılı bir şekilde diğer tıbbi metotlarla tıbbi ozonun kombinasyonu şeklinde tedavi edilir.

    Herpes zosterde  ozonla tamamlayıcı uygulama faydalıdır, ozonlu su kompresleri ve ozonlu kan transfüzyonu şeklinde iki farklı yoldan tedavi edilebilir.

     Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A, B, C)
    Karaciğerin Enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metotlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.

     Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıkları
    Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara- spesifik egsersiz terapileri - ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanılır

     Artrit/Romatizmal Durumlar - Kronik poli artritler

    Romatizmalı durumlar iskelet veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı, fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen hastalıkları içermektedir. Genel olarak medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile beraber kombine olarak tamamlayıcı amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit kronik poliartrit de yapılan çalışmalarda akut olmayan durumlarda ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı olarak başarılıdır. Burada kullanılan etki anti enflamatuar etkidir.

     

    Diş Hekimliğinde:

    Diş Çürüğü: tanımlanırken, tedavi edilebilir önlenebilir bakteriyel bir rahatsızlıktır diye tanımlanır. Burada Diş Çürüğünü yapan 2 bakteri mevcuttur. Bunlar Streptococcus Mutans ve Lactobasiller dir. Ozon Gazı çürük başlamış bir dişin üzerine özel ozon jeneratöründen elde edilen ozon gazının dişe özel aplikatörüyle direk uygulanmasıyla birlikte o dişte çürüğün ilerlemesi önlenebilir ve durdurulabilir. Ozon gazı aynı zamanda çok eski senelerde gangrenli dişlerin kanallarının sterilizasyonunda da başarıyla kullanılmıştır. Bu arada ağızda oluşan bazı mantar enfeksiyonlarının ve dişeti rahatsızlıklarının önlenmesinde ek tedavi olarak ozon gargaraları ve suları da kullanılmaktadır

    4. HASTA OLARAK BİLMEM GEREKENLER NELER?
    Ozon tedavisinin herhangi bir şekli uygulanmadan önce ozon terapi uygulayacak doktora kullanılan ilaçlardan ve uygulanan özel diyetlerden yakın zamanda bitmişse bile bahsetmeyi unutmamalısınız. . Doktorunuz ayrıca kalıtımsal hastalıklardan, alerjilerden ve diğer şikâyetlerden ve geçmişte nasıl tedavi edildiğinden veya edilmekte olduğundan haberdar edilmelidir.
    OZONTERAPİNİN BİLİNEN HİÇBİR YAN ETKİSİ YOKTUR.  

    OZON TEDAVİSİ  YAPILMAMASI YADA DİKKATLİ YAPILASI GEREKEN DURUMLAR

    •Alyuvarlarda bir enzim(GL–6-F Dehidrogenaz)  eksikliğinde(FAVİZM),

    •Aşırı alkol kullananlarda,

    •Hipertirioidi (tiroidi bezi aşırı çalışanlarda),

    •İleri derecede kansızlık ve kanama-pıhtılaşma rahatsızlığı olanlarda,

    •Kronik ve tekrarlayıcı Pankreas bezi iltihapları (pankreatitler)de,

    •Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve beyin kanamalarında,

    •Ozona karşı alerjisi veya intoleransı (tahammülsüzlüğü) olanlarda, ozon tedavisi  dikkatli ve kontrollü yapılmalıdır.

    Birçok ülkede ozon terapisi, özellikle Avrupa'nın dışında, her zaman, sağlık sigorta poliçeleri veya işyerlerinin tıbbi destek programları ile karşılanmaz.  Birçok ozon uygulaması, genelde 10 seans kadar uygulanır. Ama bazı durumlarda ikinci veya hatta üçüncü bir 10 seanslık tedavi zorunlu olabilir. Buna rağmen, şu anda alınacak küçük bir önlemin ilerde çok daha fazla pahalı tam ölçekli bir tedavi masrafından kurtarabildiğini hatırlamalısınız.

    Ozon terapi düşük riskli ve genellikle standart medikal tedavilerin eşliğinde tamamlayıcı, destekleyici ve yeniden yapılandırıcı bir metottur

    Tekrar başka bir yazıda görüşmek dileğimle

                                                                                                                            Saygılarımla

                                                                                   Dr Suhan SUNGUR

    .

     

     

     




    Genel Anestezi Sedasyon

    Genel Anestezi ve Sedasyon

    Özel FBM Plastik Cerrahi Polikliniği/SAMSUN

    Polikliniğimizde Ameliyathanemiz mevcut olup Genel Anestezi veya Sedasyon ile plastik cerrahi ve diş hekimliği cerrahisi (Diş Çekimi, Diş eti tedavisi , İmplant, Kemik grefti, Kemik Kisti vb.) tedaviler uygulanmaktadır.

    Sedasyon Nedir?

    Bazı Sedatif (Diyazem benzeri) , Narkotik Analjezik(Morfin benzeri) ve bazen Hipnotik bir ilacın kombinasyonu ile hasta rahatlatılır ve kısa bir Amnezi(unutkanlık) sağlanıp Lokal Anestezi ile hastanın plastik cerrahi yada diş cerrahisi kısa sürede yapılabilir.

    Genel Anestezi nedir?

    Halk dilinde Narkoz diye bilinen Genel Anestezi başlıca 3 grup ilaç kombinasyonu ile Sağlanır.

    1. Hipnotik ilaçlar yardımı ile hastanın geçici şuur kaybı,
    2. Narkotik Analjezikler (Morfin benzeri ağrı kesiciler) hasta bilinçsiz olsa bile ağrısız bir operasyon geçirmesi,
    3. Kas gevşetici ilaçlar (Kürar) ile vücuttaki tüm kaslar gevşetilerek rahat bir cerrahi ortam sağlanır. Kas gevşeticilerin kullanımı ile tüm kaslar , solunumu sağlayan solunum kasları dahil olmak üzere, geçici olarak felç olur ve endotrakeal tüp dediğimiz steril olan küçük bir tüp hastanın nefes borusuna (Trakea) yerleştirilerek , hastanın solunumu Anestezi uzmanı kontrolunda anestezi cihazı (Solunum cihazı ) ile sağlanır.

    Genel anestezinin devamı ise solutulan Oksijen /hava veya Oksijen/Azot Protoksit karışımı ve ayrıca Volatıl ajanlar (Sevorane Vb.) gibi gazlar ile sağlanır.

    Anestezi Komplikasyonları

    Tıptaki son zamanlardaki gelişmelerle Anestezide kullanılan ilaçların yan etkileri oldukça az olup , vücuttan hızla atılırlar. Ayrıca günümüzde mevcut medikal teknoloji ile gerek anestezi cihazları gerek hasta monitorizasyonu ile hastaların tüm vital bulguları çok yakından takip edilebilmektedir. Bu nedenlerden dolayıdır ki ehil ellerde ve uygun şartlarda yapıldığı sürece anesteziye (genel veya sedasyon) bağlı komplikasyonlar oldukça nadirdir. Her anestezist’in en çok korktuğu; hastanın tok olmasıdır. Çünkü tam anestezi uygulamasında hastada kusma olursa ve bu kusmuk hastanın Akciğerlerine geçerse son derece ağır ve ölümcül olabilen Akciğer Zatürreesine (Pnömoni) yol açabilir. Bu nedenle Hastalarımızın en az 8 saat aç (Oruçlu gibi) olmalarını önemle isteriz. Komplikasyonları minimize etmenin birinci kuralı hastanın Pre-op (Ameliyat öncesi) Anestezi Muayenesinin detaylı bir şekilde yapılmasına bağlıdır.

    Pre-op Anestezi Muayenesi

    Hastanemize gelen hastalar önce yapılacak olan diş tedavileri, ilgili bölümlerde planlandıktan sonra Preop anestezi muayeneleri yapılıyor. Anestezi Muayenesinde öncelikle hastanın detaylı öz geçmişi (daha önceden geçirdiği ameliyat veya hastalıklar, sürekli kullandığı ilaçlar vb.) öğrenilip, Fizik Muayenesi yapılır. Gereken tetkikler yapıldıktan sonra Ameliyat randevusu verilir.

    Anestezi risk grupları

    • ASA-I (Herhangi bir sağlık sorunu olmayan ve Anestezi riskleri en az olan hastalardır.)
    • ASA-II ( Hafif bir rahatsızlığı olan Diyabet ve Hipertansiyon gibi, ancak hayatı fonksiyonlarını etkilememiş olan hasta grubudur.)
    • ASA-III( Kalp yetmezliği, Solunum yetmezliği gibi hayatı fonksiyonları etkilenmiş ve anestezi riski yüksek olan Hasta grubu),
    • ASA -IV ( ileri derecede Kalp,Karaciğer,böbrek ve solunum yetmezliği olan hasta grubu)

    Genel Anestezi ve sedasyon uyguladığımız hasta grupları

    ASA-I ve ASA-II çocuk ve Erişkin hastaları 4 grubta inceleyebiliriz.

    1. Gelişim geriliği olan çocuk veya erişkinler
    2. İleri derecede fobisi (Korku) olan erişkin hastalar
    3. Genel Anestezi gerektiren cerrahi girişimler (Kemik grefti, Kemik kisti vb.)
    4. Lokal anestezi ile tek seansta yapılması mümkün olmayan bir çok cerrahi işlemin kısa sürede (2-3 saat) genel anestezi altında yapılmasını isteyen hasta grubu



    Diş Beyazlatma

    Diş Beyazlatma (Bleaching)

    Amacı

    Eğer kahkahalarınızı dudaklarınızın arasında kısıtlayan şey dişlerinizdeki renk bozukluğuysa sadece birkaç saatte/günde bundan kurtulmak elinizdedir. Beyazlatma işlemi özel olarak hazırlanmış bir jelin dişler üzerine sürülmesi ve çoğu teknikte bir ışık kaynağı ile reaksiyonun hızlandırılması şeklinde olur. Beyazlatma işleminin mekanizması bir oksidasyon-redüksiyon tepkimesi şeklindedir. Kullanılan maddeler oksijen açığa çıkarır.Dişlerde renkleşmeye neden olan maddeler renksiz substanslar ile yer değiştirir ve beyazlama meydana gelir.

    Dişlerde renk bozukluğu çok farklı sebeplere dayanır:

    1. Çevresel faktörler:Fırçalama eksikliği,diyete bağlı kromojenler,diş yüzeyindeki bakteri plağı,dişin travmaya maruz kalması,çay-kahve-kırmızı şarap gibi renklendirici besinler.
    2. Mesleki nedenler:Metalik tuzlara maruz kalmak.
    3. Genetik faktörler:genetik faktörlerden dolayı diş renginin koyu olması,çocukluk döneminde kullanılan antibiyotikler,amelogenezis imperfekta-dentinogenezis imperfekta-florozis gibi diş dokusu hastalıkları.
    4. Önceki diş tedavileri: Kanal tedavileri ve amalgam dolgulara bağlı renkleşmeler.

    Teşhis ve Tanı Yöntemleri

    Beyazlatma işlemi öncesinde,beyazlatma uygulanacak dişlerde herhangi bir çürük,dişeti çekilmesi,dişeti iltihabı,dişlerde aşınma olmamalıdır.Bu gibi durumlarda önce gerekli tüm tedaviler yapılır daha sonra beyazlatma işlemine geçilir.Beyazlatma işlemi öncesinde renkleşmenin sebebi belirlenmelidir.Hangi tip beyazlatmanın uygulanacağı buna göre seçilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Diş içine Beyazlatma

    Canlılığını yitirmiş dişlere uygulanır.Dişler daha öncesinde bir travmaya maruz kalmışsa veya kanal tedavisi sonrasında renkleşme meydana geldiyse dişlerin içine jel konulması yöntemiyle beyazlatma sağlanır.%35'lik perhidrol kanal tedavisi uygulanmış dişe yerleştirilir ve belli periyotlarla değiştirilerek yeterli beyazlık sağlandığında işleme son verilir.

    Diş Dışına Beyazlatma

    Hekim tarafından dişlere sürülen beyazlatma patının ışık kaynağıyla aktiflenmesiyle uygulanır. Uygulanan jel süperoksol kostik bir maddedir. Bu yüzden çevre yumuşak dokularda geri dönüşümlü lekelenmeler oluşabilir.Bu nedenle işleme başlamadan önce dudaklar izole edilir ve dişetleri ışıkla sertleşen özel bir bariyerle örtülür.

    Normal ışık cihazıyla yapılan beyazlatmalarda seanslar yaklaşık 30-45 dakika sürer ve sonuç hemen gözlenebilir.Tedavinin süresi dişte hasar meydana getirmeyecek ölçüde hekime ve hastanın istediği beyazlık derecesine bağlıdır.2 gün arayla bazen yaklaşık 3 seans gerekebilir

    Işık cihazının lazer olduğu durumlarda ise yaklaşık 1 saat süren seans sonucu tek seferde sonuç alınır.

    Beyazlatma işleminin dolgular ve kaplamalar üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.Bu nedenle elde edilen diş rengine göre yenilenmeleri gerekir.Beyazlatma işlemi zamana ve hastanın alışkanlıklarına bağlı olarak geri dönen bir işlemdir.Bu nedenle belli aralıklarla yenilenmesi gerekir.

    Hasta ve hekim tarafından uygulaması gayet basit olan bu işlemin uzun vadede hiçbir komplikasyonu bulunmamıştır. Bu nedenle gülüşümüzü saklamak yerine böylesine kolay bir işlemle elde edilebilecek pırıl pırıl bir gülüşü sergilemek hepimizin hakkıdır.Nice saglık sıhhat mutluluk dolu gülümsemelere..




    ESTETİK UYGULAMALAR

    Estetik

    Estetik diş hekimliğinde hedef, kişinin yüzüyle uyumlu, doğal görünümlü form ve zevkte yapay dişler yaratabilmektir.

    Doğallıktan uzak, abartılı form ve renklerdeki yapay dişler, ilk bakışta amatör bir göz tarafından bile hemen farkedilir. Bu nedenle estetik diş hekimliğinde, titiz bir hazırlık ve planlama evresi gereklidir.

    Klinik ve Radyolojik Muayene: Estetik çözümlere geçmeden önce ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesi amacıyla genel bir ağız ve diş muayenesi yapılır. Hastanın tüm ağız rontgeni (Panoramik röntgen) alınarak nasıl bir yol izleneceğine karar verilir.

    Model: Üst ve alt çeneden ölçüler alınarak dişlerin ve çevre dokuların modeli elde edilir. Ve modeller üzerinden değerlendirme yapılır.

    Fotoğraflama

    Yüz, gülüş, profil ve ağız içi fotoğrafları alınarak her açıdan görüntü elde edilir.

    Planlama

    Hastadan alınan fotoğraf ve modeller üzerinde dişlerin ve diş etlerinin estetik açıdan sorunlu olan bölgeleri tüm yüz bölgesi dü şünülerek değerlendirilir. Bu değerlendirmeler sırasında hastaya kendi fotoğrafları ve modelleri üzerinde estetik açıdan sorunlu olan sahaları gösterilir, sorunların nasıl giderilebileceği konusunda bilgi verilir ve hastanın estetik düzenlemesi ile ilgili tedavisinin planlaması yapılır. Eğer mevcut estetik sorunların gide-rilebilmesi için kapsamlı bir tedaviye ihtiyaç duyuluyorsa, diş eti hastalıkları ve ortodonti uzmanlarıyla beraber gerekli konsültasyonlar yapılır. Hastanın da beklentileri doğrultusunda yüz ve dudak yapısına uygun yeni bir gülüş tasarlanır. Ağzından alınan ölçüler ile laboratuvar ortamında oluşturulan modeller üzerinden tasarlanan gülüş hastaya gösterilebilir. Ayrıca önceden yapılmış gülüş tasarımları ile ilgili fotoğraflar da gösterilir. Bu sayede hasta benzer sıkıntıları yaşamış olan kişilerin ilk hallerini ve tedavi sonrasında elde edilen sonuçları görebilir.

    Gingivektomi (Diş Eti Seviyelerinin Düzenlenmesi)

    Güldüğümüzde diş boylarının kısa olması nedeniyle diş etlerinin aşırı göründüğü veya dişetlerinin asimetrik olduğu durumlara sıkça rastlarız. Bu gibi durumlarda diş eti hastalıkları uzmanlarının yapacağı basit bir müdahale ile diş boyları uzatılabilir veya diş eti simetrik hale getirilebilir. Diş eti armonisi sağlandıktan sonra gerek duyulduğu hallerde protez uzmanlarının yapacağı müdahalelerle dişlerde çeşitli estetik düzenlemelere gidilebilir.

    Diş rengi doğuştan koyu olan veya sonradan çeşitli nedenlerle diş rengi sararmış hastalarda uygulanabilir.

    İki şekilde uygulanır:

    Home (ev) tipi

    Ağızdan alınan ölçüye göre ağız için özel plak hazırlanır. Hekim tarafından hastaya verilen özel jeli hasta belli periyotlarla kendisi uygular.

    Office (klinik) tipi

    Klinik ortamında diş etleri izole edildikten sonra dişlere sürülen özel bir jel ışık cihazıyla aktifleştirilir.

    (Yaprak Porselenler)

    Alışılagelmiş protez uygulamalarından farklı olarak dişin tümü küçültülmeden sadece dişin ön yüzünden hafif aşındırmalar yapılması yeterlidir. Uygulama esnasında ilgili dişlerin üzerinden 0.3-0.7 mm. diş dokusu kaldırılır ve ölçü alınır. Hazırlanan yaprak şeklindeki ince porselen tabaka diş üzerine yapıştırılır. Dişlerden çok az doku kaldırılmasından dolayı yapılan en konservatif (koruyucu) protez uygulamasıdır.

    Metal destekli porselen kaplamalar ne kadar estetik yapılmaya çalışılsa da, ışık, porselen kaplamanın hemen yüzeyinde geri yansır ve uygulandığı dişin diş etine ışık iletimini engeller. Bu durum doğal dişlere oranla daha yapay bir görünüme ve özelikle ön dişlerin diş eti bölgesinde gölgelenmelere neden olabilir. Üst ön keserler gibi estetiğin önemli olduğu dişlerde veya metal alerjisi olan hastalarda altyapısı da porselen  olan kaplamalar yapılarak bu sorunlar ortadan kaldırılıp son derece estetik sonuçlar ortaya çıkarılabilir.

    Porselen, diş ve diş etiyle en uyumlu malzemedir. Ayrıca, kompozit dolgularda yapıldıktan belli bir zaman sonra karşılaşılan renklenme durumu porselen inleylerde olmadığından, inleyler ilk yapıldığı andan itibaren sahip oldukları estetik ve koruyucu özelliklerini uzun yıllar muhafaza ederler.

     




    PRP HAKIINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

    1-PRP (Platelet Rich Plasma-Plateletten Zangin Plazma) Uygulaması hakkında Bilinmesi Gerekenler

    PRP uygulaması plateletten zengin plasma veya trombositten zengin plasma olarak adlandırılan; kişinin kendi kanından özel setler ve işlemler ile ayrıştırılan plateletten zengin plasma kısmının, kişiye tekrar uygulanması olarak tanımlanır. Estetik amaçla yapılması durumunda cilde ve saçlı deriye küçük iğneler ile uygulamalar yapılmaktadır. Halk arasında tam olarak karşılığı olmamakla birlikte kök hücre tedavisi olarak tanımlanmaktadır.

    PRP uygulaması çok uzun yıllardır, tıbbın birçok dalında özellikle ortopedi, spor hekimliği, plastik cerrahi, diş hastalıklarında ve veterinerlikte kullanılmaktadır. Estetik amaçla PRP uygulaması tüm dünyada 2-3 yıldır, Türkiye de 1 yıldır, hekimler tarafından yapılmaktadır.

    PRP uygulaması kısaca kişinin kendi kanı ile estetik yönden iyileştirilmesidir.

    İnsan vücudunda dolaşan kan içersinde eritrositler (alyuvarlar), lökositler (akyuvarlar) ve plateletler (trombositler) mevcuttur. İnsan vücudunda bir hasar veya yara meydana geldiğinde trombositler ve lökositler, hasar olan bölgeye göç ederler.Hasarlık bölgede salgıladıkları büyüme faktörleri ile hasar ve yaranın hızla iyileşmesini sağlarlar.

    PRP uygulamasında da insan vücudunun bu hasra karşısında vermiş olduğu tedavi etme yeteneği harekete geçirilerek, estetik yönden iyileşme amaçlanır.Vücudun hasar varmış gibi cilt altında hasar düzeltme mekanizmaları harekete geçirilir.

    PRP uygulaması prosedüründe özel işlemler ile kandan ayrıştırılan plateletler, kanın sıvı kısmı olan plasma içersinde sıkışmış olarak bulunacaktır.Plateletler normal kana göre daha az plasma kısmı içersinde bulunacağından, göreceli olarak normal kandaki sayısının (kanda normal seviyede 150,00-450,000 adet/ml bulunur), birkaç katı kadar sayıda (yaklaşık 1 milyon adet/ml) bulunacaktır.BU sayede az miktardaki plasma içersinde normalin birkaç katı platelet sayısı cilt içersinde verilebilecektir.

    Kişi kanından ayrıştırılan plateletler, ince iğneler ile cilt altına ve veya saçlı deriye uygulandığında, sanki o bölgede hasar varmış gibi davranacak, bölgede büyüme faktörleri ve iyileştirici faktörleri salgılayarak, uygulama bölgesinde iyileştirici rol oynayacaktır.

    PRP uygulaması saçlı deriye yapıldığında; saç kökleri etrafındaki damarlanmayı artıracak,saç köküne daha fazla miktarda kan, oksijen, vitamin taşınmasına olanak sağlarken; salgıladığı büyüme faktörleri ile saç kökü hücrelerini uyaracak, saç köklerinin saç üretim süreçlerini hızlandıracak ve saçların daha sağlıklı hale gelmesini sağlayacaktır.Saç dökülmesi olan bölgede , büyüme faktörlerinin saç köküne olan etkisi ile saç sökülmesi duracaktır.

    Saçlı deride PRP uygulaması tamamen dökülmüş olan saçların tekrar çıkmasını sağlayamayacak; güçsüz, kırılmış, hasarlı saçları ve saç üretimi yeteneği durmuş olan saç köklerini uyararak, saç dökülmesini durduracak, saçların daha parlak, canlı görülmesini sağlayacaktır.PRP uygulaması sonrası ince güçsüz saç tellerinin canlanması ve kalibrasyonu artacağı için hastalar yeni saçlar çıkmış hissine kapılabilirler.

    PRP uygulaması cilde yapıldığında; zaman içersinde cilt altında oluşan bazı dokuların kayıplarına bağlı olarak ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerin olduğu bölgede,hasar iyileştirme mekanizması ile iyileşme sağlayacaktır.Uygulama bölgesinde salgıladığı büyüme faktörleri vasıtası ile destek dokudaki kayıplara bağlı ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerde iyileşme görülecektir.

    Zaman içersinde cilt destek dokusu kolojen miktarında azalma ve kırılmalara bağlı olarak ortaya çıkan cilt sarkmalarında, bölgeye uygulanan plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri ile kollojenlerin yeniden yapılandırılması sağlanacak; cilt elastikiyetinin artması ve cilt sarkmalarının düzelmesi sağlanacaktır.

    Cilt lekelerinde PRP uygulaması ile; plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri (MGF) ile ciltte renk oluşumunu sağlayan melanin hücrelerinin çalışma sistemini normal sınırlarda tutarak, cilt lekelerinin tedavisini sağlayacaktır.

    Skar ve çatlaklarda PRP uygulamasında; ciltte herhangi sebep bağlı olarak ortaya çıkmış olan çatlaklar, izler, sivilce izleri,skarlar gibi lezyonların etrafında yara iyileştirici mekanizma ile çalışan plateletler, salgıladığı büyüme faktörleri ile lezyonların küçülmelerini daha az görünür hale gelmelerini sağlayacaktır.

    2-PRP Uygulaması nasıl etki eder?

    PRP uygulamasında; özel prosedürlerle elde edilen plateletten zengin plasma cilt içersine ve saçlı deriye verildiğinde; salgıladıkları büyüme faktörleri ile uygulama bölgesinde hasar iyileştirme mekanizmasını başlatırlar; verilen plasma da normal kandaki sayının birkaç katı sayıda platelet kullanıldığı için, normal kan ile oluşan iyileşme mekanizmasından daha etkili, daha hızlı, daha erken iyileşme sonuçları görülecektir.

    Plateletler içersinde bulunan büyüme faktörleri;

    PDGF(Platelet derived growth factor)- hücre büyümesi,kan damarı tamiri ve oluşumu, colojen üretimi

    FGF(Fibroblast growth factor)-doku tamiri, cologen ve hyaluronic acid üretimi

    EGF(Epithelial growth factor)-epitel hücre yapımı, yara iyileşmesi

    TGF-beta-epitel ve damar epitelyum yara iyileşmesi

    VEGF-yeni damar endotelial hücre üretimi

    Plateletler den salınan büyüme faktörleri, uygulama bölgesinde hasra iyileştirici mekanizmaları harekete geçirerek, saçlı deri ve veya ciltteki sorunların iyileştirilmesinde görev alırlar.

    3-PRP uygulaması kimlere uygulanır?

    PRP uygulaması saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar göstermektedir. Aynı zamanda cildin zaman içersinde azalan destek dokuların sonucu olarak ortaya çıkan kırışıklık, sarkma, cilt lekeleri sorunlarında oldukça etkin tedavi sonuçları sağlamaktadır.

    PRP uygulaması saçlı deride saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerinin uyararak saç büyümesinin aktive eder.ince tüy şeklinde olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı saç görünümüne kavuşurlar.

    Saçlı deride cansız, parlaklığını yitirmiş,kırılmış, kuru, ince saçların saç kökleri büyüme faktörleri ile aktive olarak; daha canlı,parlak,sağlıklı saç görünümü PRP uygulamasının sonuçlarıdır.

    PRP uygulaması ile zaman içersinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, fakat PRP uygulaması sonucunda, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır.Ayrıca PRP uygulaması sonrası mevcut saçların kalibrasyonlarındaki artış, parlak ve canlı görünüm saçlarda sıklaşma ve yeni saçların çıktığı görünümü hissedilebilmektedir.

    PRP uygulamasının saçlı deriye uygulanması en sık yapılan uygulamalardandır.

    Zaman içersinde cilt altı destek dokuların azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan cilt elastikiyetinin azalması, kırışıklar, sarkmalar da PRP uygulaması başarılı sonuçlar sunmaktadır.

    PRP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, gözaltı çökmelerinde, elmacık kemiği çökmelerinde ve sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır.

    Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı çökmelerinde, çene köşeleri sarkmalarında, gıdı bölgesi sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında PRP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır.

    Ayrıca tüm vücut bölgelerinde kol sarkmaları, iç bacak sarkmaları, iç diz sarkmaları, karın bölgesi sarkmalarında PRP uygulaması yapılmaktadır.

    Hamilelik, yaşlılık, güneş sebebi ile oluşmuş cilt lekelerinde ve ciltte oluşmuş skarlar, izler, çatlaklar da PRP uygulaması diğer uygulamaların daha ötesine geçmiştir.

    4-PRP uygulaması hangi bölgelere uygulanır?

    PRP uygulaması

    • Saçlı deride; saç dökülmesi, saç kırıklıkları, cansız kuru ince saçların tedavilerinde

    • Tüm yüz bölgesinde;alın, göz kenarı, burun kenarı kırışıklıklarında, sarkma ve çökmelerde, cilt lekeleri ve izlerin tedavisinde

    • Boyun ve dekolte bölgesinde; kırışıklık,sarkma ve lekelerin tedavisinde

    • Üst kol,karın,iç bacak,diz bölgeleri kırışıklık, sarkma, çatlak ve lekelerin tedavilerinde

    • Tüm vücutta görülen sarkma, çatlaklar,izler,lezyonların giderilmesinde

    başarı ile uygulanmakta, uygulama sonuçları tatmin edici düzeyde bulunmaktadır.

    5-PRP uygulaması nasıl yapılır?

    PRP uygulaması hastadan kan alımı işlemi ile başlar. Hastanın kolundan özel infüzyon seti ile (kan alma seti), 20 cc (yarım çay bardağı kadar)kan özel PRP hazırlama tüplerine alınır.

    PRP hazırlama tüplerindeki kan özel santrifüj işleminden geçirilerek, plateletten zengin plasma kısmı ayrılır.Hastadan alınan 20 cc lik kandan yaklaşık 3 cc plateletten zengin plasma elde edilir.

    Elde edilen plateletten zengin plasma enjektöre çekilerek, mezoterapi de kullanılan ince iğneler vasıtası ile cilt altına uygulanır. Uygulama da cilt ve saçlı deride ihtiyaç olan yerlere dolgu uygulamaya benzer olarak derin deri kısmına ve veya napaj (noktasal küçük dokunuşlar) yöntemi ile derinin yüzeysel tabakasına plasma verilir.

    PRP uygulaması aynı zamanda dermaroller adı verilen(üzerinde çok ince iğnelerin olduğu, kendi etrafında dönen dairesel ürünler) ekipmaları ile birlikte uygulanabilir.Uygulama sonrası yüze maske uygulaması ile PRP uygulamasının etkinliği artırılabilir.

    PRP uygulaması tek başına uygulanabildiği gibi bazı durumlarda, farksiyonel lazer cihazları ile birlikte uygulanarak kırışıklık, cilt sarkmaları çatlak ve lezyonların tedavisinde daha etkili ve hızlı sonuçlar elde edilmesi amaçlanır.Özellikle yüz bölgesi gençleştirme, sarkma ve kırışıklık tedavilerinde, cilt lekesi tedavilerinde, cilt çatlak, skarlar, iz tedavilerinde PRP uygulamasının Fraksiyonel lazer uygulaması ile birlikte yapılması tüm dünya hekimleri tarafından çok başarılı sonuçları nedeni ile önerilmeltedir.

    6-PRP uygulaması güvenlimidir?

    PRP uygulamasında kullanılan infüzyon setleri(kan alma setleri) ve PRP hazırlama tüpleri, sadece bu amaç uygulamalar için üretilmiş olan uygulama setleri şeklinde kullanılır. Uygulama setleri içersinde uygulama sırasında ihtiyaç olabilecek tüm malzemeler bulunmaktadır.

    PRP uygulaması kapalı sistem içersinde hazırlanan plateletten zengin plasma ürünü ile yapılır, yani hastanın kanı dış ortamla ve başka malzemeler ile temas etmez. Hastanın kanı tek kullanımlık steril infüzyon setleri vasıtası ile yine tek kullanımlık steril vakumlu PRP hazırlama tüplerine alınır.

    Santrifüj işlemi sonrası elde edilen plateletten zengin plasma tek kullanımlık steril enjektörlere çekilerek kullanılır.Tüm bu işlemler sırasında hasta kanı ve hazırlanan plasma dış ortamla temas etmez.

    Uygulamalar sonrası kullanılan tüm malzemeler imha edilir.PRP hazırlama setlerinin tekrar kullanılması teknik olarak mümkün değildir.

    PRP uygulaması, yukarıda anlatıldığı gibi kapalı sistem prosedürler ile elde edilen plasma kullanılarak yapıldığı için;

    Uygulamada kan ile hastalık bulaşma riski yoktur. AIDS, Hepatit vb gibi kan ve kan ürünleri ile bulaşan hastalıkların PRP uygulamasında bulaşma riski söz konusu değildir.

    PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    7-PRP uygulaması ağrılı mıdır?

    PRP uygulamasında plateletten zengin plasmanın cilt içersine verilirken kullanılan iğneler, mezoterapi uygulamalarında da kullanılan çok ince iğnelerdir. İğnelerin çapları 30G veya 27 G olabilir, uzunlukları değişmekle birlikte 6mm, 16mm veya daha uzun olabilir.

    PRP uygulaması sırasında duyulan ağrı hissi; hastalar tarafından genel olarak ‘’hafif’’ olarak nitelendirilmektedir.

    PRP uygulaması sırasında hastalar ciltlerinde çok ince iğnelerin girişlerini hissedebilmektedirler. Ağrıya duyarlı ve hassas hastalarda, uygulama sırasında ağrı duyusunu azaltıcı önlemler(kremler, soğuk uygulama…) ile duyulan ağrı hissi oldukça azaltılabilmektedir.

    PRP uygulaması sırasında ciltte hafif sıcaklık, hafif yanma hissi ve gerilme hissi duyulabilmektedir.

    8- PRP uygulamasının yan etkileri nedir?

    PRP uygulamasında yan etkiler görülme riski hastanın kendi kullanıldığı için oldukça düşüktür.

    Uygulama iğle ile yapılan uygulamalar grubunda bulunduğu için; iğnenin cilde giriş tekniğine bağlı olarak bazı yan etkiler görülebilir. İğne uygulamasına bağlı olarak bazı noktalarda küçük morarmalar görülebilir, bu morarmalar küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek duyulmadan iyileşir. Morarmaların iyileşme sürecini kısaltmaz için hekim tarafından bazı ürünler önerilebilir.

    PRP uygulaması sırasında ciltte hafif kızarıklık görülür, ciltteki kızarıklık herhangi bir tedaviye gerek duyulmadan 30-40 dk içersinde kendiliğinden kaybolacaktır.uygulama sonrası ciltte hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolacaktır.

    PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    PRP uygulaması hekim tarafından yapılması gereken uygulamalar grubundadır.

    9-PRP Uygulaması seans sayısı ve süresi nedir?

    PRP uygulaması estetik yaklaşımla 2 amaca yönelik yapılmaktadır.

    a- Belirlenmiş bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olarak (ciltte oluşmuş sarkmaların düzeltilmesi, cilt kırışıklıklarının, cilt lekelerinin giderilmesi, skar ve çatlakların giderilmesi, saç dökülmesinin durdurulması, yeni saç gelişimin uyarılması…)

    b- Mevcut durumu korumak, cildin zaman karşısındaki deformasyonunu önlemeye yönelik olarak.

    PRP uygulaması belirli bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik amaçla yapılıyor ise ; genel olarak 1 aylık aralarla 2-3 seans uygulanır.Seanslar sonrasında belirlenmiş sorunlarda gözle görülür iyileşmeler beklenir.

    PRP uygulaması sonrası etkileri uzun süreli olarak devam edecektir, etkilerini devam etmesini ve cildin zaman karşısındaki deformasyonunun önlenmesi amacıyla yılda 1 seans PRP uygulaması önerilir.

    Genel tedavi protokolleri uyarında hastalara sorunların çözümü amacıyla 1 ay aralıklar da 2-3 seans PRP uygulaması sonrası, yılda 1 seans idame PRP uygulaması önerilmektedir.

    10-PRP uygulaması seans ücretleri nedir?

    PRP uygulamasında ücretlendirme seans ücreti olarak belirlenir.

    PRP uygulaması seans ücreti belirlenmesinde; uygulama bölgesinin genişliği ve kullanılan PRP hazırlama seti sayısı önem arz etmektedir. Hastanın ihtiyaçları doğrultusunda 1 PRP hazırlama tüpü kullanılabildiği gibi, bazı hastalarda uygulama bölgelerinin genişliğine göre 2 veya daha fazla sayıda PRP hazırlama seti kullanılabilmektedir. Genel olarak tüm yüz uygulamaları için 1 adet PRP uygulama seti yeterli olmaktadır.

    11-PRP Uygulaması kimlere yapılmaz?

    PRP uygulaması herhangi bir sebepten dolayı kandaki platelet sayısının normal değerlerinin (platelet normal sayıları ortalama 150,000-450,000/ml dir) altında olan kişilere yapılmaz. aynı zamanda kanser hastalarına yapılmaz.

    Pıhtılaşma sorunu olan, kan sulandırıcı ve diğer ilaç alan kişilerin uygulama öncesi ilaç bilgilerini hekime iletmeleri gerekir.

    12-PRP Uygulaması sonrası öneriler

    PRP uygulaması klinik ortamında yapılan uygulamalardır, uygulama sonrası kişi bazı önerilerle sosyal hayatına dönebilir.

    Uygulama sonrasında bölgede kızarıklık ve gerilme hissi olacak, tedaviye gerek duymadan kendiliğinden iyileşecektir.

    PRP uygulaması sonrası bölgeye bazı yatıştırıcı özelliği olan kremler kullanılır. Uygulama bölgesinin 4-6 saat süre ile yıkanmaması, temizlenmemesi önerilir.

    PRP uygulamasında napaj tekniği ve dermaroller kullanım ı sonrası cilt yüzeyinde mikro düzeyde delikler oluşur, uygulama sırasında cilt üzerinde kalan plateletten zengin plasmanın zamanla cildin derinlerine ulaşması için, 4-6 saat cildin yıkanmaması bu sürede plasmanın cildin derinlerine ulaşması amaçlanır.

    PRP uygulama sonrası 12-24 saat makyaj ürünleri kullanılması önerilmemektedir.

    PRP uygulaması sonrası 12-24 saat havuz, denize girilmemesi gereklidir

     

    Haberlerde ara

     

     


    hayati akbaş köşe yazıları
    hülya ettekin
    kariyer başvurusu
    Üyelik girişi 
    Üye ol.
    şifremi unuttum?