SAMSUN TIP MERKEZI
istanbul kliniğimiz
batum kliniğimiz
baku kliniğimiz
stuttgart kliniğimiz
Loading

yanık izleri

Makalelerde ara

  • MEME YOKLUĞU VE ŞEKİL BOZUKLUKLARI
  • MAKSİLOFASİAL YARALANMALAR
  • YANIK İZLERİ VE SEKELLERİ
  • YÜZ ŞEKİL BOZUKLUKLARI
  • KRONİK İYİLEŞMEYEN YARALAR
  • EL VE AYAK ŞEKİL BOZ.
  • MEME DİKLEŞTİRME
  • KARIN ESTETİĞİ
  • KOL ESTETİĞİ (Brachioplasty)
  • LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA
  • Scalp Redüksiyonu ile saç tedavisi Kelliğin tedavisi
  • PEELİNG
  • MEDYATİK DOKTORLAR-2
  • ‘’HANGİ DANGALAK DOKTOR SENİ BU HALE GETİRDİ?’’
  • Platelet Rich Plazma PRP UYGULAMALARI ve BİLLİNMESİ GEREKENLER
  • OZON TERAPİ
  • PRP HAKIINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
  • İPEK KİRPİK İLE KİRPİK UZATMA



  •  MEME YOKLUĞU VE ŞEKİL BOZUKLUKLARIGöğüsler bir kadın için en önemli organlardan birisidir. Dişiliğin en önemli simgelerindendir. Bir kadında göğüslerin olmaması vücut imajı açısından çok önemli bir eksikliktir.

    Göğüsler doğum sonrası ergenlik dönemine kadar herhangi bir gelişim göstermezler. Bu dönemden itibaren dişilik hormonlarının etkisiyle gelişmeye ve normal hacimlerini kazanmaya başlarlar. Genellikle 18 yaşına kadar memeler normal büyüklüklerine ulaşırlar.

    Göğüs gelişiminin normal yada anormal olması kadınlarda psikolojik açıdan son derece önemlidir. Herhangi bir nedenden dolayı yetersiz göğüs gelişimi yada şekil bozukluğuna sahip olan kadınlarda çoğunlukla problemin şiddetiyle doğru orantılı olan bir psikolojik rahatsızlık söz konusudur. Bu problem yine kıyafet seçiminde sosyal yaşantısında kişiler için bir stres kaynağıdır.

    Meme yokluğu yada şekil bozuklukları nedenleri ;

    1- Doğuştan olan nedenler,

    2- Sonradan ortaya çıkan nedenler olarak ayrılabilir.

    Doğuştan bu problemlere sahip olan kız çocuklarında problem çok değişik şekillerde kendisini gösterebilir yada ergenlik dönemine kadar bu durum hiç fark edilemeyebilir.
    Meme başının her bir memede birden fazla olması, yada meme başı bölgesinin olması gerektiği yerin dışında başka bir lokalizasyonda olması, koltuk altı yada kasık gibi, muhtemel sorunlar olarak karşılaşılabilir. Memelerden birisinin yada ikisinin olmaması, gelişmemesi, yada şeklinin normalden farklı olması yine karşılaştığımız problemlerdendir.

    Sonradan farklı nedenlerle de meme şekil problemleri ortaya çıkabilir. Bu problemlerden en sık karşılaşılanlar kız çocuklarında meme bölgesinde özellikle bilinçsiz kimselerce yapılan süt boşaltmalar, abse boşaltmalar, enfeksiyonlar, meme bölgesini etkileyen yanıklar ve travmalar.

    Hangi nedenle ortaya çıkmış olursa olsun meme de meydana gelen bir şekil bozukluğu yada gelişim eksikliği mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin de en sıklıkla uğraştığı ve tedavi ettiği problemlerdendir.

    Meme yokluğu yada şekil bozukluğu durumunda tedavi yöntemleri nelerdir?
    Mevcut probleme göre tedavi prensipleri ve yöntemleri değişir. Meme yokluğu tek taraflı yada iki taraflı olarak söz konusu olduğunda yapılacak işlem genellikle meme protezi kullanımıdır. Protezler kullanılarak göğüsler normal şekil ve büyüklüğüne getirilir.

    Göğüslerden birisinde yada her ikisinde farklı natürlerde şekil bozukluğu olduğunda problemin şekli ve şiddetine göre uygulanacak olan tedavi yöntemi farklı olacaktır. Normalden büyük olan göğüslerde küçültme işlemi yapılırken normalden küçük göğüslerde büyültme işlemi yapılacaktır. Her iki göğüsten yalnızca birisinde problem olduğunda problemli olan göğüs normal olan göğse cerrahi olarak benzetilmeye çalışılır.

    Sonuç: Göğüs gelişim problemi olan kadınların ve ergenlik dönemini tamamlamış genç kızların yapması gereken şey ilk iş olarak bir Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi uzmanına müracat etmektir. Plastik Cerrahi uzmanı gerekli muayene ve tetkik işlemlerini tamamladıktan sonra gerek görürse ilgili diğer, Endokrinoloji yada Jinekoloji gibi, branşlardan da değerlendirme isteyebilir. Eğer herhangi bir hormonal yada ileri tetkik gerektiren başka bir problem sözkonusu değilse probleme yönelik olarak tedavi planlamasını yapacaktır. Günümüzde gelişen tıbbi ve teknolojik birikim sayesinde son derece başarılı ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Ameliyat ile elde edilen sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür.

    Bu konuda ayrıntılı bilgi için mutlaka Plastik Cerrahi uzmanlarına müracat edilmelidir.



    MAKSİLOFASİAL YARALANMALARYüz bölgesi vücudun yaralanmalara en açık bölgelerinden birisidir. Birçok nedenlerle ortaya çıkan yüz yaralanmaları biz Estetik Plastik Cerrahların en çok uğraştıkları konulardan birisidir.

    Yüzümüz üzerindeki hayati derecede önemli olan yapıları içermesi ve de bizlerin sosyal hayatta en fazla ihtiyaç duyduğumuz vücut bölgelerimizin başında gelmektedir.

    5 duyu olarak adlandırdığımız konuşma, işitme, görme, yeme içme ve koku alma faaliyetlerimizin merkezi bu bölgedir.

    Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan yüz yaralanmaları bu duyularımızdan bir yada birkaçını veya hepsini birden olumsuz etkileyebilir. Bu duyularımızdan hiç birisini olumsuz etkilemese bile yaralanmalar sonrası yüzümüzde ortaya çıkan yaralanma izleri ve şekil bozuklukları estetik anlamda önemli bozukluklar oluşturarak yalnızca fiziki değil aynı zamanda psikolojik problemlerinde ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Yüz bölgesini oluşturan temel yapılarımız; yüzümüzün derisi, deri altında derinin esneklik ve bombeliklerini oluşturan yağ bağ ve kemik dokusu, yine yüz bölgesinde yüzümüzün hareketlerini ve mimiklerini sağlayan yüz kasları mevcuttur. Yine bu bölgelerin tamamının beslenmesini ve duyusu bile birlikte hareketlerini sağlayan damar ve sinirleri mevcuttur.

    Bu anatomik yapılardan birisi yada bir çoğunda yada tamamında çeşitli nedenlerle yaralanmalar ortaya çıkabilir.

    Yüz bölgesinde en sıklıkla yaralanmaya neden olan olaylar şunlardır;

    1- trafik kazaları,

    2- ateşli silah yaralanmaları,

    3- intiharlar,

    4- düşmeler ve spor yaralanmaları,

    5- ev ve iş kazaları,

    6- kavgalar ve darp

    7- yanıklar,

    8- diğer nedenler,

    Bu nedenlerin hepsi yüz bölgesinde yaralanma nedeni olabilir ve neticede yüzümüzün hem fiziki görünümünde ve hemde fonksiyonlarında istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

    Bütün bu durumlarda ortaya çıkan yaralanmalar bazen göründüğünden daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Her ne şekilde olursa olsun yüz bölgesinde ortaya çıkan bir yaralanma mutlaka bir plastik cerrahi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Çok küçük olarak görülen bir kesici delici alet yaralanması altta yatan bir siniri yada tükrük kanallarını kesmiş olabilir. Yine çok küçük olarak algılanan bir yüz bölgesi yaralanması eğer ayrıntılı değerlendirilmezse görme kayıpları yani körlük, yada beyin kanamaları ve bilinç kayıplarına neden olacak kadar ciddi olabilir.

    Bütün yüz bölgesi yaralanmaları estetik plastik cerrahi uzmanlarında değerlendirildikten sonra tedavi aşamasına geçilmelidir. Tedavi bazen yalnızca birkaç dikiş yada doku yapıştırma yöntemi ile yapılacak kadar basit olabilir yada günlerce hastanede kalmayı gerektirecek komplike tedaviler içerebilir.

    Yaralanmalar sonrası ortaya çıkacak iz ve şekil bozukluklarının minimal olması da uygulanacak estetik plastik cerrahi kuralları ile bağlantılıdır.

    Yüz yaralanmaları yada diğer deyişle maksillofasiyal yaralanmalar estetik plastik cerrahinin önemli uğraşı alanlarından birisidir.



    YANIK İZLERİ VE SEKELLERİ Kendimizde, ya çocuğumuzda, ailemizin herhangi bir ferdinde çeşitli sebeplerle ortaya çıkmış yara izleri mevcuttur. Bu izlerin sebepleri yanıklar, kazalar, birçok nedenden dolayı ortaya çıkan yaralanmalar, ameliyatlar, geçirilmiş olan sivilceler, bazen yapılan bir iğne ya da aşılar vücudumuzda normalin çok üzerinde belirgin olan ve rahatsız edici boyutta izlere yol açabilir. Bunlardan özellikle yüz bölgesi gibi vücudumuzun açıkta kalan ve görünür olanları çok daha rahatsız edici olup bu şekilde problemleri olan kimselerin psikolojik olarak ta derin etkilenmelerine yol açar.

    Peki, her ne sebeple oluşmuş olursa olsun bu şekilde izlere çözüm bulmak günümüzde mümkün müdür? Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin günümüzde çözüm bulmak için çalıştığı konulardan ve belki de en önemlilerinden biriside bu soruna çözüm bulmaktır. Günümüzde gerek teknolojik manada ortaya çıkan ilerlemeler sonucu ve gerekse Plastik cerrahi de tekniklerin sürekli ilerlemesi ve genişlemesi sonucu ortaya çıkan gelişmeler yara izlerinin azaltılması konusunda Plastik Cerrahlara önemli avantajlar sağlamıştır. Plastik Cerrahide son yıllardaki gelişmeler eski yıllara oranla çok daha başarılı sonuçların alınmasını sağlamaktadır.

    Yukarıda saydığımız nedenlerle ortaya çıkan yara izleri her bünyede farklı ortaya çıkabilmektedir. Hatta aynı kişide farklı yaş dilimleri dikkate alınırsa yine oluşan yara izleri farklı boyutlarda olabilmektedir. Örneğin; hızlı büyüme gelişme çağındaki 7 yaşında bir kız ya da erkek çocukta derisinde meydana gelen derin kesilme mutlaka bir izle iyileşecektir ve bu iz aynı çocuğun 20’li ya da 30’lu yaşlarda geçireceği benzer bir yaralanmayla kıyaslanırsa çok daha fazla olacaktır. Yara iyileşme mekanizması her insan için özeldir ve diğerlerinden bazı farklılıklar içerebilir. Bu sebepten dolayı benzer yaralanmalara ya da cerrahi müdahalelere maruz kalan aynı yaş ve cins kimselerde çok farklı yapıda ve büyüklükte izler ortaya çıkabilir. Bazı kimselerde ortaya çıkan yara izleri gerçekten kabul edilebilir ve makul ölçülerde iken bir başkasında tolere edilemeyecek kadar rahatsızlık verici olabilir. Genetik ve ailevi sebepler, kişisel yapısal farklılıklar, hormonal farklıklılar, yaralanmanın bölgesi, şiddeti, yapılan tedavinin şekli, yaralanma bölgesinde iltihap gelişip gelişmemesi ve diğer bazı etkenler oluşacak izin boyutunda rol oynarlar.

    Yanık ameliyat yada çeşitli sebeplerle ortaya çıkan yara izleri tedavi edilebilir mi? Sorusunun cevabı kısmen evet şeklinde olacaktır. Bir çok kimsede bu izleri makul bir çizgiye getirmek kişinin hem görünümünü ve hemde psikolojisini olumlu yönde etkilemek günümüzde mümkün olabilmektedir. Fakat burada çok önemli bir nokta hastanın yada yakınlarının beklentisi gerçekçi olmalıdır. Oluşmuş olan bir izin tamamen yok edilemeyeceği, boyutlarının azaltılıp mümkünse daha naz dikkat çekici bölgelere bu izleri gizlemek yada kamuflaj yaparak belirginliğini azaltmanın mümkün olabileceğini hem hastanın kendisinin ve hemde yakınlarının çok iyi anlaması gerekmektedir.

    Tekrar ifade etmek gerekirse günümüzde Plastik Cerrahi yara izlerinin tedavisi konusunda çok önemli ilerlemeler kaydetmiş ve eski dönemlerlerle kıyaslanamayacak kadar başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu konudaki çalışmalar halen devam etmekte olup iz tedavisi konusunda önümüzdeki dönemlerde çok daha yüz güldürücü ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilecektir



    YÜZ ŞEKİL BOZUKLUKLARIEstetik Plastik cerrahi uzmanlığı içerisine giren ve bizlere tedavi amacıyla başvuran hasta gruplarından birisini de yüz bölgesinde şekil bozuklukları olan kimselerdir.

    Yüz bölgesi insan bedeninin en önemli bölgelerinden birisi olup en dikkat çekici bölgesidir. Yüz bölgesi bir insan için çok önemli olan ağız, burun, göz, kulaklar vs gibi beslenme ve duyu organlarını içermesinin yanında alın bölgesi, kaşlar, yanaklar, çene ve dudaklar gibi estetik olarak çok önemli temel yapıları da içerisinde barındırmaktadır.

    Bu bölge bir bütün olarak insan hayatında hem fonksiyonel olarak ve hem de estetik olarak çok önemli ve olmazsa olmaz bir rol oynamaktadır. Bu bölgede doğuştan yada sonradan ortaya çıkan bir nedenden dolayı meydana gelen bir değişiklik insan hayatını çok olumsuz olarak etkiler.

    Yüzümüz gerek bireysel günlük yaşantımızda gerekse toplumsal ilişkilerimizde bizim için çok şey ifade eder. Aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz en ufak bir sıra dışı değişiklik bizleri rahatsız eder. Yüzünde sivilceler çıkmış bir gencin psikolojisini düşünmek bile olayın önemini vurgular.

    Basit bir sivilcenin bile insanı çok etkileyebildiğini düşünürsek bu bölgede meydana gelen şekil bozukluklarının kişileri ne kadar olumsuz etkileyebileceğini düşünmek zor değildir.

    Yüz bölgesinde doğuştan bir takım şekil bozuklukları olabilir. Bunlardan bazıları yüz üzerindeki bazı organlarımızın tamamen yada kısmen gelişiminin olmamasıdır. Yüz bölgesinde var olan şekil bozuklukları esas olarak 2 gruba ayrılır.

    Doğuştan var olan yüz şekil bozukluklarından bazıları;
    Kulakların hiç gelişmemiş ya da az gelişmiş olması,
    Yüzün bir tarafının yada iki tarafının birden gelişiminin yetersiz olması,
    Çene gelişiminin yetersiz ve asimetrik olması,
    Yüz bölgesinde gelişen simetri bozuklukları,
    Torti colllis (boyun eğriliği) e bağlı yüz simetri bozuklukları,
    Yüzün cildinde yada damarsal yapılarında oluşmuş hemanjiomlar, nörofibromatozisler, küçük yada dev nevuslar, lenf sistemi hastalıkları,

    Gözkapağı problemleri, Göz kapağı düşüklüğü (pitozis), gözkapakları açıklığının yetersizliği ve yapışıklığı (blefarofimozis) vs.
    yüz yumuşak dokularında genetik nedenlerle ortaya çıkmış olan erken yaşlanma belirtileri ve sarkmalar.

    Burada saymış olduklarımızın dışında onlarca farklı yüzde şekil bozukluklarına neden olan neden vardır.

    Yüz bölgesinde hayatın sonraki aşamalarında ortaya çıkan şekil bozuklukları;
    Trafik kazaları yada diğer travmalara bağlı yüz bölgesinde yüz kemik ve yumuşak dokularını içeren şekil bozuklukları,
    Yanıklara bağlı yüz bölgesinde şekil bozuklukları,
    Yüz bölgesini tutan kanserler ve onların tedavileri sonrası ortaya çıkan şekil bozuklukları,
    Yüz bölgesindeki yağ dokusu ve diğer yumuşak dokularda zamanla erimeye bağlı zayıflıklar çökükler vs. (Örn: hemifasiyal atrofi), bunlardan yalnızca bazılarıdır.

    Sonuç: Yüz bölgesinde çeşitli nedenlerle şekil bozuklukları mevcut olabilir. Bu durum kişileri yalnızca fonksiyonel yani normal günlük hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilme konusunda sıkıntılı yapmakla kalmaz aynı zamanda estetik olarak kişilerde önemli problemlerin kaynağı olabilir. Bu tür problemlere sahip olan kimselerin müracat etmeleri gereken yer Estetik Plastik ve Rekonstruktif cerrahi uzmanlarıdır.

    Günümüzde estetik plastik cerrahinin ulaşmış olduğu gelişme seviyesi bu tür sorunlara sahip olan kimselerin çok daha kaliteli ve mutlu bir hayat sürmelerine olanak sağlamaktadır.



    KRONİK İYİLEŞMEYEN YARALARŞeker hastalığı ile estetiğin ne alakası var diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin ne kadar geniş ve kapsamlı bir branş olduğundan bundan önceki bazı yazılarımızda bahsetmiştik. Bunlar içerisinde uzun süre devam eden ve bilinen klasik yöntemlerle tedavisi mümkün olmayan kronik yaralarında bu branşın konularından olduğunu ifade etmiştik. İşte bu kronik yani uzun süre devam eden ve tedavisi oldukça zor olan yaralardan biriside şeker hastalığına bağlı ayak yaralarıdır. Genellikle toplumda bu konudaki bilinç yeterli düzeyde olmadığı için şeker hastalığına bağlı ayak yaraları hep ihmal edilir ve neticede telafisi imkânsız çok kötü sonuçlar ortaya çıkar ki, olabilecek en kötü sonuç yaralı ayağın ve hatta bazen bacağın kesilmesidir.

    Netice olarak bugün anlatacağımız konu son derece önemli ve hayati bir konudur. Mutlaka hepimizin çevresinde eşimiz, dostumuz akrabamız ya da yakın ya da uzak çevremizde bu türlü bir probleme sahip birçok insan olabilir. İnanıyorum ki bu tür konuların bu köşelerde anlatılması toplumun çok önemli sağlık konularında daha bilinçli olarak davranması ve sağlıklı bir toplum olma konusunda katkısı olacaktır.

    Şeker hastalığı olarak bilinen diabetes mellitus toplumda oldukça sık rastlanan bir hastalık olup yaklaşık olarak her 100 kişiden 6’sında bu hastalığın mevcut olduğu söylenebilir. Şeker hastalığına sahip olan her 100 hastanın ise yaklaşık 60 kişisinde şeker hastalığına bağlı ayağında yara ortaya çıkmaktadır. Bu kadar sık ortaya çıkan problem konusunda mutlaka bazı şeyleri çok iyi bilmeliyiz.

    Ayağının herhangi bir yerinde çok küçükte olsa bir sıyrık, su toplanması ya da yara olan bir şeker hastası, bunun çok büyük bir felaketin öncü habercisi olabileceğini kabul etmeli ve hemen bir doktora müracat etmelidir. Müracat edilecek en uygun branş bu aşamada Plastik cerrahi, Dermatoloji yada Ortopedi bölümü olacaktır. İlgili doktorlar bu aşamada mutlaka gerekeni yapacak ve yaranın büyümeden önlenmesi sağlanacaktır. Ayaklarının herhangi bir yerinde yara olan şeker hastaları bilmeliler ki çok ciddi bir durumla karşı karşıyadırlar ve bu aşamada yapılacak yanlışlıklar ve ihmaller telafisi çok zor sonuçlara yol açacaktır. Başlangıç aşamasında iyi bir sıhhi ortamın o bölgede sağlanması ve gerekli ilaçların kullanılması, pansuman ve küçük müdahalelerin yapılması ayağın ve yaranın tamamen iyileşmesini sağlayacaktır.

    Maalesef zamanında müdahale yapılmayan, uzun süreli olan ve gittikçe büyüyerek kemiklere ve eklemelere kadar ulaşan yaralar tedavisi çok zor yaralar olup bu tür yaraların tedavisi mutlaka özel yara bakım ünitelerinin olduğu merkezlerde yapılması gereklidir.

    Samsunda da bu tür bir merkez OMU Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalı bünyesinde bulunmaktadır. Yrd Doç Dr Ahmet Demir tarafından yönetilen bu ünite özellikle başlangıç aşamasını geçirmiş ve ilerlemiş yaraların tedavisinde son derece önemli bir görevi üstlenmektedir. Kronik yara tedavisi ile ilgili teknik ve bilimsel alt yapının da olduğunu düşündüğüm bu merkez ilerlemiş şeker hastalığına bağlı ayak yaralarının olduğu durumlarda yararlı hizmetler vermektedir.

    Şeker hastalığının toplumda çok yaygın bir hastalık olduğunu biliyoruz. Bu hastalığın eğer iyi takip ve kontrol edilirse gerekli diyet ve ilaç tedavilerine dikkat edilirse vücuda zararı oldukça sınırlı kalacaktır. Aksi takdirde eğer bu hastalık yeterince önemsenmez ihmal edilirse telafisi son derece zor ve hatta imkânsız sonuçlar doğurabilir. İhmal edilmiş ve tedavi ve takibi yetersiz bir şeker hastalığı vücutta hemen her doku üzerinde zararlı ve olumsuz etkilere sahiptir. Bu köşede bu hastalığın vücutta yaptığı tahribatların hepsinden bahsedebilmek zaman ve yer kısıtlılığından dolayı mümkün değil ve bu nedenle özellikle bu hastaların yada hastalık adaylarının çok dikkat etmeleri gereken konulardan kısa kısa bahsetmek istiyorum.

    Şeker hastalığı ile biz Plastik Cerrahların ilgisi özellikle uzun süreli şeker hastalıklarında özellikle ortaya çıkan ve klasik bilinen yöntemleri tedavisi çok zor olan kronik yaralardır. Özellikle ayak bölgesinde ortaya çıkan yaralar bizlerin ilgi alanındadır.

    Yine şeker hastalığı ile biz Plastik Cerrahların çok ilgili olduğu bir diğer konu bu hastaların bizlere bir estetik operasyon geçirmek için müracaat etmeleri konusudur. ‘’Şeker hastaları estetik ameliyatları yaptırabilirlermi?’’, Yada ‘’bu durumdaki kimselerde Plastik Cerrahinin yaklaşımı nasıl olmaktadır’’ bu başka bir yazının konusu olacaktır muhtemelen.

    Şeker hastalığı ile mutlaka bilinmesi gerekenler ;

    Uzman önerilerine sıkı bir şekilde uyulduğu takdirde şeker hastalığı tehlikeli bir hastalık değildir ve ömrü kısaltmaz.

    Ailesinde şeker hastalığı olan birisi en azından diğer insanlara göre daha fazla şeker hastalığına yakalanma şansına sahiptir ve mutlaka dönem dönem kan tahlilleri ile kontrolden geçmelidir.

    Her normal insan en azından senede 1 kez genel bir sağlık muayenesinden geçmeli ve yalnızca şeker değil diğer karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri gibi tahlilleri yaptırmalıdır.

    Kendisinde şeker hastalığı olduğu ortaya çıkan bir kişi kesinlikle strese girmemeli ve toplumda kendisi gibi milyonlarca insan olduğunu ve bunlarında büyük çoğunluğunun tamamen normal bir hayat sürdürdüğünü bilmelidir.

    Şeker hastalığı teşhisi konulduğu anda vücudun diğer ilgili organları kontrolden geçirilmeli göz, böbrek, sinir sistemi, kalp ve tansiyon yönünden tam bir incelemeden geçmelidir.

    Kişi eğer normalden fazla kiloya sahip ise mutlaka normal bir kiloya gelebilmek için uzman gözetim ve denetimde diyet ve sportif faaliyetlerinde katkısıyla çaba sarf etmelidir.

    Şeker hastalığı tanısı almış bir kişi hijyen kurallarına herkes den daha fazla dikkat etmelidir.

    Özellikle ayaklarına çok fazla özen göstermeli, tırnak kesimlerini çok dikkatli yapmalı. Çok derin kesilen tırnakların kolayca tırnak batması ve ayak yaralarına dönüşebileceğini unutmamalıdır.

    Ayaklarını nemli ve ıslak bırakmamalıdır. Çorapsız dolaşmamalı ve mutlaka ayaklarına uygun ayakkabı giymelidir. Bol yada dar olmamalıdır. Bu konuda bir Dahililiye, Dermatoloji yada Plastik Cerrahi uzmanından daha ayrıntılı bilgiler almalıdır.

    Ayaklarını özellikle kışın soba yada kalorifer peteklerine çok fazla temas ettirmemelidir çünkü duyusunda meydana gelen bozukluk nedeniyle oluşabilecek yanıkları fark etmeyebilir.

    Eğer bir kişi şeker hastası olduğunu bilir, kabullenir ve gereğini de yaparsa kesinlikle tamamen normal ve konforlu normal bir hayat yaşar. Aksi takdirde onları oldukça sıkıntılı ve zor bir hayat beklemektedir.



    EL VE AYAK ŞEKİL BOZ.Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uygulama alanlarından biriside el ayak bölgesindeki şekil bozuklukları, yapışıklıklar vs dir.

    Bu şekil bozukluklarının en azından sık bilinenlerini sıralayacak olursak;
    Parmaklarda öne yada arkaya, sağa yada sola çekilmeler (kontraktürler),
    El ayak yada parmaklarda aşırı büyümeler (jigantizm)
    El ayak yada parmaklarda gelişim yetersizlikleri (hipoplazi)
    Parmakların sayısının normalden az yada fazla olması (oligo yada polidaktili, dublikasyon))
    Parmakların birbirinden çok ayrık olması, yarık el ayak yada parmak (kleft)
    Parmakların birbirine yapışık olması (sindaktili)
    Parmaklar arasında yanık nedeniyle ortaya çıkan yapışıklıklar, kopmalar vs.
    El ve ayak bölgesine duyu yada motor fonksiyon sağlayan sinirlerden kaynaklanan problemler.
    El ve ayak bölgesinde tümör tedavisi sonrası gelişen şekil bozuklukları.
    Doğuştan el ve ayak bölgesinde ortaya çıkan eksiklikler, şekil bozuklukları (farklı konjenital anomaliler)

    El ve ayak bölgesinde görülen problemler doğuştan ya da hayatın sonraki bir aşamasında ortaya çıkabilir. Bu bölgede ortaya çıkan sorunlar estetik yönden problem oluşturduğu gibi ondan daha da önemlisi el ve ayakların normal görevlerini yerine getirememe gibi sorunlara yol açar. El ve ayakların insan hayatında ne derece önemli uzuvlarımız olduğunu anlatmaya gerek yoktur. Bu bölgelerde ortaya çıkan anormalliklerinde günlük yaşantıda ortaya çıkaracağı sıkıntılar oldukça fazladır.

    El ve ayak bölgelerinde görülen şekil bozukluklarının hayatın doğumdan sonraki aşamalarındaki nedenleri arasında; geçirilen kazalar ya da ateşli silah yaralanmaları, yanıklar, tümörler ve tedavisi sonrası nedenler ilk akla gelenleri olup birçok neden bunlara ilave edilebilir.

    Bu bölgede ki şekil bozukluklarının nedeni ister doğuştan olsun isterse sonradan ortaya çıkmış olsun tedavisi son derece önemlidir.

    Hem fonksiyon açısından hem de estetik açıdan eğer mümkünse bu problemler mutlaka düzeltilmelidir.
    Yukarıda sayılan ya da burada ifade edilmemiş el problemlerinin tedavisi bazen kolay ve tatmin edici olmasına rağmen bazen de oldukça zor ve en azından şimdilik imkânsızdır.

    Kendilerinde ya da bir yakınında bu şekilde problemleri olan kimselerin yapması gereken şey mutlaka bu konularda deneyimli bir Estetik Plastik cerrahi ya da Ortopedi uzmanına müracat ederek tedavi sürecini başlatmaktır.

    Yukarıda bir kısmını saydığımız el ve ayak bölgesi şekil bozukluklarının her birisinin tedavi protokolü, tedavi zamanlaması vs birbirinden farklı olabilir. En azından tedavi sürecinde bir gecikmeyi engelleyerek ileride belki de telafisi çok daha zor olacak sonuçların ortaya çıkması engellenebilir.

    Sonuç:

    Ellerimiz ve ayaklarımız bizi hayata ve yeryüzüne bağlayan ana uzuvlarımızdandır. Bu bölgede var olan ya da ortaya çıkan problemler günlük yaşantımızı olumsuz etkileyecektir. Zamanında yapılan uygun tedavi yöntemleriyle bu olumsuzlukları en azından azaltmak mümkün olacaktır. Hangi problemde ne tür tedavi yöntemleri uygulanır şeklindeki soruların cevabını en doğru bir şekilde problemi muayene eden uzman hekim verecektir.



     MEME DİKLEŞTİRME

    Memeler değişik nedenlerle sarkık hale gelebilir. Meme dokusunu yerinde tutan bağlar zamanla gevşeyebilir. Kilo değişikliklerine, emzirmeye ve yerçekimi etkisine bağlı olarak meme dokusu ile etrafını saran deri zarfı arasında uyumsuzluk olabilir. Sorun meme dokusuna, deriye ya da her ikisine birden ait olabilir. Sonuçta adeta içi boş görünümlü sarkık meme ortaya çıkabilir.


    Diğer meme ameliyatlarında olduğu gibi,doktorunuzla neden ameliyat olmak istediğinizi ve bu ameliyattan ne beklediğinizi tartışın. Ailenizde meme hastalığı veya kanseri, sigara, ilaç alışkanlığı veya sistemik bir hastalığınız var ise doktorunuza söyleyiniz. Ameliyatın şekli ve olası problemleri doktorunuza sorunuz.


    Estetik meme dikleştirme ameliyatında, sarkık haldeki meme dokusu yeniden şekillendirilir, fazla deri çıkartılır. Meme başı olması gereken yere getirtilir. Ameliyat genel anestezi ile hastane koşullarında, ameliyathanede yapılır. 1,5-2 saat sürer. Sarkıklığın derecesine göre değişik şekillerde iz kalır. Hangi yöntemi uygulanırsa uygulansın meme başı etrafında iz kalması kaçınılmazdır. Meme başı çevresinden kesi yapılarak bir meme dikleştirme ameliyatı uygulanırsa, meme başı etrafındaki iz daha belirgin olabilir. Diğer meme dikleştirme ameliyatlarında meme başı etrafında ize ek olarak, meme başının alt kenarının orta kısmından aşağı doğru uzanan 4-5 cm. uzunluğunda bir iz olabilir. Uygun hastalarda, sadece meme protezi konarak sarkıklık ortadan kaldırılabilir. Bu takdirde ameliyat izi, sadece meme başının kahverengimsi derisi ile göğüsün beyaz derisi ile olan birleşme yerine gizlenir ve minimal olur. İz bırakmayan meme dikleştirme ameliyatı yoktur. Ancak, bu izler başlangıçta belirgin, zamanla belli belirsiz hale gelen izlerdir.


    Ameliyat sonrası genellikle rahat geçer. Ağrı genellikle sorun yaratmaz. Ameliyat sırasında meme protezi kullanılmış ise birkaç gün kol hareketlerinde kısıtlılık olabilir. Memeler üzerine sütyene benzer sargı uygulanır. Meme başı üzerine ayrı pansuman konur. Pansuman 2 gün sonra açılarak yara kontrol edilir. 7 gün sonra sargı açılır. Hastaya 6 hafta sporcu sütyeni giydirilir ve masaj önerilir. Erken dönemde şişlik olabilir,meme başında hissizlik ve deri üzerinde morumsu renk değişimi olabilir. Bunlar kısa sürede kendiliğinden kaybolur. Hasta 3-4 gün içinde işine dönebilir. 2 ay ağır sporlardan uzak durması önerilir. Estetik meme dikleştirme ameliyatı genel olarak iyi ve kalıcı sonuç veren, kişinin ve eşinin ruh sağlığını düzelten onları yaşama daha bağlı hale getiren bir ameliyattır. Yeni şekillendirilmiş meme uzun süre dayanıklı olur, ancak kilo değişiklikleri, gebelik, emzirme ve yerçekimi yeni sarkıklıklara neden olabilir. Ameliyat ile ilgili muhtemel sorunlar Her ameliyat istenmeyen bazı durumlar ile sonuçlanabilir. Bu ihtimalleri doktorunuzla konuşmanızda yarar vardır.






     KARIN ESTETİĞİ

    Karın bölgesinin fonksiyonları nelerdir?

    Karın bölgesi içerdiği kas ve diğer destek dokuları vasıtasıyla ayakta dik durmamızı, düzgün yürümemizi, cisimleri rahat kaldırmamızı sağlayan, anatomik görünümüyle de güzel bir vücut imajının tamamlayıcı bir parçasıdır.

    Karın estetiği nedir?

    Estetik bir operasyonla karın bölgesinin eski düzgün, gergin ve güzel görünümünü yeniden kazandırmak amacıyla yapılan cerrahi bir işlemdir.

    Karın da şekil bozukluğu nedenleri nelerdir?

    Gövdemizin ön-alt kısmını oluşturan karın bölgesi doğumlar, kilo alıp vermeler, yaşlanma vb nedenlerle deforme olabilirler. Genetik-yapısal farklılıklardan dolayı ortaya çıkan şekil bozuklukları herkeste farklı olmaktadır. Her ne sebeple oluşursa oluşsun karın bölgesinde oluşan sarkmalar, çatlaklıklar ve diğer kusurlar özellikle kadınlarda, fakat daha az sıklıkla olmakla birliktede erkeklerde de estetik sorunlara yol açar. Kişi artık vücudunu beğenmemeye aynada kendisini görmekten rahatsızlık duymaya başlar.

    Estetik karın ameliyatını kim yapar ve nerede yapılır?

    Bu ameliyatın mutlaka bir Plastik Cerrah tarafından yapılması gerekir. Başka branştan meslektaşlarımızın bu operasyonu yapması hem tıbben doğru değildir ve hemde etik değildir. Ameliyatın mutlaka hastane ortamında ameliyathanede yapılması gerekir.

    Operasyonun süresi nedir ve hastanede kalmayı gerektirir mi?

    Operasyon yaklaşık 2-4 saat kadar sürer ve en az 1 gün hastanede kalmayı gerektirir.

    Ne tip anestezi altında uygulanır?

    Operasyon genel anestezi altında yada spinoepidural anestezi altında yapılabilir. Spinoepidural anestezi sırasında hasta uyanık olup hiç ağrı hissetmez. Anestezinin seçiminde cerrahın ve hastanın tercihleri dikkate alınır.

    Estetik karın ameliyatı yapılırken, karında yada göbekte fıtık problemi de varsa aynı anda düzeltilebilir mi?

    Evet. Karın estetiği cerrahisi sırasında önceki doğumlara vs bağlı karın bölgesindeki fıtıklaşmalar rahatlıkla düzeltilebilir.

    Yaş sınırlaması var mıdır?

    Cerrahiye engel bir sağlık problemi olmayan kadın erkek herkese eğer karın germeyi yada estetiğini gerektirecek bir problemi varsa bu işlem yapılabilir.

    Ameliyat öncesi hazırlıklar nelerdir?

    Rutin ameliyat öncesi tetkik ve tahlilleri yapılır. Hasta ameliyata aç olarak gelir. En az 10 saat öncesinden yeme içme kesilir. Sigara içiyorsa bırakır. Aspirin türü kanamayı artırıcı ilaç kullanıyorsa doktorunu önceden bilgilendirir ve bırakır

    Ameliyat sonrası normal hayata ne zaman dönülebilir?

    Ameliyat sonrası 2-3 hafta içerisinde normal yaşantıya dönülebilir. 2 ay içerisinde sportif faaliyetlere başlayabilir.

    Estetik karın ameliyatları risklimidir?

    Tecrübeli ellerde risk oldukça düşüktür, ama yinede bir operasyon, olup her operasyonda oluşabilecek enfeksiyon, kanama, normalden fazla yara izi vs ender de olsa oluşabilir

    Ameliyatın maliyeti?

    Maliyet ameliyatı yapan cerraha, anestezinin tipine, ameliyatın yapıldığı hastane ortamına göre değişebilir. Bizim önerimiz: Her ne sebeple oluşursa oluşsun karın bölgesinde oluşan gevşeme, sarkma ve çatlaklıklar özellikle kadınlarda çok önemli bir estetik kusur olarak ortaya çıkar. Vücut imajı bozulur ve kişinin kendine olan güveni kaybolur. Kişi istediği kıyafeti giyemez ve eşinin yanında kendisini rahat hissetmez. Karın germe ameliyatı gerçekten sonuçları oldukça yüz güldürücü olan estetik ameliyatlardan olup ihtiyaç hisseden herkes bu operasyonu rahatlıkla yaptırabilir. En ince ayrıntıya kadar cerrahınızla görüşmenizi ve tatmin olmanız halinde operasyonu yaptırmanızı öneririz.




    KOL ESTETİĞİ (Brachioplasty)

    Estetik Plastik Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside kol bölgesinin estetik problemleridir. Kol bölgesinde estetik problemleri dendiğinde akla en sıklıkla gelen ve en bilinenler yaşın ilerlemesi ve kilo alıp vermelerle ortaya çıkan cilt ve yağ fazlalıklarıdır.

    Bir çok insan özellikle yukarıda saydığımız nedenlerle kollarında sarkmalar, cilt fazlalıkları yada aşırı yağlanma nedeniyle estetik cerrahi uzmanlarına müracat ederler. Bu tür probleme sahip olan kimseler genellikle kıyafet seçiminde zorlandıklarını, yada istediği kıyafeti giyemediklerini, vücutlarının diğer kısımları ile bir orantısızlık hissettiklerini, kollarının genel olarak görünümlerinden de rahatsızlık duyduklarını ifade ederler.

    Bu durum hem kadınlar ve hem de erkekler için önemli bir estetik problemdir.

    Kol estetiği dendiğinde yukarıdaki saydığımız değişiklikler dirsek ile omuz arasındaki kol bölgesini içerir.

    Bu bölgedeki sarkmalar yada yağ fazlalıkları cerrahi yöntemlerle düzeltilebilir problemlerdir. Problemin şiddetine ve şekline göre yapılacak tedavi yönteminde de farklılıklar olabilir.

    Kol bölgesinde sarkmalar yada yağ fazlalıkları durumunda en sıklıkla kullanılan yöntemler cerrahi olarak fazlalıkların çıkarılmasını içeren brakiplasti ve cerrahi olarak herhangi bir doku çıkarılmasını gerektirmeyen ve yalnızca fazla olan yağ dokularının vakumla boşaltılmasını sağlayan liposakşın yöntemidir.

    Bu yöntemler bazen birlikte kombine de kullanılabilir.

    Hangi yöntemin tercih edileceğine estetik cerrah ve müracat eden kimse birlikte karar verir. Eğer kol derisinde belirgin gevşeklik ve sarkıklık var ise yapılacak işlem sarkan dokuların uygun bir planlama ve cerrahi yöntemle ortadan kaldırılmasıdır.

    Eğer cilt yada doku sarkması yok fakat normalden ve olması gerekenden fazla bir yağ doku fazlalığı varsa yapılacak işlem liposakşın denilen yöntemle o bölgedeki fazlalıkların ortadan kaldırılmasıdır.

    Aslında sonuç olarak her iki yöntemde bir ameliyat yöntemi olup her birinin diğerine üstünlük yada dezavantajları vardır. Bu yöntemlerin her birinin diğerine göre en bariz üstünlük ya da dezavantajı ameliyat sonrası ortaya çıkan ameliyat izleridir.

    Sarkmalar yada gevşekliklerin fazla olduğu durumlarda bu dokuların ortadan kaldırılması için mutlaka fazlalıkların kesilerek ortadan kaldırılması gerekir. Kesilen yerler mutlaka izle iyileşecektir. Estetik Cerrah ortaya çıkacak olan izlerin çok fazla dikkat çekmemesi ve görünürlüğünü azaltmak için izin kolun iç kısmında kalacak şekilde planlamasını yapar. Ama her halükarda iz olacaktır. Ortaya çıkan iz bazı kimselerde çok az ve ince olmasına rağmen bazı kimselerde bir miktar bariz ve rahatsız edici olabilir. Oluşacak olan izin şiddetini belirleyen şey problemin şiddeti ve kişisel farklıklardır. İz bu yöntemin en önemli handikabı olmasına rağmen kolun ameliyat sonrası aldığı şekil oldukça iyi olacaktır. Ameliyatı yapan plastik cerrahi uzmanı ortaya çıkacak olan izi gizleyerek fark edilirliğini azaltmak için en uygun tekniği seçecek ve planlamayı ona göre yapacaktır.

    Deri sarkmasının fazla olmadığı ve sorunun daha ziyade yağ fazlalığı olduğu durumlarda ise liposakşın yöntemiyle fazla yağların boşaltılması en makul yol olacaktır. Burada herhangi bir ameliyat izi olamayıp yalnızca ince kanüllerin girmesi için 3- 4 mm lik delikler açılır ve işlem buradan yapılır. Bu yöntem sırasında ortaya çıkan çok küçük izler ameliyat izi olarak kabul edilmez çünkü hem çok küçük ve hemde gizlenebilirdir..

    Bu ameliyatların hangi tür anestezi ve nerede yapılacağı sorusu akla gelebilir. Kol estetiği amacıyla cerrahi müdahale yada liposakşın işlemleri mutlaka ameliyatane ortamında yapılmalıdır. Anestezi olarak aksiler anestezi yani koltuk altından ve yalnızca kolun uyuşturularak yapıldığı anestezi türü yada genel anestezi tercih edilebilir.

    Hangi anestezinin tercih edileceğini doktorun deneyim ve tecrübeleri ile hastanın istekleri belirler.




    LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA

    LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA

     Lazerlerin plastik cerrahide kullanım amaçlarından biriside özellikle cilt üzerinde bulunan iyi huylu kitlelerin çıkartılmasıdır. Bir çok insanın vücudunun farklı yerlerinde çoğunlukla hayatın ileri aşamalarında ortaya çıkan iyi huylu küçük cilt kitleleri mevcuttur. Farklı özelliklere ve görünümlere sahip olan bu lezyon yada kitleler çoğu zaman hiçbir problem yaratmadan kişi ile birlikte mezara kadar gider. Ancak zaman zaman bu kitleler özellikle estetik anlamda rahatsızlık yaratırlar.
    Halk arasında da polip yada et beni, veya benler olarak adlandırılan bu kitleler rahatsızlık kaynağı olduklarında mutlaka çıkarılmaları gerekir. Bu tür problemlerin cerrahi olarak çıkarılmaları her zaman mümkün olmasına rağmen özellikle yüz bölgesinde olanlar veya vücudun diğer bölgelerinde olan ve fazla sayıda olan bu kitlelerin cerrahi ile değil de lazer ile çıkarılmaları hem daha pratik ve hem de iz yönünden daha avantajlı olmaktadır.
     
    Lazer ile çıkarılan iyi huylu kitlelerin çıkarılması sonrasında ortaya çıkan yara izleri yani skar dokusu cerrahi olarak çıkarılanlar ile kıyaslandığında çok daha azdır ve hatta bazen iz hemen hemen hiç oluşmaz. Lazer ile kitle çıkarılması işlemi çoğu zaman anestezi uygulaması gerektirmeden yapılmasına rağmen bazen de çok hafif bir lokal anestezi gerekli olabilir, Bu amaçla kullanılan lazerler, CO2 lazerler, Erb Yag Lazerlerdir. Sonuç;
     
     Lazer tedavisi ile vücudundaki herhangi bir kitleden kurtulmak isteyen bir kimse mutlaka bir plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanı tarafından uygulama öncesi dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu kitlenin iyi huylu bir kitle olduğuna ve bir kötü huy karakteri taşımadığına kesin kanaat getirdikten sonra deneyimli plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanınca lazer uygulaması ile kitle çıkarılmalıdır.
     
    Bu uygulama klasik cerrahi uygulama ile kıyaslandığında son derece basit bir uygulama olup, Uygulama sonrası ortaya çıkan iz ise kıyaslanamayacak kadar az yada hiç fark edilemeyecek kadar sınırlıdır.
     
    Lazer Epilasyon fiyatlarımızı öğrenmek için  444 1 326 nolu telefonu arayabilir. info@fbmestetik.com adresine mail gönderebilirsiniz.



    Scalp Redüksiyonu ile saç tedavisi Kelliğin tedavisiKelliğin tedavisinde günümüzde en geçerli ve sonuçları en kesin olan yöntem İngilizce hair replantation denilen saç ekimi yöntemidir. Bunun dışında birçok isimle ve tanımlamayla, yapılan işlem anlatılabilmektedir. Saç yenileme cerrahisi de denilmektedir. Fakat saç yenileme cerrahisi tabiri daha genel bir tabir olup her zaman yalnız saç ekimi anlamına gelmez. Erkeklerde bu konu daha çok populer bir konu olmasına rağmen anlatılan şeyler konudan muzdarip bayanlar içinde geçerlidir.

    Saç yenileme cerrahisi ya da daha Türkçe ve anlaşılır bir ifadeyle her ne sebeple oluşmuş olursa olsun kelliğin cerrahi yöntemler kullanılarak tedavisi estetik cerrahide günümüzde en sık yapılan operasyondur denilebilir. Bu operasyonun birçok farklı yöntemi vardır ve bunlardan bir tanesi de scalp redüksiyonu denilen başın kel olan bölgesinin cerrahi yöntem kullanılarak daraltılması ve başın saçlı olan bölgesinin ise genişletilerek daha geniş bir alanı örtmesinin sağlanmasıdır. Bu durum en sıklıkla iki şekilde yapılabilir. Başın kel olan alanı ki özellikle başın tepe kısmı ve tepeye yakın arka kısmı için bu yöntem uygun hastalarda kullanılabilir. Birinci yöntemde uygun şekilde işaretlenmiş olan kel alan başın derisinin gevşekliğinden ve esnekliğinden faydalanarak çıkarılır ve ortaya çıkan açık yara bölgesi kenar saçlı deriler birbirlerine yaklaştırılarak kapatılır. Böylece toplam saçsız alan yani kel alan daraltılmış buna karşılık ise saçlı deri bölgesi birbirine yaklaştırılarak gerilmiş ve daha geniş bir alana yayılmış olur. Kel alan daraltılmış saçlı alan genişletilmiştir. Toplam baştaki saç sayısı değişmemiştir yine aynı sayıda saç vardır kafada fakat mevcut saçlı deri daha geniş bir alana yayılmıştır.

    Bu işlem belli zaman aralıkları ile birkaç kez tekrarlanarak çok daha geniş kel bölge çıkartılmış ve mevcut saçlı alan ise daha geniş bir alana yayılmış olur. İşlemi en az 3 ay arayla tekrarlamak bazen mümkün olabilir bazen ise 1 yıl kadar bile beklemek gerekebilir ikinci bir daraltma işlemi için. Bu süreyi belirleyen temel faktör ise o kişinin yara iyileşme özellikleri ve baş saçlı derisinin kişiye özel temel özellikleridir.

    Bazı kimselerde baş saçlı derisi esnekliği çok fazla değilken bazı kimselerde ise tam tersine bu esneklik çok fazladır. Esnekliğin ve gevşekliğin çok fazla olduğu durumlarda bu özellikten yararlanılarak kel alanın daraltılması işlemi daha kolay yapılır ve yine bu özelliğe sahip kellik olgularında iki daraltma işlemi arasındaki süre 3 aya kadar düşebilir. Tabiî ki bunun terside doğrudur yani esneklik ve gevşeklik ne kadar az ise o kadar fazla sayıda cerrahi işlem gerekir. İki işlem arası mesafe o kadar uzundur bazen 1 yıl kadar sürebilir.

    Bu yöntemin kellik tedavisinde kullanılabilmesini belirleyen bir diğer durum yine o9 kişinin yara iyileşme özelliği sonucu oluşan yara izi farklılığıdır. Cerrahi işlem sonrası bazın kimselerde normalden çok fazla yara izi ya da ameliyat izi kalır. Hipertrofik skar ya da bazen keloid denecek kadar fazla olan bu yara izleri çok rahatsız edici bir durumdur ve kolay tolere edilemez. Öyküsünde bu tür şikâyetleri olan kimselerde ya da bu potansiyeli taşıyan kimselerde yine bu işlemi yapmak doğru değildir.

    Sonuç olarak bazı seçilmiş ve durumu uygun kellik problemi olan olgularda saç onarım cerrahisi olarak başvurulacak yöntemlerden biriside aşamalı scalp reduksiyonu denilen yöntemdir. Bu yöntemin kullanılması sınırlı sayıda kişide mümkündür ve bunun kararını verecek olanda bu konuda deneyimi olan bir Plastik Cerrahi uzmanıdır. Seçilmiş hastalarda oldukça iyi sonuçlar elde edilebilir. Bir sonraki yazımızda ise yine aynı amaçla kullanılan bir başka yöntemden bahsedeceğiz.



     PEELİNG Peeling derinin yüzeysel tabakasının çeşitli kimyasal maddeler kullanılarak soyulması ve bu soyulan derinin yerine daha düzgün, pürüzsüz ve lekesiz bir cildin ortaya çıkmasıdır.

    Gerek Plastik cerrahi uzmanlarınca ve gerekse Dermatoloji uzmanlarınca zaman zaman endikasyonu olan kimselere uygulanmakta olan kimyasal peeling yöntemi uygun hastada ve uygun kimyasal formüller kullanıldığı takdirde oldukça iyi ve yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

    Kimyasal peeling işlemi kimlere uygulanmaktadır?

    Yaşlanmaya bağlı olarak özellikle yüz bölgesinde ortaya çıkan yaşlılık lekeleri, uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmaya bağlı olarak yine özellikle yüz bölgesinde ortaya çıkan güneş lekeleri sıklıkla karşılaşılan problemlerden olup bunların tedavisinde kimyasal peeling özellikle yararlı olmaktadır. Yine bir çok nedenlerle ortaya çıkabilen yüz bölgesi lekelenmelerinin dışında yüz bölgesinde ortaya çıkan ince kırışıklıkların tedavisinde de oldukça yüz güldürücü sonuçlar verebilir.

    Kimyasal peeling işlemlerinin çeşitleri var mıdır?

    Evet. Kimyasal peeling işlemleri ana hatlarıyla 3 sınıfa ayrılarak incelenebilir.

    1- Yüzeysel kimyasal peeling: düşük asit konsantrasyonu içeren solüsyonlarla yapılan kimyasal peeling işleminde peeling işlemi hafiftir. Güzellik merkezlerinde ve salonlarında doktor dışında bu konuda deneyimli uzman personel tarafından da yapılabilir. İşlem sonrası yüz bölgesinde çok bariz bir değişiklik olmaz ve kişi hemen normal yaşantısına ve faaliyetlerine dönebilir. Haftalık seanslar halinde 4 yada 8 seans uygulanabilir. Derinin yüzeysel tabakasında çok yavaş bir dökülme ve yenilenme oluşur.

    2- Orta derinlikte kimyasal peeling: Daha yüksek asit konsatrasyonu içeren solüsyonlarla yapılır. Uygulama sonrası hemen yüz üzerinde renk değişikliği ve yanık oluşur. Uygulama sonrası kişinin birkaç gün ev istirahati zorunludur. Yüzünde oluşan yüzeysel yanığın kabul edilebilir seviyeye gelmesi için 3-5 gün gerekir. Kabukların dökülmesi ile daha düzgün ve lekesiz bir cilt ortaya çıkar. Kırmızılığın tamamen geçmesi ise haftalar alabilir ama normal yaşantısını etkilemez. Bu şekilde bir peeling işlemi mutlaka bir Plastik cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanınca yapılmalıdır.

    3- İleri düzeyde kimyasal peeling: Çok kuvvetli ve yüksek konsantrasyonlu asidik solüsyonlarla yapılan peeling işlemidir. Mutlaka bu konuda çok deneyimli plastik Cerrahi yada Dermatoloji uzmanlarınca yapılmalıdır. Bir ameliyat işlemi olarak düşünülmeli ve ameliyathane ortamında yapılmalıdır. Uygulama sonrası hastanede kalmayı gerektirebilir. En az 10-15 gün günlük yaşamdan uzak kalmayı gerektirebilir. Sonuçları en iyi olan peeling tipidir.

    Kimyasal peeling işleminin riskleri var mıdır?

    Kimyasal peeling işleminin derinliği arttıkça etkinliği de o oranda artmaktadır fakat aynı oranda riskleri de artmaktadır. Deneyimli ellerde çok riskli olmamasına rağmen cilt renginde değişiklikler, enfeksiyon, nekroz yada yara izi gibi istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilir.

    Yüzünde yaşlılık yada güneş lekesi gibi şikayetleri olan kimselerde uygulanabilecek olan ve oldukça iyi sonuçlar alınan bu yöntem mutlaka tecrübeli kimseler tarafından yapılmalı ve uygulamayı yaptıracak olanlar uygulama öncesi doktorundan ayrıntılı bilgi almalı ve tatmin olmalıdır.



    MEDYATİK DOKTORLAR-2

    Medyatik doktorlar derken kastım medyada yer alan, medya yolu ile düşüncelerini, fikirlerini, tabiî ki mesleki anlamda, topluma anlatan doktorları kastediyorum.

    Bu anlamda elbette ki bende medyatik doktorlardan birisiyim.

    Medyatik doktor olmak olumlu bir özellik midir yoksa olumsuz bir özellik midir vs diye düşünüldüğünde bunun olumlu ya da olumsuz bir şey olduğunu ima etmemek gerektiğini düşünüyorum.

    Burada önemli olan medyada farklı şekillerde zaman zaman yer alan bizlerin mesleklerimiz ile ilgili konularda konuşurken uymamız gereken bazı kurallar olduğunun bilinmesidir.

    Ne yazık ki bazen bilerek ya da bilmeyerek bu kuralları ihlal ediyoruz.

    Tıp mesleği ve doktorluk çok özel bir pozisyon.

    Bütün meslekler tabiî ki özeldir ve kutsaldır o işi yapanlar için.

    Ama kabul edelim ki doktorluk ekstra bazı özelliklere sahip.

    Tıbbi anlamda bir yardıma ihtiyacı olan herkes için ‘’doktor’’ çok şey ifade eder.

    Hepimiz mutlaka hasta olmuşuzdur.

    Tıbbi yardım almışızdır.

    Bizi tedavi eden bir doktora karşı duyduğumuz hisleri hatırlamaya çalışalım.

    Çok özel bir duygudur o.

    Bu duygunun içinde güven vardır.

    Teslimiyet vardır.

    İnanç vardır.

    Sırdaşlık vardır.

    Vs…

    Bu nedenlerledir ki Dünyanın her yerinde insanların doktorlara bakışı çok özeldir.

    Bizlere karşı olan duygular tabiî ki bizim şahsi özelliklerimizden değil mesleğimizin insanlığın var olduğu ilk günden beri biriken saygınlığından kaynaklanmaktadır.

    İnsanlar bize çok güveniyorlar ve inanıyorlar.

    Medyada yer alarak insanlar ile bu yolla diyalog kurabilen meslektaşlarımızın binyıllar içerisinde oluşmuş olan bu duyguları zafiyete, erozyona uğratabilecek tavır davranış ve söylemlerden çok uzak durması gerekir.

    Ne yapmamız gerekir?

    Kendi mesleğimiz ile ilgili insanları doğru bilgilendirmemiz gerekir.

    Anlattığımız her konunun insanların anlayacağı şekilde yalın sade ve bilimsel olması gerekir.

    İçerisinde abartı olmaması gerekir.

    Bireysel tanıtım olmaktan ziyade branşımızın tanıtımı ve bu alanda toplumun birinci elden uzman bir kimse tarafından bilgilendirilmesi esas alınmalıdır.

    Konuşmanın içeriği o alanda uzman olan diğer meslektaşların itirazına yol açabilecek oranda tartışmalı olmamalıdır.

    Konuşma içeriğinde mümkünse ‘’ ben bu konuda en iyiyim’’ yada ‘’benim tekniğim bu konuda en iyi’’ anlamına gelebilecek ifadelerde bulunulmaması gerekir.

    Yine bir konu hakkında konuşurken olumsuz algılamalara yol açabilecek şekilde hastaların ismi yada diğer meslektaşların ismi anılmamalıdır.

    Özellikle canlı yayın şeklinde olan programlarda mümkün olduğunca mesleğimizin saygınlığına gölge düşürecek söz tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır.

    Hiç kimse ile canlı yayında tartışma ortamına girilmemeli ve zorunlu bir şekilde böyle bir durumla karşı karşıya kalınsa bile mesleğin saygınlığına yakışır bir şekilde tartışma noktalanmalıdır.

    Bunların hepsi önemli elbette ama, belki daha da önemlisi bir meslektaşımız medyada konuşma yada yazma durumunda kaldığında kendi uzmanlık alanının dışına mümkün olduğunca çıkmamalıdır.

    Uzmanlık alanı dışında insanları bilgilendirmeye kalkmamalıdır.

    Etik ve bilimsel kaidelere dikkat etmek koşuluyla aslında medyatik doktor olmak iyi bir şey olmak demektir.

    Aksi takdirde medyatiklikte doktorlukta toplumun yararına değil zararına çalışan bir silah haline dönüşebilir.

    Bu konuda başta ben olmak üzere bütün meslektaşlarımızın çok dikkatli olması ve insanların bizlere karşı olan o çok özel duygularını ve güvenlerini zafiyete uğratacak medyatik davranışlardan özenle kaçınması gerekir. 

     

     




    ‘’HANGİ DANGALAK DOKTOR SENİ BU HALE GETİRDİ?’’

    Hasta doktoruna gider.

    Bayan randevusunu almış, sırasını beklemiş ve doktorun yanında çalışan personel buyurun sıra sizin dediğinde de muayene odasına geçer.

    Amaç muayene olmaktır.

    Doktoru hastasını muayene eder.

    Muayene sırasında özellikle karın bölgesini değerlendirirken doktorun yüz ifadesi değişmiştir.

    Karın bölgesindeki ameliyat izleri dikkatini çeker.

    Belli ki doktor bir şeylerden rahatsız olmuştur.

    Hastasına sorar, ‘’hangi dangalak doktor seni bu hale getirdi’’ der.

    Bayan çok şaşırır!                                      

    ‘’Neden öyle söylediniz doktor’’ der.

    Ve cevabını beklemeden ‘’Siz yapmıştınız doktor bey’’ der.

    Bu olay bana bir hastamın kendi başına gelen bir olayı bire bir anlatmasından ibarettir.

    Hayal mahsulü değil.

    Yaşanmış bir olay.

    Olay aslında kısaca şu.

    Bir meslektaşımız kendisinin herkesten daha iyi bir doktor olduğunu hastasına anlatmaya çalışırken baltayı taşa vurmuştur amiyane tabirle.

    Daha önceden hemde birkaç kez ameliyat ettiği hastasını tanımamıştır.

    Başka meslektaşlarını kötülemek isterken kendisi çok zor bir duruma düşmüştür.

    Doktorlarda insandırlar elbette,

    Onlarda hata yapabilirler.

    Buradaki yanlış birden fazla ama ne yazık ki hala bu şekilde düşünen ve davranan meslektaşlarımız var.

    Bazıları kendi kazdıkları kuyuya düşüyorlar ama yinede bu şekilde davrananlar var içimizde.

    Bir doktorun başka bir doktoru hastalarının gözünde zor duruma düşürecek tavır ve tutumlardan kesinlikle kaçınması gerekir.

    Aslında bu tür davranışlar hemen her meslek grubunda yaygın bir şekilde mevcut.

    Kuaför başka kuaförün yapmış olduğu saç ta kusurlar bularak müşterisinin gözünde prim yapmaya çalışır.

    Tabiî ki sözüm tüm kuaförleri kapsamıyor.

    Öğretmen başka bir öğretmenin öğretim metodunu eleştirerek kendisinin daha iyi bir yönteme sahip olduğunu vurgulamak ister.

    Yine tabiî ki sözüm sadece bu şekilde davranan öğretmenleri kapsıyor.

    Televizyon sunucusu bir başka program sunucusunun ne kadar yetersiz olduğunu ve kendisinin çok daha iyi olduğunu düşünür ve bunu başkalarına da anlatır.

    Oradan bir prim elde etmeye çalışır.

    Yine bütün sunucular sakın alınmasın.

    Örnekler her meslek grubuna yaygınlaştırılabilir.

    Ben doktor olduğum için kendi meslektaşlarımın yaptıkları beni daha fazla ilgilendiriyor.

    Sevgili doktorlar!

    Lütfen başka meslektaşlarınızın yaptığı işleri, ameliyatları vs eleştirirken çok insaflı ve dikkatli olunuz.

    En doğrusu başka meslektaşlarınızın yaptıklarını eleştirmek yerine kendi işinizi düzgün yapınız.

    Aksi taktirde yaptığınız kötü niyetli eleştiriler döner ve sizi zor durumda bırakır birgün.




    Platelet Rich Plazma PRP UYGULAMALARI ve BİLLİNMESİ GEREKENLER


    PRP (PLATELET RİCH PLAZMA ) ZENGİNLEŞTİRLMİŞ PLAZMA TROMBOSİT TEDAVİSİ


     


               Modern tedavi tekniklerinin gelişmesiyle birlikte günümüzde Plazma tedavisiyle
    kırışan, yıpranan, sarkan cilt dokusu artık bu dokuyu genç ve nemli tutan kollajenlerin üretiminin tetiklenmesiyle yenilenebilir. Kişinin kendi kanından elde edilen plazma yüze ve vücuda nakil ediğinde kök hücreleri uyararak kırışıklıkların giderilmesinden, yaraların iyileşmesine ve saç dökülmesine kadar alternatif bir yöntem olarak kullanılır. Hiçbir alerji riski taşımayan bu tedavide kendi kanınızdan elde edilen zenginleştirilmiş trombosit süspansiyonu   uygulandığı sahada büyüme faktörlerini aktive ederek kök hücreleriyle yenilenip zamanı geriye döndürmek ve bebeksi cilde sahip olmak artık hayal olmaktan çıkmaktadır.Bu tedavinin  kök hücre tedavilerden farklı olarak en önemli özelliği hücrelerin klinik ortamlarda çoğaltılıp sonradan aktive edilmemesi ve kişinin kendi damarından alınan az miktardaki kanın elemanlarına  ayrılarak elde edilen plazmanın sorunlu  bölgeye  küçük miktarlarda yedirilerek uygulanması esasına dayanan yöntem kök hücreleri aktive ederek deride kollajen tabakayı uyararak cildin yenilenmesini sağlamasıdır. Son derece kolay uygulanan bu tedaviden hemen sonra günlük hayatınıza devam edebilirsiniz


           PRP Plazma tedavisi yönteminde, hastanın kendi kanı alınarak; 8-9 dakika  boyunca   1500-3000devir/dakika santrifüj edilir. Santrifüj sonucu, kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı, mezoterapi veya dolgu yöntemi ile cilde uygulanır. PRP yönteminde elde edilen bu plazma yoğun trombosit (pıhtı hücreleri) içerir.Burada ortalama 1 cc  plazmada  1 milyon trombosit bulunur. Ortamda bulunan lökositler (beyaz kan hücreleri) ve aktive olmuş pıhtı hücreleri, büyüme faktörleri salgılayıp kök hücrelerin aktive edilmesini sağlar. Böylece cildin dokusunda yenilenme meydana gelir. Bu yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve kesinlikle herhangi bir alerji riski taşımamasıdır


            Tedavi  süresi


    Ortalama 2 ile 4 haftalık aralıklarla yapılacak 2-4 arası tedavi seansı  önerilir. Elbette hastanın ihtiyacına göre seanslar değişiklik gösterebilir. Klasik tedavi;  3 ay boyunca ayda 1 kez uygulanmasıdır. Her uygulama 15-30 dakika sürer.İster dermaroller le cilde direk uygulanırken sac ekiminde ekim yapılan alana enjekte edilerek yada dolgu olarak hastadan alınan yağ ile beraber dolgu alanına yada diğer dolgu maddeleriyle beraber enjekte edilebilir.Burada aktive olmuş trombositler ve lökositler büyüme faktörlerinin salgılanmasını başlatarak kök hücrelerini bu bölgeye çeker ve  çoğalmalarını tetikler.O bölgede hücre yenilenmesi olur . Hastaya yapılan otojen doku nakilleri varsa(örn. Saç ekimi yağ enjeksiyonu kemiklerdeki deformitelerin doldurulması vb)  bu dokuların tutması daha sağlıklı hale gelir


    Tedavinin sürekliliği için yılda 1 kez tekrarlanabilir.


    PRP  uygulamasının en güzel yanlarından biride hastanın kendi kanından elde edildiği için  herhangi bir hastalık bulaşmaması, ve alerjik reaksiyonların görülmemesidir.


    .


            PRP’de lazer, ışık tedavisi, dolgu enjeksiyonu veya Botox uygulaması ile birleşmesi önerilebilinir mi?

     Hayır, eşzamanlı tedavi olarak uygulamak mümkündür. PRP uygulaması deri yenilenmesi sağlaması nedeniyle lazer veya ışık tedavisinden sonra yapılabilir. Bununla birlikte PRP ile dolgu veya Botox uygulamasının birleştirilmesine yönelik deneyim mevcut değildir. Uygulamanın dolgu uygulaması ile birleştirilmesi sakıncalı görülmemekle birlikte ; Botox  uygulaması ile birleştirilmesi önerilmez.



       Kontrendikasyonları
    :


    1- tip I diabet


    2- Lupus eritamatozis


    3- Hasimato tiroidi


    4-Spondilit gibi rahatsızlıklarda uygulanmamalıdır. tip II diabette uygulanabilir.



                 Nice sağlık mutluluk dolu günlerin sizlerle olması dileklerimle;


                                                                                           Dr    Dr.Suhan SUNGUR





    OZON TERAPİ

    Ozon Terapi

    1.     OZON NEDİR?
    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. Böylece bu iki çeşit molekülün yapıları birbirinden aşağıdaki gibi farklıdır:

    O3 oda sıcaklığında renksiz, karakteristik kokusu olan bir gazdır. (fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). İsmi Yunanca "koklamak" manasına gelen ozein’den gelir. Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein (1799-1868) tarafından 1840 yılında keşfedilmiştir. Zemin seviyelerine yakın yerlerde 10 milyon hava partikülü başına bir partikül O3 (= 0.1 ppm = 200 µ g/m³) konsantrasyonlarında duman şeklinde bulunur. 2000 metre yükseklikte, çok daha azalarak 0.03 - 0.04 ppm seviyelerine düşer.

    Çok güçlü okside etme ve çok etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, Dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde de mikrop öldürücü olarak kullanılır.

    2. OZON TERAPİ NEDİR?
    Tedavi amaçlı Ozon
    Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler.

    Özellikleri ve etkisi
    Medikal ozonun iyi bilinen bacterisid(bakteri öldürücü), fungicid (mantar öldürücü) ve virutic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.

    Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır, ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar.

    Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder.

    Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferon yada interleukin gibi önemli  adı özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara uygulanmasında özellikle çok başarılı sonuçların alınmasına yol açar.

    Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi oksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimleri aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.

    Endikasyonlar
    Seçici özellikleri sayesinde medikal ozon 6 temel alanda kullanılmaktadır :
    1. Dolaşım bozukluklarının tedavisi ve geriatride
    2. Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde hepatitler, uçuklar (herpes).
    3. Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda
    Enflamatuar barsak hastalıkları (kolit, Proktit vb)
    Yanıklar,  enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları
    4. Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak düşük dozlarda "majör otohemoterapi" formunda veya "minör otohemoterapi" olarak kullanılır.
    5.Diş Tedavilerinde diş çürüğünü önlemede özel  aplikatörüyle

    6.Anti-aging(yaşlanmayı önlemede)


    Uygulama Yöntemleri
    UYARI: Ozon gazının direkt solunması akciğerlerde tahrişe sebep olduğundan sakıncalıdır. Yapılan klinik çalışmalar ışığında 6 uygulama şeklinin geçerliliği  ön görülmüştür
    1.Majör otohemoterapi (Hastadan kolundan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşa bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemini aktive etmek için kullanılır.
    Bu uygulamada:, genelde 100 ml hastanın kanı alınır, ozon jeneratöründen tam olarak tesbit edilmiş belirli gamalardaki 100 cc ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya aynı yoldan geri verilir. Burada steril ozona dayanıklı sarf malzemesi ve vakumlu şişeler antibakteriyel filtreler kullanılır. Ozon kırmızı ve beyaz kan hücreleriyle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya hemen tekrar aynı kan alınan kolundan geri verilir.
    2. Minör otohemoterapi diye adlandırılan yöntemde ise ozonlanmış 2.5 -3 ml kan intramusküler yolla hastaya  koldan aşı yapar gibi geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: Alerjik hastalıklarda ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    3.Eksternal tedavi  Ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot  içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, içerisinde uygulayarak  gerçekleştirilir. Bu sarf malzemeleri ozona dayanıklı materyalden yapılır. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon  kuru bölgelere etki etmez. Bu uygulama ülserleri, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, herpes ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su  ve ozonlu saf medikal zeytin yağı cilt örneğin egzema, mantar, liken gibi enfeksiyonlarda kullanılır.

    4.Rektal Uygulama  Ozonun bu yolla uygulanması pek hoş görünmese de o kadar rahatsızlık verici değildir ( rektal insuflasyon ). Hasta hiçbir rahatsızlık hissetmez,  Ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir .Bu metot  genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında endikedir ancak son zamanlarda daha az invaziv olmasından dolayı genel sağlık ve yeniden canlanma için kullanılmaktadır.

    5. Eklem içi Uygulama;(intra artikuler yolla ozon verilmesi); adından da anlaşılacağı gibi ozon gazı (eğitimli kişilerce), yavaşça eklem içine enjekte edilir.Bu metod  ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır (artrit,rekurren artroz, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir)

    6.Diş Hekimliği Uygulamaları: Özel ozon gazı jeneratörleriyle çürük dişlerin üzerine özel uçlarıyla  uygulanarak çürüğün önlenmesinde  çeşitli konsantrasyon ve gamalarda ki ozon sularının ağızda gargara olarak kullanılmasıyla  bazı dişeti rahatsızlıklarının ve  ağız içi viral enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde kullanılmaktadır

    3. GENEL OLARAK HANGİ HASTALIKLARDA OZON TEDAVİSİ YAPILABİLİR
    Ozon tedavisi ile birçok patolojik durum daha iyi hale gelir veya tamamen düzelir. Bu durum bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmıştır. Kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır, tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Tüm hastalar için, ozon tedavi ile ilgili en son yeniliklerin hızla öğrenilebilmesi için Avrupa da pek çok terapist bir araya gelip ”Medical Society for Ozone Application in Prevention and Therapy”, birliğini oluşturmuşlar , bu grubun amacı doktorlar ve hastaların bu konu hakkındaki bilgilerini geliştirmek ve ilerletmektir.Bilgi alış verişi seneler içinde daha da hızlanmış ve gelişmiştir.

    Medikal ozon kurallara uygun olarak uygulandığı taktirde tamamen güvenli, pratik, etkili ve ucuz bir tedavi yöntemidir

     Dolaşım bozuklukları
    Arteriel dolaşım bozukluklarında diğer semptomların yanı sıra bacaklarda hissedilen soğukluk, kısa yürüyüşler sonrasında ayaklarda hissedilen ağrı dolaşım bozukluğunun semptomlarındandır Bu durum ozon tedavisi için  önemli endikasyon oluşturur. Ozon tedavinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı yapılmış birçok sayıda tıbbi çalışma ile kanıtlanmıştır. Ozon klasik tedaviye ek olarak veya tamamlayıcı olarak kombine kullanılabilmektedir

     Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma
    İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu ,zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonunu arttırmasıyla  ile ilgili genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş dinç zinde hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon  vücudun fiziksel dayanıklılığını arttırmaktadır.

     Yaşlı kişilerde tedavi (Geriatri)
    Yaşlı kişiler ozon tedavisine oldukça iyi yanıt verirler. Burada ozon  oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımını sağlar, bağışıklık sistemini harekete geçirir,ve vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikallere karşı savaşan hücrelerini harekete geçirir. Bunun ötesinde beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur Bu tür dolaşım bozukluklarında  fiziksel performansta azalma yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi şikayetler görülebilir  Burada  ek olarak tamamlayıcı tedavi olarak kullanlılmakla birlikte ve bunun  yanısıra ozon tedavi yaşam kalitesini arttırmak için de kullanılmaktadır.

     Göz hastalıklarında ozon tedavi
    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları atrofik ve dejeneratif değişiklikler aynı zamanda gözümüzü de etkilemektedir.Örneğin senil makuller dejenerasyon retina merkezinde gelişebilir.Bundan dolayı oluşan sekeller optik sinir atrofisine kadar giden çeşitli derecelerde görülebilir Yapılan klinik çalışmalarda  vizyonda iyileşmeler kaydedildiği görülmüştür.Tedavinin devam ettirilmesi halinde vizüel performansta artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.

     Kanser
    Kanser hastalarında ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılıdır. Burada ozonu İmmun sistemi  (bağışıklık sistemini) aktive etmekte kullanılır Düşük dozlarla. bağışıklık hücreleri – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natürel killer hücreler (katil hücreler) - cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir İmmun bağışıklık sistemi reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.

     Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları
    Ozonun mantar ve bakterileri yok edici özelliği, senelerdir içme suyunun arıtılmasında başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Bu özellikleri,  tıbbi ozonu çok etkili bir tedavi ajanı yapar, özellikle bakteriyel enfeksiyonlu ayaklar, gövdedeki mantar enfeksiyonları, mukozaların fungal / mycotic enfeksiyonları ozona direnç gösteremezler

     Enfekte yaralar
    Enfeksiyonlu yaraların yerel tedavisi, mesela açık yatak yaraları (decubitus ülserleri), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren, tıbbi  hastalıklar ozonun klasik uygulama alanlarına girer. Burada öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bacterisid ve fungicid etkisinden yararlanırız. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulanarak iyileşme süreci hızlandırılır.

     Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit
    Enflamasyonlu bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olmaktadır.  

     Virüslerden kaynaklanan hastalıklar
    Herpes simplex (facial herpes), herpes zoster  

     Uçuğun her iki tipi, virüsler tarafından oluşur. Dudakların uçuğu (Herpes Labialis), sık sık tekrar eden ve nahoş bir hastalıktır, çok başarılı bir şekilde diğer tıbbi metotlarla tıbbi ozonun kombinasyonu şeklinde tedavi edilir.

    Herpes zosterde  ozonla tamamlayıcı uygulama faydalıdır, ozonlu su kompresleri ve ozonlu kan transfüzyonu şeklinde iki farklı yoldan tedavi edilebilir.

     Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A, B, C)
    Karaciğerin Enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metotlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.

     Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıkları
    Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara- spesifik egsersiz terapileri - ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanılır

     Artrit/Romatizmal Durumlar - Kronik poli artritler

    Romatizmalı durumlar iskelet veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı, fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen hastalıkları içermektedir. Genel olarak medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile beraber kombine olarak tamamlayıcı amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit kronik poliartrit de yapılan çalışmalarda akut olmayan durumlarda ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı olarak başarılıdır. Burada kullanılan etki anti enflamatuar etkidir.

     

    Diş Hekimliğinde:

    Diş Çürüğü: tanımlanırken, tedavi edilebilir önlenebilir bakteriyel bir rahatsızlıktır diye tanımlanır. Burada Diş Çürüğünü yapan 2 bakteri mevcuttur. Bunlar Streptococcus Mutans ve Lactobasiller dir. Ozon Gazı çürük başlamış bir dişin üzerine özel ozon jeneratöründen elde edilen ozon gazının dişe özel aplikatörüyle direk uygulanmasıyla birlikte o dişte çürüğün ilerlemesi önlenebilir ve durdurulabilir. Ozon gazı aynı zamanda çok eski senelerde gangrenli dişlerin kanallarının sterilizasyonunda da başarıyla kullanılmıştır. Bu arada ağızda oluşan bazı mantar enfeksiyonlarının ve dişeti rahatsızlıklarının önlenmesinde ek tedavi olarak ozon gargaraları ve suları da kullanılmaktadır

    4. HASTA OLARAK BİLMEM GEREKENLER NELER?
    Ozon tedavisinin herhangi bir şekli uygulanmadan önce ozon terapi uygulayacak doktora kullanılan ilaçlardan ve uygulanan özel diyetlerden yakın zamanda bitmişse bile bahsetmeyi unutmamalısınız. . Doktorunuz ayrıca kalıtımsal hastalıklardan, alerjilerden ve diğer şikâyetlerden ve geçmişte nasıl tedavi edildiğinden veya edilmekte olduğundan haberdar edilmelidir.
    OZONTERAPİNİN BİLİNEN HİÇBİR YAN ETKİSİ YOKTUR.  

    OZON TEDAVİSİ  YAPILMAMASI YADA DİKKATLİ YAPILASI GEREKEN DURUMLAR

    •Alyuvarlarda bir enzim(GL–6-F Dehidrogenaz)  eksikliğinde(FAVİZM),

    •Aşırı alkol kullananlarda,

    •Hipertirioidi (tiroidi bezi aşırı çalışanlarda),

    •İleri derecede kansızlık ve kanama-pıhtılaşma rahatsızlığı olanlarda,

    •Kronik ve tekrarlayıcı Pankreas bezi iltihapları (pankreatitler)de,

    •Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve beyin kanamalarında,

    •Ozona karşı alerjisi veya intoleransı (tahammülsüzlüğü) olanlarda, ozon tedavisi  dikkatli ve kontrollü yapılmalıdır.

    Birçok ülkede ozon terapisi, özellikle Avrupa'nın dışında, her zaman, sağlık sigorta poliçeleri veya işyerlerinin tıbbi destek programları ile karşılanmaz.  Birçok ozon uygulaması, genelde 10 seans kadar uygulanır. Ama bazı durumlarda ikinci veya hatta üçüncü bir 10 seanslık tedavi zorunlu olabilir. Buna rağmen, şu anda alınacak küçük bir önlemin ilerde çok daha fazla pahalı tam ölçekli bir tedavi masrafından kurtarabildiğini hatırlamalısınız.

    Ozon terapi düşük riskli ve genellikle standart medikal tedavilerin eşliğinde tamamlayıcı, destekleyici ve yeniden yapılandırıcı bir metottur

    Tekrar başka bir yazıda görüşmek dileğimle

                                                                                                                            Saygılarımla

                                                                                   Dr Suhan SUNGUR

    .

     

     

     




    PRP HAKIINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

    1-PRP (Platelet Rich Plasma-Plateletten Zangin Plazma) Uygulaması hakkında Bilinmesi Gerekenler

    PRP uygulaması plateletten zengin plasma veya trombositten zengin plasma olarak adlandırılan; kişinin kendi kanından özel setler ve işlemler ile ayrıştırılan plateletten zengin plasma kısmının, kişiye tekrar uygulanması olarak tanımlanır. Estetik amaçla yapılması durumunda cilde ve saçlı deriye küçük iğneler ile uygulamalar yapılmaktadır. Halk arasında tam olarak karşılığı olmamakla birlikte kök hücre tedavisi olarak tanımlanmaktadır.

    PRP uygulaması çok uzun yıllardır, tıbbın birçok dalında özellikle ortopedi, spor hekimliği, plastik cerrahi, diş hastalıklarında ve veterinerlikte kullanılmaktadır. Estetik amaçla PRP uygulaması tüm dünyada 2-3 yıldır, Türkiye de 1 yıldır, hekimler tarafından yapılmaktadır.

    PRP uygulaması kısaca kişinin kendi kanı ile estetik yönden iyileştirilmesidir.

    İnsan vücudunda dolaşan kan içersinde eritrositler (alyuvarlar), lökositler (akyuvarlar) ve plateletler (trombositler) mevcuttur. İnsan vücudunda bir hasar veya yara meydana geldiğinde trombositler ve lökositler, hasar olan bölgeye göç ederler.Hasarlık bölgede salgıladıkları büyüme faktörleri ile hasar ve yaranın hızla iyileşmesini sağlarlar.

    PRP uygulamasında da insan vücudunun bu hasra karşısında vermiş olduğu tedavi etme yeteneği harekete geçirilerek, estetik yönden iyileşme amaçlanır.Vücudun hasar varmış gibi cilt altında hasar düzeltme mekanizmaları harekete geçirilir.

    PRP uygulaması prosedüründe özel işlemler ile kandan ayrıştırılan plateletler, kanın sıvı kısmı olan plasma içersinde sıkışmış olarak bulunacaktır.Plateletler normal kana göre daha az plasma kısmı içersinde bulunacağından, göreceli olarak normal kandaki sayısının (kanda normal seviyede 150,00-450,000 adet/ml bulunur), birkaç katı kadar sayıda (yaklaşık 1 milyon adet/ml) bulunacaktır.BU sayede az miktardaki plasma içersinde normalin birkaç katı platelet sayısı cilt içersinde verilebilecektir.

    Kişi kanından ayrıştırılan plateletler, ince iğneler ile cilt altına ve veya saçlı deriye uygulandığında, sanki o bölgede hasar varmış gibi davranacak, bölgede büyüme faktörleri ve iyileştirici faktörleri salgılayarak, uygulama bölgesinde iyileştirici rol oynayacaktır.

    PRP uygulaması saçlı deriye yapıldığında; saç kökleri etrafındaki damarlanmayı artıracak,saç köküne daha fazla miktarda kan, oksijen, vitamin taşınmasına olanak sağlarken; salgıladığı büyüme faktörleri ile saç kökü hücrelerini uyaracak, saç köklerinin saç üretim süreçlerini hızlandıracak ve saçların daha sağlıklı hale gelmesini sağlayacaktır.Saç dökülmesi olan bölgede , büyüme faktörlerinin saç köküne olan etkisi ile saç sökülmesi duracaktır.

    Saçlı deride PRP uygulaması tamamen dökülmüş olan saçların tekrar çıkmasını sağlayamayacak; güçsüz, kırılmış, hasarlı saçları ve saç üretimi yeteneği durmuş olan saç köklerini uyararak, saç dökülmesini durduracak, saçların daha parlak, canlı görülmesini sağlayacaktır.PRP uygulaması sonrası ince güçsüz saç tellerinin canlanması ve kalibrasyonu artacağı için hastalar yeni saçlar çıkmış hissine kapılabilirler.

    PRP uygulaması cilde yapıldığında; zaman içersinde cilt altında oluşan bazı dokuların kayıplarına bağlı olarak ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerin olduğu bölgede,hasar iyileştirme mekanizması ile iyileşme sağlayacaktır.Uygulama bölgesinde salgıladığı büyüme faktörleri vasıtası ile destek dokudaki kayıplara bağlı ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerde iyileşme görülecektir.

    Zaman içersinde cilt destek dokusu kolojen miktarında azalma ve kırılmalara bağlı olarak ortaya çıkan cilt sarkmalarında, bölgeye uygulanan plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri ile kollojenlerin yeniden yapılandırılması sağlanacak; cilt elastikiyetinin artması ve cilt sarkmalarının düzelmesi sağlanacaktır.

    Cilt lekelerinde PRP uygulaması ile; plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri (MGF) ile ciltte renk oluşumunu sağlayan melanin hücrelerinin çalışma sistemini normal sınırlarda tutarak, cilt lekelerinin tedavisini sağlayacaktır.

    Skar ve çatlaklarda PRP uygulamasında; ciltte herhangi sebep bağlı olarak ortaya çıkmış olan çatlaklar, izler, sivilce izleri,skarlar gibi lezyonların etrafında yara iyileştirici mekanizma ile çalışan plateletler, salgıladığı büyüme faktörleri ile lezyonların küçülmelerini daha az görünür hale gelmelerini sağlayacaktır.

    2-PRP Uygulaması nasıl etki eder?

    PRP uygulamasında; özel prosedürlerle elde edilen plateletten zengin plasma cilt içersine ve saçlı deriye verildiğinde; salgıladıkları büyüme faktörleri ile uygulama bölgesinde hasar iyileştirme mekanizmasını başlatırlar; verilen plasma da normal kandaki sayının birkaç katı sayıda platelet kullanıldığı için, normal kan ile oluşan iyileşme mekanizmasından daha etkili, daha hızlı, daha erken iyileşme sonuçları görülecektir.

    Plateletler içersinde bulunan büyüme faktörleri;

    PDGF(Platelet derived growth factor)- hücre büyümesi,kan damarı tamiri ve oluşumu, colojen üretimi

    FGF(Fibroblast growth factor)-doku tamiri, cologen ve hyaluronic acid üretimi

    EGF(Epithelial growth factor)-epitel hücre yapımı, yara iyileşmesi

    TGF-beta-epitel ve damar epitelyum yara iyileşmesi

    VEGF-yeni damar endotelial hücre üretimi

    Plateletler den salınan büyüme faktörleri, uygulama bölgesinde hasra iyileştirici mekanizmaları harekete geçirerek, saçlı deri ve veya ciltteki sorunların iyileştirilmesinde görev alırlar.

    3-PRP uygulaması kimlere uygulanır?

    PRP uygulaması saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar göstermektedir. Aynı zamanda cildin zaman içersinde azalan destek dokuların sonucu olarak ortaya çıkan kırışıklık, sarkma, cilt lekeleri sorunlarında oldukça etkin tedavi sonuçları sağlamaktadır.

    PRP uygulaması saçlı deride saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerinin uyararak saç büyümesinin aktive eder.ince tüy şeklinde olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı saç görünümüne kavuşurlar.

    Saçlı deride cansız, parlaklığını yitirmiş,kırılmış, kuru, ince saçların saç kökleri büyüme faktörleri ile aktive olarak; daha canlı,parlak,sağlıklı saç görünümü PRP uygulamasının sonuçlarıdır.

    PRP uygulaması ile zaman içersinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, fakat PRP uygulaması sonucunda, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır.Ayrıca PRP uygulaması sonrası mevcut saçların kalibrasyonlarındaki artış, parlak ve canlı görünüm saçlarda sıklaşma ve yeni saçların çıktığı görünümü hissedilebilmektedir.

    PRP uygulamasının saçlı deriye uygulanması en sık yapılan uygulamalardandır.

    Zaman içersinde cilt altı destek dokuların azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan cilt elastikiyetinin azalması, kırışıklar, sarkmalar da PRP uygulaması başarılı sonuçlar sunmaktadır.

    PRP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, gözaltı çökmelerinde, elmacık kemiği çökmelerinde ve sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır.

    Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı çökmelerinde, çene köşeleri sarkmalarında, gıdı bölgesi sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında PRP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır.

    Ayrıca tüm vücut bölgelerinde kol sarkmaları, iç bacak sarkmaları, iç diz sarkmaları, karın bölgesi sarkmalarında PRP uygulaması yapılmaktadır.

    Hamilelik, yaşlılık, güneş sebebi ile oluşmuş cilt lekelerinde ve ciltte oluşmuş skarlar, izler, çatlaklar da PRP uygulaması diğer uygulamaların daha ötesine geçmiştir.

    4-PRP uygulaması hangi bölgelere uygulanır?

    PRP uygulaması

    • Saçlı deride; saç dökülmesi, saç kırıklıkları, cansız kuru ince saçların tedavilerinde

    • Tüm yüz bölgesinde;alın, göz kenarı, burun kenarı kırışıklıklarında, sarkma ve çökmelerde, cilt lekeleri ve izlerin tedavisinde

    • Boyun ve dekolte bölgesinde; kırışıklık,sarkma ve lekelerin tedavisinde

    • Üst kol,karın,iç bacak,diz bölgeleri kırışıklık, sarkma, çatlak ve lekelerin tedavilerinde

    • Tüm vücutta görülen sarkma, çatlaklar,izler,lezyonların giderilmesinde

    başarı ile uygulanmakta, uygulama sonuçları tatmin edici düzeyde bulunmaktadır.

    5-PRP uygulaması nasıl yapılır?

    PRP uygulaması hastadan kan alımı işlemi ile başlar. Hastanın kolundan özel infüzyon seti ile (kan alma seti), 20 cc (yarım çay bardağı kadar)kan özel PRP hazırlama tüplerine alınır.

    PRP hazırlama tüplerindeki kan özel santrifüj işleminden geçirilerek, plateletten zengin plasma kısmı ayrılır.Hastadan alınan 20 cc lik kandan yaklaşık 3 cc plateletten zengin plasma elde edilir.

    Elde edilen plateletten zengin plasma enjektöre çekilerek, mezoterapi de kullanılan ince iğneler vasıtası ile cilt altına uygulanır. Uygulama da cilt ve saçlı deride ihtiyaç olan yerlere dolgu uygulamaya benzer olarak derin deri kısmına ve veya napaj (noktasal küçük dokunuşlar) yöntemi ile derinin yüzeysel tabakasına plasma verilir.

    PRP uygulaması aynı zamanda dermaroller adı verilen(üzerinde çok ince iğnelerin olduğu, kendi etrafında dönen dairesel ürünler) ekipmaları ile birlikte uygulanabilir.Uygulama sonrası yüze maske uygulaması ile PRP uygulamasının etkinliği artırılabilir.

    PRP uygulaması tek başına uygulanabildiği gibi bazı durumlarda, farksiyonel lazer cihazları ile birlikte uygulanarak kırışıklık, cilt sarkmaları çatlak ve lezyonların tedavisinde daha etkili ve hızlı sonuçlar elde edilmesi amaçlanır.Özellikle yüz bölgesi gençleştirme, sarkma ve kırışıklık tedavilerinde, cilt lekesi tedavilerinde, cilt çatlak, skarlar, iz tedavilerinde PRP uygulamasının Fraksiyonel lazer uygulaması ile birlikte yapılması tüm dünya hekimleri tarafından çok başarılı sonuçları nedeni ile önerilmeltedir.

    6-PRP uygulaması güvenlimidir?

    PRP uygulamasında kullanılan infüzyon setleri(kan alma setleri) ve PRP hazırlama tüpleri, sadece bu amaç uygulamalar için üretilmiş olan uygulama setleri şeklinde kullanılır. Uygulama setleri içersinde uygulama sırasında ihtiyaç olabilecek tüm malzemeler bulunmaktadır.

    PRP uygulaması kapalı sistem içersinde hazırlanan plateletten zengin plasma ürünü ile yapılır, yani hastanın kanı dış ortamla ve başka malzemeler ile temas etmez. Hastanın kanı tek kullanımlık steril infüzyon setleri vasıtası ile yine tek kullanımlık steril vakumlu PRP hazırlama tüplerine alınır.

    Santrifüj işlemi sonrası elde edilen plateletten zengin plasma tek kullanımlık steril enjektörlere çekilerek kullanılır.Tüm bu işlemler sırasında hasta kanı ve hazırlanan plasma dış ortamla temas etmez.

    Uygulamalar sonrası kullanılan tüm malzemeler imha edilir.PRP hazırlama setlerinin tekrar kullanılması teknik olarak mümkün değildir.

    PRP uygulaması, yukarıda anlatıldığı gibi kapalı sistem prosedürler ile elde edilen plasma kullanılarak yapıldığı için;

    Uygulamada kan ile hastalık bulaşma riski yoktur. AIDS, Hepatit vb gibi kan ve kan ürünleri ile bulaşan hastalıkların PRP uygulamasında bulaşma riski söz konusu değildir.

    PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    7-PRP uygulaması ağrılı mıdır?

    PRP uygulamasında plateletten zengin plasmanın cilt içersine verilirken kullanılan iğneler, mezoterapi uygulamalarında da kullanılan çok ince iğnelerdir. İğnelerin çapları 30G veya 27 G olabilir, uzunlukları değişmekle birlikte 6mm, 16mm veya daha uzun olabilir.

    PRP uygulaması sırasında duyulan ağrı hissi; hastalar tarafından genel olarak ‘’hafif’’ olarak nitelendirilmektedir.

    PRP uygulaması sırasında hastalar ciltlerinde çok ince iğnelerin girişlerini hissedebilmektedirler. Ağrıya duyarlı ve hassas hastalarda, uygulama sırasında ağrı duyusunu azaltıcı önlemler(kremler, soğuk uygulama…) ile duyulan ağrı hissi oldukça azaltılabilmektedir.

    PRP uygulaması sırasında ciltte hafif sıcaklık, hafif yanma hissi ve gerilme hissi duyulabilmektedir.

    8- PRP uygulamasının yan etkileri nedir?

    PRP uygulamasında yan etkiler görülme riski hastanın kendi kullanıldığı için oldukça düşüktür.

    Uygulama iğle ile yapılan uygulamalar grubunda bulunduğu için; iğnenin cilde giriş tekniğine bağlı olarak bazı yan etkiler görülebilir. İğne uygulamasına bağlı olarak bazı noktalarda küçük morarmalar görülebilir, bu morarmalar küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek duyulmadan iyileşir. Morarmaların iyileşme sürecini kısaltmaz için hekim tarafından bazı ürünler önerilebilir.

    PRP uygulaması sırasında ciltte hafif kızarıklık görülür, ciltteki kızarıklık herhangi bir tedaviye gerek duyulmadan 30-40 dk içersinde kendiliğinden kaybolacaktır.uygulama sonrası ciltte hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolacaktır.

    PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    PRP uygulaması hekim tarafından yapılması gereken uygulamalar grubundadır.

    9-PRP Uygulaması seans sayısı ve süresi nedir?

    PRP uygulaması estetik yaklaşımla 2 amaca yönelik yapılmaktadır.

    a- Belirlenmiş bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olarak (ciltte oluşmuş sarkmaların düzeltilmesi, cilt kırışıklıklarının, cilt lekelerinin giderilmesi, skar ve çatlakların giderilmesi, saç dökülmesinin durdurulması, yeni saç gelişimin uyarılması…)

    b- Mevcut durumu korumak, cildin zaman karşısındaki deformasyonunu önlemeye yönelik olarak.

    PRP uygulaması belirli bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik amaçla yapılıyor ise ; genel olarak 1 aylık aralarla 2-3 seans uygulanır.Seanslar sonrasında belirlenmiş sorunlarda gözle görülür iyileşmeler beklenir.

    PRP uygulaması sonrası etkileri uzun süreli olarak devam edecektir, etkilerini devam etmesini ve cildin zaman karşısındaki deformasyonunun önlenmesi amacıyla yılda 1 seans PRP uygulaması önerilir.

    Genel tedavi protokolleri uyarında hastalara sorunların çözümü amacıyla 1 ay aralıklar da 2-3 seans PRP uygulaması sonrası, yılda 1 seans idame PRP uygulaması önerilmektedir.

    10-PRP uygulaması seans ücretleri nedir?

    PRP uygulamasında ücretlendirme seans ücreti olarak belirlenir.

    PRP uygulaması seans ücreti belirlenmesinde; uygulama bölgesinin genişliği ve kullanılan PRP hazırlama seti sayısı önem arz etmektedir. Hastanın ihtiyaçları doğrultusunda 1 PRP hazırlama tüpü kullanılabildiği gibi, bazı hastalarda uygulama bölgelerinin genişliğine göre 2 veya daha fazla sayıda PRP hazırlama seti kullanılabilmektedir. Genel olarak tüm yüz uygulamaları için 1 adet PRP uygulama seti yeterli olmaktadır.

    11-PRP Uygulaması kimlere yapılmaz?

    PRP uygulaması herhangi bir sebepten dolayı kandaki platelet sayısının normal değerlerinin (platelet normal sayıları ortalama 150,000-450,000/ml dir) altında olan kişilere yapılmaz. aynı zamanda kanser hastalarına yapılmaz.

    Pıhtılaşma sorunu olan, kan sulandırıcı ve diğer ilaç alan kişilerin uygulama öncesi ilaç bilgilerini hekime iletmeleri gerekir.

    12-PRP Uygulaması sonrası öneriler

    PRP uygulaması klinik ortamında yapılan uygulamalardır, uygulama sonrası kişi bazı önerilerle sosyal hayatına dönebilir.

    Uygulama sonrasında bölgede kızarıklık ve gerilme hissi olacak, tedaviye gerek duymadan kendiliğinden iyileşecektir.

    PRP uygulaması sonrası bölgeye bazı yatıştırıcı özelliği olan kremler kullanılır. Uygulama bölgesinin 4-6 saat süre ile yıkanmaması, temizlenmemesi önerilir.

    PRP uygulamasında napaj tekniği ve dermaroller kullanım ı sonrası cilt yüzeyinde mikro düzeyde delikler oluşur, uygulama sırasında cilt üzerinde kalan plateletten zengin plasmanın zamanla cildin derinlerine ulaşması için, 4-6 saat cildin yıkanmaması bu sürede plasmanın cildin derinlerine ulaşması amaçlanır.

    PRP uygulama sonrası 12-24 saat makyaj ürünleri kullanılması önerilmemektedir.

    PRP uygulaması sonrası 12-24 saat havuz, denize girilmemesi gereklidir




    İPEK KİRPİK İLE KİRPİK UZATMA

    Güzel ve uzun kirpikler yüz estetiğinin en önemli parçası olup tüm kadınların hayalini süslemektedir. Güzellik sektöründeki yenilikler sayesinde artık doğal görünen uzun ve güzel kirpiklere sahip olmak oldukça kolay.

    İpek kirpik diğer takma kirpiklerden farklı olarak tek tek takılır ve doğal sonuç alabileceğiniz şekilde kirpik anatomisine uygun olarak dizayn edilir. İpek kirpik uygulamasıyla rutin kontrol seansları sonrası uzun süreli doğal gözüken, güçlü ve dolgun kirpiklere sahip olursunuz. Normalde doğal kirpikleriniz 60-90 gün arasında düşer yenileri çıkmaya başlar. Dolayısıyla bu süre sonunda rütuş yapılmasında fayda vardır. Ayda bir kişiden kişiye değişmekle beraber dökülenlerin yerine yenileri eklenebilir. Bu uygulamadan sonra mascaraya ihtiyaç duymayacaksınız. Kirpik kılı büyüme siklusunuza göre dayanıklılığı değişen ipek kirpik kullanımı oldukça rahat ve güvenlidir. Yüzerken, uyurken, egzersiz yaparken ya da duş alırken bile rahatlıkla kullanabileceksiniz.

     

    Haberlerde ara

     

     


    hayati akbaş köşe yazıları
    hülya ettekin
    kariyer başvurusu
    Üyelik girişi 
    Üye ol.
    şifremi unuttum?