Botox ile ilgili hemen herkes de bir ön bilgi ve duyum mevcut. Ne yazık ki bu ön bilgi ve duyumların birçoğu yanlış inanç ve bilgilerde içermek de. Bazen öyle ilginç taleplerle karşılaşıyoruz ki kulaklarımıza inanamıyoruz. ´´botox yaptırmak istiyorum ama bir hafta işe gitmemek gerekiyormuş bu benim için çok zor´´, ´´botox yaptırmak istiyorum ama içinde yılan zehir´i varmış bu bizi de zehirlemez mi?´´, ´´yüzümdeki lekelerden kurtulmak için botox yaptırmak istiyorum´´. Bu ve buna benzer o kadar çok ifadeyle karşılaşıyoruz ki şaşırmamak mümkün değil. Görüldüğü gibi kişi kendisi tanıyı koymuş, bu yetmemiş tedavi planını da belirlemiş estetik uzmanı bir doktor olarak sizden istediği şey işin teknisyenlik kısmı.
Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin ilgi alanına giren önemli konulardan biriside halk arasında tavşan dudak ya da kurtağzı olarak da adlandırılan Yarık dudak damak problemidir. Yarık dudak ya da damak bozukluğu ile karılaşma oranı oldukça sıktır. Yaklaşık her 700 canlı doğumda 1 yarık dudak ya da damak olgusu ile karşılaşılır. Yakın çevresinde bu tür bir durumla daha önce hiç karşılaşmamış aileler bu durumla karşılaştıklarında çok şaşırırlar ve şok yaşarlar. Başlangıçta bu durumu kabullenmekte zorlanır ve kendilerini suçlarlar. Nerede hata yaptık da bu durum başımıza geldi tarzında bir yaklaşım sergilerler. Bu ailelere bu konuda mutlaka ayrıntılı bilgi verilmeli ve ailenin olayı kabullenmesi ve hemen tedavisi konusunda arayışın içerisine çekilmelidir. Bu problem ile doğan çocuklarda her zaman klinik tablo aynı değildir. Klinik tablo yalnızca dudakta hafif bir çentiklenmenin olduğu hafif vakalardan ağız ve burun boşluğunun tamamen tek bir boşluk halinde olduğu ileri düzeyde dudak ve damak yarıklarına kadar değişir. Genellikle dudak ve damak yarığı birlik de görülebilmesine rağmen bazen yalnızca dudak yarığı ya da yalnızca damak yarığı olarak karşımıza çıkabilmektedir. 
Çenelerimiz belki farkında değiliz ama günlük hayatımızda yaptığımız birçok faaliyetin olmazsa olmaz parçalarındandır. Yeme, içme, konuşma, duygularımızı ifade etmede yardımcı olma gibi birçok fizyolojik ihtiyaçların giderilmesinde çenelerimizi kullanmak zorundayız. Çene dendiği zaman tabiî ki kemik ve diğer yumuşak dokular birlikte değerlendirilir ama esas iskelet parçasının sorunları, neticede dışarıya olan yansıması nedeniyle son derece önemlidir.
Çene bölgesi aynı zamanda insan yüzünün estetik görüntüsüne en fazla katkı yapan bölgelerinden birisidir. Çene alt ve üst olmak üzere 2 kısımdan oluşmakta olup üst çene hareketsiz olarak orta yüz bölgesinin ve kafatasının ilgili kemiklerine tamamen kaynaşmış durumdadır. Üst çene bu nedenle bağımsız olarak hareket kabiliyetine sahip değildir.
Alt çene ise tek bir parça kemiğin çok özel bir yapılandırma ve şekilde diğer baş ve yüz kemiklerine monte edilmesiyle yukarıda sayılan görevlerin yerine getirilmesinde çok önemli bir rol oynar. Asıl hareketli olan alt çenedir.
Kısaca çene bölgesi gerek yaptığı ya da katıldığı fonksiyonları itibariyle, gerekse yüzün estetik görüntüsüne olan katkısı nedeniyle son derece önemlidir.
Birçok nedenden dolayı insanlarda çene gelişimi olumsuz olarak etkilenebilir ve neticede çenede farklı şekil bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu nedenler arasında;
Ailesel nedenler,
Genetik problemler nedeniyle farklı bozuklukları birlikte olduğu durumlar,
Gebelik sırasında annenin geçirdiği hastalıklar yada alkol vs gibi nedenler,
Doğum sırasında yada hayatın sonraki dönemlerinde çene bölgesine travma, enfeksiyon…vs en sık akla gelen nedenler arasındadır.
Bu nedenler dışında çene gelişimin tamamlandığı 18-20 yaş sonrası dönemlerde karşılaşılan yüz yaralanmaları, kazalar, ateşli silah yaralanmaları, çenenin yine enfeksiyonları, kistleri, tümör yada kanserleri vs çenenin hem estetik ve hem de fonksiyonel problemlerini ortaya çıkarır.
Bazen de kişilerin yüz üzerinde başka bir bölgesinin estetik yönden değerlendirilmesi sırasında çene bölgesinde bazı estetik kusurlar ortaya çıkarılabilir. Örneğin burun estetiği olmak amacıyla estetik plastik cerrahi kliniklerine müracaat eden bir çok kimsede uzman hekim yaptığı değerlendirme sonrasında problemin yalnızca burunda olmadığını aynı zamanda çenenin de estetik anlamda bir probleme sahip olduğunu ortaya koyabilir.
O ana kadar çenesindeki problemin hiç farkında olmamasına rağmen plastik cerrahi uzmanının fark etmesiyle çenedeki estetik kusur fark edilir ve çoğu zamanda hasta ikna edilerek estetik burun operasyonu ile birlikte bir estetik çene operasyonu da beraberinde yapılır. Böylece yalnızca bir estetik burun operasyonu ile elde edilen pozitif kozmetik sonucun ötesinde çok daha iyi bir sonuç elde edilir ve kişinin yüzünde ortaya çıkan değişiklik hem hasta ve hem de plastik cerrahi uzmanı açısından çok daha tatmin edici olur.
Çene bölgesine yapılan estetik yada fonksiyonel amaçlı cerrahi müdahalelerin şiddeti ve uzunluğu problemim şiddeti ile doğru orantılı olup, bazen yalnızca bir miktar yağ yada doku kokteyli enjeksiyonu ile çok kısa sürede tatmin edici sonuçlar alınabilir. Yalnızca birkaç mm lik çenenin dolgunlaştırılmasını gerektiren küçük problemlerde sorunun çözümü oldukça kolay ve kısa sürede yapılabilmesine rağmen daha komplike ve her iki çenenin de müdahalesini gerektiren durumlarda operasyon süresi çok daha uzun ve operasyonda o oranda komplike olabilir. Mevcut her problemin tedavisi farklı bir yaklaşımı gerektirir.
Çenesinde estetik yada işlevsel anlamda problemi olan kimselerin mutlaka bir estetik plastik cerrahi uzmanına müracat ederek ayrıntılı bilgi almasında yarar vardır. Bazen problemlerin çözümünde yalnızca plastik cerrahi değil aynı zamanda diş hekimliği ve ortodonti gibi farklı branşlarında tedavi sürecine katılması gerekli olmaktadır.
Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside genital bölge anomalileri olarak bilinen cinsel organ gelişim problemleridir. Gerek kız ve gerekse erkek çocuklarda doğuştan mevcut olan birçok cinsel organ oluşum ve gelişim problemleri mevcut olabilir. Bu problemlerden bir tanesi de erkek çocuklarda görülen ve tıbbi dilde hipospadias olarak bilinen durumdur.
Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uygulama alanlarından biriside el ayak bölgesindeki şekil bozuklukları, yapışıklıklar vs dir.
Burun; yüzümüze anlam veren, yüz karakteristiğimizi belirleyen, hem estetik görünümümüzü artırma ve hem de soluduğumuz havayı süzüp temizleyerek sağlıklı bir havanın Akciğerlerimize gitmesini sağlayan önemli bir organımızdır.
Memeler kadının beden görünümde fiziği tamamlayan çok önemli hem fonksiyonel ve hemde estetik önemi olan aksesuar yapılardır. Omuz genişliği, göğüs çevresi, bel ve kalça çevresi ölçümlerinde meme hacmi önemli bir yer tutar . Bu ölçümler içinde meme hacmi küçük olduğu zaman vücut kontur görünümü eksik kalır . Memeler, yapısal olarak değişik nedenlerle küçük olabilir. Biri diğerinden daha küçük, asimetrik olabilir. Doğumsal olarak bir tanesi hiç olmayabilir. Her iki memenin eşit hale getirilmesi ya da hacminin arttırılması için, günümüzde, silikon protezler dışında başka seçenek yoktur. Kişinin kendi dokuları ile meme büyütme ameliyatları denenmiş, ancak sonuç vermemiştir. her ne kadar son zamanlarda yağ enjeksiyonları yada vakumlu sistemlerle meme büyültme konusunda çalışmalar olmasına rağmen henüz yaygın kabul görmemiştir. Meme protezlerinde esas madde protezin dış yüzeyinde yer alan silikondur. Sadece dolgu maddesi farklı olabilir. Her protezin kendine göre avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Bunlar ameliyattan önce detaylı olarak konuşulmalı ve hangisinin kullanılacağına birlikte karar verilmelidir. 
Memelerin normal boyutlarından daha büyük olması kadınlar için hem fonksiyonel ve hem de önemli bir estetik problemdir. Bilindiği gibi kadınlarda meme ergenlik döneminden itibaren büyümeye ve gelişmeye başlar ve genellikle ergenlik döneminin sonunda da normal bir boyuta ulaşır. Bazı kadınlarda ise bu büyüme normalden çok daha fazla olur. Bunun dışında da gebelikler sonrasında da memelerde bir miktar daha büyümeler oluşabilir.
Meme büyüklüğü ailesel ve yapısal, hormonal bazı bozukluklar sonrası, aşırı kilo almalar sonrası vb nedenlerle göğüslerde aşırı büyüklükler oluşabilir.
Göğüslerde büyüklüğe bağlı fazı fiziksel rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklar arasında vucut ağırlık merkezinin öne doğru kayması nedeniyle sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun ağrısı ve omuz ağrısı ortaya çıkabilir. Göğüslerdeki büyüklüğe bağlı birbirine temas etmesi ve sürtünmesi neticesinde kıvrım yerlerinde ve temas yerlerinde pişikler, kızarıklıklar ve kokulu sulanmalar oluşabilir. Yine vücut aksında oluşan sapma ve iri göğüslerin gizlenmesine yönelik vücut hareketi nedeniyle hantal ve kamburumsu duruş bozukluğu ortaya çıkar.
Memelerin normalden büyük olması yukarıda saydığımız bazı fiziksel rahatsızlıkların dışında kadınlarda kıyafet seçimi ve uygun iç çamaşırı seçimi konusunda da sıkıntılar yaşatır. Bu kimseler istedikleri kıyafeti seçememenin sıkıntısını sürekli yaşadıklarını ifade ederler. Bunu dışında tabiî ki meme büyüklüğü çok önemli bir estetik kusurdur aynı zamanda. Bu şekilde problemi olan kadınlar göğüslerini sürekli saklama ihtiyacı hissederler. Sportif ve sosyal faaliyetlere katılmak konusunda sürekli tereddütler yaşarlar
Göğüs iriliği kadınlarda çok genç yaşlarda ve hatta ergenlik döneminde de problem olabilir. Yine bu dönemde dev meme büyüklüğü denilen aşırı meme büyüklükleri ortaya çıkabilir. Bunların mutlaka hormonal yönden incelenmesi gerekmektedir.
Meme büyüklüğü hafif orta ve ileri düzeylerde olabilir ve genellikle büyüklüğün yanında memede sarkmada olaya eşlik eder.
Meme büyüklüğünün tedavisinde yapılması gereken şey cerrahi operasyonla memelerin hacmini ve görünümünü normale getirmektir. Hem hacim olarak memelerin boyutları küçülecek ve hem de memeler göğüs üzerinde olması gerektiği pozisyonda olacaktır. Ameliyat genel anestezi altında yapılır ve ameliyat sonrası genelde 1 gece hastanede kalmak gereklidir. Normal şartlar altında riskli ameliyat grubundan bir operasyon olmamasına rağmen enderde olsa hematoma, enfeksiyon, meme şeklinin idealin altında olması giribi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.
Meme küçültme ameliyatında kullanılan birçok değişik teknik mevcuttur. Kullanılacak teknik memelerin büyüklüğüne, cerrahın tercihine ve deneyimine, hastanın ameliyat sonrası iz konusundaki beklentilerine göre değişiklikler gösterebilir.
Ameliyatın masrafı ameliyatı yapan cerraha, operasyonun yapıldığı hastaneye, ve ameliyatın büyüklüğüne göre farklılıklar gösterebilir.
Sonuç : Meme büyüklüğü kadınlar için çok önemli bir problem olup cerrahi olarak tedavisi mümkün olan bir problemdir. Ameliyat sonrası göğüsler normal hacimlerine ve olması gereken pozisyonlarına dönerler hastalar hem fiziksel olarak çok rahatlarlar ve estetik olarak memelerin görünümlerinin eskisiyle kıyaslanmayacak kadar güzel olması nedeniyle psikolojik olarak ta bu kadınlar kendilerini çok mutlu hissederler. Bu şekilde problemleri mevcut olan kadınların Plastik Cerrahi uzmanına müracat ederek sorunlarını ayrıntılı bir şekilde doktorları ile konuşmalarını eğer doktor da kendileri üzerinde yeterli güveni oluşturdu ise bu operasyonu yaptırmalarını öneririm.

Karın bölgesinin fonksiyonları nelerdir?
Karın bölgesi içerdiği kas ve diğer destek dokuları vasıtasıyla ayakta dik durmamızı, düzgün yürümemizi, cisimleri rahat kaldırmamızı sağlayan, anatomik görünümüyle de güzel bir vücut imajının tamamlayıcı bir parçasıdır.
Karın estetiği nedir?
Estetik bir operasyonla karın bölgesinin eski düzgün, gergin ve güzel görünümünü yeniden kazandırmak amacıyla yapılan cerrahi bir işlemdir.
Karın da şekil bozukluğu nedenleri nelerdir?
Gövdemizin ön-alt kısmını oluşturan karın bölgesi doğumlar, kilo alıp vermeler, yaşlanma vb nedenlerle deforme olabilirler. Genetik-yapısal farklılıklardan dolayı ortaya çıkan şekil bozuklukları herkeste farklı olmaktadır. Her ne sebeple oluşursa oluşsun karın bölgesinde oluşan sarkmalar, çatlaklıklar ve diğer kusurlar özellikle kadınlarda, fakat daha az sıklıkla olmakla birliktede erkeklerde de estetik sorunlara yol açar. Kişi artık vücudunu beğenmemeye aynada kendisini görmekten rahatsızlık duymaya başlar.
Estetik karın ameliyatını kim yapar ve nerede yapılır?
Bu ameliyatın mutlaka bir Plastik Cerrah tarafından yapılması gerekir. Başka branştan meslektaşlarımızın bu operasyonu yapması hem tıbben doğru değildir ve hemde etik değildir. Ameliyatın mutlaka hastane ortamında ameliyathanede yapılması gerekir.
Operasyonun süresi nedir ve hastanede kalmayı gerektirir mi?
Operasyon yaklaşık 2-4 saat kadar sürer ve en az 1 gün hastanede kalmayı gerektirir.
Ne tip anestezi altında uygulanır?
Operasyon genel anestezi altında yada spinoepidural anestezi altında yapılabilir. Spinoepidural anestezi sırasında hasta uyanık olup hiç ağrı hissetmez. Anestezinin seçiminde cerrahın ve hastanın tercihleri dikkate alınır.
Estetik karın ameliyatı yapılırken, karında yada göbekte fıtık problemi de varsa aynı anda düzeltilebilir mi?
Evet. Karın estetiği cerrahisi sırasında önceki doğumlara vs bağlı karın bölgesindeki fıtıklaşmalar rahatlıkla düzeltilebilir.
Yaş sınırlaması var mıdır?
Cerrahiye engel bir sağlık problemi olmayan kadın erkek herkese eğer karın germeyi yada estetiğini gerektirecek bir problemi varsa bu işlem yapılabilir.
Ameliyat öncesi hazırlıklar nelerdir?
Rutin ameliyat öncesi tetkik ve tahlilleri yapılır. Hasta ameliyata aç olarak gelir. En az 10 saat öncesinden yeme içme kesilir. Sigara içiyorsa bırakır. Aspirin türü kanamayı artırıcı ilaç kullanıyorsa doktorunu önceden bilgilendirir ve bırakır
Ameliyat sonrası normal hayata ne zaman dönülebilir?
Ameliyat sonrası 2-3 hafta içerisinde normal yaşantıya dönülebilir. 2 ay içerisinde sportif faaliyetlere başlayabilir.
Estetik karın ameliyatları risklimidir?
Tecrübeli ellerde risk oldukça düşüktür, ama yinede bir operasyon, olup her operasyonda oluşabilecek enfeksiyon, kanama, normalden fazla yara izi vs ender de olsa oluşabilir
Ameliyatın maliyeti?
Maliyet ameliyatı yapan cerraha, anestezinin tipine, ameliyatın yapıldığı hastane ortamına göre değişebilir. Bizim önerimiz: Her ne sebeple oluşursa oluşsun karın bölgesinde oluşan gevşeme, sarkma ve çatlaklıklar özellikle kadınlarda çok önemli bir estetik kusur olarak ortaya çıkar. Vücut imajı bozulur ve kişinin kendine olan güveni kaybolur. Kişi istediği kıyafeti giyemez ve eşinin yanında kendisini rahat hissetmez. Karın germe ameliyatı gerçekten sonuçları oldukça yüz güldürücü olan estetik ameliyatlardan olup ihtiyaç hisseden herkes bu operasyonu rahatlıkla yaptırabilir. En ince ayrıntıya kadar cerrahınızla görüşmenizi ve tatmin olmanız halinde operasyonu yaptırmanızı öneririz.

Gözlerimizin en önemli fonksiyonu görmektir elbette ama onun yüzümüze kattığı mana, ifade, özgünlük ve estetik de çok önemlidir günlük yaşantımızda. Gözlerimizin hem fonksiyon anlamında hem de estetik anlamında en önemli tamamlayıcı unsurlarından birisi ise göz kapaklarımız. Tıpkı bir yorgan ya da bir araba sileceği gibi sürekli çalışarak asıl görme fonksiyonlarımızı sağlayan kısımların korunmasını ve görevini en iyi şekilde yerine getirmesini sağlar.
Göz kapakları da zamanla yani yaşın ilerlemesi ile, bir takım genetik faktörler nedeniyle, ırksal nedenlerle ve çeşitli çevresel faktörlerin etkisiyle değişime uğrar. Bu durum kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda meydana gelir. Kadınlar genellikle görünümlerine erkeklere göre daha fazla dikkat ettikleri için onları daha fazla etkiler.Ortaya çıkan bu değişiklikler kişilerin görünümlerinde, bakışlarında farklılıklar oluşturur. Önceleri canlı, dinamik ve çekici olan gözler özellikle göz kapaklarındaki kırışma, sarkma, hareketlerindeki yavaşlama ve renk değişikliklerinin etkisiyle kişilerin daha yorgun, cansız, anlamsız ve olduğundan daha yaşlı görünmelerine sebep olur. Hatta bazen bu belirtiler o kadar şiddetli olabilir ki özellikle üst kapaklardaki sarkmalar kişinin normal görmesini engelleyecek kadar ileri seviyelerde olabilir. Bilindiği gibi her iki gözümüzde iki alt ve iki üst olmak üzere toplam dört kapak mevcuttur.
Bazen yalnızca alt kapaklarda ya da yalnızca üst kapaklarda değişiklikler dikkat çekici olabilir. Bu değişikliklerin etkisiyle kişiler kendilerini daha yaşlı, yorgun ve tükenmiş hissederler. Kendilerine olan güvenleri azalır. İş ortamında ve aile ortamındaki üretkenliklerinde azalma görülür. Bu ifadeler abartılı düşünülmesin çünkü bize göz kapaklarındaki değişiklilerle ilgili tedavi maksadıyla başvuranların kendi duygularını ifade ederken kullandıkları bazı terimler çok daha dramatik ve vurgulayıcı. Göz kapaklarında oluşan bu değişiklikler Estetik cerrahide sık yapılan yüz gençleştirme operasyonlarının en önemli tamamlayıcı unsurlarından birisi olmasına rağmen yalnızca göz kapağı estetiği ile sonuçlar kişi için çok olumlu olmaktadır.
Estetik cerrahi dışında bazı kremlerle vs ancak kısmi düzelme elde edilebilir ve bu uygulamalar cerrahinin alternatifi değildir. Bazen yapılan bir göz kapağı estetiği kişi üzerinde diğer pozitif etkilerin yanında 5-10 yaş daha genç gözükmesine yol açabilmektedir. Göz kapağı estetiği, estetik cerrahide en sık yapılan ameliyatlardan birisi olup bu operasyon mutlaka bir Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrah tarafından yapılmalıdır. Genellikle lokal anestezi yani sınırlı uyuşturma altında yapılır. Operasyon bölgesinin sinirleri geçici olarak uyuşturulduğu için kişi rahatsızlık hissetmez ve kolay tolere eder. Kişinin hastanede yatmasını gerektirmez ve ameliyat sonrası kişi kısa süreli bir dinlenme sonrası evine gidebilir.
Bazı durumlarda göz kapağı estetiği operasyonunun bir hastane ortamında yapılması ve hastanın 1 gece hastane ortamında kalması gerekli olabilir. Bu duruma ameliyatı yapacak Plastik cerrah hastayı ayrıntılı bir şekilde muayene ettikten ve tetkiklerini değerlendirdikten sonra karar verecektir. Göz kapağı estetiği ameliyatı uzman ellerde uygun koşullarda yapıldığı takdirde riskli bir operasyon değildir. Ameliyat sonrası 3 günlük bir dinlenmeden sonra kişi normal hayatına dönebilir. Genelde dikişler ortalama 3 günde alınır ve kişiyi rahatsız edecek bir ameliyat izi oluşmaz. Tabiî ki şişliklerin, morlukların daha da düzelmesi için 1-2 haftaya ihtiyaç vardır.Göz kapağı estetiği düşünen herkes konuyla ilgili ayrıntılı bir görüşmeyi Plastik Cerrahı ile yapmalı, kafasındaki tüm soruları ayrıntılı bir şekilde sormalı ve cevabını almalıdır. Tabiî ki kişinin beklentileri aynı zamanda gerçekçi olmalıdır. Yapılacak bir göz kapağı estetiği sonrası yüzünün tamamen değişeceğini 10-20 yaş genç görüneceğini düşünen kimselerle karşılaşabiliyoruz. Böyle bir beklenti gerçekçi değildir. Bu beklentiye total bir yüz gençleştirme ameliyatı cevap verebilir ama unutulmamalıdır ki uygun endikasyonu olan bir kimsede yapılan bir estetik göz kapağı ameliyatı kişinin yüzünü ve bakışlarını çok olumlu yönde değiştirir, kişinin kendine olan güvenini artırır ve kendisini daha güzel ve mutlu hissetmesini sağlar.

Dudaklar estetik ve fonksiyonel açıdan önemli organlarımızdandır. Dudakları oluşturan temel yapılar; dudaklarımızın rengini ve ıslaklığını veren mukoza denen kısım, dudakları dış ortama ve çevre organlara birleştiren deri, bu iki dokunun arasında kalan ve asıl dudağın hem fonksiyonlarında ve hem de dolgun ya da zayıf gözükmesinde önemli rolü olan kaslar, yağ ve bağ dokularıdır.
Dudaklar estetik olarak çok önemli bir estetik ünitedir. Yüz üzerinde en dikkat çekici yapılardandır. Bazı kimselerde normalden daha kalın gözükmesine rağmen bazı kimselerde daha ince gözükürler. Dudakların daha estetik bir görünüm kazanmasında kendisinin anatomik olarak normal olmasının yanında çene burun ve diğer yüz yapılarının da birbirleri ile oran ve uyumu da önem taşır.
Dudakların ince yada kalın olması; dudakları oluşturan anatomik yapıların gelişim eksikliklerine yada anomalilerine, ailesel yada genetik nedenlerle inceliklere, yada aslında normal oranlarda olmasına rağmen kişilerin yada eşlerinin daha kalın dudaklardan hoşlanması nedeniyle mevcut dudakların ince olarak algılanması nedeniyle sorun olarak karşımıza gelebilir.
Her ne sebeple olursa olsun dudaklarının ince olduğunu düşünen, yada kalın olduğunu düşünen bir kadın yada erkek hastada Plastik Cerrahi uzmanı çok dikkatli bir şekilde dudakları incelemeli ve gerçekten bir problemin olup olmadığına kendisi karar vermelidir. Cerrah hastanın beklentilerinin gerçekçi olduğu konusunda mutlaka tatmin olmalıdır. Aksi halde ne işlem yapılırsa yapılsın hasta mutlu olmayabilir. Bazen hastalar tanınmış bir film yıldızının resmini doktora getirirler ve bunun aynısından istiyorum diye istek de bulunabilirler. Doktor olabilecekler ve olamayacaklar ile ilgili hastayı ayrıntılı bilgilendirmelidir.
Dudak kalınlaştırma işlemi 3 şekilde yapılabilir.
1-Otojen madde kullanılarak yapılan dudak kalınlaştırma işlemleri; Kişinin kendi vücudundan doku alınarak yapılan kalınlaştırma işlemidir. Yağ dokusu enjeksiyonları, dermal ve fascial doku implantasyonu.
2-Kalıcı protezler kullanılarak dudak kalınlaştırma işlemleri
3-Dolgu malzemeleri kullanılarak yapılan dudak kalınlaştırma işlemleri.
Bu yöntemlerim her birinin diğerine bazı üstünlükleri ve eksiklikleri olabilir. Hangi yöntemin tercih edileceğine hasta ve doktor birlikte karar verirler.
Dudak inceltme işlemi ise cerrahi olarak yapılan bir uygulamadır. Lokal anestezi altında ameliyathane şartlarını taşıyan bir ofiste rahatlıkla yapılabilir. Ameliyat sonrası ilk günlerde bir miktar ödem morarama vs olabilir. Birkaç gün içerisinde kabul edilebilir bir büyüklüğe ulaşır.
Gerek dudak kalınlaştırma ve gerekse dudak inceltme bazen hem alt ve üst dudakta birlikte yapılır. Bazen de yalnızca üst ya da alt dudak ince yada kalın olabilir ve yalnızca birisine müdahale gerekir.
Dudakların kalınlaştırılması ya da inceltilmesi yüz estetiği üzerine çok pozitif katkılarda bulunur ve kişinin kendisini çok daha iyi hissetmesini sağlar.

Bacaklarımız yalnızca vücudumuzla taşımakla ve motor fonksiyonu yapmakla kalmaz aynı zamanda görsel olarak da çok önemlidir birçok insan için. Özellikle kadınlar için çok daha önemlidir bacaklarının fiziksel görünümleri.
Bundan önceki yazımızda bacak inceliğinden ve bu durumun bir çok insan için ne kadar rahatsız edici bir durum olduğundan ve bu durumun tedavisinden yani bacak kalınlaştırma işleminden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise tam tersine kalın olan bacakların insanlar için bazen ne kadar rahatsız edici olabildiğinden ve bu tür problemlere sahip olanların tedavisinde neler yapılabildiğinden bahsedeceğiz.
Bacakları oluşturan ana yapılar 2 adet uzun kemik ´ki bunlar yukarıda diz eklemini oluşturur ve aşağıda ise ayak bileği eklemidir´, bacak kasları, damarlar, sinirler, kirişler, yağ ve bağ dokusu ve hepsinin üzerini örten deri dokusudur. Bacakların vücuda ya da uyluğa göre orantısal olarak kalın olması genelde kişileri rahatsız eder. Genel olarak yukarıda saydığımız dokulardan yağ dokusu fazlalığı bacakların daha kalın olmasının ve görünmesinin ana nedenidir. Elbette ki bazı doğuştan hastalıklar ya da sonradan ortaya çıkabilen bazı hastalıklar nedeniyle yağ dokusu dışındaki dokularda meydana gelen artışlar nedeniylede bacaklar normalden kalın gözükebilirler. Damarsal yapılardaki büyümeler, Lenf yolları gelişim bozukluklarına bağlı lenfödem denilen durumlar, hormonal nedenlerle durdurulamayan bacak büyüme ve kalınlaşmaları vs bugünkü konumuzun tamamen dışında olup, bütün bu ve buna benzer durumların tedavisi tamamen farklıdır.
Burada bahsedilen konu ise daha çok yapısal ve genetik nedenlerle ya da normalden fazla kilo alma ve sonrasında verememe nedeniyle ortaya çıkan bacak vücut ve bacak uyluk orantısızlıklarıdır. Bacaklarının kalın olduğunu, diyet yapmasına yada çok yoğun egzersizler yapmış olmasına rağmen bu kalın görüntüyü düzeltemediğini düşünen bir çok insan vardır. Bu konuda kadınlar erkeklere göre daha hassastırlar.
Kadınlar genellikle bacaklarının normalden kalın olması nedeniyle etek giyemediklerini, kıyafet seçiminde zorlandıklarını vs ifade ederler ve durumun kendilerini psikolojik yönden olumsuz etkilediğini belirtirler. Bacaklarındaki bu kalınlık fonksiyonel yönden hiçbir problem oluşturmamasına rağmen problem estetik bir problemdir ve bu bölgede yapılacak bir müdahale ile çoğu zaman problemin çözümü mümkün olabilmektedir.
Bacakların inceltilebilmesi ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi mümkün müdür?
Bacakların vücut ile orantılı ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi için yapılabilecek işlemler 2 ana gruba ayrılabilir.
1- Cerrahi dışı yöntemlerle bacakların inceltilmesi.
Diyet, egzersiz, bazı özel cihazlarla yapılan masajlar ve benzeri yöntemlerle bazı durumlarda bacakların görünümünün düzeltilebilmesi mümkün olabilir. Bu durum sınırlı sayıda kimsede yararlı olabilir.
2- Cerrahi yöntemlerle bacakların inceltilmesi.
Yukarıda sayılan yöntemlerle bacakların yeterince inceltilemediği durumlarda ki çoğu zaman bu yöntemlerle başarılım olabilmek mümkün olmaz, yapılması gereken şey cerrahi müdahaledir. Cerrahi müdahalede ise yapılan işlem Liposakşın işlemidir. Bu işlemde bacakta kalınlığın esas sebebi olan deri altı yağ dokuları özel cihazlar yardımıyla boşaltılarak bacak inceltilmeye çalışılır.
Sonuç : Bacaklarının kalınlığından şikayet eden ve rahatsız olan kimseler mutlaka bu konuda bir Plastik Cerrahi uzmanına müracat etmeli ve eğer gerekli ise ve gerçek endikasyonu varsa yapılacak bir müdahaleden yarar görecektir. Tabiî ki bir operasyona karar vermeden önce en ince ayrıntısına kadar doktoru ile konuşmalı ve ikna olmalıdır.

Çene yüz üzerinde en önemli anatomik yapılardan olup alt ve üst çene olmak üzere 2 komponenti vardır. Üst çeneyi oluşturan temel yapı maksilla denen kemik iskelet olup bunun dışında mukoza, deri, kas yağ ve bağ dokuları iskeleti saran yumuşak doku yapılarıdır. Alt çeneyi oluşturan temel iskelet yapısı ise mandibula adı verilen sağlam kemik yapıdır ve 2 adet eklem ile kafatasına bağlantı sağlar. Yine bununda etrafını yukarıda olduğu gibi yumuşak dokular sarar.
Alt ve üst çeneyi oluşturan dokuların gelişimi aşamasında ortaya çıkan eksiklikler ya da fazlalıklar nedeniyle çenelerde şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Çenenin asıl fonksiyonu çiğneme ve beslenme fonksiyonu olmasına rağmen estetik yönden de son derece önemlidir. Alt ve üst çene içerdiği dişler ve bunların birbirleri ile ilişkisi yönünden de son derece önemlidir. Çenenin yapısında meydana gelen bozukluklar üzerindeki diş dizilimini de olumsuz etkileyerek dişlerin görünümünde bozuk olmasına yol açar.
Çene kemiklerinin anormal gelişimlerinden kaynaklanan problemler ortognatik cerrahi ya da çene cerrahisi veya maksillofasiyal cerrahi olarak adlandırılan ve Plastik cerrahinin de ana konularından biri olan problemlerdir. Bu gibi durumlarda Plastik Cerrahinin başkanlığında diş hekimliği ve ortodonti işbirliği ile gerekli hazırlıklar ve müdahaleler yapılır.
Çok farklı ameliyat yöntemleri ile daha önceden ortodonti uzmanlarınca incelemeleri ve hesaplamaları yapılan çene problemlerinde düzeltmeler sağlanır. Hem fonksiyonel yönden çenenin düzeltilmesi sağlanmış olur ve hem de estetik yönden daha uyumlu ve güzel bir yüz elde edilmiş olur.
Bazen de temel olarak alt ve üst çenede çok önemli bir bozukluk olmamasına rağmen yalnızca alt çenede mevcut olan küçüklük yada büyüklük nedeniyle estetik sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda sadece alt çenede yapılacak cerrahi müdahalelerle diş dizilimini de değiştirmeden alt yüz bölgesinin görünümünde çok önemli düzelmeler sağlar. Alt çenede yapılan küçük cerrahi müdahalelerle elde edilen sonuç yalnızca genel yüz görünümünü düzeltmekle kalmaz aynı zamanda boyun yüz ilişkisini de düzeltir. Boyun çene açısını derinleştirir yada ihtiyaca göre daraltır.
Çenenin küçültülmesi yalnızca alt çene kemiğine yapılan cerrahi müdahalelerle mümkündür. Yapılacak cerrahi müdahaleler genel anestezi altında yada sedasyon altında lokal anestezi ile yapılabilir. Makrogeni olarak da adlandırılan çenenin büyük olduğu durumların tedavisi yalnızca cerrahi yöntemlerle mümkündür. Cerrahi işlemler deneyimli Plastik Cerrahi uzmanlarınca yapılığı takdirde yok denecek kadar azdır.
Çene küçüklüğü yada Mikrogeni düzeltme işlemi ise kemikte herhangi bir işlem yapmadan üzerine konulan çene protezleri ile yapılabilir yada çeşitli dolgu malzemeleri kullanılarak yumuşak doku büyültmesi volüm artırılması sağlanabilir.
Çene üzerinde yapılan bu işlemlerle estetik görünüm düzeltilir ve yüz bölgesinde bulunan anatomik yapıların birbirleri ile ilişkisi daha uyumlu hale getirilir.
LAZER İLE YÜZ GENÇLEŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?
İnsanlarda hep genç kalma arzusu vardır.
Herkes bir şekilde yılların, güneş ışınların, yer çekiminin ve sigara-alkol başta olmak üzere çevresel diğer faktörlerin oluşturduğu belirtileri yok etmek ister.
Kırışıklıklar, Güneş lekeleri, Sarkmalar, Yaşlılık lekeleri,
Ortaya çıkan siyah, kahverengi ya da kırmızı çeşitli çaptaki benler, kitleler,
Kadın ya da erkek herkesi rahatsız eder.
Lazerler özellikle estetik plastik cerrahide son yıllarda sıklıkla kullanılan teknolojik enstrümanlar dır ve biz estetik plastik cerrahlar için günümüzde olmazsa olmaz durumuna gelmişlerdir.
Günümüzde lazerler yardımıyla yukarıda saymış olduğum problemler başta olmak üzere bir çok problemi çözebilmekteyiz.
Hepimiz zaman içerisinde yaşlanıyoruz.
Soru şu;
Lazerler ile yüz gençleştirmek mümkün mü?
Yüzümüz özellikle sosyal iletişimimizde en önemli organımız.
Bu yüzden hep genç ve güzel kalma daha parlak genç ve dinamik biz yüz için lazerler estetik amaçlı uzun yıllardır kullanılmakta.
Özelikle son yıllarda yeni jenerasyon lazerler ile daha da olumlu sonuçlar alınmaktadır.
Lazerler 3 faklı şekilde bu amaçla kullanılır.
Hangi yöntem ile lazer uygulanacağına uygulamayı yapacak olan hekim karar verecektir.
Uygulamayı yapacak olan doktorun sahip olduğu lazerler ve hastasının ihtiyacı ve mevcut genel durumu hangi yöntemin uygulanacağı konusunda belirleyicidir.
Birinci yöntem;
Kullanılan lazerlerin özelliği, deride uygulandığı sırada hiçbir değişklik yapmadan yalnızca derinin içerisinde bulunan ve deriye esnekliğini ve güzelliğini veren kollajen proteini başta olmak üzere diğer temel yapı taşlarını uyarmak, miktarını ve organizasyonunu artırmak gibi fonksiyonları vardır. Seanslar şeklinde uygulanır ve kişinin günlük ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkilemeksizin uygulanır.
İkinci yöntem;
Bu amaçla kullanılan lazerlerin özelliği ise yaşlanmış yada yıpranmış olan derinin üst tabakasını belli limitler içerisinde ortadan kaldırarak derinin kendisini yenilemesine ve daha genç bir deri ortaya çıkmasına ortam hazırlamaktır. Burada ise lazer uygulaması sonrası kişi birkaç gün iş ve sosyal ortamdan uzaklaşarak evinde istirahat etmesi gerekir. Çünkü bu dönemde yüzünde bir kabuklanma ve soyulma olacaktır.
Üçüncü yöntem;
Yukarıda bahsettiğimiz her iki yöntemin bazı özelliklerini bünyesinde barındıran fraksiyonel lazer uygulamasıdır. Bu uygulama özellikle 2004 yılından itibaren tüm Dünyada yaygın bir şekilde uygulanım alanı bulmuş olup, burada amaç kişinin günlük yaşantısını ve iş yaşantısını hiç kesintiye uğratmadan derinin yüzeyel problemli tabakasını kontrollü bir şekilde soymak ve hemde derinin temel yapı taşlarının miktarını ve kalitesini artırmaktır.
Sonuç:
Lazerleri yüz gençleştirme ve güzelleştirme amaçlı kullanmak mümkün. Uygun endikasyonlarla ve deneyimli hekimlerce yapıldığında sonuçlar çok yüz güldürücü. Hangi lazerin ve hangi yöntemin bu amaçla müracat eden kimseye uygun olduğuna elbette ki uygulamayı yapacak olan estetik cerrahi uzmanı ya da lazer deneyimine sahip dermatoloji uzmanı karar verecektir.

Lazerler tıpta bir çok amaçla başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Lazerlerin başarılı bir şekilde kullanıldığı alanlardan biriside leke tedavisidir.
Lekeler denildiğinde elbetteki tek bir çeşit sorun yada problem kastedilmez ama ama çoğunlukla anlatılmak istenen yada anlaşılan şeyler şunlardır.
İnsan bedeninde doğuştan olan yada hayatın herhangi bir aşamasında ortaya çıkan ve renk olarak da normal deri renginin dışında olan problemler kısaca leke olarak adlandırılabilir.
İnsan vücudunda olan ve onları hem estetik açıdan rahatsız eden ve hem de zaman zaman fonksiyonel sorunlara yol açan lekeler doğuştan yada sonradan ortaya çıkabilir.
Doğuştan mevcut olan lekeler;
Koyu siyah-kahverengi yada ara renklerde olan lekeler:
benler,
nevuslar….
Kırmızı-mavi yada ara renkde olan damarsal orijinli olan lekeler:
hemanjiomlar,
kırmızı şarap lekeleri…
Sonradan ortaya çıkan lekeler:
Güneş lekeleri,
yaşlılık lekeleri…
Burada ifade etmediğimiz bir çok farklı leke türü yine çeşitli şekilde karşımıza çıkabilir.
Örneğin dövmeler vs bu gruba örnektir.
Bu lekelerin bir çoğunda lazerler ile tedavi mümkün olup bazılarında ise tedavide yetersiz kalabilir.
Lekelerin beden üzerinde en fazla yerleşik olduğu bölge vücudun baş boyun bölgesi ve güneş gören diğer bölgelerdir. Bu durumda ister istemez bu durumlarda estetik
Önemli olan şudur;
Herhangi yapıda bir leke nedeniyle şikayeti olan bir kimse bunun tedavi seçeneneklerinden birisininde günümüzde lazer uygulamaları olduğunu bilmesi gerekir.
Bu amaçla en çok kullanılan lazerler;
Pulsed dye lazer,
Nd Yag Lazer,
Erb Yag Lazer,
Diode Lazer,
Fraksel Lazer,
Olup, hangi tür leke tedavisinde hangi lazerin ve hangi şekilde kullanılacağına bu konuda deneyimli plastik cerrahi uzmanı yada dermatolog karar verecektir.
Sonuç;
Herhangi bir nedenle oluşmuş olan cilt lekelerinin tedavi yöntemlerinden birisinin ve belki de en önemlisinin lazer tedavisi olduğu unutulmamalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki bazı cilt lekelerinin lazer ile tedavisi oldukça kolay ve yüz güldürücü olmasına rağmen bazen de cilt lekelerinin tedavisi oldukça inatçı yada zor olabilir. Bu tür bir probleme sahip olan bir kimsenin yapması gereken şey bu konuda yeterli donanıma sahip bir klinik ve deneyimli bir plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanı ile iletişime geçerek kendi özel durumu ve tedavisi konusunda birinci elden ayrıntılı bilgi alması gerekir.

Hemanjiomlar çoğunlukla doğuştan olmasına rağmen bazen de hayatın başka bir safhasında ortaya çıkan içerisi damarsal yapılar ile dolu kitlelerdir.
Doğuştan damarsal kitlelerin adlandırılması yada sınıflandırılması farklı şeklilerde olmasına rağmen okuyucuların kafalarının karışmaması amacıyla hepsine birden hemenjiom demeyi daha uygun buldum.
Hemanjiomlar vücudun hemen her bölgesinde ve hatta iç organlarımızın içinde bile bulunabilmesine rağmen çoğunlukla baş ve boyun bölgesinde karşımıza çıkarlar.
Bu lezyonlar çoğunlukla kırmızı renkli ve deriden kabarık şişlikler şeklinde karşımıza çıkabilmesine rağmen bazen deri ile aynı seviyede yada farklı renk ve yapılar şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir.
Özellikle doğum aşamasında karşımıza çıkan yada doğumdan sonraki günler yada haftalar içerisinde karşımıza çıkan hemenjiom yani kırmızı kitleler zaman zaman bebeklerin yada çocukların görünümlerini bozmaları yanında onların yeme içme, görme, nefes alma, işitme gibi fonksiyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilirler.
Bazen de hiçbir fiziksel rahatsızlığa yol açmamalarına rağmen yalnızca görünümleri nedeniyle estetik açıdan bu çocukları yada onların ailelerini rahatsız edebilirler.
Hemanjiomlar şişlikleri, yada kırmızı şarap lekesi olarak da adlandırılan düz hemenjiom lekeleri lazer tedavisinden oldukça yarar gören problemlerdir.
Özellikle;
Pulsed Dye Lazerler,
Nd Yag Lazerler,
Bu problemlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Tedavi seanslar şeklinde yapılmaktadır,
Ortalama ayda 1 kez olmak üzere 5-10 seans lazer uygulaması tatmin edici sonuç almak için gerekli olmaktadır.
Lazere başarılı cevap verme konusunda uygulanan lazer ve uygulayan plastik cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanının deneyimi yanında hastanın sahip olduğu bu hemenjiom dokusunun histolojik yani yapısal özellikleri de etkili olmaktadır.
Sonuç;
Hemanjiom nedeniyle tedavi araştıran kimselerin bilmesi gereken şeylerden biriside bu problemlerin tedavisinde lazerlerinde oldukça yararlı olduklarıdır.
Özellikle seçilmiş olgularda kullanıldıklarında diğer hiçbir tedavi yöntemi ile elde edilemeyecek başarılı ve yüz güldürücü sonuçlar elde edilecektir.
Elbette ki çok daha ayrıntılı bilgiler hekim ile direkt görüşmede hekim tarafından hastaya yada ailesine verilmesi gerekir.
Özellikle kadınlarda ve ayakta çok durmayı gerektiren meslek gruplarında varisler sıklıkla ortaya çıkan patolojik durumlardır. Varis denildiğinde normal ebatlarından daha fazla genişlemiş toplardamar yapıları anlaşılmaktadır.
Estetik ve güzellikle ilgili merkezlerin sayısı günümüzde giderek çoğalmaktadır. Toplumların gelir düzeylerindeki artma ve kitle iletişim araçları yoluyla bu merkezlerin kendilerini topluma tanıtma işlemleri sırasında sık duyulan kelimelerden biriside pressoterapi uygulamasıdır.
İnsanlarda hep genç kalma arzusu vardır.
Herkes bir şekilde yılların, güneş ışınların, yer çekiminin ve sigara-alkol başta olmak üzere çevresel diğer faktörlerin oluşturduğu belirtileri yok etmek ister.
Kırışıklıklar, Güneş lekeleri, Sarkmalar, Yaşlılık lekeleri,
Ortaya çıkan siyah, kahverengi ya da kırmızı çeşitli çaptaki benler, kitleler,
Kadın ya da erkek herkesi rahatsız eder.
Lazerler özellikle estetik plastik cerrahide son yıllarda sıklıkla kullanılan teknolojik enstrümanlar dır ve biz estetik plastik cerrahlar için günümüzde olmazsa olmaz durumuna gelmişlerdir.
Günümüzde lazerler yardımıyla yukarıda saymış olduğum problemler başta olmak üzere bir çok problemi çözebilmekteyiz.
Hepimiz zaman içerisinde yaşlanıyoruz.
Soru şu;
Lazerler ile yüz gençleştirmek mümkün mü?
Yüzümüz özellikle sosyal iletişimimizde en önemli organımız.
Bu yüzden hep genç ve güzel kalma daha parlak genç ve dinamik biz yüz için lazerler estetik amaçlı uzun yıllardır kullanılmakta.
Özelikle son yıllarda yeni jenerasyon lazerler ile daha da olumlu sonuçlar alınmaktadır.
Lazerler 3 faklı şekilde bu amaçla kullanılır.
Hangi yöntem ile lazer uygulanacağına uygulamayı yapacak olan hekim karar verecektir.
Uygulamayı yapacak olan doktorun sahip olduğu lazerler ve hastasının ihtiyacı ve mevcut genel durumu hangi yöntemin uygulanacağı konusunda belirleyicidir.
Birinci yöntem;
Kullanılan lazerlerin özelliği, deride uygulandığı sırada hiçbir değişklik yapmadan yalnızca derinin içerisinde bulunan ve deriye esnekliğini ve güzelliğini veren kollajen proteini başta olmak üzere diğer temel yapı taşlarını uyarmak, miktarını ve organizasyonunu artırmak gibi fonksiyonları vardır. Seanslar şeklinde uygulanır ve kişinin günlük ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkilemeksizin uygulanır.
İkinci yöntem;
Bu amaçla kullanılan lazerlerin özelliği ise yaşlanmış yada yıpranmış olan derinin üst tabakasını belli limitler içerisinde ortadan kaldırarak derinin kendisini yenilemesine ve daha genç bir deri ortaya çıkmasına ortam hazırlamaktır. Burada ise lazer uygulaması sonrası kişi birkaç gün iş ve sosyal ortamdan uzaklaşarak evinde istirahat etmesi gerekir. Çünkü bu dönemde yüzünde bir kabuklanma ve soyulma olacaktır.
Üçüncü yöntem;
Yukarıda bahsettiğimiz her iki yöntemin bazı özelliklerini bünyesinde barındıran fraksiyonel lazer uygulamasıdır. Bu uygulama özellikle 2004 yılından itibaren tüm Dünyada yaygın bir şekilde uygulanım alanı bulmuş olup, burada amaç kişinin günlük yaşantısını ve iş yaşantısını hiç kesintiye uğratmadan derinin yüzeyel problemli tabakasını kontrollü bir şekilde soymak ve hemde derinin temel yapı taşlarının miktarını ve kalitesini artırmaktır.
Sonuç:
Lazerleri yüz gençleştirme ve güzelleştirme amaçlı kullanmak mümkün. Uygun endikasyonlarla ve deneyimli hekimlerce yapıldığında sonuçlar çok yüz güldürücü. Hangi lazerin ve hangi yöntemin bu amaçla müracat eden kimseye uygun olduğuna elbette ki uygulamayı yapacak olan estetik cerrahi uzmanı ya da lazer deneyimine sahip dermatoloji uzmanı karar verecektir.
Ozon Terapi
1. OZON NEDİR?
O3 oda sıcaklığında renksiz, karakteristik kokusu olan bir gazdır. (fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). İsmi Yunanca "koklamak" manasına gelen ozein’den gelir. Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein (1799-1868) tarafından 1840 yılında keşfedilmiştir. Zemin seviyelerine yakın yerlerde 10 milyon hava partikülü başına bir partikül O3 (= 0.1 ppm = 200 µ g/m³) konsantrasyonlarında duman şeklinde bulunur. 2000 metre yükseklikte, çok daha azalarak 0.03 - 0.04 ppm seviyelerine düşer.
Çok güçlü okside etme ve çok etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, Dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde de mikrop öldürücü olarak kullanılır.
2. OZON TERAPİ NEDİR?
Tedavi amaçlı Ozon
Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler.
Özellikleri ve etkisi
Medikal ozonun iyi bilinen bacterisid(bakteri öldürücü), fungicid (mantar öldürücü) ve virutic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.
Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır, ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar.
Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder.
Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferon yada interleukin gibi önemli adı özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara uygulanmasında özellikle çok başarılı sonuçların alınmasına yol açar.
Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi oksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimleri aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.
Endikasyonlar
Seçici özellikleri sayesinde medikal ozon 6 temel alanda kullanılmaktadır :
1. Dolaşım bozukluklarının tedavisi ve geriatride
2. Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde hepatitler, uçuklar (herpes).
3. Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda
Enflamatuar barsak hastalıkları (kolit, Proktit vb)
Yanıklar, enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları
4. Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak düşük dozlarda "majör otohemoterapi" formunda veya "minör otohemoterapi" olarak kullanılır.
5.Diş Tedavilerinde diş çürüğünü önlemede özel aplikatörüyle
6.Anti-aging(yaşlanmayı önlemede)
Uygulama Yöntemleri
UYARI: Ozon gazının direkt solunması akciğerlerde tahrişe sebep olduğundan sakıncalıdır. Yapılan klinik çalışmalar ışığında 6 uygulama şeklinin geçerliliği ön görülmüştür
1.Majör otohemoterapi (Hastadan kolundan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşa bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemini aktive etmek için kullanılır.
Bu uygulamada:, genelde 100 ml hastanın kanı alınır, ozon jeneratöründen tam olarak tesbit edilmiş belirli gamalardaki 100 cc ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya aynı yoldan geri verilir. Burada steril ozona dayanıklı sarf malzemesi ve vakumlu şişeler antibakteriyel filtreler kullanılır. Ozon kırmızı ve beyaz kan hücreleriyle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya hemen tekrar aynı kan alınan kolundan geri verilir.
2. Minör otohemoterapi diye adlandırılan yöntemde ise ozonlanmış 2.5 -3 ml kan intramusküler yolla hastaya koldan aşı yapar gibi geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: Alerjik hastalıklarda ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.
3.Eksternal tedavi Ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, içerisinde uygulayarak gerçekleştirilir. Bu sarf malzemeleri ozona dayanıklı materyalden yapılır. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon kuru bölgelere etki etmez. Bu uygulama ülserleri, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, herpes ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su ve ozonlu saf medikal zeytin yağı cilt örneğin egzema, mantar, liken gibi enfeksiyonlarda kullanılır.
4.Rektal Uygulama Ozonun bu yolla uygulanması pek hoş görünmese de o kadar rahatsızlık verici değildir ( rektal insuflasyon ). Hasta hiçbir rahatsızlık hissetmez, Ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir .Bu metot genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında endikedir ancak son zamanlarda daha az invaziv olmasından dolayı genel sağlık ve yeniden canlanma için kullanılmaktadır.
5. Eklem içi Uygulama;(intra artikuler yolla ozon verilmesi); adından da anlaşılacağı gibi ozon gazı (eğitimli kişilerce), yavaşça eklem içine enjekte edilir.Bu metod ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır (artrit,rekurren artroz, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir)
6.Diş Hekimliği Uygulamaları: Özel ozon gazı jeneratörleriyle çürük dişlerin üzerine özel uçlarıyla uygulanarak çürüğün önlenmesinde çeşitli konsantrasyon ve gamalarda ki ozon sularının ağızda gargara olarak kullanılmasıyla bazı dişeti rahatsızlıklarının ve ağız içi viral enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde kullanılmaktadır
3. GENEL OLARAK HANGİ HASTALIKLARDA OZON TEDAVİSİ YAPILABİLİR
Ozon tedavisi ile birçok patolojik durum daha iyi hale gelir veya tamamen düzelir. Bu durum bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmıştır. Kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır, tamamlayıcı tedavi grubuna girer.
Tüm hastalar için, ozon tedavi ile ilgili en son yeniliklerin hızla öğrenilebilmesi için Avrupa da pek çok terapist bir araya gelip ”Medical Society for Ozone Application in Prevention and Therapy”, birliğini oluşturmuşlar , bu grubun amacı doktorlar ve hastaların bu konu hakkındaki bilgilerini geliştirmek ve ilerletmektir.Bilgi alış verişi seneler içinde daha da hızlanmış ve gelişmiştir.
Medikal ozon kurallara uygun olarak uygulandığı taktirde tamamen güvenli, pratik, etkili ve ucuz bir tedavi yöntemidir
Arteriel dolaşım bozukluklarında diğer semptomların yanı sıra bacaklarda hissedilen soğukluk, kısa yürüyüşler sonrasında ayaklarda hissedilen ağrı dolaşım bozukluğunun semptomlarındandır Bu durum ozon tedavisi için önemli endikasyon oluşturur. Ozon tedavinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı yapılmış birçok sayıda tıbbi çalışma ile kanıtlanmıştır. Ozon klasik tedaviye ek olarak veya tamamlayıcı olarak kombine kullanılabilmektedir
İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu ,zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonunu arttırmasıyla ile ilgili genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş dinç zinde hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon vücudun fiziksel dayanıklılığını arttırmaktadır.
Yaşlı kişiler ozon tedavisine oldukça iyi yanıt verirler. Burada ozon oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımını sağlar, bağışıklık sistemini harekete geçirir,ve vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikallere karşı savaşan hücrelerini harekete geçirir. Bunun ötesinde beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur Bu tür dolaşım bozukluklarında fiziksel performansta azalma yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi şikayetler görülebilir Burada ek olarak tamamlayıcı tedavi olarak kullanlılmakla birlikte ve bunun yanısıra ozon tedavi yaşam kalitesini arttırmak için de kullanılmaktadır.
Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları atrofik ve dejeneratif değişiklikler aynı zamanda gözümüzü de etkilemektedir.Örneğin senil makuller dejenerasyon retina merkezinde gelişebilir.Bundan dolayı oluşan sekeller optik sinir atrofisine kadar giden çeşitli derecelerde görülebilir Yapılan klinik çalışmalarda vizyonda iyileşmeler kaydedildiği görülmüştür.Tedavinin devam ettirilmesi halinde vizüel performansta artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.
Kanser hastalarında ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılıdır. Burada ozonu İmmun sistemi (bağışıklık sistemini) aktive etmekte kullanılır Düşük dozlarla. bağışıklık hücreleri – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natürel killer hücreler (katil hücreler) - cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir İmmun bağışıklık sistemi reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.
Ozonun mantar ve bakterileri yok edici özelliği, senelerdir içme suyunun arıtılmasında başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Bu özellikleri, tıbbi ozonu çok etkili bir tedavi ajanı yapar, özellikle bakteriyel enfeksiyonlu ayaklar, gövdedeki mantar enfeksiyonları, mukozaların fungal / mycotic enfeksiyonları ozona direnç gösteremezler
Enfeksiyonlu yaraların yerel tedavisi, mesela açık yatak yaraları (decubitus ülserleri), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren, tıbbi hastalıklar ozonun klasik uygulama alanlarına girer. Burada öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bacterisid ve fungicid etkisinden yararlanırız. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulanarak iyileşme süreci hızlandırılır.
Enflamasyonlu bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olmaktadır.
Herpes simplex (facial herpes), herpes zoster
Uçuğun her iki tipi, virüsler tarafından oluşur. Dudakların uçuğu (Herpes Labialis), sık sık tekrar eden ve nahoş bir hastalıktır, çok başarılı bir şekilde diğer tıbbi metotlarla tıbbi ozonun kombinasyonu şeklinde tedavi edilir.
Herpes zosterde ozonla tamamlayıcı uygulama faydalıdır, ozonlu su kompresleri ve ozonlu kan transfüzyonu şeklinde iki farklı yoldan tedavi edilebilir.
Karaciğerin Enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metotlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.
Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara- spesifik egsersiz terapileri - ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanılır
Romatizmalı durumlar iskelet veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı, fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen hastalıkları içermektedir. Genel olarak medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile beraber kombine olarak tamamlayıcı amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit kronik poliartrit de yapılan çalışmalarda akut olmayan durumlarda ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı olarak başarılıdır. Burada kullanılan etki anti enflamatuar etkidir.
Diş Hekimliğinde:
Diş Çürüğü: tanımlanırken, tedavi edilebilir önlenebilir bakteriyel bir rahatsızlıktır diye tanımlanır. Burada Diş Çürüğünü yapan 2 bakteri mevcuttur. Bunlar Streptococcus Mutans ve Lactobasiller dir. Ozon Gazı çürük başlamış bir dişin üzerine özel ozon jeneratöründen elde edilen ozon gazının dişe özel aplikatörüyle direk uygulanmasıyla birlikte o dişte çürüğün ilerlemesi önlenebilir ve durdurulabilir. Ozon gazı aynı zamanda çok eski senelerde gangrenli dişlerin kanallarının sterilizasyonunda da başarıyla kullanılmıştır. Bu arada ağızda oluşan bazı mantar enfeksiyonlarının ve dişeti rahatsızlıklarının önlenmesinde ek tedavi olarak ozon gargaraları ve suları da kullanılmaktadır
4. HASTA OLARAK BİLMEM GEREKENLER NELER?
Ozon tedavisinin herhangi bir şekli uygulanmadan önce ozon terapi uygulayacak doktora kullanılan ilaçlardan ve uygulanan özel diyetlerden yakın zamanda bitmişse bile bahsetmeyi unutmamalısınız. . Doktorunuz ayrıca kalıtımsal hastalıklardan, alerjilerden ve diğer şikâyetlerden ve geçmişte nasıl tedavi edildiğinden veya edilmekte olduğundan haberdar edilmelidir.
OZONTERAPİNİN BİLİNEN HİÇBİR YAN ETKİSİ YOKTUR.
OZON TEDAVİSİ YAPILMAMASI YADA DİKKATLİ YAPILASI GEREKEN DURUMLAR
•Alyuvarlarda bir enzim(GL–6-F Dehidrogenaz) eksikliğinde(FAVİZM),
•Aşırı alkol kullananlarda,
•Hipertirioidi (tiroidi bezi aşırı çalışanlarda),
•İleri derecede kansızlık ve kanama-pıhtılaşma rahatsızlığı olanlarda,
•Kronik ve tekrarlayıcı Pankreas bezi iltihapları (pankreatitler)de,
•Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve beyin kanamalarında,
•Ozona karşı alerjisi veya intoleransı (tahammülsüzlüğü) olanlarda, ozon tedavisi dikkatli ve kontrollü yapılmalıdır.
Birçok ülkede ozon terapisi, özellikle Avrupa'nın dışında, her zaman, sağlık sigorta poliçeleri veya işyerlerinin tıbbi destek programları ile karşılanmaz. Birçok ozon uygulaması, genelde 10 seans kadar uygulanır. Ama bazı durumlarda ikinci veya hatta üçüncü bir 10 seanslık tedavi zorunlu olabilir. Buna rağmen, şu anda alınacak küçük bir önlemin ilerde çok daha fazla pahalı tam ölçekli bir tedavi masrafından kurtarabildiğini hatırlamalısınız.
Ozon terapi düşük riskli ve genellikle standart medikal tedavilerin eşliğinde tamamlayıcı, destekleyici ve yeniden yapılandırıcı bir metottur
Tekrar başka bir yazıda görüşmek dileğimle
Saygılarımla
Dr Suhan SUNGUR
.
Polikliniğimizde Ameliyathanemiz mevcut olup Genel Anestezi veya Sedasyon ile plastik cerrahi ve diş hekimliği cerrahisi (Diş Çekimi, Diş eti tedavisi , İmplant, Kemik grefti, Kemik Kisti vb.) tedaviler uygulanmaktadır.
Bazı Sedatif (Diyazem benzeri) , Narkotik Analjezik(Morfin benzeri) ve bazen Hipnotik bir ilacın kombinasyonu ile hasta rahatlatılır ve kısa bir Amnezi(unutkanlık) sağlanıp Lokal Anestezi ile hastanın plastik cerrahi yada diş cerrahisi kısa sürede yapılabilir.
Halk dilinde Narkoz diye bilinen Genel Anestezi başlıca 3 grup ilaç kombinasyonu ile Sağlanır.
Genel anestezinin devamı ise solutulan Oksijen /hava veya Oksijen/Azot Protoksit karışımı ve ayrıca Volatıl ajanlar (Sevorane Vb.) gibi gazlar ile sağlanır.
Tıptaki son zamanlardaki gelişmelerle Anestezide kullanılan ilaçların yan etkileri oldukça az olup , vücuttan hızla atılırlar. Ayrıca günümüzde mevcut medikal teknoloji ile gerek anestezi cihazları gerek hasta monitorizasyonu ile hastaların tüm vital bulguları çok yakından takip edilebilmektedir. Bu nedenlerden dolayıdır ki ehil ellerde ve uygun şartlarda yapıldığı sürece anesteziye (genel veya sedasyon) bağlı komplikasyonlar oldukça nadirdir. Her anestezist’in en çok korktuğu; hastanın tok olmasıdır. Çünkü tam anestezi uygulamasında hastada kusma olursa ve bu kusmuk hastanın Akciğerlerine geçerse son derece ağır ve ölümcül olabilen Akciğer Zatürreesine (Pnömoni) yol açabilir. Bu nedenle Hastalarımızın en az 8 saat aç (Oruçlu gibi) olmalarını önemle isteriz. Komplikasyonları minimize etmenin birinci kuralı hastanın Pre-op (Ameliyat öncesi) Anestezi Muayenesinin detaylı bir şekilde yapılmasına bağlıdır.
Hastanemize gelen hastalar önce yapılacak olan diş tedavileri, ilgili bölümlerde planlandıktan sonra Preop anestezi muayeneleri yapılıyor. Anestezi Muayenesinde öncelikle hastanın detaylı öz geçmişi (daha önceden geçirdiği ameliyat veya hastalıklar, sürekli kullandığı ilaçlar vb.) öğrenilip, Fizik Muayenesi yapılır. Gereken tetkikler yapıldıktan sonra Ameliyat randevusu verilir.
ASA-I ve ASA-II çocuk ve Erişkin hastaları 4 grubta inceleyebiliriz.
Yüz estetiğinin bir parçası olan dişlerin kaybı psikolojik ve sosyal problemlere neden olmasının yanı sıra beslenme, sindirim sorunları ve konuşma bozukluklarına da yol açmaktadır.
Diş eksiklikleri doğal dişlere bağlı köprü protezleri veya çıkarılıp takılan hareketli protezler gibi klasik yöntemlerle tamamlandığı gibi implant destekli protezlerle de yapılabilir.
Tek diş eksikliklerinin implant ile tedavi edilmesi, köprü ile restore edilmesine göre daha koruyucu bir tedavi şeklidir.
Köprü protezi yapılabilmesi için sağlıklı dişlerin küçültülerek üzerlerinin kaplanması gerekecektir ve bu köprünün belirli aralarla değiştirilmesi ekonomik olarak da bir yük getirecektir. Bunun yerine eksik diş veya dişlerin boşluğuna yerleştirilecek implantlar sayesinde yandaki dişlerde herhangi bir işleme gerek kalmadan yani sağlıklı dişlere zarar verilmeden tedavi edilebilir.
Eğer ağızda hiç diş kalmamışsa bulantı refleksi ve protezin tutuculuğunun yeterli olmaması nedeniyle hareketli protez kullanılamıyorsa implant destekli protezler hastaya konforunu iade etmektedir.
Üzerine protez yapılacak olan implantların ağız içi görüntüsü
İmplant multi disipliner bir yaklaşımla yapılır. İmplantı çene kemiği içine yerleştirecek cerrah veya diş hekimi uzmanı ile implant üstü protezi yapacak protez uzmanı birlikte çalışırlar.
İmplant ileri derecede kontrol edilemeyen diyabet gibi bazı sistemik hastalıkları olan kişilerin dışında herkese uygulanabilir. İmplantlar titanyumdan doğal diş kökü şeklini taklit ettikleri için doku uyumludurlar ve herhangi bir alerjik ve toksik rahatsızlığa neden olmazlar.
Muayene aşamasında detaylı bir ağız içi muayene ile dişetleri, alt ve üst çenenin ve dişlerin birbirleriyle ilişkileri gibi durumlar incelenir. Ölçü alınarak alçı modeller üzerinde de çalışılır. Klasik radyografilerin yanı sıra komplike vakalarda üç boyutlu tomografi alınarak özel bir cihazda çenenin aynı ölçüde modeli elde edilerek implantların yerleştirileceği bölgeler en az hatayla planlanır. Planlama ve bu planlamanın sonrasında yapılacak tedavi detayları hastalarla detaylı olarak konuşulur.
İyi bir tedavi için doğru bir planlama kuşkusuz en başta gelir. Daha sonrasında yapılacak operasyonun da yeterli ekipman ve deneyimli bir ekip tarafından yapılması kuşkusuz çok önemlidir. İmplantlar diğer diş tedavileri gibi lokal anestezi ile uygulanır. Fakat bazı vakalarda çene kemiğinin yeterli olmadığı ve greft dediğimiz doku ilavesinin gerekli olduğu uzun operasyonlarda veya aşırı stresli hastalarda genel anestezi veya sedasyon altında konforlu bir şekilde operasyon yapılır.
Ameliyattan sonra osseointegrasyon denilen implantın kemik yüzeyine bağlanması için bir süre beklenir. Bu süre kemiğin yapısına göre değişir. Genelde üst çene için 4 -6 ay alt çene için 3 -4 ay yeterlidirBu süre tamamlandıktan sonra üst yapı yapılır. Operasyondan sonra protezler yapılıncaya kadar estetik ve fonksiyonun devamı için geçici protezler yapılır.
Dermaroller Nedir ?
Dermaroller: Mikro İğneler İle Kolay ve Güvenli Uygulama, Etkin Sonuçlar
Dermaroller, Türkiye ve dünyada "mesoroller" ve "microneedling" isimleri ile de bilinmektedir. Silindirik bir tamburun üzerine dizilmiş son derece ince, özel olarak hazırlanmış 192 adet çelik iğneden oluşur. İğnelerin simetrisi, yapıldığı meteryal, silindirin üzerinde kalan ve deriye girecek olan kısmın derinliği, iğne sayısı önemli kriterlerdir.
Dermaroller 2000'li yılların başından bu yana yaygın olarak kullanılan son derece etkin bir medikal alettir.
Cilt üzerinde değişik endikasyonlara yönelik topikal ürünlerin Dermaroller ile kombine kullanılarak deriye geçişinin arttırılması Dermaterapi olarak adlandırılır.
Dermaroller'ın başlıca Kullanım Alanları :
1. Dermatolojide topikal formüllerin transdermal (deri altına) geçişini 200 kata kadar arttırır. Formülün derideki etkinliğini maksimuma ulaştırır. (Transdermal geçişin artırılması - Dermaterapi).
2. Yeni kolajen, elastin, fibronektin, hyalüronik asit stimülasyonunu sağlayarak anti-aging etki sunar.
3. Dermaroller, Melasma ve Hiperpigmentasyonda kullanılabilir.
4. Dermaroller'ın akne skarları (ice pick, rolling, box car) üzerinde sonuçları vardır.
5. Dermaroller geniş porlu cilt yapısının azaltılmasında yardımcı olur.
Güvenlidir :
• Dermaroller güneş hassasiyeti yaratmaz.
• Dermaroller yaz aylarında dahi kullanımı güvenlidir. Cildin bariyer özelliğine zarar vermez.
• Dermaroller, uygulama (dermaterapi) sonrası özel bakım gerektirmez.
• Hastalar, Dermaroller uygulama sonrası günlük hayatlarına devam edebilirler.
Dermaroller ile Cilt Geçirgenliğinin Artırılması
Dermaterapi; büyüme faktörü, biomimetik peptid ve kök hücre ekstresi içeren topikal ürünlerinin Dermaroller adı verilen bir alet ile cilde uygulanması işlemİdir.
Dermaroller; üzerinde 192 adet 0,2mm veya 0,5 mm iğneler olan bir tibbi alettir (medical device-CE). Dermaroller cilde uygulandığında silindirik tamburun üzerinde yer alan mikro iğneler cilt üzerinde mikrokanallar açar. Bu kanallar deri altına açılan bir tür geçitler gibi düşünülebilir. Dermaroller ile her bölgede ortalama olarak yanda görüldüğü gibi 6-10 kez yıldız şeklinde uygulama yapılır. Aynı bölgeden defalarca geçildiğinde 1cm2'de yaklaşık 250-300 adet mikrokanal açılır. Bu mikrokanalların açılması sırasında genellikle kanama söz konusu olmaz. Mikrokanallar yaklaşık 20 dakika içinde herhangi bir iz bırakmaksızın derinin kendi elastikiyeti ile kendiliğinden kapanır. Bir başka açıdan bakılır ise 20 dakika boyunca deri altına açık olan 1000'lerce kapı elde edilmiş olur.
Dermaterapi işte bu mikrokanalların içlerinden derinin alt tabakalarına doğru büyüme faktörü, biomimetik peptid ve kök hücre ekstresi içeren ürünlerinin gönderilmesi işlemidir. Enjeksiyondan farklı olarak Dermaterapi, derinin üst bölgelerinde, kozmetik formüllerin en çok ihtiyaç duyulduğu bölgelere gerekli aktif içeriklerin yüksek yoğunlukta gönderilmesi mümkün olur.
Dermaroller ile yapılan çalışmalarda kozmetik bir ürünün, Dermaroller'ın açtığı mikrokanallardan gönderildiklerinde normal bir uygulamaya göre 200 kat daha fazla cilde geçiş sağladıkları gözlenmiştir. Dermaterapi yöntemi ile kozmetik formüller cilde çok daha fazla nüfuz etmekte ve daha homojen bir şekilde deriye etki göstermektedir.
Dermaterapi'nin bir başka faydası da Dermaroller'ın kendi etkisinden kaynaklanmaktadır. Dermaroller'ın açmış olduğu mikrokanallar deri tarafından sanki yara gibi algılanır. Ancak ortamda aslında yara olarak görülebilecek bir durum olmasa dahi deri kendi içinde bir tamir mekanizmasını başlatır. Bu mekanizmanın en önemli fonksiyonlarından biri deri içinde yine büyüme faktörlerinin salgılanması nedeni ile kollajen, hyalüronik asid, elastin fibriller gibi yapıların sentezlenmesidir. Ortamda gerçek anlamda bir yara olmaması nedeni ile üretilen tüm bu maddeler cilde anti-aging etki sağlar. İnce çizgi ve kırışlıklıkların azaldığı, ve akne skarlarının hafiflediğini görmek mümkün olur.
Dermaroller etkisi ilebüyüme faktörlü ürünlerin eşsiz etkilerini bir araya getiren Dermaterapi,
• İnce-derin çizgi ve kırışıklıklarda
• Akne skarlarında
• Lekede (melasma ve hiperpigmentasyon)
• Göz altı morluklarında ve torbalarında
güven ve mükemmel etkinlik ile uygulanabilir.
Dermaroller C8-0.2 mm Kremin geçişini 200 kata kadar arttırarak homojen bir uygulama sağlar.
Dermaroller'ın ciltte açtığı mikrokanallar.
Tüm cilt tiplerine uygun olan bu yöntemin uygulanmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık genellikler 30 dakika ile 2 saat arasında sona erer. Dermaterapi'nin en önemli avantajlarından biri ise güneş hassasiyetine neden olmadığı için yaz aylarında da rahatlıkla kullanılabilmesidir. Ancak cilde yapılan her tür uygulamadan sonra mutlaka en az SPF 30+ düzeyinde koruma sağlayan Güneş Koruyucu kullanılması önerilmektedir.
Dermaroller deride 5-15 dakikada kendiliğinden kapanan ve iz bırakmayan mikrokanallar açar. Bu mikrokanallardan istenen topikal formülasyon 200 kata kadar deriye fazla geçiş yapar.
Büyüme faktörleri cildimizdeki bazı özel görevlerin gerçekleştirilebilmesi için kullanılan bir mesaj taşıyıcı olarak düşünülebilir .
Her bir büyüme faktörü farklı mesaj taşıma ile beraber,ilgili olduğu hücrenin çeperindeki kendisine özel olan alıcıya(reseptöre) bağlanarak görevini yerine getirir.Reseptöre yalnızca kendisine ait olan büyüme faktörü bağlanabileceğinden,hücreye mesaj taşıyan çok çeşitli büyüme faktörleri bulunur.Reseptöre bağlanan büyüme faktörünün getirmiş olduğu özgün mesaja bağlı olarak hücre içinde bir takım reaksiyonlar başlar.
Büyüme faktörlerinin cildimizdeki en önemli görevi yara tamirini sağlamasının yanı sıra ,cildin temel hücrelerinin ve dokularının üretimindeki rolüdür.Özellikle yara durumda yok olan dokuyu yerine getirmek için büyüme faktörleri yeni hücrelerin oluşumunu tetiklemenin yanı sıra yeni kollajen,hyalüronik asit,elastin fibriller gibi cildin yapı taşı maddelerinin üretiminde yer alır.
Cildin yaşlanma sürecinde kaybolan maddeler ile yara sürecinde kaybolan maddeler ile yara sürecinde kaybolan maddeler benzerlik gösterdiği için anti-aging bakımlarda büyüme faktörlerini ve kök hücre ekstrelerini kullanmak yeni ve teknolojik bir yaklaşımdır .
Haberlerde ara |