SAMSUN TIP MERKEZI
istanbul kliniğimiz
batum kliniğimiz
baku kliniğimiz
stuttgart kliniğimiz
Loading

yağ dokusu

Makalelerde ara

  • BOTOX
  • ÇENE ŞEKİL BOZUKLUKLARI
  • MAKSİLOFASİAL YARALANMALAR
  • YÜZ ŞEKİL BOZUKLUKLARI
  • KRONİK İYİLEŞMEYEN YARALAR
  • MEME BÜYÜTME
  • MEME DİKLEŞTİRME
  • LİPOSUCTION
  • YÜZ GENÇLEŞTİRME
  • DUDAK KALINLAŞTIRMA
  • BACAK ESTETİĞİ
  • KOL ESTETİĞİ (Brachioplasty)
  • ÇENE ESTETİĞİ
  • LAZER İLE HEMANJİOM
  • LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA
  • fue yöntemi ile saç ekimi
  • DOLGU
  • KARBOKSİTERAPİ
  • ESTETİK AMELİYAT GÜNAHMIDIR?
  • ESTETİK KAYGILARIN BİR KISMI PSİKOLOJİK MİDİR?
  • Platelet Rich Plazma PRP UYGULAMALARI ve BİLLİNMESİ GEREKENLER
  • OZON TERAPİ
  • Diş Beyazlatma
  • ESTETİK UYGULAMALAR
  • PRP HAKIINDA BİLİNMESİ GEREKENLER



  • BOTOXBotox ile ilgili hemen herkes de bir ön bilgi ve duyum mevcut. Ne yazık ki bu ön bilgi ve duyumların birçoğu yanlış inanç ve bilgilerde içermek de. Bazen öyle ilginç taleplerle karşılaşıyoruz ki kulaklarımıza inanamıyoruz. ´´botox yaptırmak istiyorum ama bir hafta işe gitmemek gerekiyormuş bu benim için çok zor´´, ´´botox yaptırmak istiyorum ama içinde yılan zehir´i varmış bu bizi de zehirlemez mi?´´, ´´yüzümdeki lekelerden kurtulmak için botox yaptırmak istiyorum´´. Bu ve buna benzer o kadar çok ifadeyle karşılaşıyoruz ki şaşırmamak mümkün değil. Görüldüğü gibi kişi kendisi tanıyı koymuş, bu yetmemiş tedavi planını da belirlemiş estetik uzmanı bir doktor olarak sizden istediği şey işin teknisyenlik kısmı.

    Bu gün hakkında en fazla bilgiye sahip olunan ´tabiî ki yanlış bilgiye´ ilaç botox dersem hiç de abartmış sayılmam, çünkü medyada adından en sık bahsettiren en meşhur! Estetik malzemesidir o. Bu yazıyı yazmak için beni motive eden olay dün akşam tesadüfen bir sahnesine göz atma fırsatı bulduğum çok izlenen bir televizyon dizisi. İzlediğim kadarıyla zaman zaman daha güzel olmak için kendisine botox yaptıran dizi kahramanı botox unu yaptırmış ve eve dönmüştür. Bu kişi olayı evdekilere anlatırken çok acı çektiğini yüzünün her tarafının şiştiğini vs anlatır ve bu yüzle ertesi günü insanların karşısına nasıl çıkacağından yakınır. Gerçekten oyuncunun yüzü makyajla çok dramatik hale getirilmiş yanakları vs çok kırmızı ve şiş bir hale sokulmuş. Benim ya da bu diziyi izleyenlerin alacakları mesaj açıktır. ´Botox sanıldığı ya da düşünüldüğü kadar çok masum ya da çok kolay yaptırılacak bir işlem değildir. İnsana hem acı verir ve hem de onu bir müddet sosyal hayattan alıkoyar.´

    Botox ile ilgili öne sürülen bu yargı doğru değildir. Fakat bunun tam tersi olan bir yargı, yani ´botox yaptırmak çok basit sıradan bir makyaj yaptırmak gibidir, mesai saatleri içinde 3-5 dakika içinde estetik uzmanı olmayanların bile kolayca yapabilecekleri basit bir işlemdir´ tarzı bir yargıda kesinlikle doğru değildir.

    Botox ile ilgili temel doğrulardan bir kısmını burada aktarmak istiyorum; Botox Clostridium Botulinum adlı bir mikroorganizmadan laboratuar ortamında elde edilmiş toksindir. 1960´lı yılardan beri birçok nörolojik orijinli hastalığın tedavisinde FDA onaylı tıbbi amaçlı kullanılmış ve halende kullanılmaktadır. Uygulandığı bölgede sinir iletimini durdurarak kasların fonksiyonunu geçici süreyle engeller ki bu süre ortalama 3-6 aydır. Botox´un meşhur olması onun daha çok estetik amaçlı kullanımı sayesinde olmuştur. 1990´lı yıllardan beri özellikle Amerika da olmak üzere tüm Dünyada ve ülkemizde çok yaygın olarak kırışıklıkların yok edilmesinde, kaşların kaldırılmasında vs kullanılmıştır. Bugünde en yaygın kullanıldığı yer özellikle göz çevresi kazayağı denilen kırışıklıkların ve yüzün diğer kısımları alın, ağız çevresi vs kırışıklıklarının giderilmesi ve kaşların bir miktar yükseltilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Estetik amaç dışında özellikle aşırı terlemelerin önemli sorunlara yol açabildiği koltuk altı ya da avuç içi gibi bölgelerde bu terlemelerin ortadan kaldırılması amacıylada sık kullanılmaktadır. Bu ilaç bu konuda deneyimli bir Plastik Cerrah ya da Dermatolog tarafından uygulandığı takdirde oldukça güvenli ve sonuçları çok yüz güldürücüdür. Özellikle üst yüz bölgesinde çok bariz gençleşme oluşturur. Uzman ellerde yan etki yok denecek kadar azdır.

    Kısaca botox hakkındaki bilgileri özetlemek gerekirse bu konuda bilgi almak isteyen herkes mutlaka bir uzman doktora müracaat etmelidir. Sağlıklı bilgiler ancak konunun uzmanından alınabilir. Diğer türlü eksik ya da yanlış alınan bilgiler hatalı ya da istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Uygulama mutlaka bir Plastik Cerrah ya da Dermatoloji uzmanınca veya onların gözetim ya da denetiminde yapılmalıdır. Botox un etki mekanizması, etki süresi ve hakkındaki tüm bilgiler bunu talep edenlerin anlayacağı bir şekilde açıklanmalıdır. Uygulamayı talep eden kişi konu ile ilgili akla gelen her türlü soruyu doktoruna sormalıdır.

    Uygun ellerde ve endikasyonlarda kullanıldığı zaman gerçekten kişinin güzelliğini ve mutluluğunu artırır



    ÇENE ŞEKİL BOZUKLUKLARI

    Çenelerimiz belki farkında değiliz ama günlük hayatımızda yaptığımız birçok faaliyetin olmazsa olmaz parçalarındandır. Yeme, içme, konuşma, duygularımızı ifade etmede yardımcı olma gibi birçok fizyolojik ihtiyaçların giderilmesinde çenelerimizi kullanmak zorundayız. Çene dendiği zaman tabiî ki kemik ve diğer yumuşak dokular birlikte değerlendirilir ama esas iskelet parçasının sorunları, neticede dışarıya olan yansıması nedeniyle son derece önemlidir.

    Çene bölgesi aynı zamanda insan yüzünün estetik görüntüsüne en fazla katkı yapan bölgelerinden birisidir. Çene alt ve üst olmak üzere 2 kısımdan oluşmakta olup üst çene hareketsiz olarak orta yüz bölgesinin ve kafatasının ilgili kemiklerine tamamen kaynaşmış durumdadır. Üst çene bu nedenle bağımsız olarak hareket kabiliyetine sahip değildir.

    Alt çene ise tek bir parça kemiğin çok özel bir yapılandırma ve şekilde diğer baş ve yüz kemiklerine monte edilmesiyle yukarıda sayılan görevlerin yerine getirilmesinde çok önemli bir rol oynar. Asıl hareketli olan alt çenedir.

    Kısaca çene bölgesi gerek yaptığı ya da katıldığı fonksiyonları itibariyle, gerekse yüzün estetik görüntüsüne olan katkısı nedeniyle son derece önemlidir.

    Birçok nedenden dolayı insanlarda çene gelişimi olumsuz olarak etkilenebilir ve neticede çenede farklı şekil bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu nedenler arasında;

    Ailesel nedenler,

    Genetik problemler nedeniyle farklı bozuklukları birlikte olduğu durumlar,

    Gebelik sırasında annenin geçirdiği hastalıklar yada alkol vs gibi nedenler,

    Doğum sırasında yada hayatın sonraki dönemlerinde çene bölgesine travma, enfeksiyon…vs en sık akla gelen nedenler arasındadır.

    Bu nedenler dışında çene gelişimin tamamlandığı 18-20 yaş sonrası dönemlerde karşılaşılan yüz yaralanmaları, kazalar, ateşli silah yaralanmaları, çenenin yine enfeksiyonları, kistleri, tümör yada kanserleri vs çenenin hem estetik ve hem de fonksiyonel problemlerini ortaya çıkarır.

    Bazen de kişilerin yüz üzerinde başka bir bölgesinin estetik yönden değerlendirilmesi sırasında çene bölgesinde bazı estetik kusurlar ortaya çıkarılabilir. Örneğin burun estetiği olmak amacıyla estetik plastik cerrahi kliniklerine müracaat eden bir çok kimsede uzman hekim yaptığı değerlendirme sonrasında problemin yalnızca burunda olmadığını aynı zamanda çenenin de estetik anlamda bir probleme sahip olduğunu ortaya koyabilir.

    O ana kadar çenesindeki problemin hiç farkında olmamasına rağmen plastik cerrahi uzmanının fark etmesiyle çenedeki estetik kusur fark edilir ve çoğu zamanda hasta ikna edilerek estetik burun operasyonu ile birlikte bir estetik çene operasyonu da beraberinde yapılır. Böylece yalnızca bir estetik burun operasyonu ile elde edilen pozitif kozmetik sonucun ötesinde çok daha iyi bir sonuç elde edilir ve kişinin yüzünde ortaya çıkan değişiklik hem hasta ve hem de plastik cerrahi uzmanı açısından çok daha tatmin edici olur.

    Çene bölgesine yapılan estetik yada fonksiyonel amaçlı cerrahi müdahalelerin şiddeti ve uzunluğu problemim şiddeti ile doğru orantılı olup, bazen yalnızca bir miktar yağ yada doku kokteyli enjeksiyonu ile çok kısa sürede tatmin edici sonuçlar alınabilir. Yalnızca birkaç mm lik çenenin dolgunlaştırılmasını gerektiren küçük problemlerde sorunun çözümü oldukça kolay ve kısa sürede yapılabilmesine rağmen daha komplike ve her iki çenenin de müdahalesini gerektiren durumlarda operasyon süresi çok daha uzun ve operasyonda o oranda komplike olabilir. Mevcut her problemin tedavisi farklı bir yaklaşımı gerektirir.

    Çenesinde estetik yada işlevsel anlamda problemi olan kimselerin mutlaka bir estetik plastik cerrahi uzmanına müracat ederek ayrıntılı bilgi almasında yarar vardır. Bazen problemlerin çözümünde yalnızca plastik cerrahi değil aynı zamanda diş hekimliği ve ortodonti gibi farklı branşlarında tedavi sürecine katılması gerekli olmaktadır.    




    MAKSİLOFASİAL YARALANMALARYüz bölgesi vücudun yaralanmalara en açık bölgelerinden birisidir. Birçok nedenlerle ortaya çıkan yüz yaralanmaları biz Estetik Plastik Cerrahların en çok uğraştıkları konulardan birisidir.

    Yüzümüz üzerindeki hayati derecede önemli olan yapıları içermesi ve de bizlerin sosyal hayatta en fazla ihtiyaç duyduğumuz vücut bölgelerimizin başında gelmektedir.

    5 duyu olarak adlandırdığımız konuşma, işitme, görme, yeme içme ve koku alma faaliyetlerimizin merkezi bu bölgedir.

    Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan yüz yaralanmaları bu duyularımızdan bir yada birkaçını veya hepsini birden olumsuz etkileyebilir. Bu duyularımızdan hiç birisini olumsuz etkilemese bile yaralanmalar sonrası yüzümüzde ortaya çıkan yaralanma izleri ve şekil bozuklukları estetik anlamda önemli bozukluklar oluşturarak yalnızca fiziki değil aynı zamanda psikolojik problemlerinde ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Yüz bölgesini oluşturan temel yapılarımız; yüzümüzün derisi, deri altında derinin esneklik ve bombeliklerini oluşturan yağ bağ ve kemik dokusu, yine yüz bölgesinde yüzümüzün hareketlerini ve mimiklerini sağlayan yüz kasları mevcuttur. Yine bu bölgelerin tamamının beslenmesini ve duyusu bile birlikte hareketlerini sağlayan damar ve sinirleri mevcuttur.

    Bu anatomik yapılardan birisi yada bir çoğunda yada tamamında çeşitli nedenlerle yaralanmalar ortaya çıkabilir.

    Yüz bölgesinde en sıklıkla yaralanmaya neden olan olaylar şunlardır;

    1- trafik kazaları,

    2- ateşli silah yaralanmaları,

    3- intiharlar,

    4- düşmeler ve spor yaralanmaları,

    5- ev ve iş kazaları,

    6- kavgalar ve darp

    7- yanıklar,

    8- diğer nedenler,

    Bu nedenlerin hepsi yüz bölgesinde yaralanma nedeni olabilir ve neticede yüzümüzün hem fiziki görünümünde ve hemde fonksiyonlarında istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

    Bütün bu durumlarda ortaya çıkan yaralanmalar bazen göründüğünden daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Her ne şekilde olursa olsun yüz bölgesinde ortaya çıkan bir yaralanma mutlaka bir plastik cerrahi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Çok küçük olarak görülen bir kesici delici alet yaralanması altta yatan bir siniri yada tükrük kanallarını kesmiş olabilir. Yine çok küçük olarak algılanan bir yüz bölgesi yaralanması eğer ayrıntılı değerlendirilmezse görme kayıpları yani körlük, yada beyin kanamaları ve bilinç kayıplarına neden olacak kadar ciddi olabilir.

    Bütün yüz bölgesi yaralanmaları estetik plastik cerrahi uzmanlarında değerlendirildikten sonra tedavi aşamasına geçilmelidir. Tedavi bazen yalnızca birkaç dikiş yada doku yapıştırma yöntemi ile yapılacak kadar basit olabilir yada günlerce hastanede kalmayı gerektirecek komplike tedaviler içerebilir.

    Yaralanmalar sonrası ortaya çıkacak iz ve şekil bozukluklarının minimal olması da uygulanacak estetik plastik cerrahi kuralları ile bağlantılıdır.

    Yüz yaralanmaları yada diğer deyişle maksillofasiyal yaralanmalar estetik plastik cerrahinin önemli uğraşı alanlarından birisidir.



    YÜZ ŞEKİL BOZUKLUKLARIEstetik Plastik cerrahi uzmanlığı içerisine giren ve bizlere tedavi amacıyla başvuran hasta gruplarından birisini de yüz bölgesinde şekil bozuklukları olan kimselerdir.

    Yüz bölgesi insan bedeninin en önemli bölgelerinden birisi olup en dikkat çekici bölgesidir. Yüz bölgesi bir insan için çok önemli olan ağız, burun, göz, kulaklar vs gibi beslenme ve duyu organlarını içermesinin yanında alın bölgesi, kaşlar, yanaklar, çene ve dudaklar gibi estetik olarak çok önemli temel yapıları da içerisinde barındırmaktadır.

    Bu bölge bir bütün olarak insan hayatında hem fonksiyonel olarak ve hem de estetik olarak çok önemli ve olmazsa olmaz bir rol oynamaktadır. Bu bölgede doğuştan yada sonradan ortaya çıkan bir nedenden dolayı meydana gelen bir değişiklik insan hayatını çok olumsuz olarak etkiler.

    Yüzümüz gerek bireysel günlük yaşantımızda gerekse toplumsal ilişkilerimizde bizim için çok şey ifade eder. Aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz en ufak bir sıra dışı değişiklik bizleri rahatsız eder. Yüzünde sivilceler çıkmış bir gencin psikolojisini düşünmek bile olayın önemini vurgular.

    Basit bir sivilcenin bile insanı çok etkileyebildiğini düşünürsek bu bölgede meydana gelen şekil bozukluklarının kişileri ne kadar olumsuz etkileyebileceğini düşünmek zor değildir.

    Yüz bölgesinde doğuştan bir takım şekil bozuklukları olabilir. Bunlardan bazıları yüz üzerindeki bazı organlarımızın tamamen yada kısmen gelişiminin olmamasıdır. Yüz bölgesinde var olan şekil bozuklukları esas olarak 2 gruba ayrılır.

    Doğuştan var olan yüz şekil bozukluklarından bazıları;
    Kulakların hiç gelişmemiş ya da az gelişmiş olması,
    Yüzün bir tarafının yada iki tarafının birden gelişiminin yetersiz olması,
    Çene gelişiminin yetersiz ve asimetrik olması,
    Yüz bölgesinde gelişen simetri bozuklukları,
    Torti colllis (boyun eğriliği) e bağlı yüz simetri bozuklukları,
    Yüzün cildinde yada damarsal yapılarında oluşmuş hemanjiomlar, nörofibromatozisler, küçük yada dev nevuslar, lenf sistemi hastalıkları,

    Gözkapağı problemleri, Göz kapağı düşüklüğü (pitozis), gözkapakları açıklığının yetersizliği ve yapışıklığı (blefarofimozis) vs.
    yüz yumuşak dokularında genetik nedenlerle ortaya çıkmış olan erken yaşlanma belirtileri ve sarkmalar.

    Burada saymış olduklarımızın dışında onlarca farklı yüzde şekil bozukluklarına neden olan neden vardır.

    Yüz bölgesinde hayatın sonraki aşamalarında ortaya çıkan şekil bozuklukları;
    Trafik kazaları yada diğer travmalara bağlı yüz bölgesinde yüz kemik ve yumuşak dokularını içeren şekil bozuklukları,
    Yanıklara bağlı yüz bölgesinde şekil bozuklukları,
    Yüz bölgesini tutan kanserler ve onların tedavileri sonrası ortaya çıkan şekil bozuklukları,
    Yüz bölgesindeki yağ dokusu ve diğer yumuşak dokularda zamanla erimeye bağlı zayıflıklar çökükler vs. (Örn: hemifasiyal atrofi), bunlardan yalnızca bazılarıdır.

    Sonuç: Yüz bölgesinde çeşitli nedenlerle şekil bozuklukları mevcut olabilir. Bu durum kişileri yalnızca fonksiyonel yani normal günlük hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilme konusunda sıkıntılı yapmakla kalmaz aynı zamanda estetik olarak kişilerde önemli problemlerin kaynağı olabilir. Bu tür problemlere sahip olan kimselerin müracat etmeleri gereken yer Estetik Plastik ve Rekonstruktif cerrahi uzmanlarıdır.

    Günümüzde estetik plastik cerrahinin ulaşmış olduğu gelişme seviyesi bu tür sorunlara sahip olan kimselerin çok daha kaliteli ve mutlu bir hayat sürmelerine olanak sağlamaktadır.



    KRONİK İYİLEŞMEYEN YARALARŞeker hastalığı ile estetiğin ne alakası var diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin ne kadar geniş ve kapsamlı bir branş olduğundan bundan önceki bazı yazılarımızda bahsetmiştik. Bunlar içerisinde uzun süre devam eden ve bilinen klasik yöntemlerle tedavisi mümkün olmayan kronik yaralarında bu branşın konularından olduğunu ifade etmiştik. İşte bu kronik yani uzun süre devam eden ve tedavisi oldukça zor olan yaralardan biriside şeker hastalığına bağlı ayak yaralarıdır. Genellikle toplumda bu konudaki bilinç yeterli düzeyde olmadığı için şeker hastalığına bağlı ayak yaraları hep ihmal edilir ve neticede telafisi imkânsız çok kötü sonuçlar ortaya çıkar ki, olabilecek en kötü sonuç yaralı ayağın ve hatta bazen bacağın kesilmesidir.

    Netice olarak bugün anlatacağımız konu son derece önemli ve hayati bir konudur. Mutlaka hepimizin çevresinde eşimiz, dostumuz akrabamız ya da yakın ya da uzak çevremizde bu türlü bir probleme sahip birçok insan olabilir. İnanıyorum ki bu tür konuların bu köşelerde anlatılması toplumun çok önemli sağlık konularında daha bilinçli olarak davranması ve sağlıklı bir toplum olma konusunda katkısı olacaktır.

    Şeker hastalığı olarak bilinen diabetes mellitus toplumda oldukça sık rastlanan bir hastalık olup yaklaşık olarak her 100 kişiden 6’sında bu hastalığın mevcut olduğu söylenebilir. Şeker hastalığına sahip olan her 100 hastanın ise yaklaşık 60 kişisinde şeker hastalığına bağlı ayağında yara ortaya çıkmaktadır. Bu kadar sık ortaya çıkan problem konusunda mutlaka bazı şeyleri çok iyi bilmeliyiz.

    Ayağının herhangi bir yerinde çok küçükte olsa bir sıyrık, su toplanması ya da yara olan bir şeker hastası, bunun çok büyük bir felaketin öncü habercisi olabileceğini kabul etmeli ve hemen bir doktora müracat etmelidir. Müracat edilecek en uygun branş bu aşamada Plastik cerrahi, Dermatoloji yada Ortopedi bölümü olacaktır. İlgili doktorlar bu aşamada mutlaka gerekeni yapacak ve yaranın büyümeden önlenmesi sağlanacaktır. Ayaklarının herhangi bir yerinde yara olan şeker hastaları bilmeliler ki çok ciddi bir durumla karşı karşıyadırlar ve bu aşamada yapılacak yanlışlıklar ve ihmaller telafisi çok zor sonuçlara yol açacaktır. Başlangıç aşamasında iyi bir sıhhi ortamın o bölgede sağlanması ve gerekli ilaçların kullanılması, pansuman ve küçük müdahalelerin yapılması ayağın ve yaranın tamamen iyileşmesini sağlayacaktır.

    Maalesef zamanında müdahale yapılmayan, uzun süreli olan ve gittikçe büyüyerek kemiklere ve eklemelere kadar ulaşan yaralar tedavisi çok zor yaralar olup bu tür yaraların tedavisi mutlaka özel yara bakım ünitelerinin olduğu merkezlerde yapılması gereklidir.

    Samsunda da bu tür bir merkez OMU Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalı bünyesinde bulunmaktadır. Yrd Doç Dr Ahmet Demir tarafından yönetilen bu ünite özellikle başlangıç aşamasını geçirmiş ve ilerlemiş yaraların tedavisinde son derece önemli bir görevi üstlenmektedir. Kronik yara tedavisi ile ilgili teknik ve bilimsel alt yapının da olduğunu düşündüğüm bu merkez ilerlemiş şeker hastalığına bağlı ayak yaralarının olduğu durumlarda yararlı hizmetler vermektedir.

    Şeker hastalığının toplumda çok yaygın bir hastalık olduğunu biliyoruz. Bu hastalığın eğer iyi takip ve kontrol edilirse gerekli diyet ve ilaç tedavilerine dikkat edilirse vücuda zararı oldukça sınırlı kalacaktır. Aksi takdirde eğer bu hastalık yeterince önemsenmez ihmal edilirse telafisi son derece zor ve hatta imkânsız sonuçlar doğurabilir. İhmal edilmiş ve tedavi ve takibi yetersiz bir şeker hastalığı vücutta hemen her doku üzerinde zararlı ve olumsuz etkilere sahiptir. Bu köşede bu hastalığın vücutta yaptığı tahribatların hepsinden bahsedebilmek zaman ve yer kısıtlılığından dolayı mümkün değil ve bu nedenle özellikle bu hastaların yada hastalık adaylarının çok dikkat etmeleri gereken konulardan kısa kısa bahsetmek istiyorum.

    Şeker hastalığı ile biz Plastik Cerrahların ilgisi özellikle uzun süreli şeker hastalıklarında özellikle ortaya çıkan ve klasik bilinen yöntemleri tedavisi çok zor olan kronik yaralardır. Özellikle ayak bölgesinde ortaya çıkan yaralar bizlerin ilgi alanındadır.

    Yine şeker hastalığı ile biz Plastik Cerrahların çok ilgili olduğu bir diğer konu bu hastaların bizlere bir estetik operasyon geçirmek için müracaat etmeleri konusudur. ‘’Şeker hastaları estetik ameliyatları yaptırabilirlermi?’’, Yada ‘’bu durumdaki kimselerde Plastik Cerrahinin yaklaşımı nasıl olmaktadır’’ bu başka bir yazının konusu olacaktır muhtemelen.

    Şeker hastalığı ile mutlaka bilinmesi gerekenler ;

    Uzman önerilerine sıkı bir şekilde uyulduğu takdirde şeker hastalığı tehlikeli bir hastalık değildir ve ömrü kısaltmaz.

    Ailesinde şeker hastalığı olan birisi en azından diğer insanlara göre daha fazla şeker hastalığına yakalanma şansına sahiptir ve mutlaka dönem dönem kan tahlilleri ile kontrolden geçmelidir.

    Her normal insan en azından senede 1 kez genel bir sağlık muayenesinden geçmeli ve yalnızca şeker değil diğer karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri gibi tahlilleri yaptırmalıdır.

    Kendisinde şeker hastalığı olduğu ortaya çıkan bir kişi kesinlikle strese girmemeli ve toplumda kendisi gibi milyonlarca insan olduğunu ve bunlarında büyük çoğunluğunun tamamen normal bir hayat sürdürdüğünü bilmelidir.

    Şeker hastalığı teşhisi konulduğu anda vücudun diğer ilgili organları kontrolden geçirilmeli göz, böbrek, sinir sistemi, kalp ve tansiyon yönünden tam bir incelemeden geçmelidir.

    Kişi eğer normalden fazla kiloya sahip ise mutlaka normal bir kiloya gelebilmek için uzman gözetim ve denetimde diyet ve sportif faaliyetlerinde katkısıyla çaba sarf etmelidir.

    Şeker hastalığı tanısı almış bir kişi hijyen kurallarına herkes den daha fazla dikkat etmelidir.

    Özellikle ayaklarına çok fazla özen göstermeli, tırnak kesimlerini çok dikkatli yapmalı. Çok derin kesilen tırnakların kolayca tırnak batması ve ayak yaralarına dönüşebileceğini unutmamalıdır.

    Ayaklarını nemli ve ıslak bırakmamalıdır. Çorapsız dolaşmamalı ve mutlaka ayaklarına uygun ayakkabı giymelidir. Bol yada dar olmamalıdır. Bu konuda bir Dahililiye, Dermatoloji yada Plastik Cerrahi uzmanından daha ayrıntılı bilgiler almalıdır.

    Ayaklarını özellikle kışın soba yada kalorifer peteklerine çok fazla temas ettirmemelidir çünkü duyusunda meydana gelen bozukluk nedeniyle oluşabilecek yanıkları fark etmeyebilir.

    Eğer bir kişi şeker hastası olduğunu bilir, kabullenir ve gereğini de yaparsa kesinlikle tamamen normal ve konforlu normal bir hayat yaşar. Aksi takdirde onları oldukça sıkıntılı ve zor bir hayat beklemektedir.



     MEME BÜYÜTME Memeler kadının beden görünümde fiziği tamamlayan çok önemli hem fonksiyonel ve hemde estetik önemi olan aksesuar yapılardır. Omuz genişliği, göğüs çevresi, bel ve kalça çevresi ölçümlerinde meme hacmi önemli bir yer tutar . Bu ölçümler içinde meme hacmi küçük olduğu zaman vücut kontur görünümü eksik kalır . Memeler, yapısal olarak değişik nedenlerle küçük olabilir. Biri diğerinden daha küçük, asimetrik olabilir. Doğumsal olarak bir tanesi hiç olmayabilir. Her iki memenin eşit hale getirilmesi ya da hacminin arttırılması için, günümüzde, silikon protezler dışında başka seçenek yoktur. Kişinin kendi dokuları ile meme büyütme ameliyatları denenmiş, ancak sonuç vermemiştir. her ne kadar son zamanlarda yağ enjeksiyonları yada vakumlu sistemlerle meme büyültme konusunda çalışmalar olmasına rağmen henüz yaygın kabul görmemiştir. Meme protezlerinde esas madde protezin dış yüzeyinde yer alan silikondur. Sadece dolgu maddesi farklı olabilir. Her protezin kendine göre avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Bunlar ameliyattan önce detaylı olarak konuşulmalı ve hangisinin kullanılacağına birlikte karar verilmelidir.

    1960´lı yıllarda kullanılmaya başlanan silikon protezler günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Silikon içeren ürünler kozmetik sanayide ve tıpta başka amaçlarla da kullanılmaktadır Meme protezleri ,meme şeklinde hazırlanmış balona benzer yapılardır. Yuvarlak ve anatomik denilen damla şeklinde olanları mevcuttur . Kadının memesindeki duruma uygun olarak bunlardan biri seçilir Balon kısmı silikondan yapılmıştır; vücuttaki dokulara uyum sağlaması için protezin yüzeyi pürtüklü olarak üretilmiştir. Balonun içini dolduran maddeler farkı olabilir.

    Protez konulacak hastalarda , ameliyattan önce mamografi ve gerekirse ultrasonografi adı verilen radyolojik tetkikler ile meme dokusu değerlendirilir. Her ameliyatın genel veya kendine has riskleri vardır. Meme bölgesinde ödem ve ağrı ameliyat sonrası görülen yakınmalardır. Ameliyata bağlı kanama ve enfeksiyon nadir görülen durumlardır. Bazı hastalar ameliyattan sonra meme başlarında artan veya azalan duyarlılıktan ya da kesi çevresinde hissizlikten şikayet ederler. Bu genellikle geçicidir. Protezi yırtılması nadir bir durumdur, araç içi trafik kazalarında olduğu gibi sıkışmalarla, yüksekten düşmelerle ve delici alet yaralanmaları ile ortaya çıkabilir. Mamografi tekniklerindeki gelişmeler ve MR´ın (magnetik rezonans görüntüleme ) meme incelemesinde kullanılması ile protezli memelerin değerlendirilmesi rahatlıkla yapılabilmektedir. Meme protezi olan kişiler meme muayenesi amacıyla doktora gittikleri zaman doktoru mutlaka bu konuda bilgilendirmelidirler.

    Meme büyütme ameliyatına karar vermeden önce , sizi rahatsız eden kusurunuzu ve ameliyattan beklentinizi açıkça doktorunuza söylemeniz,seçilecek protezi,protezin hangi kesiden konacağını, anestezi tipini, ameliyatın erken ve geç sonuçlarını tartışmanız gereklidir.

    Ameliyat genel anestezi ile hastane koşullarında ameliyathanede yapılır .1-1. 5 saat sürer .Protezin konabilmesi için açılan yere göre iz bırakır .Meme altı kıvrımı, koltukaltı. meme başı kenarından girilebilir .Son zamanlarda göbek çevresinden girilerek konduğu bildirilmiştir .Ancak bu yöntem henüz kabul görmemiştir .Giriş yeri neresi olursa olsun iz bırakır .Bunlar başlangıçta belirgin, zamanla belli belirsiz hale gelen izlerdir .Protez meme dokusu arkasına yada göğüs kasının arkasına yerleştirilebilir . Her uygulamanın da avantaj ve dezavantajları vardır , bu ayrıntı da ameliyattan önce değerlendirilmelidir.

    Hasta 3-4 gün içinde işine dönebilir. 2 ay ağır sporlardan uzak durması sağlık verilir . Protezle meme büyütme ameliyatı, genel olarak iyi ve kalıcı sonuç veren, kişinin ve eşinin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyen, onları yaşama daha bağlı hale getiren bir Estetik Cerrahinin en yüz güldürücü ameliyatlarından birisidir.



     MEME DİKLEŞTİRME

    Memeler değişik nedenlerle sarkık hale gelebilir. Meme dokusunu yerinde tutan bağlar zamanla gevşeyebilir. Kilo değişikliklerine, emzirmeye ve yerçekimi etkisine bağlı olarak meme dokusu ile etrafını saran deri zarfı arasında uyumsuzluk olabilir. Sorun meme dokusuna, deriye ya da her ikisine birden ait olabilir. Sonuçta adeta içi boş görünümlü sarkık meme ortaya çıkabilir.


    Diğer meme ameliyatlarında olduğu gibi,doktorunuzla neden ameliyat olmak istediğinizi ve bu ameliyattan ne beklediğinizi tartışın. Ailenizde meme hastalığı veya kanseri, sigara, ilaç alışkanlığı veya sistemik bir hastalığınız var ise doktorunuza söyleyiniz. Ameliyatın şekli ve olası problemleri doktorunuza sorunuz.


    Estetik meme dikleştirme ameliyatında, sarkık haldeki meme dokusu yeniden şekillendirilir, fazla deri çıkartılır. Meme başı olması gereken yere getirtilir. Ameliyat genel anestezi ile hastane koşullarında, ameliyathanede yapılır. 1,5-2 saat sürer. Sarkıklığın derecesine göre değişik şekillerde iz kalır. Hangi yöntemi uygulanırsa uygulansın meme başı etrafında iz kalması kaçınılmazdır. Meme başı çevresinden kesi yapılarak bir meme dikleştirme ameliyatı uygulanırsa, meme başı etrafındaki iz daha belirgin olabilir. Diğer meme dikleştirme ameliyatlarında meme başı etrafında ize ek olarak, meme başının alt kenarının orta kısmından aşağı doğru uzanan 4-5 cm. uzunluğunda bir iz olabilir. Uygun hastalarda, sadece meme protezi konarak sarkıklık ortadan kaldırılabilir. Bu takdirde ameliyat izi, sadece meme başının kahverengimsi derisi ile göğüsün beyaz derisi ile olan birleşme yerine gizlenir ve minimal olur. İz bırakmayan meme dikleştirme ameliyatı yoktur. Ancak, bu izler başlangıçta belirgin, zamanla belli belirsiz hale gelen izlerdir.


    Ameliyat sonrası genellikle rahat geçer. Ağrı genellikle sorun yaratmaz. Ameliyat sırasında meme protezi kullanılmış ise birkaç gün kol hareketlerinde kısıtlılık olabilir. Memeler üzerine sütyene benzer sargı uygulanır. Meme başı üzerine ayrı pansuman konur. Pansuman 2 gün sonra açılarak yara kontrol edilir. 7 gün sonra sargı açılır. Hastaya 6 hafta sporcu sütyeni giydirilir ve masaj önerilir. Erken dönemde şişlik olabilir,meme başında hissizlik ve deri üzerinde morumsu renk değişimi olabilir. Bunlar kısa sürede kendiliğinden kaybolur. Hasta 3-4 gün içinde işine dönebilir. 2 ay ağır sporlardan uzak durması önerilir. Estetik meme dikleştirme ameliyatı genel olarak iyi ve kalıcı sonuç veren, kişinin ve eşinin ruh sağlığını düzelten onları yaşama daha bağlı hale getiren bir ameliyattır. Yeni şekillendirilmiş meme uzun süre dayanıklı olur, ancak kilo değişiklikleri, gebelik, emzirme ve yerçekimi yeni sarkıklıklara neden olabilir. Ameliyat ile ilgili muhtemel sorunlar Her ameliyat istenmeyen bazı durumlar ile sonuçlanabilir. Bu ihtimalleri doktorunuzla konuşmanızda yarar vardır.






    LİPOSUCTION

    Liposuction yöntemiyle yağ alma ve vücut şekillendirme en sık yapılan estetik operasyonlardan birisidir. Kilo alma, doğumlardan sonra, yada yapısal nedenlerle vücudun bazı bölgelerinde normalden daha fazla yağ birikmesi ve tümseklikler ortaya çıkabilir. Bazen kişi normalden daha zayıf olmasına rağmen bazı bölgelerindeki çıkıntılı ve tümseklikler belirgin olabilir ve estetik açıdan rahatsız edici bir durum olarak karışımıza çıkabilir.

    Liposuction yada vakumla yağ alma yöntemi çok eskilerden beri bilinmesine rağmen özellikle 1960’lı yıllardan sonra dahada populer hale gelmiştir. Bu yöntemin uygulanması için en uygun vakalar kilo fazlalığı olmamasına rağmen vücudun belli bölgelerinde yağ fazlalığına bağlı vücut şekil bozukluklarıdır. Bazen kilo fazlalığı olan kimselerde bu işlem yapılabilir ve hatta kişiyi zayıflatmak amacıylada bu yöntemi uygulayan estetik cerrahlar olmuştur. Bize göre bu yöntemin uygulanması için en uygun hastalar ise genç ve orta yaşlı derisi henüz gerginliğini koruyan ve genellikle vücudun belli bölgelerinde yağ toplanmaları olan bayan ve erkek hastalardır.

    Liposuction yöntemiyle vücutta hemen her bölgeden yağ alma ve şekillendirme yapmak mümkündür. Yüz bölgesi, boyun bölgesi, göğüs bölgesi ve memeler, karın bölgesi ve basenler, sırt bölgeleri, kalçalar, uyluklar, bacaklar ve kollar sıklıkla liposuction yapılan bölgelerdir.

    Liposuction yöntemiyle vücut şekillendirme hem kadınlarda ve hemde erkelerde yapılmasına rağmen olguların % 90 kadarı kadınlardır ve daha ziyade genç ve orta yaş cilt gerginliği iyi olan kadınlardır. Kadınlarda yağ dağılımı özelliği, yapısal ve hormonal farklılıklar ve doğumlar sonrası yeterli kilo verememe nedeniyle liposuctiontion ihtiyacı erkeklerden daha fazladır.

    Erkeklerde de özellikle bir miktar yada fazla oranda kiloları olan yada uzun süreli alkol kullanımı olan erkeklerde gerek karın bölgelerinde ve gerekse göğüs üst kısımlarında memeler civarında normalden fazla yağ toplanması ve jinekomasti ortaya çıkabilmektedir. Bu durumların tedavisinde de liposuction son derece faydalı ve etkili bir yöntemdir.

    Liposuction ile yağ alma işlemi yapılacak alanın büyüklüğüne ve hastanın tercihine göre lokal anestezi ile yada belden uyuşturma ile (spinal yada epidural anestezi) veya tamamen uyutularak genel anestezi altında yapılabilir.

    Liposuction yaparken yalnızca birkaç milimetrelik küçük delikle ve genelliklede gizlenebilir yerlere denk getirildiği için neredeyse hiç iz kalmaz. Uygulama sonrası bir süre korse kullanılması son derece yayarlı olur. Genellikle küçük ve orta büyüklükteki olgularda hastane yatışı gerekmez ya da en fazla 1 gece yatarlar.

    Liposuction işleminin maliyeti uygulamanın genişliğine, anestezinin tipine, yapan cerraha ve uygulama yapılan ortama göre farklılıklar gösterebilir.

    Yan etkileri nadiren olabilmesine rağmen en önemli komplikasyonları; sonuçtan tatmin olmama, enfeksiyon, çoğunlukla gecici sinir uyuşuklukları, tekniğe uygun yapılmayan olgularda pürüzlülük şeklinde kendini gösterebilir.

    Sonuç: Liposuction ile vücut şekillendirme ve yağ alma günümüzde en etkili ve sonuçları en iyi olan yöntemdir. Hiçbir yöntemle aynı düzeyde başarı elde etmek mümkün değildir. Deri esnekliğinin devam ettiği, diyet ya da sportif faaliyetlerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı, bölgesel yağ toplanması olgularında en etkili tedavi olup bazen genel olarak vücut ağırlığı azaltılması ve şekillendirilmesi amacıylada kullanılabilmektedir. Gerçek endikasyonları olan hastalarda bizim rahatlıkla önerdiğimiz bir yöntemdir. Uygulama öncesi uygulamayı yaptıracak kimse ve Plastik Cerrah ayrıntılı bir şekilde görüşmeli ve 2 tarafta mutabık kalmalıdır. Uygulamayı yaptıracak kişi bilinçli ve beklentileri gerçekçi olmalı, operasyonu yapacak Plastik Cerrah ise hastasına güven vermelidir.




    YÜZ GENÇLEŞTİRME

    Yüz gençleştirme ameliyatının bir diğer adı facelift dir. Yüz germe ameliyatı ile yüz ve boyun derisindeki ve deri altı yağ ve bağ dokusundaki sarkıklık ortadan kaldırılır, yüze daha canlı ve genç bir görünüm kazandırılır.

    Genellikle 40 yaş üstü yüz bölgesinde yaşlanma belirtilerinin daha bariz olduğu erkek ve kadınlar bu operasyon için aday olmalarına rağmen bazen çok daha erken yaşlarda güz gençleştirme ameliyatına ihtiyaç hissedenler olabilir.

    Böyle bir operasyona ihtiyaç duyduğunu hisseden bir kimsenin bu konuda deneyimli bir Plastik cerrahi uzmanına müracaat etmesi ve operasyon hakkında bilgi alması gerekir. Doktor eğer gerek görürse bu operasyona karar verecektir. Operasyon öncesi mutlaka işlem ile ilgili ayrıntılı bilgi alınmalı ve beklentiler gerçekçi olmalıdır. Eğer beklentiler gerçekçi olursa ve uygun yöntemler kullanılarak yapılırsa yaklaşık 5-20 yaş daha genç görünmek mümkün olabilmektedir.

    Ameliyata karar verilirse normal ameliyat öncesi hazırlıklar ve tetkikler yapılır ve varsa aspirin alınımı ya da sigara kullanımı en azından bir süre durdurulur. Ameliyat hastane ortamında ve sedasyon altında lokal anestezi altında rahatlıkla yapılabilir. Gerekirse genel anestezi altında da yapılabilir. Buna hasta ve cerrah birlikte karar verirler. Operasyon yaklaşık 2-4 saat sürer. Operasyon sonrası hasta evine dönebilir yada en fazla 1 gece hastanede kalması yeterlidir.

    Ameliyat sonrası bazen diren gerekli olabilir ve amaç kan birikmesini engellemektir. Ameliyat sonrası genellikle geçici sinir etkilenmesine bağlı asimetriler ve morarmalar olabilir. Ağız ve burun açıkta kalacak şekilde hafif baskılı pansuman yapılır. Genelde 2. gün pansumanlar çıkarılır ve direnler varsa çıkarılır. Dikişler varsa 5-7 günde alınır.

    Kişilerin normal hayata dönüşü kişilere bağlı değişiklik göstermesine rağmen genelde 1 hafta sonra işlerine dönebilirler ama tamamen yüzün normalleşmesi ve iyileşmesini tamamlaması haftalar alabilir ama kişinin sosyal hayata yeniden dönmesi kısa sürede mümkündür.

    Riskli bir ameliyat mıdır?

    Yüz gençleştirme ameliyatının riski deneyimli ellerde yapıldığı takdir de çok düşüktür ve çoğu da geri dönüşümlüdür. Ameliyat öncesi hasta ile hekim olabilecek muhtemel risk ve komplikasyonlar konusunda ayrıntılı bir şekilde görüşmelidirler.

    Sonuç: Yaşlanma duygusu hem kadınlarda ve hemde erkeklerde oldukça rahatsız edici duygulara neden olmakta ve netice olarak etkilenen herkes bunu geriye döndürmeye en azından engellemeye yönelik arayışlara yönelmektedir. Bu amaçlarla bir çok ilaçlar, kremler ve sayısız güzellik ürünleri piyasada satılmakta ve kullanılmaktadır. Ne yazık ki kullanılan hiçbir ürün yada ilaç istenen ve beklenen sonucu sağlamamakta sadece geçici ve kamuflaj etki ile sınırlı kalmaktadır. Özellikle yüz bölgesinde kişilerin daha genç kendileri ile daha barışık ve fiziki anlamda daha mutlu olmalarının bugün için en etkili yolu yüz gençleştirme ameliyatıdır.

    Yaklaşık 60 yaşlarında ofisime gelen bir hastamın bana ifadesi şu olmuştu ´´ Doktor bey ben fiziksel olarak 60 yaşındayım ama ruhsal olarak ise 20 yaşındayım. Bu sebeple fiziksel yaşım ile ruhsal yaşım arasında bir kavga var ve ben bu kavgadan dolayı çok mutsuzum´´ Netice olarak hastamızı muayene ettik ve gerçekten de yüz gençleştirme ameliyatı ile bu kişinin fiziksel olarak çok değişeceğine karar verdikten sonra gerekli tüm operasyon hazırlıklarımı yaptık ve operasyonu da başarıyla gerçekleştirdik. Birkaç ay sonra bu hastamızın bize ifade ettiği şu sözü de hiç unutamam. ´´Doktor bey size çok teşekkür ederim, siz benim bedenim ile ruhumu barıştırdınız ve şimdi ben kendimi çok mutlu hissediyorum´´

    Yüz gençleştirme ameliyatı doğru endikasyonlarda ve deneyimli ellerde yapıldığı takdirde gerçekten inanılmaz derecede kişinin görünümünü değiştirmekte ve kişiyi daha genç ve mutlu yapmaktadır.




    DUDAK KALINLAŞTIRMA

    Dudaklar estetik ve fonksiyonel açıdan önemli organlarımızdandır. Dudakları oluşturan temel yapılar; dudaklarımızın rengini ve ıslaklığını veren mukoza denen kısım, dudakları dış ortama ve çevre organlara birleştiren deri, bu iki dokunun arasında kalan ve asıl dudağın hem fonksiyonlarında ve hem de dolgun ya da zayıf gözükmesinde önemli rolü olan kaslar, yağ ve bağ dokularıdır.

    Dudaklar estetik olarak çok önemli bir estetik ünitedir. Yüz üzerinde en dikkat çekici yapılardandır. Bazı kimselerde normalden daha kalın gözükmesine rağmen bazı kimselerde daha ince gözükürler. Dudakların daha estetik bir görünüm kazanmasında kendisinin anatomik olarak normal olmasının yanında çene burun ve diğer yüz yapılarının da birbirleri ile oran ve uyumu da önem taşır.

    Dudakların ince yada kalın olması; dudakları oluşturan anatomik yapıların gelişim eksikliklerine yada anomalilerine, ailesel yada genetik nedenlerle inceliklere, yada aslında normal oranlarda olmasına rağmen kişilerin yada eşlerinin daha kalın dudaklardan hoşlanması nedeniyle mevcut dudakların ince olarak algılanması nedeniyle sorun olarak karşımıza gelebilir.

    Her ne sebeple olursa olsun dudaklarının ince olduğunu düşünen, yada kalın olduğunu düşünen bir kadın yada erkek hastada Plastik Cerrahi uzmanı çok dikkatli bir şekilde dudakları incelemeli ve gerçekten bir problemin olup olmadığına kendisi karar vermelidir. Cerrah hastanın beklentilerinin gerçekçi olduğu konusunda mutlaka tatmin olmalıdır. Aksi halde ne işlem yapılırsa yapılsın hasta mutlu olmayabilir. Bazen hastalar tanınmış bir film yıldızının resmini doktora getirirler ve bunun aynısından istiyorum diye istek de bulunabilirler. Doktor olabilecekler ve olamayacaklar ile ilgili hastayı ayrıntılı bilgilendirmelidir.

    Dudak kalınlaştırma işlemi 3 şekilde yapılabilir.

    1-Otojen madde kullanılarak yapılan dudak kalınlaştırma işlemleri; Kişinin kendi vücudundan doku alınarak yapılan kalınlaştırma işlemidir. Yağ dokusu enjeksiyonları, dermal ve fascial doku implantasyonu.

    2-Kalıcı protezler kullanılarak dudak kalınlaştırma işlemleri

    3-Dolgu malzemeleri kullanılarak yapılan dudak kalınlaştırma işlemleri.

    Bu yöntemlerim her birinin diğerine bazı üstünlükleri ve eksiklikleri olabilir. Hangi yöntemin tercih edileceğine hasta ve doktor birlikte karar verirler.

    Dudak inceltme işlemi ise cerrahi olarak yapılan bir uygulamadır. Lokal anestezi altında ameliyathane şartlarını taşıyan bir ofiste rahatlıkla yapılabilir. Ameliyat sonrası ilk günlerde bir miktar ödem morarama vs olabilir. Birkaç gün içerisinde kabul edilebilir bir büyüklüğe ulaşır.

    Gerek dudak kalınlaştırma ve gerekse dudak inceltme bazen hem alt ve üst dudakta birlikte yapılır. Bazen de yalnızca üst ya da alt dudak ince yada kalın olabilir ve yalnızca birisine müdahale gerekir.

    Dudakların kalınlaştırılması ya da inceltilmesi yüz estetiği üzerine çok pozitif katkılarda bulunur ve kişinin kendisini çok daha iyi hissetmesini sağlar.

     




    BACAK ESTETİĞİ

    Bacaklarımız yalnızca vücudumuzla taşımakla ve motor fonksiyonu yapmakla kalmaz aynı zamanda görsel olarak da çok önemlidir birçok insan için. Özellikle kadınlar için çok daha önemlidir bacaklarının fiziksel görünümleri.

    Bundan önceki yazımızda bacak inceliğinden ve bu durumun bir çok insan için ne kadar rahatsız edici bir durum olduğundan ve bu durumun tedavisinden yani bacak kalınlaştırma işleminden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise tam tersine kalın olan bacakların insanlar için bazen ne kadar rahatsız edici olabildiğinden ve bu tür problemlere sahip olanların tedavisinde neler yapılabildiğinden bahsedeceğiz.

    Bacakları oluşturan ana yapılar 2 adet uzun kemik ´ki bunlar yukarıda diz eklemini oluşturur ve aşağıda ise ayak bileği eklemidir´, bacak kasları, damarlar, sinirler, kirişler, yağ ve bağ dokusu ve hepsinin üzerini örten deri dokusudur. Bacakların vücuda ya da uyluğa göre orantısal olarak kalın olması genelde kişileri rahatsız eder. Genel olarak yukarıda saydığımız dokulardan yağ dokusu fazlalığı bacakların daha kalın olmasının ve görünmesinin ana nedenidir. Elbette ki bazı doğuştan hastalıklar ya da sonradan ortaya çıkabilen bazı hastalıklar nedeniyle yağ dokusu dışındaki dokularda meydana gelen artışlar nedeniylede bacaklar normalden kalın gözükebilirler. Damarsal yapılardaki büyümeler, Lenf yolları gelişim bozukluklarına bağlı lenfödem denilen durumlar, hormonal nedenlerle durdurulamayan bacak büyüme ve kalınlaşmaları vs bugünkü konumuzun tamamen dışında olup, bütün bu ve buna benzer durumların tedavisi tamamen farklıdır.

    Burada bahsedilen konu ise daha çok yapısal ve genetik nedenlerle ya da normalden fazla kilo alma ve sonrasında verememe nedeniyle ortaya çıkan bacak vücut ve bacak uyluk orantısızlıklarıdır. Bacaklarının kalın olduğunu, diyet yapmasına yada çok yoğun egzersizler yapmış olmasına rağmen bu kalın görüntüyü düzeltemediğini düşünen bir çok insan vardır. Bu konuda kadınlar erkeklere göre daha hassastırlar.

    Kadınlar genellikle bacaklarının normalden kalın olması nedeniyle etek giyemediklerini, kıyafet seçiminde zorlandıklarını vs ifade ederler ve durumun kendilerini psikolojik yönden olumsuz etkilediğini belirtirler. Bacaklarındaki bu kalınlık fonksiyonel yönden hiçbir problem oluşturmamasına rağmen problem estetik bir problemdir ve bu bölgede yapılacak bir müdahale ile çoğu zaman problemin çözümü mümkün olabilmektedir.

    Bacakların inceltilebilmesi ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi mümkün müdür?

    Bacakların vücut ile orantılı ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi için yapılabilecek işlemler 2 ana gruba ayrılabilir.

    1- Cerrahi dışı yöntemlerle bacakların inceltilmesi.

    Diyet, egzersiz, bazı özel cihazlarla yapılan masajlar ve benzeri yöntemlerle bazı durumlarda bacakların görünümünün düzeltilebilmesi mümkün olabilir. Bu durum sınırlı sayıda kimsede yararlı olabilir.

    2- Cerrahi yöntemlerle bacakların inceltilmesi.

    Yukarıda sayılan yöntemlerle bacakların yeterince inceltilemediği durumlarda ki çoğu zaman bu yöntemlerle başarılım olabilmek mümkün olmaz, yapılması gereken şey cerrahi müdahaledir. Cerrahi müdahalede ise yapılan işlem Liposakşın işlemidir. Bu işlemde bacakta kalınlığın esas sebebi olan deri altı yağ dokuları özel cihazlar yardımıyla boşaltılarak bacak inceltilmeye çalışılır.

    Sonuç : Bacaklarının kalınlığından şikayet eden ve rahatsız olan kimseler mutlaka bu konuda bir Plastik Cerrahi uzmanına müracat etmeli ve eğer gerekli ise ve gerçek endikasyonu varsa yapılacak bir müdahaleden yarar görecektir. Tabiî ki bir operasyona karar vermeden önce en ince ayrıntısına kadar doktoru ile konuşmalı ve ikna olmalıdır.




    KOL ESTETİĞİ (Brachioplasty)

    Estetik Plastik Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside kol bölgesinin estetik problemleridir. Kol bölgesinde estetik problemleri dendiğinde akla en sıklıkla gelen ve en bilinenler yaşın ilerlemesi ve kilo alıp vermelerle ortaya çıkan cilt ve yağ fazlalıklarıdır.

    Bir çok insan özellikle yukarıda saydığımız nedenlerle kollarında sarkmalar, cilt fazlalıkları yada aşırı yağlanma nedeniyle estetik cerrahi uzmanlarına müracat ederler. Bu tür probleme sahip olan kimseler genellikle kıyafet seçiminde zorlandıklarını, yada istediği kıyafeti giyemediklerini, vücutlarının diğer kısımları ile bir orantısızlık hissettiklerini, kollarının genel olarak görünümlerinden de rahatsızlık duyduklarını ifade ederler.

    Bu durum hem kadınlar ve hem de erkekler için önemli bir estetik problemdir.

    Kol estetiği dendiğinde yukarıdaki saydığımız değişiklikler dirsek ile omuz arasındaki kol bölgesini içerir.

    Bu bölgedeki sarkmalar yada yağ fazlalıkları cerrahi yöntemlerle düzeltilebilir problemlerdir. Problemin şiddetine ve şekline göre yapılacak tedavi yönteminde de farklılıklar olabilir.

    Kol bölgesinde sarkmalar yada yağ fazlalıkları durumunda en sıklıkla kullanılan yöntemler cerrahi olarak fazlalıkların çıkarılmasını içeren brakiplasti ve cerrahi olarak herhangi bir doku çıkarılmasını gerektirmeyen ve yalnızca fazla olan yağ dokularının vakumla boşaltılmasını sağlayan liposakşın yöntemidir.

    Bu yöntemler bazen birlikte kombine de kullanılabilir.

    Hangi yöntemin tercih edileceğine estetik cerrah ve müracat eden kimse birlikte karar verir. Eğer kol derisinde belirgin gevşeklik ve sarkıklık var ise yapılacak işlem sarkan dokuların uygun bir planlama ve cerrahi yöntemle ortadan kaldırılmasıdır.

    Eğer cilt yada doku sarkması yok fakat normalden ve olması gerekenden fazla bir yağ doku fazlalığı varsa yapılacak işlem liposakşın denilen yöntemle o bölgedeki fazlalıkların ortadan kaldırılmasıdır.

    Aslında sonuç olarak her iki yöntemde bir ameliyat yöntemi olup her birinin diğerine üstünlük yada dezavantajları vardır. Bu yöntemlerin her birinin diğerine göre en bariz üstünlük ya da dezavantajı ameliyat sonrası ortaya çıkan ameliyat izleridir.

    Sarkmalar yada gevşekliklerin fazla olduğu durumlarda bu dokuların ortadan kaldırılması için mutlaka fazlalıkların kesilerek ortadan kaldırılması gerekir. Kesilen yerler mutlaka izle iyileşecektir. Estetik Cerrah ortaya çıkacak olan izlerin çok fazla dikkat çekmemesi ve görünürlüğünü azaltmak için izin kolun iç kısmında kalacak şekilde planlamasını yapar. Ama her halükarda iz olacaktır. Ortaya çıkan iz bazı kimselerde çok az ve ince olmasına rağmen bazı kimselerde bir miktar bariz ve rahatsız edici olabilir. Oluşacak olan izin şiddetini belirleyen şey problemin şiddeti ve kişisel farklıklardır. İz bu yöntemin en önemli handikabı olmasına rağmen kolun ameliyat sonrası aldığı şekil oldukça iyi olacaktır. Ameliyatı yapan plastik cerrahi uzmanı ortaya çıkacak olan izi gizleyerek fark edilirliğini azaltmak için en uygun tekniği seçecek ve planlamayı ona göre yapacaktır.

    Deri sarkmasının fazla olmadığı ve sorunun daha ziyade yağ fazlalığı olduğu durumlarda ise liposakşın yöntemiyle fazla yağların boşaltılması en makul yol olacaktır. Burada herhangi bir ameliyat izi olamayıp yalnızca ince kanüllerin girmesi için 3- 4 mm lik delikler açılır ve işlem buradan yapılır. Bu yöntem sırasında ortaya çıkan çok küçük izler ameliyat izi olarak kabul edilmez çünkü hem çok küçük ve hemde gizlenebilirdir..

    Bu ameliyatların hangi tür anestezi ve nerede yapılacağı sorusu akla gelebilir. Kol estetiği amacıyla cerrahi müdahale yada liposakşın işlemleri mutlaka ameliyatane ortamında yapılmalıdır. Anestezi olarak aksiler anestezi yani koltuk altından ve yalnızca kolun uyuşturularak yapıldığı anestezi türü yada genel anestezi tercih edilebilir.

    Hangi anestezinin tercih edileceğini doktorun deneyim ve tecrübeleri ile hastanın istekleri belirler.




    ÇENE ESTETİĞİ

    Çene yüz üzerinde en önemli anatomik yapılardan olup alt ve üst çene olmak üzere 2 komponenti vardır. Üst çeneyi oluşturan temel yapı maksilla denen kemik iskelet olup bunun dışında mukoza, deri, kas yağ ve bağ dokuları iskeleti saran yumuşak doku yapılarıdır. Alt çeneyi oluşturan temel iskelet yapısı ise mandibula adı verilen sağlam kemik yapıdır ve 2 adet eklem ile kafatasına bağlantı sağlar. Yine bununda etrafını yukarıda olduğu gibi yumuşak dokular sarar.

    Alt ve üst çeneyi oluşturan dokuların gelişimi aşamasında ortaya çıkan eksiklikler ya da fazlalıklar nedeniyle çenelerde şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Çenenin asıl fonksiyonu çiğneme ve beslenme fonksiyonu olmasına rağmen estetik yönden de son derece önemlidir. Alt ve üst çene içerdiği dişler ve bunların birbirleri ile ilişkisi yönünden de son derece önemlidir. Çenenin yapısında meydana gelen bozukluklar üzerindeki diş dizilimini de olumsuz etkileyerek dişlerin görünümünde bozuk olmasına yol açar.

    Çene kemiklerinin anormal gelişimlerinden kaynaklanan problemler ortognatik cerrahi ya da çene cerrahisi veya maksillofasiyal cerrahi olarak adlandırılan ve Plastik cerrahinin de ana konularından biri olan problemlerdir. Bu gibi durumlarda Plastik Cerrahinin başkanlığında diş hekimliği ve ortodonti işbirliği ile gerekli hazırlıklar ve müdahaleler yapılır.

    Çok farklı ameliyat yöntemleri ile daha önceden ortodonti uzmanlarınca incelemeleri ve hesaplamaları yapılan çene problemlerinde düzeltmeler sağlanır. Hem fonksiyonel yönden çenenin düzeltilmesi sağlanmış olur ve hem de estetik yönden daha uyumlu ve güzel bir yüz elde edilmiş olur.

    Bazen de temel olarak alt ve üst çenede çok önemli bir bozukluk olmamasına rağmen yalnızca alt çenede mevcut olan küçüklük yada büyüklük nedeniyle estetik sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda sadece alt çenede yapılacak cerrahi müdahalelerle diş dizilimini de değiştirmeden alt yüz bölgesinin görünümünde çok önemli düzelmeler sağlar. Alt çenede yapılan küçük cerrahi müdahalelerle elde edilen sonuç yalnızca genel yüz görünümünü düzeltmekle kalmaz aynı zamanda boyun yüz ilişkisini de düzeltir. Boyun çene açısını derinleştirir yada ihtiyaca göre daraltır.

    Çenenin küçültülmesi yalnızca alt çene kemiğine yapılan cerrahi müdahalelerle mümkündür. Yapılacak cerrahi müdahaleler genel anestezi altında yada sedasyon altında lokal anestezi ile yapılabilir. Makrogeni olarak da adlandırılan çenenin büyük olduğu durumların tedavisi yalnızca cerrahi yöntemlerle mümkündür. Cerrahi işlemler deneyimli Plastik Cerrahi uzmanlarınca yapılığı takdirde yok denecek kadar azdır.

    Çene küçüklüğü yada Mikrogeni düzeltme işlemi ise kemikte herhangi bir işlem yapmadan üzerine konulan çene protezleri ile yapılabilir yada çeşitli dolgu malzemeleri kullanılarak yumuşak doku büyültmesi volüm artırılması sağlanabilir.

    Çene üzerinde yapılan bu işlemlerle estetik görünüm düzeltilir ve yüz bölgesinde bulunan anatomik yapıların birbirleri ile ilişkisi daha uyumlu hale getirilir.




     LAZER İLE HEMANJİOM

    Hemanjiomlar çoğunlukla doğuştan olmasına rağmen bazen de hayatın başka bir safhasında ortaya çıkan içerisi damarsal yapılar ile dolu kitlelerdir.

    Doğuştan damarsal kitlelerin adlandırılması yada sınıflandırılması farklı şeklilerde olmasına rağmen okuyucuların kafalarının karışmaması amacıyla hepsine birden hemenjiom demeyi daha uygun buldum.

    Hemanjiomlar vücudun hemen her bölgesinde ve hatta iç organlarımızın içinde bile bulunabilmesine rağmen çoğunlukla baş ve boyun bölgesinde karşımıza çıkarlar.

    Bu lezyonlar çoğunlukla kırmızı renkli ve deriden kabarık şişlikler şeklinde karşımıza çıkabilmesine rağmen bazen deri ile aynı seviyede yada farklı renk ve yapılar şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir.

    Özellikle doğum aşamasında karşımıza çıkan yada doğumdan sonraki günler yada haftalar içerisinde karşımıza çıkan hemenjiom yani kırmızı kitleler zaman zaman bebeklerin yada çocukların görünümlerini bozmaları yanında onların yeme içme, görme, nefes alma, işitme gibi fonksiyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilirler.

    Bazen de hiçbir fiziksel rahatsızlığa yol açmamalarına rağmen yalnızca görünümleri nedeniyle estetik açıdan bu çocukları yada onların ailelerini rahatsız edebilirler.

    Hemanjiomlar şişlikleri, yada kırmızı şarap lekesi olarak da adlandırılan düz hemenjiom lekeleri lazer tedavisinden oldukça yarar gören problemlerdir.

    Özellikle;

    Pulsed Dye Lazerler,

    Nd Yag Lazerler,

    Bu problemlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    Tedavi seanslar şeklinde yapılmaktadır,

    Ortalama ayda 1 kez olmak üzere 5-10 seans lazer uygulaması tatmin edici sonuç almak için gerekli olmaktadır.

    Lazere başarılı cevap verme konusunda uygulanan lazer ve uygulayan plastik cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanının deneyimi yanında hastanın sahip olduğu bu hemenjiom dokusunun histolojik yani yapısal özellikleri de etkili olmaktadır.

    Sonuç;

    Hemanjiom nedeniyle tedavi araştıran kimselerin bilmesi gereken şeylerden biriside bu problemlerin tedavisinde lazerlerinde oldukça yararlı olduklarıdır.

    Özellikle seçilmiş olgularda kullanıldıklarında diğer hiçbir tedavi yöntemi ile elde edilemeyecek başarılı ve yüz güldürücü sonuçlar elde edilecektir.

    Elbette ki çok daha ayrıntılı bilgiler hekim ile direkt görüşmede hekim tarafından hastaya yada ailesine verilmesi gerekir.




    LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA

    LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA

     Lazerlerin plastik cerrahide kullanım amaçlarından biriside özellikle cilt üzerinde bulunan iyi huylu kitlelerin çıkartılmasıdır. Bir çok insanın vücudunun farklı yerlerinde çoğunlukla hayatın ileri aşamalarında ortaya çıkan iyi huylu küçük cilt kitleleri mevcuttur. Farklı özelliklere ve görünümlere sahip olan bu lezyon yada kitleler çoğu zaman hiçbir problem yaratmadan kişi ile birlikte mezara kadar gider. Ancak zaman zaman bu kitleler özellikle estetik anlamda rahatsızlık yaratırlar.
    Halk arasında da polip yada et beni, veya benler olarak adlandırılan bu kitleler rahatsızlık kaynağı olduklarında mutlaka çıkarılmaları gerekir. Bu tür problemlerin cerrahi olarak çıkarılmaları her zaman mümkün olmasına rağmen özellikle yüz bölgesinde olanlar veya vücudun diğer bölgelerinde olan ve fazla sayıda olan bu kitlelerin cerrahi ile değil de lazer ile çıkarılmaları hem daha pratik ve hem de iz yönünden daha avantajlı olmaktadır.
     
    Lazer ile çıkarılan iyi huylu kitlelerin çıkarılması sonrasında ortaya çıkan yara izleri yani skar dokusu cerrahi olarak çıkarılanlar ile kıyaslandığında çok daha azdır ve hatta bazen iz hemen hemen hiç oluşmaz. Lazer ile kitle çıkarılması işlemi çoğu zaman anestezi uygulaması gerektirmeden yapılmasına rağmen bazen de çok hafif bir lokal anestezi gerekli olabilir, Bu amaçla kullanılan lazerler, CO2 lazerler, Erb Yag Lazerlerdir. Sonuç;
     
     Lazer tedavisi ile vücudundaki herhangi bir kitleden kurtulmak isteyen bir kimse mutlaka bir plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanı tarafından uygulama öncesi dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu kitlenin iyi huylu bir kitle olduğuna ve bir kötü huy karakteri taşımadığına kesin kanaat getirdikten sonra deneyimli plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanınca lazer uygulaması ile kitle çıkarılmalıdır.
     
    Bu uygulama klasik cerrahi uygulama ile kıyaslandığında son derece basit bir uygulama olup, Uygulama sonrası ortaya çıkan iz ise kıyaslanamayacak kadar az yada hiç fark edilemeyecek kadar sınırlıdır.
     
    Lazer Epilasyon fiyatlarımızı öğrenmek için  444 1 326 nolu telefonu arayabilir. info@fbmestetik.com adresine mail gönderebilirsiniz.



    fue yöntemi ile saç ekimi Saç ekimi çok uzun zamandır bilinen ve uygulanan bir yöntemdir ve saçsızlığın yani kelliğin tedavisinde sonuçları en kesin olan yöntemdir. Çeşitli ilaçları, merhemleri, spreyleri, kozmetikleri ya da şampuanları kullanarak saçsızlığa ya da kelliğe kalıcı çözüm henüz mümkün değil. Bu konularda yapılan bilimsel çalışmalardan ümit verici sonuçlar elde edildiğinde mutlaka Plastik Cerrahi uygulamaları arasındaki yerini alacaktır.

    Biraz öncede bahsettiğimiz gibi günümüzde kelliğin en etkili ve kesin tedavi yöntemi saç ekimi olarak bilinen yöntemdir. Bu yöntem 1940’lı yıllardan beri bu amaçla kullanılmasına rağmen özellikle son 15 yıldan beri çok daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. İlk uygulanmaya başlandığı yıllardan günümüze bir çok farklı saç nakli yöntemi uygulanmış olmasına rağmen günümüzde en fazla kullanılan 2 yöntem mevcuttur.

    1- Mikrograft Megassion yöntemiyle saç nakli,

    2- FUE yöntemiyle saç nakli,

    Her iki yöntemde de kişinin kendisine ait olan saç kullanılmakta, genellikle ense kısmından yada başın saçlı olan yan kısımlarından elde edilen saç dokusu kökü ile birlikte çıkarılarak saçsız yada kel olan bölgeye nakledilmekte yani ekilmektedir.

    Mikrogreft megasession yönteminde başın saçlı kısmından şerit şeklinde çıkarılan saçlı doku daha sonra birli, ikili, üçlü yada dörtlü saç kümelerine kökleri ile birlikte ayrılmakta ve saçsız olan bölgelere nakledilmektedir. Bu yöntemde nakledilen ve graft denilen saç dokusu sayısı en az 1000 en fazla 3000 civarında olup ortalama 1500 civarındadır. Bu sayının kaç adet saç anlamına geldiğini hesaplarsak her graft ortalama 1-4 saç içerdiği için 2000-5000 adet saç demektir. Ekilen yani kel alanın büyüklük yada küçüklüğüne göre sayı değişebilir.

    FUE yöntemi günümüzde özellikle ülkemizde daha fazla tercih edilmektedir. Bunun nedenleri arasında tekniğin reklamının medyada çok fazla yapılması, Bu konuda televizyonlarda ve basında plastik cerrahi uzmanlarının da çok fazla aydınlatıcı kunuşmalar yapması sayılabilir. Tabiki farkedilebilir iz olmaması en önemli avantajıdır.FUE yöntemi de aslında çok eskiden beri bilinen ve uygulanan bir yöntemdir. Bu yöntemde ise ekilecek saç, özellikle ve en sıklıkla baş saçlı derisinden başın kel olmayan bölgelerinden alınmaktadır. nadiren vücudun sırt, göğüs gibi kıllı olabilen diğer bölgelerinden elde edilebilmektedir. Bu yöntemde şerit şeklinde bir saç çıkarma yoktur ve saçlar tek tek yada 2 veya 3 saç kökünü birden içerecek şekilde gruplar halinde özel mikromotorlu sistemler kullanılarak çıkarılır. Bu aletlerin çapı çok küçük olduğu için yalnızca çok küçük miktarda dokuyu beraberinde çıkarır ve çıkarılan saçın yerine dikiş atmak gerekmez. Dolayısıyla bu yöntemde çizgi şeklinde ameliyat izi yoktur. Bu yöntemde ameliyat izi yoktur.
    Bir plastik cerrahi uzmanının başkanlığında deneyimli bir ekip tarafından yapıldığında sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. Tabiki daha ayrıntılı görüşme saç nakli işlemini yapacak olan plastik cerrahi uzmanı ile görüşme sırasında elde edilebilecektir. 
    FUE yönteminin üstünlüklerini sayarken şerit şeklinde ameliyat izi oluşturmaması, yalnızca baş saçlı derisinden değil vücudun kıllı olan diğer bölgelerinden de saç nakline izin vermesi sayılabilir.



    DOLGU Birçok insan yüzünde, boynunda, bacaklarında, elinde ya da başka bir vücut bölgesinde var olan derin çizgilerden, inceliklerden yada zayıflıklardan şikayetçi olabilmekte ve tedavi konusunda arayışa girebilmektedir. Geçmişte ve günümüzde bu tür şikayetlerin tedavisinde kısaca ‘’dolgu’’ olarak adlandırılan tıbbi malzemeler kullanılmış ve halende kullanılmaktadır

    Estetik Plastik Cerrahinin ilgi alanlarından biriside özellikle yüz bölgesi başta olmak üzere boyun ve el gibi bölgelerde oluşmuş olan derin çizgilerin, doku gevşekliklerinin, çukurluklarının incelik ve zayıflıkların ya da doku eksikliklerinin tedavisinde, yumuşak dokulardaki eksikliği gidermek için kullanılan ve dolgu malzemeleri olarak adlandırılan malzemelerin kullanılmasıdır. Doğuştan yada sonradan ortaya çıkan bazı doku eksiklikleri veya yaşlılık, mimiklerin aşırı kullanılması gibi nedenlerle ortaya çıkan derin çizgilerin tedavisi amacıyla kullanılan yöntemlerden biridir dolgu kullanımı.

    Dolgu malzemeleri olarak adlandırdığımız bu malzemeler elde edildikleri kaynaklara göre farklı sınıflandırılırlar ve her birinin diğerlerine bazı avantaj yada dezavantajları olabilir.

    1- Kişilerin kendi vücudundan elde edilen dolgu malzemeleri: en bilineni yağ dokusudur. Kişinin kendi vücudundan yağ dokusu çıkarılır ve eksik olan başka bölgelere injekte edilir. Yağ dokusu dışında diğer yumuşak dokulardan da dolgu amaçlı faydalanılır ve doku kokteyli olarak da adlandırılan doku karışımları sıklıkla kullanılmaktadır.

    2- Hayvansal orijinli dolgu malzemeleri: Hayvanların yumuşak dokularından elde edilir. Kullanmadan önce allerji ihtimalini engellemek için test uygulaması gereklidir.

    3- İleri teknoloji laboratuar ortamında hazırlanmış dolgu malzemeleri. Bunlar belirttiğimiz gibi ileri teknoloji ortamında üretilmiş ve vücutla tamamen uyumlu malzemelerdir. Kimyasal düzeyde ve içerik anlamında birbirinden farklı çok sayıda ticari ürün mevcuttur.

    Ana hatlarıyla bu şekilde sınıflandırılan yumuşak doku tamamlama ürünleri yani dolgu malzemelerinin bir çok alt tipleri vardır. Bunlar aynı zamanda uygulandıkları bölgede kalma sürelerine göre geçici yada kalıcı dolgu malzemeleri olarak ta sınıflandırılırlar.

    Bazı dolgu malzemeleri uygulandıktan sonra kısa süre içerisinde etkisini kaybederler. Bazı dolgu malzemeleri ise uygulandıktan sonra birkaç ay daha etkisini sürdürürler ve ondan sonra vücut tarafından etkisizleştirirler. Yine bazı dolgu malzemeleri vardır ki kalıcıdırlar ve uygulandıkları şekilde kalırlar.

    Kişilerin kendisinden alınan yağ dokusu yada doku kokteyli olarak kullanılan diğer yumuşak dokuların önemli bir kısmı uygulandıkları bölgede vücut tarafından eritilirler. Bu erime ya da azalma oranı kişilere, uygulanan bölgelere ve uygulama tekniğine ve miktarına göre farklılıklar gösterebilir. Bu sebeple bu tür uygulama yapılan kişilerde kesin sonuç almak için uygulamaların tekrarlanması gerekir.

    Hayvansal orijinli dolgu malzemeleri günümüzde çok daha az tercih edilmektedir.

    En sık kullanılan dolgu malzemeleri ileri teknoloji laboratuar ortamında hazırlanmış ve vücut kimyası ile uyumlu dolgu malzemeleri ve kişinin kendisinde hazırlanan yağ dokusu gibi dolgu malzemeleridir.

    Yüzünde derin bir kırışıklık ya da çizgi, yine yanaklarında zayıflık ya da çöküklük, dudaklarında belirgin incelik, ellerinde kırışıklık ve deri altı yağ doku yetmezliği, bacaklarında incelik ve benzeri şikayeti olan kimselerde başvurulan tedavi yöntemlerinden birisi dolgu malzemeleri ile deri altı boşlukların doldurulmasıdır. Hangi bölgede hangi tür dolgu malzemesinin kullanılması gerektiğine Plastik Cerrahi ya da Dermatoloji uzmanı hastasıyla birlikte onunda beklentilerini dikkate alarak verecektir.



    KARBOKSİTERAPİKARBOKSİTERAPİ İLE ZAYIFLAMA VE VÜCUT ŞEKİLLENDİRME MÜMKÜNMÜDÜR?

    Karboksiterapi uzun yıllardan beri bazı Avrupa ülkeleri doktorlarınca çeşitli amaçlarca kullanılmış ve özellikle son yıllarda da kozmetik amaçlı kullanılmaya başlanmış bir tekniktir.Biz bu yazıda karbondioksit gazının başka amaçlarla kullanımından ziyade onun estetik ve kozmetik amaçlı kullanımından bahsedeceğiz.
    Bu teknikte yapılan işlem karbondioksit gazının özel ve basınçlı bazı aletler yardımıyla vücudun özellikle normalden fazla yağlı ve çıkıntılı bombeli olan bölgelerine injekte edilmesidir. Bu karbondioksit gazının özellikle vücudun yağlı bölgelerindeki yağ dokusu içerisine ve deri altına injekte edilmesi sonrasında o bölgedeki yağların eritilmesine katkı yaptığına ve yine aynı zamanda o bölgeye olan lokal kan akımında artışa yol açarak bölgenin şekillenmesine kakı sağladığına inanılmaktadır.
    Özellikle kadınlarda daha fazla olmak üzere vücudun orantısız kilo alması ve yağlanma estetik konturları bozmakta vücudun çekiciliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Yine aynı şekilde kıyafet seçiminde de bazı zorluklara yol açabilmektedirler. Bu ve buna benzer sorunların çözümü amacıyla yüzyıllardır arayışlar süregelmiş ve halende arayışlar devam emektedir. Günümüzde bu amaçla kullanılan en etkili ve sonuçları en iyi yöntem liposuction yani yağların özel vakumlu cihazlar yardımıyla boşaltılmasıdır. Bu yöntem en etkili ve sonuçları en garantili yöntem olmasına rağmen ve diğer cerrahi yöntemlerle karşılaştırıldığında riski yok denecek kadar az olmasına rağmen karboksiterapi vb yöntemlere kıyasla bir miktarda pahalı bir yöntem olması nedeniyle bazı kimseler cerrahi olmayan yöntemleri tercih etmektedirler.
    Çeşitli nenlerden dolayı liposuction yaptıramayan kimselerde,alternatif zayıflama ve bölgesel incelme başta karboksiterapi yöntemi olmak üzere diğer bazı yöntemlerle elde edilmeye çalışılmaktadır. Bu tür şikayetleri olan kimselerde mutlaka bir Plastik Cerrahi yada Dermatoloji uzmanınca değerlendirme yapıldıktan sonra eğer herhangi bir engelleyici durum söz konusu değilse karboksiterapi işlemi önerilebilir ve yapılabilir.
    Bu teknikte yapılan işlem yazının başında ifade ettiğimiz gibi özel cihazlar yardımıyla karbondioksit gazının deri altına ve yağ dokusu içerisine injekte edilmesidir. Bu işeme başlamadan önce kişi muayene edilir problemler teşhis ve tespit edilir. Uygulama bölgeleri belirlenir ve gerekli ölçümler yapıldıktan sonra hastanın laboratuar değerleri gözden geçirilir. Her şey normal olarak bulunur ve kişinin motivasyonuda iyi ise tedaviye başlanabilir. Karboksiterapi işlemi sırasında çok ince özel iğneler yardımıyla karbondioksit gazı verilir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte işlem çok ağrılı değildir ve genellikle kişiler tarafından kolay tolere edilir. İşlem uygulanacak bölgenin genişliğine göre birkaç dakika ile 1 saat arasında değişebilir. En sık karşılaşılan problem injeksiyon işlemi sırasında kılcal damarlara rastlama sonucu geçici morlukların oluşmasıdır. Bu tedavi yönteminde tatmin edici sonuçlar almak için tedavinin en az 10 seans civarında olması gerektiği kabul edilir. Genellikle 10-20 seans arasında uygulanmaktadır ve haftada 2 seans şeklinde uygulanabilir. Bu tedavi yönteminin etkinliği konusunda bilimsel literatürde bazı çalışmalar mevcuttur.
    Bu yöntem kendi başına ve diğer yöntemlerle kombine edilmeden de kullanılabildiği gibi mezoterapi, pressoterapi vb yöntemlerle de kombine edilebilmekte ve böylece etkinliğin dahada artırılabildiğine inanlmaktadır.
    Liposuction benzeri bir yöntem ile vücut şekillendirme ve bölgesel zayıflama düşünmeyen kimselerde bu yönteme alternatif karboksiterapi yöntemi önerilebilir. Bu uygulamayı yaptırmayı düşünenlerin uygulama öncesi Plastik Cerrahi uzmanı yada Dermatoloji Uzmanınca ayrıntılı bir şekilde yöntem ve sonuçları hakkında bilgilendirilmeleri gerekmektedir.



    ESTETİK AMELİYAT GÜNAHMIDIR?

    Biz estetik cerrahlara sorulan sorulardan biridir.
    ‘’Hocam sizler mutlaka araştırmışsınızdır. Estetik ameliyat olmak istiyorum ama diğer yandan da günah mıdır diye endişe ediyorum. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz’’
    Yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum.
    22 yaşında genç bayan estetik amaçlı burun ameliyatı olmak amacıyla bana geldiğini ifade ettikten sonra ilave etti. ‘’dr bey bu ameliyatı olmayı çok istiyorum ama diğer taraftan da Allah’ın verdiği bir organımı değiştiriyor muyum diye bir psikolojik sıkıntı içindeyim’’
    Belki de bu hastanın bizden beklediği, bu kararı verme konusunda bizim ortaya koyacağımız yorum.
    Yani bizden belki de şunu bekliyor.
    ‘’Merak etmeyin bu ameliyatı yaptırmak günah değil’’
    Bizler doktoruz.
    Estetik Cerrahız.
    Yaptığımız iş özellikle estetik amaçlı işlemlerde fiziksel anlamda değişiklik oluşturmak. Yani burun estetiği yapıyorsak mevcut burundan daha güzel bir burun yapmak.
    Yada kulak estetiği yapıyorsak görünüm olarak daha az dikkat çeken normale daha yakın bir kulak oluşturmak.
    Yada meme ameliyatı yapıyorsak gerek büyüklük ve gerekse şekil olarak kişinin beğeneceği ölçülerde bir göğüs oluşturmak.
    Bizim amacımız bu.
    Elbette ki estetik ameliyatların insan bedeninde oluşturduğu değişikliklerin o kimse için bir psikolojik, sosyolojik, dini karşılığı olabilir.
    Ameliyatı olan kişinin ruhsal yapısı üzerinde olumlu yada olumsuz etkisi, aile ve sosyal yaşantısı üzerine bir etkisi olacaktır.
    Biz estetik plastik cerrahlar bu etkiler olumlu olsun diye bu ameliyatları yaparız ama bazen de beklenenin tersi bir durumda ortaya çıkabilir.
    Televizyonlarda mutlaka izlemişizdir.
     ‘’bir estetik ameliyat oldum hayatım kaydı’’ ‘’Yağlarımı aldırdım vücudum deforme oldu’’ vs.
    Estetik ameliyatların insan psikolojisi vs üzerine etkileri olduğu gibi, insanların dini inançlarının da onların estetik ameliyat olma konusundaki dürtüleri üzerinde kuvvetli etkileri vardır.
    Gerçekten düzeltilebilir bir fiziksel kusuru olmasına ve kendisinin de bu durumdan çok rahatsız olmasına rağmen ‘’estetik olmak günah mıdır’’ sorusu ile estetikten uzak duran çok sayıda insan vardır toplumda.
    Sanılmasın ki bu kaygılar yalnızca bizim toplumumuzda var.
    Aynı kaygı Amerika Birleşik Devletlerinde de var. Fransada da var. Afganistanda da var. Sadece bir dinden de kaynaklanmıyor bu kaygı.
    Müslümanlıkta, Hıristiyanlıkta yada Yahudilikte.
    Farklı ülkelerde bulundum.
    Estetik Cerrah olduğum anlaşıldığında zaman zaman konu bu noktaya gelmiştir.
    ‘’Estetik ameliyat günah mıdır’’ anlamında konular hep tartışılmıştır.
     Bu konuda benim ne düşündüğüm sorulmuştur.
    Tıpkı yazının başında bahsettiğim bir hastamın bana sorduğu gibi.
    Bu konuda benim ne düşündüğümü bir sonraki yazıda ifade etmek istiyorum.




    ESTETİK KAYGILARIN BİR KISMI PSİKOLOJİK MİDİR?

     

     

    Estetik kaygı nedir?

    Bir kimsenin herhangi bir vücut bölgesini kısmen ya da tamamen benimseyememesidir.

    Başka şekillerde de tarif edilebilir.

    Kadın ya da erkek bir kimsenin bir görünür organını beğenmemesidir?

    Mesela 18 yaşındaki genç bir kızın burnunun büyük olduğunu düşünmesidir.

    Orta yaşlı bir bayanın kaşlarının düşük olduğunu düşünmesi,

    54 yaşındaki bir beyefendinin artık eskisi kadar yakışıklı olmadığı gibi bir yargıya varması estetik kaygıdır.

    Her yaştan ya da cinsten bireyin yüzündeki güneş lekelerinden rahatsızlık duyması,

    Zamana bağlı ya da mimiklerin fazla kullanımına bağlı kaz ayakları ya da yüz kırışıklıklarından şikâyetçi olması bir estetik kaygıdır.

    Yüzün yaşlanması, sarkması kişiyi rahatsız ediyorsa bu bir estetik kaygıdır.

    Göbeklenme, yağlanma, orantısız yağ dağılımı, kadın ya da erkek için bir dert olarak algılanıyorsa,

    Doğumlar sonrası bir bayanda karın ya da göğüslerde ortaya çıkan değişiklikler, çatlaklar ya da sarkmalar sorun olarak kabul ediliyorsa,

    Bunların hepsi estetik kaygıdır.

    Bu duruma yüzlerce farklı örnek verilebilir.

    Birçok erkek için saçların olmaması ciddi bir estetik kaygıdır.

    Bütün kaygılar gerçek cimidir?

    Bir kısmı psikolojik midir?

    Estetik kaygılar nedeniyle bize başvuran her erkek ya da bayanın fiziksel kusur algılamasında bir psikolojik boyut mutlaka vardır.

    Başka bir ifade ile bütün estetik kaygılar psikolojik sorun yaratır insanlarda.

    Ama bazen de öyle talepler ile karşılaşırız ki olay tamamen psikolojiktir.

    Burnunda hiçbir sorunu olmadığı halde burnunun estetik anlamda çok kusurlu olduğunu düşünen ve bu yüzden kendisini çirkin bulduğunu söyleyen kimseler gelir zaman zaman.

    Yada aslında güzel olduğunu ama eğer bazı estetik uygulamalar kendisine yapılırsa kusursuz olacağına inanan kadın hastalarımız olur bazen.

    Dudakları bizim kriterlerimize göre oldukça normal olmasına rağmen, daha kalın dudaklara sahip olmak için bize başvuran kimseler çok da nadir değildir.

    Örnekler çoğaltılabilir.

    Estetik cerrahlar zaman zaman öyle absurd talepler ile karşılaşırlar ki onlar bile bu talep karşısında şaşkınlığa uğrarlar.

    Örnek, bir genç kızın gelip kendisini güzel bulmadığını ve Japon kızları gibi çekik gözlü olmak istediğini ifade etmesi ve bunu estetik cerrahtan ciddi bir şekilde talep etmesi karşılaşılan bir olgudur.

    Estetik kaygı aslında herkes de vardır.

    Bir kadın ya da erkek de estetik kaygının olması değil olmaması patolojiktir aslında.

    Psikoloji bu olayın tam ortasındadır.

    Bütün estetik kaygılar psikolojiktir de.

    Estetik ile psikoloji arasında çok hassas bir denge ve çizgi vardır.

    Bunlar birbiri ile iç içedir ama orantısal değildir.

    Yani bir kimsenin estetik kusurunun şiddeti ile psikolojik etkilenimi paralel değildir.

    Çok az bir estetik sorunu olan bir kimsenin psikolojik etkilenimi düşünüldüğünden çok fazla olabilir.

    Aslında estetik kaygıların bir kısmı değil tamamı psikolojiktir ama bu psikolojik soruna yaklaşım nasıl olacak sorusu bazen zor bir sorudur.

    Soruna yaklaşım aslında 4 şekilde olabilir.

    1- Telkinle,

    2- İlaçla,

    3-Neşter ile

    4-Bunların kombinasyonu ile.

    Estetik kaygılara bir estetik cerrahın yaklaşımı ne olmalıdır.

    Bir sonraki yazıda devam edelim.




    Platelet Rich Plazma PRP UYGULAMALARI ve BİLLİNMESİ GEREKENLER


    PRP (PLATELET RİCH PLAZMA ) ZENGİNLEŞTİRLMİŞ PLAZMA TROMBOSİT TEDAVİSİ


     


               Modern tedavi tekniklerinin gelişmesiyle birlikte günümüzde Plazma tedavisiyle
    kırışan, yıpranan, sarkan cilt dokusu artık bu dokuyu genç ve nemli tutan kollajenlerin üretiminin tetiklenmesiyle yenilenebilir. Kişinin kendi kanından elde edilen plazma yüze ve vücuda nakil ediğinde kök hücreleri uyararak kırışıklıkların giderilmesinden, yaraların iyileşmesine ve saç dökülmesine kadar alternatif bir yöntem olarak kullanılır. Hiçbir alerji riski taşımayan bu tedavide kendi kanınızdan elde edilen zenginleştirilmiş trombosit süspansiyonu   uygulandığı sahada büyüme faktörlerini aktive ederek kök hücreleriyle yenilenip zamanı geriye döndürmek ve bebeksi cilde sahip olmak artık hayal olmaktan çıkmaktadır.Bu tedavinin  kök hücre tedavilerden farklı olarak en önemli özelliği hücrelerin klinik ortamlarda çoğaltılıp sonradan aktive edilmemesi ve kişinin kendi damarından alınan az miktardaki kanın elemanlarına  ayrılarak elde edilen plazmanın sorunlu  bölgeye  küçük miktarlarda yedirilerek uygulanması esasına dayanan yöntem kök hücreleri aktive ederek deride kollajen tabakayı uyararak cildin yenilenmesini sağlamasıdır. Son derece kolay uygulanan bu tedaviden hemen sonra günlük hayatınıza devam edebilirsiniz


           PRP Plazma tedavisi yönteminde, hastanın kendi kanı alınarak; 8-9 dakika  boyunca   1500-3000devir/dakika santrifüj edilir. Santrifüj sonucu, kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı, mezoterapi veya dolgu yöntemi ile cilde uygulanır. PRP yönteminde elde edilen bu plazma yoğun trombosit (pıhtı hücreleri) içerir.Burada ortalama 1 cc  plazmada  1 milyon trombosit bulunur. Ortamda bulunan lökositler (beyaz kan hücreleri) ve aktive olmuş pıhtı hücreleri, büyüme faktörleri salgılayıp kök hücrelerin aktive edilmesini sağlar. Böylece cildin dokusunda yenilenme meydana gelir. Bu yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve kesinlikle herhangi bir alerji riski taşımamasıdır


            Tedavi  süresi


    Ortalama 2 ile 4 haftalık aralıklarla yapılacak 2-4 arası tedavi seansı  önerilir. Elbette hastanın ihtiyacına göre seanslar değişiklik gösterebilir. Klasik tedavi;  3 ay boyunca ayda 1 kez uygulanmasıdır. Her uygulama 15-30 dakika sürer.İster dermaroller le cilde direk uygulanırken sac ekiminde ekim yapılan alana enjekte edilerek yada dolgu olarak hastadan alınan yağ ile beraber dolgu alanına yada diğer dolgu maddeleriyle beraber enjekte edilebilir.Burada aktive olmuş trombositler ve lökositler büyüme faktörlerinin salgılanmasını başlatarak kök hücrelerini bu bölgeye çeker ve  çoğalmalarını tetikler.O bölgede hücre yenilenmesi olur . Hastaya yapılan otojen doku nakilleri varsa(örn. Saç ekimi yağ enjeksiyonu kemiklerdeki deformitelerin doldurulması vb)  bu dokuların tutması daha sağlıklı hale gelir


    Tedavinin sürekliliği için yılda 1 kez tekrarlanabilir.


    PRP  uygulamasının en güzel yanlarından biride hastanın kendi kanından elde edildiği için  herhangi bir hastalık bulaşmaması, ve alerjik reaksiyonların görülmemesidir.


    .


            PRP’de lazer, ışık tedavisi, dolgu enjeksiyonu veya Botox uygulaması ile birleşmesi önerilebilinir mi?

     Hayır, eşzamanlı tedavi olarak uygulamak mümkündür. PRP uygulaması deri yenilenmesi sağlaması nedeniyle lazer veya ışık tedavisinden sonra yapılabilir. Bununla birlikte PRP ile dolgu veya Botox uygulamasının birleştirilmesine yönelik deneyim mevcut değildir. Uygulamanın dolgu uygulaması ile birleştirilmesi sakıncalı görülmemekle birlikte ; Botox  uygulaması ile birleştirilmesi önerilmez.



       Kontrendikasyonları
    :


    1- tip I diabet


    2- Lupus eritamatozis


    3- Hasimato tiroidi


    4-Spondilit gibi rahatsızlıklarda uygulanmamalıdır. tip II diabette uygulanabilir.



                 Nice sağlık mutluluk dolu günlerin sizlerle olması dileklerimle;


                                                                                           Dr    Dr.Suhan SUNGUR





    OZON TERAPİ

    Ozon Terapi

    1.     OZON NEDİR?
    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. Böylece bu iki çeşit molekülün yapıları birbirinden aşağıdaki gibi farklıdır:

    O3 oda sıcaklığında renksiz, karakteristik kokusu olan bir gazdır. (fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). İsmi Yunanca "koklamak" manasına gelen ozein’den gelir. Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein (1799-1868) tarafından 1840 yılında keşfedilmiştir. Zemin seviyelerine yakın yerlerde 10 milyon hava partikülü başına bir partikül O3 (= 0.1 ppm = 200 µ g/m³) konsantrasyonlarında duman şeklinde bulunur. 2000 metre yükseklikte, çok daha azalarak 0.03 - 0.04 ppm seviyelerine düşer.

    Çok güçlü okside etme ve çok etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, Dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde de mikrop öldürücü olarak kullanılır.

    2. OZON TERAPİ NEDİR?
    Tedavi amaçlı Ozon
    Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler.

    Özellikleri ve etkisi
    Medikal ozonun iyi bilinen bacterisid(bakteri öldürücü), fungicid (mantar öldürücü) ve virutic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.

    Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır, ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar.

    Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder.

    Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak , vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferon yada interleukin gibi önemli  adı özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara uygulanmasında özellikle çok başarılı sonuçların alınmasına yol açar.

    Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi oksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimleri aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.

    Endikasyonlar
    Seçici özellikleri sayesinde medikal ozon 6 temel alanda kullanılmaktadır :
    1. Dolaşım bozukluklarının tedavisi ve geriatride
    2. Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde hepatitler, uçuklar (herpes).
    3. Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda
    Enflamatuar barsak hastalıkları (kolit, Proktit vb)
    Yanıklar,  enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları
    4. Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak düşük dozlarda "majör otohemoterapi" formunda veya "minör otohemoterapi" olarak kullanılır.
    5.Diş Tedavilerinde diş çürüğünü önlemede özel  aplikatörüyle

    6.Anti-aging(yaşlanmayı önlemede)


    Uygulama Yöntemleri
    UYARI: Ozon gazının direkt solunması akciğerlerde tahrişe sebep olduğundan sakıncalıdır. Yapılan klinik çalışmalar ışığında 6 uygulama şeklinin geçerliliği  ön görülmüştür
    1.Majör otohemoterapi (Hastadan kolundan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşa bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemini aktive etmek için kullanılır.
    Bu uygulamada:, genelde 100 ml hastanın kanı alınır, ozon jeneratöründen tam olarak tesbit edilmiş belirli gamalardaki 100 cc ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya aynı yoldan geri verilir. Burada steril ozona dayanıklı sarf malzemesi ve vakumlu şişeler antibakteriyel filtreler kullanılır. Ozon kırmızı ve beyaz kan hücreleriyle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya hemen tekrar aynı kan alınan kolundan geri verilir.
    2. Minör otohemoterapi diye adlandırılan yöntemde ise ozonlanmış 2.5 -3 ml kan intramusküler yolla hastaya  koldan aşı yapar gibi geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: Alerjik hastalıklarda ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    3.Eksternal tedavi  Ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot  içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, içerisinde uygulayarak  gerçekleştirilir. Bu sarf malzemeleri ozona dayanıklı materyalden yapılır. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon  kuru bölgelere etki etmez. Bu uygulama ülserleri, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, herpes ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su  ve ozonlu saf medikal zeytin yağı cilt örneğin egzema, mantar, liken gibi enfeksiyonlarda kullanılır.

    4.Rektal Uygulama  Ozonun bu yolla uygulanması pek hoş görünmese de o kadar rahatsızlık verici değildir ( rektal insuflasyon ). Hasta hiçbir rahatsızlık hissetmez,  Ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir .Bu metot  genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında endikedir ancak son zamanlarda daha az invaziv olmasından dolayı genel sağlık ve yeniden canlanma için kullanılmaktadır.

    5. Eklem içi Uygulama;(intra artikuler yolla ozon verilmesi); adından da anlaşılacağı gibi ozon gazı (eğitimli kişilerce), yavaşça eklem içine enjekte edilir.Bu metod  ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır (artrit,rekurren artroz, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir)

    6.Diş Hekimliği Uygulamaları: Özel ozon gazı jeneratörleriyle çürük dişlerin üzerine özel uçlarıyla  uygulanarak çürüğün önlenmesinde  çeşitli konsantrasyon ve gamalarda ki ozon sularının ağızda gargara olarak kullanılmasıyla  bazı dişeti rahatsızlıklarının ve  ağız içi viral enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde kullanılmaktadır

    3. GENEL OLARAK HANGİ HASTALIKLARDA OZON TEDAVİSİ YAPILABİLİR
    Ozon tedavisi ile birçok patolojik durum daha iyi hale gelir veya tamamen düzelir. Bu durum bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmıştır. Kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır, tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Tüm hastalar için, ozon tedavi ile ilgili en son yeniliklerin hızla öğrenilebilmesi için Avrupa da pek çok terapist bir araya gelip ”Medical Society for Ozone Application in Prevention and Therapy”, birliğini oluşturmuşlar , bu grubun amacı doktorlar ve hastaların bu konu hakkındaki bilgilerini geliştirmek ve ilerletmektir.Bilgi alış verişi seneler içinde daha da hızlanmış ve gelişmiştir.

    Medikal ozon kurallara uygun olarak uygulandığı taktirde tamamen güvenli, pratik, etkili ve ucuz bir tedavi yöntemidir

     Dolaşım bozuklukları
    Arteriel dolaşım bozukluklarında diğer semptomların yanı sıra bacaklarda hissedilen soğukluk, kısa yürüyüşler sonrasında ayaklarda hissedilen ağrı dolaşım bozukluğunun semptomlarındandır Bu durum ozon tedavisi için  önemli endikasyon oluşturur. Ozon tedavinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı yapılmış birçok sayıda tıbbi çalışma ile kanıtlanmıştır. Ozon klasik tedaviye ek olarak veya tamamlayıcı olarak kombine kullanılabilmektedir

     Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma
    İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu ,zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonunu arttırmasıyla  ile ilgili genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş dinç zinde hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon  vücudun fiziksel dayanıklılığını arttırmaktadır.

     Yaşlı kişilerde tedavi (Geriatri)
    Yaşlı kişiler ozon tedavisine oldukça iyi yanıt verirler. Burada ozon  oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımını sağlar, bağışıklık sistemini harekete geçirir,ve vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikallere karşı savaşan hücrelerini harekete geçirir. Bunun ötesinde beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur Bu tür dolaşım bozukluklarında  fiziksel performansta azalma yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi şikayetler görülebilir  Burada  ek olarak tamamlayıcı tedavi olarak kullanlılmakla birlikte ve bunun  yanısıra ozon tedavi yaşam kalitesini arttırmak için de kullanılmaktadır.

     Göz hastalıklarında ozon tedavi
    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları atrofik ve dejeneratif değişiklikler aynı zamanda gözümüzü de etkilemektedir.Örneğin senil makuller dejenerasyon retina merkezinde gelişebilir.Bundan dolayı oluşan sekeller optik sinir atrofisine kadar giden çeşitli derecelerde görülebilir Yapılan klinik çalışmalarda  vizyonda iyileşmeler kaydedildiği görülmüştür.Tedavinin devam ettirilmesi halinde vizüel performansta artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.

     Kanser
    Kanser hastalarında ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılıdır. Burada ozonu İmmun sistemi  (bağışıklık sistemini) aktive etmekte kullanılır Düşük dozlarla. bağışıklık hücreleri – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natürel killer hücreler (katil hücreler) - cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir İmmun bağışıklık sistemi reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.

     Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları
    Ozonun mantar ve bakterileri yok edici özelliği, senelerdir içme suyunun arıtılmasında başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Bu özellikleri,  tıbbi ozonu çok etkili bir tedavi ajanı yapar, özellikle bakteriyel enfeksiyonlu ayaklar, gövdedeki mantar enfeksiyonları, mukozaların fungal / mycotic enfeksiyonları ozona direnç gösteremezler

     Enfekte yaralar
    Enfeksiyonlu yaraların yerel tedavisi, mesela açık yatak yaraları (decubitus ülserleri), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren, tıbbi  hastalıklar ozonun klasik uygulama alanlarına girer. Burada öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bacterisid ve fungicid etkisinden yararlanırız. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulanarak iyileşme süreci hızlandırılır.

     Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit
    Enflamasyonlu bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olmaktadır.  

     Virüslerden kaynaklanan hastalıklar
    Herpes simplex (facial herpes), herpes zoster  

     Uçuğun her iki tipi, virüsler tarafından oluşur. Dudakların uçuğu (Herpes Labialis), sık sık tekrar eden ve nahoş bir hastalıktır, çok başarılı bir şekilde diğer tıbbi metotlarla tıbbi ozonun kombinasyonu şeklinde tedavi edilir.

    Herpes zosterde  ozonla tamamlayıcı uygulama faydalıdır, ozonlu su kompresleri ve ozonlu kan transfüzyonu şeklinde iki farklı yoldan tedavi edilebilir.

     Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A, B, C)
    Karaciğerin Enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metotlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.

     Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıkları
    Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara- spesifik egsersiz terapileri - ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanılır

     Artrit/Romatizmal Durumlar - Kronik poli artritler

    Romatizmalı durumlar iskelet veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı, fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen hastalıkları içermektedir. Genel olarak medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile beraber kombine olarak tamamlayıcı amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit kronik poliartrit de yapılan çalışmalarda akut olmayan durumlarda ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı olarak başarılıdır. Burada kullanılan etki anti enflamatuar etkidir.

     

    Diş Hekimliğinde:

    Diş Çürüğü: tanımlanırken, tedavi edilebilir önlenebilir bakteriyel bir rahatsızlıktır diye tanımlanır. Burada Diş Çürüğünü yapan 2 bakteri mevcuttur. Bunlar Streptococcus Mutans ve Lactobasiller dir. Ozon Gazı çürük başlamış bir dişin üzerine özel ozon jeneratöründen elde edilen ozon gazının dişe özel aplikatörüyle direk uygulanmasıyla birlikte o dişte çürüğün ilerlemesi önlenebilir ve durdurulabilir. Ozon gazı aynı zamanda çok eski senelerde gangrenli dişlerin kanallarının sterilizasyonunda da başarıyla kullanılmıştır. Bu arada ağızda oluşan bazı mantar enfeksiyonlarının ve dişeti rahatsızlıklarının önlenmesinde ek tedavi olarak ozon gargaraları ve suları da kullanılmaktadır

    4. HASTA OLARAK BİLMEM GEREKENLER NELER?
    Ozon tedavisinin herhangi bir şekli uygulanmadan önce ozon terapi uygulayacak doktora kullanılan ilaçlardan ve uygulanan özel diyetlerden yakın zamanda bitmişse bile bahsetmeyi unutmamalısınız. . Doktorunuz ayrıca kalıtımsal hastalıklardan, alerjilerden ve diğer şikâyetlerden ve geçmişte nasıl tedavi edildiğinden veya edilmekte olduğundan haberdar edilmelidir.
    OZONTERAPİNİN BİLİNEN HİÇBİR YAN ETKİSİ YOKTUR.  

    OZON TEDAVİSİ  YAPILMAMASI YADA DİKKATLİ YAPILASI GEREKEN DURUMLAR

    •Alyuvarlarda bir enzim(GL–6-F Dehidrogenaz)  eksikliğinde(FAVİZM),

    •Aşırı alkol kullananlarda,

    •Hipertirioidi (tiroidi bezi aşırı çalışanlarda),

    •İleri derecede kansızlık ve kanama-pıhtılaşma rahatsızlığı olanlarda,

    •Kronik ve tekrarlayıcı Pankreas bezi iltihapları (pankreatitler)de,

    •Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve beyin kanamalarında,

    •Ozona karşı alerjisi veya intoleransı (tahammülsüzlüğü) olanlarda, ozon tedavisi  dikkatli ve kontrollü yapılmalıdır.

    Birçok ülkede ozon terapisi, özellikle Avrupa'nın dışında, her zaman, sağlık sigorta poliçeleri veya işyerlerinin tıbbi destek programları ile karşılanmaz.  Birçok ozon uygulaması, genelde 10 seans kadar uygulanır. Ama bazı durumlarda ikinci veya hatta üçüncü bir 10 seanslık tedavi zorunlu olabilir. Buna rağmen, şu anda alınacak küçük bir önlemin ilerde çok daha fazla pahalı tam ölçekli bir tedavi masrafından kurtarabildiğini hatırlamalısınız.

    Ozon terapi düşük riskli ve genellikle standart medikal tedavilerin eşliğinde tamamlayıcı, destekleyici ve yeniden yapılandırıcı bir metottur

    Tekrar başka bir yazıda görüşmek dileğimle

                                                                                                                            Saygılarımla

                                                                                   Dr Suhan SUNGUR

    .

     

     

     




    Diş Beyazlatma

    Diş Beyazlatma (Bleaching)

    Amacı

    Eğer kahkahalarınızı dudaklarınızın arasında kısıtlayan şey dişlerinizdeki renk bozukluğuysa sadece birkaç saatte/günde bundan kurtulmak elinizdedir. Beyazlatma işlemi özel olarak hazırlanmış bir jelin dişler üzerine sürülmesi ve çoğu teknikte bir ışık kaynağı ile reaksiyonun hızlandırılması şeklinde olur. Beyazlatma işleminin mekanizması bir oksidasyon-redüksiyon tepkimesi şeklindedir. Kullanılan maddeler oksijen açığa çıkarır.Dişlerde renkleşmeye neden olan maddeler renksiz substanslar ile yer değiştirir ve beyazlama meydana gelir.

    Dişlerde renk bozukluğu çok farklı sebeplere dayanır:

    1. Çevresel faktörler:Fırçalama eksikliği,diyete bağlı kromojenler,diş yüzeyindeki bakteri plağı,dişin travmaya maruz kalması,çay-kahve-kırmızı şarap gibi renklendirici besinler.
    2. Mesleki nedenler:Metalik tuzlara maruz kalmak.
    3. Genetik faktörler:genetik faktörlerden dolayı diş renginin koyu olması,çocukluk döneminde kullanılan antibiyotikler,amelogenezis imperfekta-dentinogenezis imperfekta-florozis gibi diş dokusu hastalıkları.
    4. Önceki diş tedavileri: Kanal tedavileri ve amalgam dolgulara bağlı renkleşmeler.

    Teşhis ve Tanı Yöntemleri

    Beyazlatma işlemi öncesinde,beyazlatma uygulanacak dişlerde herhangi bir çürük,dişeti çekilmesi,dişeti iltihabı,dişlerde aşınma olmamalıdır.Bu gibi durumlarda önce gerekli tüm tedaviler yapılır daha sonra beyazlatma işlemine geçilir.Beyazlatma işlemi öncesinde renkleşmenin sebebi belirlenmelidir.Hangi tip beyazlatmanın uygulanacağı buna göre seçilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Diş içine Beyazlatma

    Canlılığını yitirmiş dişlere uygulanır.Dişler daha öncesinde bir travmaya maruz kalmışsa veya kanal tedavisi sonrasında renkleşme meydana geldiyse dişlerin içine jel konulması yöntemiyle beyazlatma sağlanır.%35'lik perhidrol kanal tedavisi uygulanmış dişe yerleştirilir ve belli periyotlarla değiştirilerek yeterli beyazlık sağlandığında işleme son verilir.

    Diş Dışına Beyazlatma

    Hekim tarafından dişlere sürülen beyazlatma patının ışık kaynağıyla aktiflenmesiyle uygulanır. Uygulanan jel süperoksol kostik bir maddedir. Bu yüzden çevre yumuşak dokularda geri dönüşümlü lekelenmeler oluşabilir.Bu nedenle işleme başlamadan önce dudaklar izole edilir ve dişetleri ışıkla sertleşen özel bir bariyerle örtülür.

    Normal ışık cihazıyla yapılan beyazlatmalarda seanslar yaklaşık 30-45 dakika sürer ve sonuç hemen gözlenebilir.Tedavinin süresi dişte hasar meydana getirmeyecek ölçüde hekime ve hastanın istediği beyazlık derecesine bağlıdır.2 gün arayla bazen yaklaşık 3 seans gerekebilir

    Işık cihazının lazer olduğu durumlarda ise yaklaşık 1 saat süren seans sonucu tek seferde sonuç alınır.

    Beyazlatma işleminin dolgular ve kaplamalar üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.Bu nedenle elde edilen diş rengine göre yenilenmeleri gerekir.Beyazlatma işlemi zamana ve hastanın alışkanlıklarına bağlı olarak geri dönen bir işlemdir.Bu nedenle belli aralıklarla yenilenmesi gerekir.

    Hasta ve hekim tarafından uygulaması gayet basit olan bu işlemin uzun vadede hiçbir komplikasyonu bulunmamıştır. Bu nedenle gülüşümüzü saklamak yerine böylesine kolay bir işlemle elde edilebilecek pırıl pırıl bir gülüşü sergilemek hepimizin hakkıdır.Nice saglık sıhhat mutluluk dolu gülümsemelere..




    ESTETİK UYGULAMALAR

    Estetik

    Estetik diş hekimliğinde hedef, kişinin yüzüyle uyumlu, doğal görünümlü form ve zevkte yapay dişler yaratabilmektir.

    Doğallıktan uzak, abartılı form ve renklerdeki yapay dişler, ilk bakışta amatör bir göz tarafından bile hemen farkedilir. Bu nedenle estetik diş hekimliğinde, titiz bir hazırlık ve planlama evresi gereklidir.

    Klinik ve Radyolojik Muayene: Estetik çözümlere geçmeden önce ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesi amacıyla genel bir ağız ve diş muayenesi yapılır. Hastanın tüm ağız rontgeni (Panoramik röntgen) alınarak nasıl bir yol izleneceğine karar verilir.

    Model: Üst ve alt çeneden ölçüler alınarak dişlerin ve çevre dokuların modeli elde edilir. Ve modeller üzerinden değerlendirme yapılır.

    Fotoğraflama

    Yüz, gülüş, profil ve ağız içi fotoğrafları alınarak her açıdan görüntü elde edilir.

    Planlama

    Hastadan alınan fotoğraf ve modeller üzerinde dişlerin ve diş etlerinin estetik açıdan sorunlu olan bölgeleri tüm yüz bölgesi dü şünülerek değerlendirilir. Bu değerlendirmeler sırasında hastaya kendi fotoğrafları ve modelleri üzerinde estetik açıdan sorunlu olan sahaları gösterilir, sorunların nasıl giderilebileceği konusunda bilgi verilir ve hastanın estetik düzenlemesi ile ilgili tedavisinin planlaması yapılır. Eğer mevcut estetik sorunların gide-rilebilmesi için kapsamlı bir tedaviye ihtiyaç duyuluyorsa, diş eti hastalıkları ve ortodonti uzmanlarıyla beraber gerekli konsültasyonlar yapılır. Hastanın da beklentileri doğrultusunda yüz ve dudak yapısına uygun yeni bir gülüş tasarlanır. Ağzından alınan ölçüler ile laboratuvar ortamında oluşturulan modeller üzerinden tasarlanan gülüş hastaya gösterilebilir. Ayrıca önceden yapılmış gülüş tasarımları ile ilgili fotoğraflar da gösterilir. Bu sayede hasta benzer sıkıntıları yaşamış olan kişilerin ilk hallerini ve tedavi sonrasında elde edilen sonuçları görebilir.

    Gingivektomi (Diş Eti Seviyelerinin Düzenlenmesi)

    Güldüğümüzde diş boylarının kısa olması nedeniyle diş etlerinin aşırı göründüğü veya dişetlerinin asimetrik olduğu durumlara sıkça rastlarız. Bu gibi durumlarda diş eti hastalıkları uzmanlarının yapacağı basit bir müdahale ile diş boyları uzatılabilir veya diş eti simetrik hale getirilebilir. Diş eti armonisi sağlandıktan sonra gerek duyulduğu hallerde protez uzmanlarının yapacağı müdahalelerle dişlerde çeşitli estetik düzenlemelere gidilebilir.

    Diş rengi doğuştan koyu olan veya sonradan çeşitli nedenlerle diş rengi sararmış hastalarda uygulanabilir.

    İki şekilde uygulanır:

    Home (ev) tipi

    Ağızdan alınan ölçüye göre ağız için özel plak hazırlanır. Hekim tarafından hastaya verilen özel jeli hasta belli periyotlarla kendisi uygular.

    Office (klinik) tipi

    Klinik ortamında diş etleri izole edildikten sonra dişlere sürülen özel bir jel ışık cihazıyla aktifleştirilir.

    (Yaprak Porselenler)

    Alışılagelmiş protez uygulamalarından farklı olarak dişin tümü küçültülmeden sadece dişin ön yüzünden hafif aşındırmalar yapılması yeterlidir. Uygulama esnasında ilgili dişlerin üzerinden 0.3-0.7 mm. diş dokusu kaldırılır ve ölçü alınır. Hazırlanan yaprak şeklindeki ince porselen tabaka diş üzerine yapıştırılır. Dişlerden çok az doku kaldırılmasından dolayı yapılan en konservatif (koruyucu) protez uygulamasıdır.

    Metal destekli porselen kaplamalar ne kadar estetik yapılmaya çalışılsa da, ışık, porselen kaplamanın hemen yüzeyinde geri yansır ve uygulandığı dişin diş etine ışık iletimini engeller. Bu durum doğal dişlere oranla daha yapay bir görünüme ve özelikle ön dişlerin diş eti bölgesinde gölgelenmelere neden olabilir. Üst ön keserler gibi estetiğin önemli olduğu dişlerde veya metal alerjisi olan hastalarda altyapısı da porselen  olan kaplamalar yapılarak bu sorunlar ortadan kaldırılıp son derece estetik sonuçlar ortaya çıkarılabilir.

    Porselen, diş ve diş etiyle en uyumlu malzemedir. Ayrıca, kompozit dolgularda yapıldıktan belli bir zaman sonra karşılaşılan renklenme durumu porselen inleylerde olmadığından, inleyler ilk yapıldığı andan itibaren sahip oldukları estetik ve koruyucu özelliklerini uzun yıllar muhafaza ederler.

     




    PRP HAKIINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

    1-PRP (Platelet Rich Plasma-Plateletten Zangin Plazma) Uygulaması hakkında Bilinmesi Gerekenler

    PRP uygulaması plateletten zengin plasma veya trombositten zengin plasma olarak adlandırılan; kişinin kendi kanından özel setler ve işlemler ile ayrıştırılan plateletten zengin plasma kısmının, kişiye tekrar uygulanması olarak tanımlanır. Estetik amaçla yapılması durumunda cilde ve saçlı deriye küçük iğneler ile uygulamalar yapılmaktadır. Halk arasında tam olarak karşılığı olmamakla birlikte kök hücre tedavisi olarak tanımlanmaktadır.

    PRP uygulaması çok uzun yıllardır, tıbbın birçok dalında özellikle ortopedi, spor hekimliği, plastik cerrahi, diş hastalıklarında ve veterinerlikte kullanılmaktadır. Estetik amaçla PRP uygulaması tüm dünyada 2-3 yıldır, Türkiye de 1 yıldır, hekimler tarafından yapılmaktadır.

    PRP uygulaması kısaca kişinin kendi kanı ile estetik yönden iyileştirilmesidir.

    İnsan vücudunda dolaşan kan içersinde eritrositler (alyuvarlar), lökositler (akyuvarlar) ve plateletler (trombositler) mevcuttur. İnsan vücudunda bir hasar veya yara meydana geldiğinde trombositler ve lökositler, hasar olan bölgeye göç ederler.Hasarlık bölgede salgıladıkları büyüme faktörleri ile hasar ve yaranın hızla iyileşmesini sağlarlar.

    PRP uygulamasında da insan vücudunun bu hasra karşısında vermiş olduğu tedavi etme yeteneği harekete geçirilerek, estetik yönden iyileşme amaçlanır.Vücudun hasar varmış gibi cilt altında hasar düzeltme mekanizmaları harekete geçirilir.

    PRP uygulaması prosedüründe özel işlemler ile kandan ayrıştırılan plateletler, kanın sıvı kısmı olan plasma içersinde sıkışmış olarak bulunacaktır.Plateletler normal kana göre daha az plasma kısmı içersinde bulunacağından, göreceli olarak normal kandaki sayısının (kanda normal seviyede 150,00-450,000 adet/ml bulunur), birkaç katı kadar sayıda (yaklaşık 1 milyon adet/ml) bulunacaktır.BU sayede az miktardaki plasma içersinde normalin birkaç katı platelet sayısı cilt içersinde verilebilecektir.

    Kişi kanından ayrıştırılan plateletler, ince iğneler ile cilt altına ve veya saçlı deriye uygulandığında, sanki o bölgede hasar varmış gibi davranacak, bölgede büyüme faktörleri ve iyileştirici faktörleri salgılayarak, uygulama bölgesinde iyileştirici rol oynayacaktır.

    PRP uygulaması saçlı deriye yapıldığında; saç kökleri etrafındaki damarlanmayı artıracak,saç köküne daha fazla miktarda kan, oksijen, vitamin taşınmasına olanak sağlarken; salgıladığı büyüme faktörleri ile saç kökü hücrelerini uyaracak, saç köklerinin saç üretim süreçlerini hızlandıracak ve saçların daha sağlıklı hale gelmesini sağlayacaktır.Saç dökülmesi olan bölgede , büyüme faktörlerinin saç köküne olan etkisi ile saç sökülmesi duracaktır.

    Saçlı deride PRP uygulaması tamamen dökülmüş olan saçların tekrar çıkmasını sağlayamayacak; güçsüz, kırılmış, hasarlı saçları ve saç üretimi yeteneği durmuş olan saç köklerini uyararak, saç dökülmesini durduracak, saçların daha parlak, canlı görülmesini sağlayacaktır.PRP uygulaması sonrası ince güçsüz saç tellerinin canlanması ve kalibrasyonu artacağı için hastalar yeni saçlar çıkmış hissine kapılabilirler.

    PRP uygulaması cilde yapıldığında; zaman içersinde cilt altında oluşan bazı dokuların kayıplarına bağlı olarak ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerin olduğu bölgede,hasar iyileştirme mekanizması ile iyileşme sağlayacaktır.Uygulama bölgesinde salgıladığı büyüme faktörleri vasıtası ile destek dokudaki kayıplara bağlı ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerde iyileşme görülecektir.

    Zaman içersinde cilt destek dokusu kolojen miktarında azalma ve kırılmalara bağlı olarak ortaya çıkan cilt sarkmalarında, bölgeye uygulanan plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri ile kollojenlerin yeniden yapılandırılması sağlanacak; cilt elastikiyetinin artması ve cilt sarkmalarının düzelmesi sağlanacaktır.

    Cilt lekelerinde PRP uygulaması ile; plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri (MGF) ile ciltte renk oluşumunu sağlayan melanin hücrelerinin çalışma sistemini normal sınırlarda tutarak, cilt lekelerinin tedavisini sağlayacaktır.

    Skar ve çatlaklarda PRP uygulamasında; ciltte herhangi sebep bağlı olarak ortaya çıkmış olan çatlaklar, izler, sivilce izleri,skarlar gibi lezyonların etrafında yara iyileştirici mekanizma ile çalışan plateletler, salgıladığı büyüme faktörleri ile lezyonların küçülmelerini daha az görünür hale gelmelerini sağlayacaktır.

    2-PRP Uygulaması nasıl etki eder?

    PRP uygulamasında; özel prosedürlerle elde edilen plateletten zengin plasma cilt içersine ve saçlı deriye verildiğinde; salgıladıkları büyüme faktörleri ile uygulama bölgesinde hasar iyileştirme mekanizmasını başlatırlar; verilen plasma da normal kandaki sayının birkaç katı sayıda platelet kullanıldığı için, normal kan ile oluşan iyileşme mekanizmasından daha etkili, daha hızlı, daha erken iyileşme sonuçları görülecektir.

    Plateletler içersinde bulunan büyüme faktörleri;

    PDGF(Platelet derived growth factor)- hücre büyümesi,kan damarı tamiri ve oluşumu, colojen üretimi

    FGF(Fibroblast growth factor)-doku tamiri, cologen ve hyaluronic acid üretimi

    EGF(Epithelial growth factor)-epitel hücre yapımı, yara iyileşmesi

    TGF-beta-epitel ve damar epitelyum yara iyileşmesi

    VEGF-yeni damar endotelial hücre üretimi

    Plateletler den salınan büyüme faktörleri, uygulama bölgesinde hasra iyileştirici mekanizmaları harekete geçirerek, saçlı deri ve veya ciltteki sorunların iyileştirilmesinde görev alırlar.

    3-PRP uygulaması kimlere uygulanır?

    PRP uygulaması saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar göstermektedir. Aynı zamanda cildin zaman içersinde azalan destek dokuların sonucu olarak ortaya çıkan kırışıklık, sarkma, cilt lekeleri sorunlarında oldukça etkin tedavi sonuçları sağlamaktadır.

    PRP uygulaması saçlı deride saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerinin uyararak saç büyümesinin aktive eder.ince tüy şeklinde olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı saç görünümüne kavuşurlar.

    Saçlı deride cansız, parlaklığını yitirmiş,kırılmış, kuru, ince saçların saç kökleri büyüme faktörleri ile aktive olarak; daha canlı,parlak,sağlıklı saç görünümü PRP uygulamasının sonuçlarıdır.

    PRP uygulaması ile zaman içersinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, fakat PRP uygulaması sonucunda, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır.Ayrıca PRP uygulaması sonrası mevcut saçların kalibrasyonlarındaki artış, parlak ve canlı görünüm saçlarda sıklaşma ve yeni saçların çıktığı görünümü hissedilebilmektedir.

    PRP uygulamasının saçlı deriye uygulanması en sık yapılan uygulamalardandır.

    Zaman içersinde cilt altı destek dokuların azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan cilt elastikiyetinin azalması, kırışıklar, sarkmalar da PRP uygulaması başarılı sonuçlar sunmaktadır.

    PRP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, gözaltı çökmelerinde, elmacık kemiği çökmelerinde ve sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır.

    Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı çökmelerinde, çene köşeleri sarkmalarında, gıdı bölgesi sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında PRP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır.

    Ayrıca tüm vücut bölgelerinde kol sarkmaları, iç bacak sarkmaları, iç diz sarkmaları, karın bölgesi sarkmalarında PRP uygulaması yapılmaktadır.

    Hamilelik, yaşlılık, güneş sebebi ile oluşmuş cilt lekelerinde ve ciltte oluşmuş skarlar, izler, çatlaklar da PRP uygulaması diğer uygulamaların daha ötesine geçmiştir.

    4-PRP uygulaması hangi bölgelere uygulanır?

    PRP uygulaması

    • Saçlı deride; saç dökülmesi, saç kırıklıkları, cansız kuru ince saçların tedavilerinde

    • Tüm yüz bölgesinde;alın, göz kenarı, burun kenarı kırışıklıklarında, sarkma ve çökmelerde, cilt lekeleri ve izlerin tedavisinde

    • Boyun ve dekolte bölgesinde; kırışıklık,sarkma ve lekelerin tedavisinde

    • Üst kol,karın,iç bacak,diz bölgeleri kırışıklık, sarkma, çatlak ve lekelerin tedavilerinde

    • Tüm vücutta görülen sarkma, çatlaklar,izler,lezyonların giderilmesinde

    başarı ile uygulanmakta, uygulama sonuçları tatmin edici düzeyde bulunmaktadır.

    5-PRP uygulaması nasıl yapılır?

    PRP uygulaması hastadan kan alımı işlemi ile başlar. Hastanın kolundan özel infüzyon seti ile (kan alma seti), 20 cc (yarım çay bardağı kadar)kan özel PRP hazırlama tüplerine alınır.

    PRP hazırlama tüplerindeki kan özel santrifüj işleminden geçirilerek, plateletten zengin plasma kısmı ayrılır.Hastadan alınan 20 cc lik kandan yaklaşık 3 cc plateletten zengin plasma elde edilir.

    Elde edilen plateletten zengin plasma enjektöre çekilerek, mezoterapi de kullanılan ince iğneler vasıtası ile cilt altına uygulanır. Uygulama da cilt ve saçlı deride ihtiyaç olan yerlere dolgu uygulamaya benzer olarak derin deri kısmına ve veya napaj (noktasal küçük dokunuşlar) yöntemi ile derinin yüzeysel tabakasına plasma verilir.

    PRP uygulaması aynı zamanda dermaroller adı verilen(üzerinde çok ince iğnelerin olduğu, kendi etrafında dönen dairesel ürünler) ekipmaları ile birlikte uygulanabilir.Uygulama sonrası yüze maske uygulaması ile PRP uygulamasının etkinliği artırılabilir.

    PRP uygulaması tek başına uygulanabildiği gibi bazı durumlarda, farksiyonel lazer cihazları ile birlikte uygulanarak kırışıklık, cilt sarkmaları çatlak ve lezyonların tedavisinde daha etkili ve hızlı sonuçlar elde edilmesi amaçlanır.Özellikle yüz bölgesi gençleştirme, sarkma ve kırışıklık tedavilerinde, cilt lekesi tedavilerinde, cilt çatlak, skarlar, iz tedavilerinde PRP uygulamasının Fraksiyonel lazer uygulaması ile birlikte yapılması tüm dünya hekimleri tarafından çok başarılı sonuçları nedeni ile önerilmeltedir.

    6-PRP uygulaması güvenlimidir?

    PRP uygulamasında kullanılan infüzyon setleri(kan alma setleri) ve PRP hazırlama tüpleri, sadece bu amaç uygulamalar için üretilmiş olan uygulama setleri şeklinde kullanılır. Uygulama setleri içersinde uygulama sırasında ihtiyaç olabilecek tüm malzemeler bulunmaktadır.

    PRP uygulaması kapalı sistem içersinde hazırlanan plateletten zengin plasma ürünü ile yapılır, yani hastanın kanı dış ortamla ve başka malzemeler ile temas etmez. Hastanın kanı tek kullanımlık steril infüzyon setleri vasıtası ile yine tek kullanımlık steril vakumlu PRP hazırlama tüplerine alınır.

    Santrifüj işlemi sonrası elde edilen plateletten zengin plasma tek kullanımlık steril enjektörlere çekilerek kullanılır.Tüm bu işlemler sırasında hasta kanı ve hazırlanan plasma dış ortamla temas etmez.

    Uygulamalar sonrası kullanılan tüm malzemeler imha edilir.PRP hazırlama setlerinin tekrar kullanılması teknik olarak mümkün değildir.

    PRP uygulaması, yukarıda anlatıldığı gibi kapalı sistem prosedürler ile elde edilen plasma kullanılarak yapıldığı için;

    Uygulamada kan ile hastalık bulaşma riski yoktur. AIDS, Hepatit vb gibi kan ve kan ürünleri ile bulaşan hastalıkların PRP uygulamasında bulaşma riski söz konusu değildir.

    PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    7-PRP uygulaması ağrılı mıdır?

    PRP uygulamasında plateletten zengin plasmanın cilt içersine verilirken kullanılan iğneler, mezoterapi uygulamalarında da kullanılan çok ince iğnelerdir. İğnelerin çapları 30G veya 27 G olabilir, uzunlukları değişmekle birlikte 6mm, 16mm veya daha uzun olabilir.

    PRP uygulaması sırasında duyulan ağrı hissi; hastalar tarafından genel olarak ‘’hafif’’ olarak nitelendirilmektedir.

    PRP uygulaması sırasında hastalar ciltlerinde çok ince iğnelerin girişlerini hissedebilmektedirler. Ağrıya duyarlı ve hassas hastalarda, uygulama sırasında ağrı duyusunu azaltıcı önlemler(kremler, soğuk uygulama…) ile duyulan ağrı hissi oldukça azaltılabilmektedir.

    PRP uygulaması sırasında ciltte hafif sıcaklık, hafif yanma hissi ve gerilme hissi duyulabilmektedir.

    8- PRP uygulamasının yan etkileri nedir?

    PRP uygulamasında yan etkiler görülme riski hastanın kendi kullanıldığı için oldukça düşüktür.

    Uygulama iğle ile yapılan uygulamalar grubunda bulunduğu için; iğnenin cilde giriş tekniğine bağlı olarak bazı yan etkiler görülebilir. İğne uygulamasına bağlı olarak bazı noktalarda küçük morarmalar görülebilir, bu morarmalar küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek duyulmadan iyileşir. Morarmaların iyileşme sürecini kısaltmaz için hekim tarafından bazı ürünler önerilebilir.

    PRP uygulaması sırasında ciltte hafif kızarıklık görülür, ciltteki kızarıklık herhangi bir tedaviye gerek duyulmadan 30-40 dk içersinde kendiliğinden kaybolacaktır.uygulama sonrası ciltte hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolacaktır.

    PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    PRP uygulaması hekim tarafından yapılması gereken uygulamalar grubundadır.

    9-PRP Uygulaması seans sayısı ve süresi nedir?

    PRP uygulaması estetik yaklaşımla 2 amaca yönelik yapılmaktadır.

    a- Belirlenmiş bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olarak (ciltte oluşmuş sarkmaların düzeltilmesi, cilt kırışıklıklarının, cilt lekelerinin giderilmesi, skar ve çatlakların giderilmesi, saç dökülmesinin durdurulması, yeni saç gelişimin uyarılması…)

    b- Mevcut durumu korumak, cildin zaman karşısındaki deformasyonunu önlemeye yönelik olarak.

    PRP uygulaması belirli bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik amaçla yapılıyor ise ; genel olarak 1 aylık aralarla 2-3 seans uygulanır.Seanslar sonrasında belirlenmiş sorunlarda gözle görülür iyileşmeler beklenir.

    PRP uygulaması sonrası etkileri uzun süreli olarak devam edecektir, etkilerini devam etmesini ve cildin zaman karşısındaki deformasyonunun önlenmesi amacıyla yılda 1 seans PRP uygulaması önerilir.

    Genel tedavi protokolleri uyarında hastalara sorunların çözümü amacıyla 1 ay aralıklar da 2-3 seans PRP uygulaması sonrası, yılda 1 seans idame PRP uygulaması önerilmektedir.

    10-PRP uygulaması seans ücretleri nedir?

    PRP uygulamasında ücretlendirme seans ücreti olarak belirlenir.

    PRP uygulaması seans ücreti belirlenmesinde; uygulama bölgesinin genişliği ve kullanılan PRP hazırlama seti sayısı önem arz etmektedir. Hastanın ihtiyaçları doğrultusunda 1 PRP hazırlama tüpü kullanılabildiği gibi, bazı hastalarda uygulama bölgelerinin genişliğine göre 2 veya daha fazla sayıda PRP hazırlama seti kullanılabilmektedir. Genel olarak tüm yüz uygulamaları için 1 adet PRP uygulama seti yeterli olmaktadır.

    11-PRP Uygulaması kimlere yapılmaz?

    PRP uygulaması herhangi bir sebepten dolayı kandaki platelet sayısının normal değerlerinin (platelet normal sayıları ortalama 150,000-450,000/ml dir) altında olan kişilere yapılmaz. aynı zamanda kanser hastalarına yapılmaz.

    Pıhtılaşma sorunu olan, kan sulandırıcı ve diğer ilaç alan kişilerin uygulama öncesi ilaç bilgilerini hekime iletmeleri gerekir.

    12-PRP Uygulaması sonrası öneriler

    PRP uygulaması klinik ortamında yapılan uygulamalardır, uygulama sonrası kişi bazı önerilerle sosyal hayatına dönebilir.

    Uygulama sonrasında bölgede kızarıklık ve gerilme hissi olacak, tedaviye gerek duymadan kendiliğinden iyileşecektir.

    PRP uygulaması sonrası bölgeye bazı yatıştırıcı özelliği olan kremler kullanılır. Uygulama bölgesinin 4-6 saat süre ile yıkanmaması, temizlenmemesi önerilir.

    PRP uygulamasında napaj tekniği ve dermaroller kullanım ı sonrası cilt yüzeyinde mikro düzeyde delikler oluşur, uygulama sırasında cilt üzerinde kalan plateletten zengin plasmanın zamanla cildin derinlerine ulaşması için, 4-6 saat cildin yıkanmaması bu sürede plasmanın cildin derinlerine ulaşması amaçlanır.

    PRP uygulama sonrası 12-24 saat makyaj ürünleri kullanılması önerilmemektedir.

    PRP uygulaması sonrası 12-24 saat havuz, denize girilmemesi gereklidir

     

    Haberlerde ara

     

     


    hayati akbaş köşe yazıları
    hülya ettekin
    kariyer başvurusu
    Üyelik girişi 
    Üye ol.
    şifremi unuttum?