Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin ilgi alanına giren önemli konulardan biriside halk arasında tavşan dudak ya da kurtağzı olarak da adlandırılan Yarık dudak damak problemidir. Yarık dudak ya da damak bozukluğu ile karılaşma oranı oldukça sıktır. Yaklaşık her 700 canlı doğumda 1 yarık dudak ya da damak olgusu ile karşılaşılır. Yakın çevresinde bu tür bir durumla daha önce hiç karşılaşmamış aileler bu durumla karşılaştıklarında çok şaşırırlar ve şok yaşarlar. Başlangıçta bu durumu kabullenmekte zorlanır ve kendilerini suçlarlar. Nerede hata yaptık da bu durum başımıza geldi tarzında bir yaklaşım sergilerler. Bu ailelere bu konuda mutlaka ayrıntılı bilgi verilmeli ve ailenin olayı kabullenmesi ve hemen tedavisi konusunda arayışın içerisine çekilmelidir. Bu problem ile doğan çocuklarda her zaman klinik tablo aynı değildir. Klinik tablo yalnızca dudakta hafif bir çentiklenmenin olduğu hafif vakalardan ağız ve burun boşluğunun tamamen tek bir boşluk halinde olduğu ileri düzeyde dudak ve damak yarıklarına kadar değişir. Genellikle dudak ve damak yarığı birlik de görülebilmesine rağmen bazen yalnızca dudak yarığı ya da yalnızca damak yarığı olarak karşımıza çıkabilmektedir. 
Çenelerimiz belki farkında değiliz ama günlük hayatımızda yaptığımız birçok faaliyetin olmazsa olmaz parçalarındandır. Yeme, içme, konuşma, duygularımızı ifade etmede yardımcı olma gibi birçok fizyolojik ihtiyaçların giderilmesinde çenelerimizi kullanmak zorundayız. Çene dendiği zaman tabiî ki kemik ve diğer yumuşak dokular birlikte değerlendirilir ama esas iskelet parçasının sorunları, neticede dışarıya olan yansıması nedeniyle son derece önemlidir.
Çene bölgesi aynı zamanda insan yüzünün estetik görüntüsüne en fazla katkı yapan bölgelerinden birisidir. Çene alt ve üst olmak üzere 2 kısımdan oluşmakta olup üst çene hareketsiz olarak orta yüz bölgesinin ve kafatasının ilgili kemiklerine tamamen kaynaşmış durumdadır. Üst çene bu nedenle bağımsız olarak hareket kabiliyetine sahip değildir.
Alt çene ise tek bir parça kemiğin çok özel bir yapılandırma ve şekilde diğer baş ve yüz kemiklerine monte edilmesiyle yukarıda sayılan görevlerin yerine getirilmesinde çok önemli bir rol oynar. Asıl hareketli olan alt çenedir.
Kısaca çene bölgesi gerek yaptığı ya da katıldığı fonksiyonları itibariyle, gerekse yüzün estetik görüntüsüne olan katkısı nedeniyle son derece önemlidir.
Birçok nedenden dolayı insanlarda çene gelişimi olumsuz olarak etkilenebilir ve neticede çenede farklı şekil bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu nedenler arasında;
Ailesel nedenler,
Genetik problemler nedeniyle farklı bozuklukları birlikte olduğu durumlar,
Gebelik sırasında annenin geçirdiği hastalıklar yada alkol vs gibi nedenler,
Doğum sırasında yada hayatın sonraki dönemlerinde çene bölgesine travma, enfeksiyon…vs en sık akla gelen nedenler arasındadır.
Bu nedenler dışında çene gelişimin tamamlandığı 18-20 yaş sonrası dönemlerde karşılaşılan yüz yaralanmaları, kazalar, ateşli silah yaralanmaları, çenenin yine enfeksiyonları, kistleri, tümör yada kanserleri vs çenenin hem estetik ve hem de fonksiyonel problemlerini ortaya çıkarır.
Bazen de kişilerin yüz üzerinde başka bir bölgesinin estetik yönden değerlendirilmesi sırasında çene bölgesinde bazı estetik kusurlar ortaya çıkarılabilir. Örneğin burun estetiği olmak amacıyla estetik plastik cerrahi kliniklerine müracaat eden bir çok kimsede uzman hekim yaptığı değerlendirme sonrasında problemin yalnızca burunda olmadığını aynı zamanda çenenin de estetik anlamda bir probleme sahip olduğunu ortaya koyabilir.
O ana kadar çenesindeki problemin hiç farkında olmamasına rağmen plastik cerrahi uzmanının fark etmesiyle çenedeki estetik kusur fark edilir ve çoğu zamanda hasta ikna edilerek estetik burun operasyonu ile birlikte bir estetik çene operasyonu da beraberinde yapılır. Böylece yalnızca bir estetik burun operasyonu ile elde edilen pozitif kozmetik sonucun ötesinde çok daha iyi bir sonuç elde edilir ve kişinin yüzünde ortaya çıkan değişiklik hem hasta ve hem de plastik cerrahi uzmanı açısından çok daha tatmin edici olur.
Çene bölgesine yapılan estetik yada fonksiyonel amaçlı cerrahi müdahalelerin şiddeti ve uzunluğu problemim şiddeti ile doğru orantılı olup, bazen yalnızca bir miktar yağ yada doku kokteyli enjeksiyonu ile çok kısa sürede tatmin edici sonuçlar alınabilir. Yalnızca birkaç mm lik çenenin dolgunlaştırılmasını gerektiren küçük problemlerde sorunun çözümü oldukça kolay ve kısa sürede yapılabilmesine rağmen daha komplike ve her iki çenenin de müdahalesini gerektiren durumlarda operasyon süresi çok daha uzun ve operasyonda o oranda komplike olabilir. Mevcut her problemin tedavisi farklı bir yaklaşımı gerektirir.
Çenesinde estetik yada işlevsel anlamda problemi olan kimselerin mutlaka bir estetik plastik cerrahi uzmanına müracat ederek ayrıntılı bilgi almasında yarar vardır. Bazen problemlerin çözümünde yalnızca plastik cerrahi değil aynı zamanda diş hekimliği ve ortodonti gibi farklı branşlarında tedavi sürecine katılması gerekli olmaktadır.
Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside genital bölge anomalileri olarak bilinen cinsel organ gelişim problemleridir. Gerek kız ve gerekse erkek çocuklarda doğuştan mevcut olan birçok cinsel organ oluşum ve gelişim problemleri mevcut olabilir. Bu problemlerden bir tanesi de erkek çocuklarda görülen ve tıbbi dilde hipospadias olarak bilinen durumdur.
Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrahinin uygulama alanlarından biriside el ayak bölgesindeki şekil bozuklukları, yapışıklıklar vs dir.
Burun; yüzümüze anlam veren, yüz karakteristiğimizi belirleyen, hem estetik görünümümüzü artırma ve hem de soluduğumuz havayı süzüp temizleyerek sağlıklı bir havanın Akciğerlerimize gitmesini sağlayan önemli bir organımızdır. 
Memelerin normal boyutlarından daha büyük olması kadınlar için hem fonksiyonel ve hem de önemli bir estetik problemdir. Bilindiği gibi kadınlarda meme ergenlik döneminden itibaren büyümeye ve gelişmeye başlar ve genellikle ergenlik döneminin sonunda da normal bir boyuta ulaşır. Bazı kadınlarda ise bu büyüme normalden çok daha fazla olur. Bunun dışında da gebelikler sonrasında da memelerde bir miktar daha büyümeler oluşabilir.
Meme büyüklüğü ailesel ve yapısal, hormonal bazı bozukluklar sonrası, aşırı kilo almalar sonrası vb nedenlerle göğüslerde aşırı büyüklükler oluşabilir.
Göğüslerde büyüklüğe bağlı fazı fiziksel rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklar arasında vucut ağırlık merkezinin öne doğru kayması nedeniyle sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun ağrısı ve omuz ağrısı ortaya çıkabilir. Göğüslerdeki büyüklüğe bağlı birbirine temas etmesi ve sürtünmesi neticesinde kıvrım yerlerinde ve temas yerlerinde pişikler, kızarıklıklar ve kokulu sulanmalar oluşabilir. Yine vücut aksında oluşan sapma ve iri göğüslerin gizlenmesine yönelik vücut hareketi nedeniyle hantal ve kamburumsu duruş bozukluğu ortaya çıkar.
Memelerin normalden büyük olması yukarıda saydığımız bazı fiziksel rahatsızlıkların dışında kadınlarda kıyafet seçimi ve uygun iç çamaşırı seçimi konusunda da sıkıntılar yaşatır. Bu kimseler istedikleri kıyafeti seçememenin sıkıntısını sürekli yaşadıklarını ifade ederler. Bunu dışında tabiî ki meme büyüklüğü çok önemli bir estetik kusurdur aynı zamanda. Bu şekilde problemi olan kadınlar göğüslerini sürekli saklama ihtiyacı hissederler. Sportif ve sosyal faaliyetlere katılmak konusunda sürekli tereddütler yaşarlar
Göğüs iriliği kadınlarda çok genç yaşlarda ve hatta ergenlik döneminde de problem olabilir. Yine bu dönemde dev meme büyüklüğü denilen aşırı meme büyüklükleri ortaya çıkabilir. Bunların mutlaka hormonal yönden incelenmesi gerekmektedir.
Meme büyüklüğü hafif orta ve ileri düzeylerde olabilir ve genellikle büyüklüğün yanında memede sarkmada olaya eşlik eder.
Meme büyüklüğünün tedavisinde yapılması gereken şey cerrahi operasyonla memelerin hacmini ve görünümünü normale getirmektir. Hem hacim olarak memelerin boyutları küçülecek ve hem de memeler göğüs üzerinde olması gerektiği pozisyonda olacaktır. Ameliyat genel anestezi altında yapılır ve ameliyat sonrası genelde 1 gece hastanede kalmak gereklidir. Normal şartlar altında riskli ameliyat grubundan bir operasyon olmamasına rağmen enderde olsa hematoma, enfeksiyon, meme şeklinin idealin altında olması giribi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.
Meme küçültme ameliyatında kullanılan birçok değişik teknik mevcuttur. Kullanılacak teknik memelerin büyüklüğüne, cerrahın tercihine ve deneyimine, hastanın ameliyat sonrası iz konusundaki beklentilerine göre değişiklikler gösterebilir.
Ameliyatın masrafı ameliyatı yapan cerraha, operasyonun yapıldığı hastaneye, ve ameliyatın büyüklüğüne göre farklılıklar gösterebilir.
Sonuç : Meme büyüklüğü kadınlar için çok önemli bir problem olup cerrahi olarak tedavisi mümkün olan bir problemdir. Ameliyat sonrası göğüsler normal hacimlerine ve olması gereken pozisyonlarına dönerler hastalar hem fiziksel olarak çok rahatlarlar ve estetik olarak memelerin görünümlerinin eskisiyle kıyaslanmayacak kadar güzel olması nedeniyle psikolojik olarak ta bu kadınlar kendilerini çok mutlu hissederler. Bu şekilde problemleri mevcut olan kadınların Plastik Cerrahi uzmanına müracat ederek sorunlarını ayrıntılı bir şekilde doktorları ile konuşmalarını eğer doktor da kendileri üzerinde yeterli güveni oluşturdu ise bu operasyonu yaptırmalarını öneririm.

Liposuction yöntemiyle yağ alma ve vücut şekillendirme en sık yapılan estetik operasyonlardan birisidir. Kilo alma, doğumlardan sonra, yada yapısal nedenlerle vücudun bazı bölgelerinde normalden daha fazla yağ birikmesi ve tümseklikler ortaya çıkabilir. Bazen kişi normalden daha zayıf olmasına rağmen bazı bölgelerindeki çıkıntılı ve tümseklikler belirgin olabilir ve estetik açıdan rahatsız edici bir durum olarak karışımıza çıkabilir.
Liposuction yada vakumla yağ alma yöntemi çok eskilerden beri bilinmesine rağmen özellikle 1960’lı yıllardan sonra dahada populer hale gelmiştir. Bu yöntemin uygulanması için en uygun vakalar kilo fazlalığı olmamasına rağmen vücudun belli bölgelerinde yağ fazlalığına bağlı vücut şekil bozukluklarıdır. Bazen kilo fazlalığı olan kimselerde bu işlem yapılabilir ve hatta kişiyi zayıflatmak amacıylada bu yöntemi uygulayan estetik cerrahlar olmuştur. Bize göre bu yöntemin uygulanması için en uygun hastalar ise genç ve orta yaşlı derisi henüz gerginliğini koruyan ve genellikle vücudun belli bölgelerinde yağ toplanmaları olan bayan ve erkek hastalardır.
Liposuction yöntemiyle vücutta hemen her bölgeden yağ alma ve şekillendirme yapmak mümkündür. Yüz bölgesi, boyun bölgesi, göğüs bölgesi ve memeler, karın bölgesi ve basenler, sırt bölgeleri, kalçalar, uyluklar, bacaklar ve kollar sıklıkla liposuction yapılan bölgelerdir.
Liposuction yöntemiyle vücut şekillendirme hem kadınlarda ve hemde erkelerde yapılmasına rağmen olguların % 90 kadarı kadınlardır ve daha ziyade genç ve orta yaş cilt gerginliği iyi olan kadınlardır. Kadınlarda yağ dağılımı özelliği, yapısal ve hormonal farklılıklar ve doğumlar sonrası yeterli kilo verememe nedeniyle liposuctiontion ihtiyacı erkeklerden daha fazladır.
Erkeklerde de özellikle bir miktar yada fazla oranda kiloları olan yada uzun süreli alkol kullanımı olan erkeklerde gerek karın bölgelerinde ve gerekse göğüs üst kısımlarında memeler civarında normalden fazla yağ toplanması ve jinekomasti ortaya çıkabilmektedir. Bu durumların tedavisinde de liposuction son derece faydalı ve etkili bir yöntemdir.
Liposuction ile yağ alma işlemi yapılacak alanın büyüklüğüne ve hastanın tercihine göre lokal anestezi ile yada belden uyuşturma ile (spinal yada epidural anestezi) veya tamamen uyutularak genel anestezi altında yapılabilir.
Liposuction yaparken yalnızca birkaç milimetrelik küçük delikle ve genelliklede gizlenebilir yerlere denk getirildiği için neredeyse hiç iz kalmaz. Uygulama sonrası bir süre korse kullanılması son derece yayarlı olur. Genellikle küçük ve orta büyüklükteki olgularda hastane yatışı gerekmez ya da en fazla 1 gece yatarlar.
Liposuction işleminin maliyeti uygulamanın genişliğine, anestezinin tipine, yapan cerraha ve uygulama yapılan ortama göre farklılıklar gösterebilir.
Yan etkileri nadiren olabilmesine rağmen en önemli komplikasyonları; sonuçtan tatmin olmama, enfeksiyon, çoğunlukla gecici sinir uyuşuklukları, tekniğe uygun yapılmayan olgularda pürüzlülük şeklinde kendini gösterebilir.
Sonuç: Liposuction ile vücut şekillendirme ve yağ alma günümüzde en etkili ve sonuçları en iyi olan yöntemdir. Hiçbir yöntemle aynı düzeyde başarı elde etmek mümkün değildir. Deri esnekliğinin devam ettiği, diyet ya da sportif faaliyetlerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı, bölgesel yağ toplanması olgularında en etkili tedavi olup bazen genel olarak vücut ağırlığı azaltılması ve şekillendirilmesi amacıylada kullanılabilmektedir. Gerçek endikasyonları olan hastalarda bizim rahatlıkla önerdiğimiz bir yöntemdir. Uygulama öncesi uygulamayı yaptıracak kimse ve Plastik Cerrah ayrıntılı bir şekilde görüşmeli ve 2 tarafta mutabık kalmalıdır. Uygulamayı yaptıracak kişi bilinçli ve beklentileri gerçekçi olmalı, operasyonu yapacak Plastik Cerrah ise hastasına güven vermelidir.

Gözlerimizin en önemli fonksiyonu görmektir elbette ama onun yüzümüze kattığı mana, ifade, özgünlük ve estetik de çok önemlidir günlük yaşantımızda. Gözlerimizin hem fonksiyon anlamında hem de estetik anlamında en önemli tamamlayıcı unsurlarından birisi ise göz kapaklarımız. Tıpkı bir yorgan ya da bir araba sileceği gibi sürekli çalışarak asıl görme fonksiyonlarımızı sağlayan kısımların korunmasını ve görevini en iyi şekilde yerine getirmesini sağlar.
Göz kapakları da zamanla yani yaşın ilerlemesi ile, bir takım genetik faktörler nedeniyle, ırksal nedenlerle ve çeşitli çevresel faktörlerin etkisiyle değişime uğrar. Bu durum kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda meydana gelir. Kadınlar genellikle görünümlerine erkeklere göre daha fazla dikkat ettikleri için onları daha fazla etkiler.Ortaya çıkan bu değişiklikler kişilerin görünümlerinde, bakışlarında farklılıklar oluşturur. Önceleri canlı, dinamik ve çekici olan gözler özellikle göz kapaklarındaki kırışma, sarkma, hareketlerindeki yavaşlama ve renk değişikliklerinin etkisiyle kişilerin daha yorgun, cansız, anlamsız ve olduğundan daha yaşlı görünmelerine sebep olur. Hatta bazen bu belirtiler o kadar şiddetli olabilir ki özellikle üst kapaklardaki sarkmalar kişinin normal görmesini engelleyecek kadar ileri seviyelerde olabilir. Bilindiği gibi her iki gözümüzde iki alt ve iki üst olmak üzere toplam dört kapak mevcuttur.
Bazen yalnızca alt kapaklarda ya da yalnızca üst kapaklarda değişiklikler dikkat çekici olabilir. Bu değişikliklerin etkisiyle kişiler kendilerini daha yaşlı, yorgun ve tükenmiş hissederler. Kendilerine olan güvenleri azalır. İş ortamında ve aile ortamındaki üretkenliklerinde azalma görülür. Bu ifadeler abartılı düşünülmesin çünkü bize göz kapaklarındaki değişiklilerle ilgili tedavi maksadıyla başvuranların kendi duygularını ifade ederken kullandıkları bazı terimler çok daha dramatik ve vurgulayıcı. Göz kapaklarında oluşan bu değişiklikler Estetik cerrahide sık yapılan yüz gençleştirme operasyonlarının en önemli tamamlayıcı unsurlarından birisi olmasına rağmen yalnızca göz kapağı estetiği ile sonuçlar kişi için çok olumlu olmaktadır.
Estetik cerrahi dışında bazı kremlerle vs ancak kısmi düzelme elde edilebilir ve bu uygulamalar cerrahinin alternatifi değildir. Bazen yapılan bir göz kapağı estetiği kişi üzerinde diğer pozitif etkilerin yanında 5-10 yaş daha genç gözükmesine yol açabilmektedir. Göz kapağı estetiği, estetik cerrahide en sık yapılan ameliyatlardan birisi olup bu operasyon mutlaka bir Estetik Plastik ve Rekonstruktif Cerrah tarafından yapılmalıdır. Genellikle lokal anestezi yani sınırlı uyuşturma altında yapılır. Operasyon bölgesinin sinirleri geçici olarak uyuşturulduğu için kişi rahatsızlık hissetmez ve kolay tolere eder. Kişinin hastanede yatmasını gerektirmez ve ameliyat sonrası kişi kısa süreli bir dinlenme sonrası evine gidebilir.
Bazı durumlarda göz kapağı estetiği operasyonunun bir hastane ortamında yapılması ve hastanın 1 gece hastane ortamında kalması gerekli olabilir. Bu duruma ameliyatı yapacak Plastik cerrah hastayı ayrıntılı bir şekilde muayene ettikten ve tetkiklerini değerlendirdikten sonra karar verecektir. Göz kapağı estetiği ameliyatı uzman ellerde uygun koşullarda yapıldığı takdirde riskli bir operasyon değildir. Ameliyat sonrası 3 günlük bir dinlenmeden sonra kişi normal hayatına dönebilir. Genelde dikişler ortalama 3 günde alınır ve kişiyi rahatsız edecek bir ameliyat izi oluşmaz. Tabiî ki şişliklerin, morlukların daha da düzelmesi için 1-2 haftaya ihtiyaç vardır.Göz kapağı estetiği düşünen herkes konuyla ilgili ayrıntılı bir görüşmeyi Plastik Cerrahı ile yapmalı, kafasındaki tüm soruları ayrıntılı bir şekilde sormalı ve cevabını almalıdır. Tabiî ki kişinin beklentileri aynı zamanda gerçekçi olmalıdır. Yapılacak bir göz kapağı estetiği sonrası yüzünün tamamen değişeceğini 10-20 yaş genç görüneceğini düşünen kimselerle karşılaşabiliyoruz. Böyle bir beklenti gerçekçi değildir. Bu beklentiye total bir yüz gençleştirme ameliyatı cevap verebilir ama unutulmamalıdır ki uygun endikasyonu olan bir kimsede yapılan bir estetik göz kapağı ameliyatı kişinin yüzünü ve bakışlarını çok olumlu yönde değiştirir, kişinin kendine olan güvenini artırır ve kendisini daha güzel ve mutlu hissetmesini sağlar.

Dudaklar estetik ve fonksiyonel açıdan önemli organlarımızdandır. Dudakları oluşturan temel yapılar; dudaklarımızın rengini ve ıslaklığını veren mukoza denen kısım, dudakları dış ortama ve çevre organlara birleştiren deri, bu iki dokunun arasında kalan ve asıl dudağın hem fonksiyonlarında ve hem de dolgun ya da zayıf gözükmesinde önemli rolü olan kaslar, yağ ve bağ dokularıdır.
Dudaklar estetik olarak çok önemli bir estetik ünitedir. Yüz üzerinde en dikkat çekici yapılardandır. Bazı kimselerde normalden daha kalın gözükmesine rağmen bazı kimselerde daha ince gözükürler. Dudakların daha estetik bir görünüm kazanmasında kendisinin anatomik olarak normal olmasının yanında çene burun ve diğer yüz yapılarının da birbirleri ile oran ve uyumu da önem taşır.
Dudakların ince yada kalın olması; dudakları oluşturan anatomik yapıların gelişim eksikliklerine yada anomalilerine, ailesel yada genetik nedenlerle inceliklere, yada aslında normal oranlarda olmasına rağmen kişilerin yada eşlerinin daha kalın dudaklardan hoşlanması nedeniyle mevcut dudakların ince olarak algılanması nedeniyle sorun olarak karşımıza gelebilir.
Her ne sebeple olursa olsun dudaklarının ince olduğunu düşünen, yada kalın olduğunu düşünen bir kadın yada erkek hastada Plastik Cerrahi uzmanı çok dikkatli bir şekilde dudakları incelemeli ve gerçekten bir problemin olup olmadığına kendisi karar vermelidir. Cerrah hastanın beklentilerinin gerçekçi olduğu konusunda mutlaka tatmin olmalıdır. Aksi halde ne işlem yapılırsa yapılsın hasta mutlu olmayabilir. Bazen hastalar tanınmış bir film yıldızının resmini doktora getirirler ve bunun aynısından istiyorum diye istek de bulunabilirler. Doktor olabilecekler ve olamayacaklar ile ilgili hastayı ayrıntılı bilgilendirmelidir.
Dudak kalınlaştırma işlemi 3 şekilde yapılabilir.
1-Otojen madde kullanılarak yapılan dudak kalınlaştırma işlemleri; Kişinin kendi vücudundan doku alınarak yapılan kalınlaştırma işlemidir. Yağ dokusu enjeksiyonları, dermal ve fascial doku implantasyonu.
2-Kalıcı protezler kullanılarak dudak kalınlaştırma işlemleri
3-Dolgu malzemeleri kullanılarak yapılan dudak kalınlaştırma işlemleri.
Bu yöntemlerim her birinin diğerine bazı üstünlükleri ve eksiklikleri olabilir. Hangi yöntemin tercih edileceğine hasta ve doktor birlikte karar verirler.
Dudak inceltme işlemi ise cerrahi olarak yapılan bir uygulamadır. Lokal anestezi altında ameliyathane şartlarını taşıyan bir ofiste rahatlıkla yapılabilir. Ameliyat sonrası ilk günlerde bir miktar ödem morarama vs olabilir. Birkaç gün içerisinde kabul edilebilir bir büyüklüğe ulaşır.
Gerek dudak kalınlaştırma ve gerekse dudak inceltme bazen hem alt ve üst dudakta birlikte yapılır. Bazen de yalnızca üst ya da alt dudak ince yada kalın olabilir ve yalnızca birisine müdahale gerekir.
Dudakların kalınlaştırılması ya da inceltilmesi yüz estetiği üzerine çok pozitif katkılarda bulunur ve kişinin kendisini çok daha iyi hissetmesini sağlar.

Bacaklarımız yalnızca vücudumuzla taşımakla ve motor fonksiyonu yapmakla kalmaz aynı zamanda görsel olarak da çok önemlidir birçok insan için. Özellikle kadınlar için çok daha önemlidir bacaklarının fiziksel görünümleri.
Bundan önceki yazımızda bacak inceliğinden ve bu durumun bir çok insan için ne kadar rahatsız edici bir durum olduğundan ve bu durumun tedavisinden yani bacak kalınlaştırma işleminden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise tam tersine kalın olan bacakların insanlar için bazen ne kadar rahatsız edici olabildiğinden ve bu tür problemlere sahip olanların tedavisinde neler yapılabildiğinden bahsedeceğiz.
Bacakları oluşturan ana yapılar 2 adet uzun kemik ´ki bunlar yukarıda diz eklemini oluşturur ve aşağıda ise ayak bileği eklemidir´, bacak kasları, damarlar, sinirler, kirişler, yağ ve bağ dokusu ve hepsinin üzerini örten deri dokusudur. Bacakların vücuda ya da uyluğa göre orantısal olarak kalın olması genelde kişileri rahatsız eder. Genel olarak yukarıda saydığımız dokulardan yağ dokusu fazlalığı bacakların daha kalın olmasının ve görünmesinin ana nedenidir. Elbette ki bazı doğuştan hastalıklar ya da sonradan ortaya çıkabilen bazı hastalıklar nedeniyle yağ dokusu dışındaki dokularda meydana gelen artışlar nedeniylede bacaklar normalden kalın gözükebilirler. Damarsal yapılardaki büyümeler, Lenf yolları gelişim bozukluklarına bağlı lenfödem denilen durumlar, hormonal nedenlerle durdurulamayan bacak büyüme ve kalınlaşmaları vs bugünkü konumuzun tamamen dışında olup, bütün bu ve buna benzer durumların tedavisi tamamen farklıdır.
Burada bahsedilen konu ise daha çok yapısal ve genetik nedenlerle ya da normalden fazla kilo alma ve sonrasında verememe nedeniyle ortaya çıkan bacak vücut ve bacak uyluk orantısızlıklarıdır. Bacaklarının kalın olduğunu, diyet yapmasına yada çok yoğun egzersizler yapmış olmasına rağmen bu kalın görüntüyü düzeltemediğini düşünen bir çok insan vardır. Bu konuda kadınlar erkeklere göre daha hassastırlar.
Kadınlar genellikle bacaklarının normalden kalın olması nedeniyle etek giyemediklerini, kıyafet seçiminde zorlandıklarını vs ifade ederler ve durumun kendilerini psikolojik yönden olumsuz etkilediğini belirtirler. Bacaklarındaki bu kalınlık fonksiyonel yönden hiçbir problem oluşturmamasına rağmen problem estetik bir problemdir ve bu bölgede yapılacak bir müdahale ile çoğu zaman problemin çözümü mümkün olabilmektedir.
Bacakların inceltilebilmesi ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi mümkün müdür?
Bacakların vücut ile orantılı ve daha estetik bir görünüme kavuşturulabilmesi için yapılabilecek işlemler 2 ana gruba ayrılabilir.
1- Cerrahi dışı yöntemlerle bacakların inceltilmesi.
Diyet, egzersiz, bazı özel cihazlarla yapılan masajlar ve benzeri yöntemlerle bazı durumlarda bacakların görünümünün düzeltilebilmesi mümkün olabilir. Bu durum sınırlı sayıda kimsede yararlı olabilir.
2- Cerrahi yöntemlerle bacakların inceltilmesi.
Yukarıda sayılan yöntemlerle bacakların yeterince inceltilemediği durumlarda ki çoğu zaman bu yöntemlerle başarılım olabilmek mümkün olmaz, yapılması gereken şey cerrahi müdahaledir. Cerrahi müdahalede ise yapılan işlem Liposakşın işlemidir. Bu işlemde bacakta kalınlığın esas sebebi olan deri altı yağ dokuları özel cihazlar yardımıyla boşaltılarak bacak inceltilmeye çalışılır.
Sonuç : Bacaklarının kalınlığından şikayet eden ve rahatsız olan kimseler mutlaka bu konuda bir Plastik Cerrahi uzmanına müracat etmeli ve eğer gerekli ise ve gerçek endikasyonu varsa yapılacak bir müdahaleden yarar görecektir. Tabiî ki bir operasyona karar vermeden önce en ince ayrıntısına kadar doktoru ile konuşmalı ve ikna olmalıdır.

Estetik Plastik Cerrahinin uğraşı alanlarından biriside kol bölgesinin estetik problemleridir. Kol bölgesinde estetik problemleri dendiğinde akla en sıklıkla gelen ve en bilinenler yaşın ilerlemesi ve kilo alıp vermelerle ortaya çıkan cilt ve yağ fazlalıklarıdır.
Bir çok insan özellikle yukarıda saydığımız nedenlerle kollarında sarkmalar, cilt fazlalıkları yada aşırı yağlanma nedeniyle estetik cerrahi uzmanlarına müracat ederler. Bu tür probleme sahip olan kimseler genellikle kıyafet seçiminde zorlandıklarını, yada istediği kıyafeti giyemediklerini, vücutlarının diğer kısımları ile bir orantısızlık hissettiklerini, kollarının genel olarak görünümlerinden de rahatsızlık duyduklarını ifade ederler.
Bu durum hem kadınlar ve hem de erkekler için önemli bir estetik problemdir.
Kol estetiği dendiğinde yukarıdaki saydığımız değişiklikler dirsek ile omuz arasındaki kol bölgesini içerir.
Bu bölgedeki sarkmalar yada yağ fazlalıkları cerrahi yöntemlerle düzeltilebilir problemlerdir. Problemin şiddetine ve şekline göre yapılacak tedavi yönteminde de farklılıklar olabilir.
Kol bölgesinde sarkmalar yada yağ fazlalıkları durumunda en sıklıkla kullanılan yöntemler cerrahi olarak fazlalıkların çıkarılmasını içeren brakiplasti ve cerrahi olarak herhangi bir doku çıkarılmasını gerektirmeyen ve yalnızca fazla olan yağ dokularının vakumla boşaltılmasını sağlayan liposakşın yöntemidir.
Bu yöntemler bazen birlikte kombine de kullanılabilir.
Hangi yöntemin tercih edileceğine estetik cerrah ve müracat eden kimse birlikte karar verir. Eğer kol derisinde belirgin gevşeklik ve sarkıklık var ise yapılacak işlem sarkan dokuların uygun bir planlama ve cerrahi yöntemle ortadan kaldırılmasıdır.
Eğer cilt yada doku sarkması yok fakat normalden ve olması gerekenden fazla bir yağ doku fazlalığı varsa yapılacak işlem liposakşın denilen yöntemle o bölgedeki fazlalıkların ortadan kaldırılmasıdır.
Aslında sonuç olarak her iki yöntemde bir ameliyat yöntemi olup her birinin diğerine üstünlük yada dezavantajları vardır. Bu yöntemlerin her birinin diğerine göre en bariz üstünlük ya da dezavantajı ameliyat sonrası ortaya çıkan ameliyat izleridir.
Sarkmalar yada gevşekliklerin fazla olduğu durumlarda bu dokuların ortadan kaldırılması için mutlaka fazlalıkların kesilerek ortadan kaldırılması gerekir. Kesilen yerler mutlaka izle iyileşecektir. Estetik Cerrah ortaya çıkacak olan izlerin çok fazla dikkat çekmemesi ve görünürlüğünü azaltmak için izin kolun iç kısmında kalacak şekilde planlamasını yapar. Ama her halükarda iz olacaktır. Ortaya çıkan iz bazı kimselerde çok az ve ince olmasına rağmen bazı kimselerde bir miktar bariz ve rahatsız edici olabilir. Oluşacak olan izin şiddetini belirleyen şey problemin şiddeti ve kişisel farklıklardır. İz bu yöntemin en önemli handikabı olmasına rağmen kolun ameliyat sonrası aldığı şekil oldukça iyi olacaktır. Ameliyatı yapan plastik cerrahi uzmanı ortaya çıkacak olan izi gizleyerek fark edilirliğini azaltmak için en uygun tekniği seçecek ve planlamayı ona göre yapacaktır.
Deri sarkmasının fazla olmadığı ve sorunun daha ziyade yağ fazlalığı olduğu durumlarda ise liposakşın yöntemiyle fazla yağların boşaltılması en makul yol olacaktır. Burada herhangi bir ameliyat izi olamayıp yalnızca ince kanüllerin girmesi için 3- 4 mm lik delikler açılır ve işlem buradan yapılır. Bu yöntem sırasında ortaya çıkan çok küçük izler ameliyat izi olarak kabul edilmez çünkü hem çok küçük ve hemde gizlenebilirdir..
Bu ameliyatların hangi tür anestezi ve nerede yapılacağı sorusu akla gelebilir. Kol estetiği amacıyla cerrahi müdahale yada liposakşın işlemleri mutlaka ameliyatane ortamında yapılmalıdır. Anestezi olarak aksiler anestezi yani koltuk altından ve yalnızca kolun uyuşturularak yapıldığı anestezi türü yada genel anestezi tercih edilebilir.
Hangi anestezinin tercih edileceğini doktorun deneyim ve tecrübeleri ile hastanın istekleri belirler.

Çene yüz üzerinde en önemli anatomik yapılardan olup alt ve üst çene olmak üzere 2 komponenti vardır. Üst çeneyi oluşturan temel yapı maksilla denen kemik iskelet olup bunun dışında mukoza, deri, kas yağ ve bağ dokuları iskeleti saran yumuşak doku yapılarıdır. Alt çeneyi oluşturan temel iskelet yapısı ise mandibula adı verilen sağlam kemik yapıdır ve 2 adet eklem ile kafatasına bağlantı sağlar. Yine bununda etrafını yukarıda olduğu gibi yumuşak dokular sarar.
Alt ve üst çeneyi oluşturan dokuların gelişimi aşamasında ortaya çıkan eksiklikler ya da fazlalıklar nedeniyle çenelerde şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Çenenin asıl fonksiyonu çiğneme ve beslenme fonksiyonu olmasına rağmen estetik yönden de son derece önemlidir. Alt ve üst çene içerdiği dişler ve bunların birbirleri ile ilişkisi yönünden de son derece önemlidir. Çenenin yapısında meydana gelen bozukluklar üzerindeki diş dizilimini de olumsuz etkileyerek dişlerin görünümünde bozuk olmasına yol açar.
Çene kemiklerinin anormal gelişimlerinden kaynaklanan problemler ortognatik cerrahi ya da çene cerrahisi veya maksillofasiyal cerrahi olarak adlandırılan ve Plastik cerrahinin de ana konularından biri olan problemlerdir. Bu gibi durumlarda Plastik Cerrahinin başkanlığında diş hekimliği ve ortodonti işbirliği ile gerekli hazırlıklar ve müdahaleler yapılır.
Çok farklı ameliyat yöntemleri ile daha önceden ortodonti uzmanlarınca incelemeleri ve hesaplamaları yapılan çene problemlerinde düzeltmeler sağlanır. Hem fonksiyonel yönden çenenin düzeltilmesi sağlanmış olur ve hem de estetik yönden daha uyumlu ve güzel bir yüz elde edilmiş olur.
Bazen de temel olarak alt ve üst çenede çok önemli bir bozukluk olmamasına rağmen yalnızca alt çenede mevcut olan küçüklük yada büyüklük nedeniyle estetik sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda sadece alt çenede yapılacak cerrahi müdahalelerle diş dizilimini de değiştirmeden alt yüz bölgesinin görünümünde çok önemli düzelmeler sağlar. Alt çenede yapılan küçük cerrahi müdahalelerle elde edilen sonuç yalnızca genel yüz görünümünü düzeltmekle kalmaz aynı zamanda boyun yüz ilişkisini de düzeltir. Boyun çene açısını derinleştirir yada ihtiyaca göre daraltır.
Çenenin küçültülmesi yalnızca alt çene kemiğine yapılan cerrahi müdahalelerle mümkündür. Yapılacak cerrahi müdahaleler genel anestezi altında yada sedasyon altında lokal anestezi ile yapılabilir. Makrogeni olarak da adlandırılan çenenin büyük olduğu durumların tedavisi yalnızca cerrahi yöntemlerle mümkündür. Cerrahi işlemler deneyimli Plastik Cerrahi uzmanlarınca yapılığı takdirde yok denecek kadar azdır.
Çene küçüklüğü yada Mikrogeni düzeltme işlemi ise kemikte herhangi bir işlem yapmadan üzerine konulan çene protezleri ile yapılabilir yada çeşitli dolgu malzemeleri kullanılarak yumuşak doku büyültmesi volüm artırılması sağlanabilir.
Çene üzerinde yapılan bu işlemlerle estetik görünüm düzeltilir ve yüz bölgesinde bulunan anatomik yapıların birbirleri ile ilişkisi daha uyumlu hale getirilir.

Lazerler tıpta bir çok amaçla başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Lazerlerin başarılı bir şekilde kullanıldığı alanlardan biriside leke tedavisidir.
Lekeler denildiğinde elbetteki tek bir çeşit sorun yada problem kastedilmez ama ama çoğunlukla anlatılmak istenen yada anlaşılan şeyler şunlardır.
İnsan bedeninde doğuştan olan yada hayatın herhangi bir aşamasında ortaya çıkan ve renk olarak da normal deri renginin dışında olan problemler kısaca leke olarak adlandırılabilir.
İnsan vücudunda olan ve onları hem estetik açıdan rahatsız eden ve hem de zaman zaman fonksiyonel sorunlara yol açan lekeler doğuştan yada sonradan ortaya çıkabilir.
Doğuştan mevcut olan lekeler;
Koyu siyah-kahverengi yada ara renklerde olan lekeler:
benler,
nevuslar….
Kırmızı-mavi yada ara renkde olan damarsal orijinli olan lekeler:
hemanjiomlar,
kırmızı şarap lekeleri…
Sonradan ortaya çıkan lekeler:
Güneş lekeleri,
yaşlılık lekeleri…
Burada ifade etmediğimiz bir çok farklı leke türü yine çeşitli şekilde karşımıza çıkabilir.
Örneğin dövmeler vs bu gruba örnektir.
Bu lekelerin bir çoğunda lazerler ile tedavi mümkün olup bazılarında ise tedavide yetersiz kalabilir.
Lekelerin beden üzerinde en fazla yerleşik olduğu bölge vücudun baş boyun bölgesi ve güneş gören diğer bölgelerdir. Bu durumda ister istemez bu durumlarda estetik
Önemli olan şudur;
Herhangi yapıda bir leke nedeniyle şikayeti olan bir kimse bunun tedavi seçeneneklerinden birisininde günümüzde lazer uygulamaları olduğunu bilmesi gerekir.
Bu amaçla en çok kullanılan lazerler;
Pulsed dye lazer,
Nd Yag Lazer,
Erb Yag Lazer,
Diode Lazer,
Fraksel Lazer,
Olup, hangi tür leke tedavisinde hangi lazerin ve hangi şekilde kullanılacağına bu konuda deneyimli plastik cerrahi uzmanı yada dermatolog karar verecektir.
Sonuç;
Herhangi bir nedenle oluşmuş olan cilt lekelerinin tedavi yöntemlerinden birisinin ve belki de en önemlisinin lazer tedavisi olduğu unutulmamalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki bazı cilt lekelerinin lazer ile tedavisi oldukça kolay ve yüz güldürücü olmasına rağmen bazen de cilt lekelerinin tedavisi oldukça inatçı yada zor olabilir. Bu tür bir probleme sahip olan bir kimsenin yapması gereken şey bu konuda yeterli donanıma sahip bir klinik ve deneyimli bir plastik cerrahi uzmanı yada dermatoloji uzmanı ile iletişime geçerek kendi özel durumu ve tedavisi konusunda birinci elden ayrıntılı bilgi alması gerekir.

Hemanjiomlar çoğunlukla doğuştan olmasına rağmen bazen de hayatın başka bir safhasında ortaya çıkan içerisi damarsal yapılar ile dolu kitlelerdir.
Doğuştan damarsal kitlelerin adlandırılması yada sınıflandırılması farklı şeklilerde olmasına rağmen okuyucuların kafalarının karışmaması amacıyla hepsine birden hemenjiom demeyi daha uygun buldum.
Hemanjiomlar vücudun hemen her bölgesinde ve hatta iç organlarımızın içinde bile bulunabilmesine rağmen çoğunlukla baş ve boyun bölgesinde karşımıza çıkarlar.
Bu lezyonlar çoğunlukla kırmızı renkli ve deriden kabarık şişlikler şeklinde karşımıza çıkabilmesine rağmen bazen deri ile aynı seviyede yada farklı renk ve yapılar şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir.
Özellikle doğum aşamasında karşımıza çıkan yada doğumdan sonraki günler yada haftalar içerisinde karşımıza çıkan hemenjiom yani kırmızı kitleler zaman zaman bebeklerin yada çocukların görünümlerini bozmaları yanında onların yeme içme, görme, nefes alma, işitme gibi fonksiyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilirler.
Bazen de hiçbir fiziksel rahatsızlığa yol açmamalarına rağmen yalnızca görünümleri nedeniyle estetik açıdan bu çocukları yada onların ailelerini rahatsız edebilirler.
Hemanjiomlar şişlikleri, yada kırmızı şarap lekesi olarak da adlandırılan düz hemenjiom lekeleri lazer tedavisinden oldukça yarar gören problemlerdir.
Özellikle;
Pulsed Dye Lazerler,
Nd Yag Lazerler,
Bu problemlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Tedavi seanslar şeklinde yapılmaktadır,
Ortalama ayda 1 kez olmak üzere 5-10 seans lazer uygulaması tatmin edici sonuç almak için gerekli olmaktadır.
Lazere başarılı cevap verme konusunda uygulanan lazer ve uygulayan plastik cerrahi uzmanı yada Dermatoloji uzmanının deneyimi yanında hastanın sahip olduğu bu hemenjiom dokusunun histolojik yani yapısal özellikleri de etkili olmaktadır.
Sonuç;
Hemanjiom nedeniyle tedavi araştıran kimselerin bilmesi gereken şeylerden biriside bu problemlerin tedavisinde lazerlerinde oldukça yararlı olduklarıdır.
Özellikle seçilmiş olgularda kullanıldıklarında diğer hiçbir tedavi yöntemi ile elde edilemeyecek başarılı ve yüz güldürücü sonuçlar elde edilecektir.
Elbette ki çok daha ayrıntılı bilgiler hekim ile direkt görüşmede hekim tarafından hastaya yada ailesine verilmesi gerekir.

LAZER İLE KİTLE ÇIKARMA
Saç ekimi günümüz en sık yapılan estetik operasyonların başında gelmektedir. cErişkin çağı erkek nüfusunun yaklaşık yarısı kellik sorununu yaşamaktadır. Saçsızlık yani kellik erkeklerin çoğunda psikolojik yönden bir rahatsızlık kaynağı olmakta, bazıları ise bu sorunu çok daha abartılı bir şekilde günlük hayatına yansıtmaktadır. Bazı kimseler bu durumu normal olarak kabullenip normal yaşantılarına yansıtmamaya çalış salarda bazıları çok yoğun bir şekilde adeta takıntı derecesinde bu durumlardan etkilenmektedir. Kellik sadece erkelerde bir sorun olarak karşımıza çıkmamak da kadınlarda da görülebilmektedir. Erkeklerle kıyaslandığında, kadınlarda kellik sorunu çok daha nadir olarak görülür. 
Saç dökülmesi sonrası ortaya çıkan kellik hem kadınlarda ve hem de erkeklerde önemli bir kozmetik sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu problemin çözümüne yönelik çaba ve arayışlar bu problemin yaşı ile aynı dönemde başlamıştır diye ifade edebiliriz. Çünkü saç her dönemde çok önemli bir aksesuar olmuştur insanlar için.
1940 li yıllarda ilk başarılı saç nakli yada ekimi uygulamaları başladıktan sonra bu konudaki çalışmalar hız kazanmış ve gittikçe daha da başarılı sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır. Fakat bu dönemde yapılan saç nakilleri şerit şeklinde yada çok fazla sayıda saç içeren punch graft olarak adlandırdığımız parçalar şeklinde ekim yapılıyordu. Tabiî ki kişinin kendisinden alınan saçlar bu amaçla kullanıldı. Fakat ilk başta heyecan verici olmasına rağmen ortaya çıkan sonuçlar tatmin edici olmaktan uzaktı. Bir seans operasyonda 50-300 arası graft ekimi yapılabiliyordu. Sonuçta ekim olduğu çok kolay bir şekilde anlaşılan planlama yönünden de zayıf neticeler ile karşılaşıldı.
Mikrograft megasession yöntemi nedir?
Eski klasik saç ekimi yöntemleriyle elde edilen sonuçların tatmin edici olmaktan uzak olması nedeniyle bu konudaki bilisel çalışmalar ve teknikteki iyileştirmeler devam etti. Günümüze kadar devam eden bu arayışlar neticesinde ilk kez 1990 lı yılların başında mikrograft megasession yöntemiyle saç nakli yada saç ekimi uygulamaya girmiş ve o zamana kadarki en başarılı ve tatmin edici sonuçlar bu yöntem ile elde edilmeye başlanmıştır. Bir seans da 1000 ve üzeri graft ekimini sağlayan ve ortalama 2000-6000 arası saç naklini mümkün kılan bir yöntemdir mikrograft megasession yöntemi.
Elbetteki bazı durumlarda daha fazla sayıda yada daha az sayıda graft ve saç sayısı mümkündür.
Mikrograft Megasession Yöntemi Kimlere Uygulanır?
Bu yöntem günümüze ülkemizde bir çok klinikte ve diğer ülkelerde çok sık uygulanan bir yönyemdir. Ülkemizde FUE yöntemi son yıllarda daha fazla sıklıkla tercih edilmekte olup bazı merkezlerde sadece bu teknik yani FUE kullanılmaktadır. Bu teknik özel bazı durumlarda mutlaka uygulanması gereken bir yöntemdir. Çeşitli nedenlerden dolayı saçının çok kısa kesilmesini kabul etmeyen kimselerde mutlaka bu yöntem kullanılmalıdır. Bunun dışında FUE yöntemi ile graftlerin alınması sırasında kök hasarının fazla olduğunun düşünüldüğü durumlarda yine işlem FUE ile işlem sırasında bu yönteme geçmek zorunluluğu ortaya çıkabilir. Bir diğer özel durum FUE yöntemi ile yeterli deneyime sahip olmayan ekipler mecburen bu yöntemi kullanmak durumundadır.
Elde edilen sonuçların eski yöntemlerden farkı nedir?
Bu yöntemle saç ekimi de diğer yöntemlerle olduğu gibi lokal anestezi altında yapılır ve başın saç dökülmesine karşı genetik dirençli olan arka bölgesinden alınan şerit şeklinde saçlı deriden elde edilen saç kökleri ekim amacıyla kullanılır. Ekim yapılan graft dokuları mini ve mikrograft şeklinde küçük parçalara ayrılarak ekim gerçekleştirilir. İşlem mikro olarak adlandırılan küçük cerrahi aletler kullanılarak gerçekleştirilir.
Mini ya da Mikrograft ne demektir?
Ekim sırasında köklerin ayrıştırılması aşamasında 1 yada 2 saç içeren parçalar mikrograft olarak adlandırılır. Yine aynı işlem sırasında her bir parça 3 yada 4 adet saç teli içeriyorsa minigraft olarak adlandırılır. Bu şekilde mini yada mikrograft olarak parçalara ayrılmış saçlı deri ekim yapılacak kel alana uygun bir planlama ve sıklıkta ekildiği zaman ortaya çıkan saç görüntüsü tamamen doğal bir görünümde olup ekim olduğu anlaşılmayacaktır. 1-2 saç içeren mikrograftler başın ön kısmına ekilerek ön saç çizgisi doğal bir şekilde oluşturulur ve daha geri kısımlarda ise çoğunlukla 3-4 saç içeren mini graftler ekim yapılacaktır.
Bu yöntemde saç kökleri ayrımı yapılırken mikroskop kullanımı zorunlumdur?
Operasyon sırasında kök ayrıştırması amacıyla mikroskop kullanımı uygulamayı yapan kişinin tercihine ve tecrübesine bağlıdır. Mikroskop kullanımı zorunlu olmayıp bu konuda kişisel yetenekler daha ön planda yer almaktadır. Bazı kimseler hiç mikroskop kullanmadan çok daha kısa sürede daha fazla sayıda saç ekimini gerçekleştirebilir.
Bu yöntem ile saç ekimi nerede ve kimler tarafından yapılmalıdır?
Mikrograft megasession yöntemiyle saç ekimi bu konuda yeterli deneyime sahip olan bir plastik cerrahi uzmanının denetim ve kontrolünde olan bir klinikte yapılabilir. Ekim yapılan ortam ameliyatane koşulları olmalıdır.
Sonuç: Mikrograft megasession yöntemiyle saç ekimi günümüzde bazı kliniklerde hala tercih edilen ve bazı durumlarda da FUE yöntemi ile saç alınmasının yeterli olmadığı durumlarda mutlaka tercih edilmesi gereken ve sonuçları tatmin edici olan bir yöntemdir.
Kelliğin tedavisinde günümüzde en geçerli ve sonuçları en kesin olan yöntem İngilizce hair replantation denilen saç ekimi yöntemidir. Bunun dışında birçok isimle ve tanımlamayla, yapılan işlem anlatılabilmektedir. Saç yenileme cerrahisi de denilmektedir. Fakat saç yenileme cerrahisi tabiri daha genel bir tabir olup her zaman yalnız saç ekimi anlamına gelmez. Erkeklerde bu konu daha çok populer bir konu olmasına rağmen anlatılan şeyler konudan muzdarip bayanlar içinde geçerlidir.
Saç dökülmesi gerek erkeklerde ve gerekse kadınlarda çok önemli bir sorundur. Saç dökülmesi nedenleri konusunda bir çok farklı görüş ve teoriler olmasına rağmen en sık ve bilinen neden androjenik alopesi denilen erkeklik hormonunun etkisine bağlı saç dökülmesidir. Bu durum farklı kimselerde kendisini farklı şiddette gösterebilir yani bazı kimselerde saç dökülmesi ve kellik hafif şiddette olmasına rağmen bazılarında neredeyse saçlı kafa derisinin tamamı etkilenmiştir.
KARBOKSİTERAPİ İLE ZAYIFLAMA VE VÜCUT ŞEKİLLENDİRME MÜMKÜNMÜDÜR? 
| aciklama |
|---|
| ESTETİK CERRAHİ VE AMERİKA, AFGANİSTAN VE ESTETİK CERRAHİ! Afganistandan başlayalım. Aslında birbirine zıt iki kavram gibi. Estetik Cerrahi ve Afganistan. Ne ilgisi var? Denebilir. Amerika ve Estetik Cerrahi çok uyumlu gelir birçok insana. Avrupa ve Estetik Cerrahide öyle. Bunlar biri biri ile uyumlu olarak algılanır. Dubai de öyle mesela. Estetik Cerrahi dendiğinde yakışır, ya da yakıştırılır. Diğer saydığım ülkeler konu olduğunda herkesin aklına; Güç gelir, Para gelir, Lüks gelir, Yüksek hayat düzeyi gelir, Yüksek eğitim düzeyi gelir, Tabiî ki bu kavramların birlikte olduğu yerlerde bir çok şeyle beraber insanların ve özelliklede kadınların estetiğe ve güzelliğe ilgisi de akla gelir. Bu bir realitedir aynı zamanda. Fakat Afganistan denildiğinde ise, herkesin aklına; İşgal gelir, Savaş gelir, Yıkım gelir, Yokluk gelir, Fakirlik gelir, Eğitimsizlik gelir, Birçok şey gelir, ama estetik ve güzellik kavramları gelmez. Ne işi var Afganistan’ın estetik ile denir. Oysa her iki yerde de insanlar yaşar. Ve bütün insanlar için estetik ve güzellik bir değer ifade eder. Ama nedense bir batılı zengin ülke için, örneğin Amerika için normal gördüğümüz bir şeyi Afganistan için normal görmeyiz. Amerikalı estetik kaygısı nedeniyle estetik ameliyat olabilir ama Afganistanlının bunu düşünmesi hiç mantıklı gelmez birçok kimseye. Neden? Bu tabiî ki birçok mantıklı izahları vardır bu algılamaların. Belki de doğrudur ne işi olabilir ki Afganistanlının estetik ile güzellik ile. Belki de doğru değildir. Oda insandır. Onunda duyguları vardır! Bunlar işin felsefi kısımları. Her iki ülkeyi de gördüm, Ve her ikisinde de yaşadım. Ve gördüm ki insan her yerde insandır. Duyguları da insanidir her yerde. Amerikalının estetiğe ve güzelliğe bakışı ayrı bir yazı konusudur ama ben bunun zıttın dan bahsedeceğim diğer yazıda. Bir estetik cerrah gözüyle Afganistan’ı ve Afganistanlının estetiğe ve güzelliğe bakışını anlatmak istiyorum. Bir diğer yazıda. |

Estetik kaygı nedir?
Bir kimsenin herhangi bir vücut bölgesini kısmen ya da tamamen benimseyememesidir.
Başka şekillerde de tarif edilebilir.
Kadın ya da erkek bir kimsenin bir görünür organını beğenmemesidir?
Mesela 18 yaşındaki genç bir kızın burnunun büyük olduğunu düşünmesidir.
Orta yaşlı bir bayanın kaşlarının düşük olduğunu düşünmesi,
54 yaşındaki bir beyefendinin artık eskisi kadar yakışıklı olmadığı gibi bir yargıya varması estetik kaygıdır.
Her yaştan ya da cinsten bireyin yüzündeki güneş lekelerinden rahatsızlık duyması,
Zamana bağlı ya da mimiklerin fazla kullanımına bağlı kaz ayakları ya da yüz kırışıklıklarından şikâyetçi olması bir estetik kaygıdır.
Yüzün yaşlanması, sarkması kişiyi rahatsız ediyorsa bu bir estetik kaygıdır.
Göbeklenme, yağlanma, orantısız yağ dağılımı, kadın ya da erkek için bir dert olarak algılanıyorsa,
Doğumlar sonrası bir bayanda karın ya da göğüslerde ortaya çıkan değişiklikler, çatlaklar ya da sarkmalar sorun olarak kabul ediliyorsa,
Bunların hepsi estetik kaygıdır.
Bu duruma yüzlerce farklı örnek verilebilir.
Birçok erkek için saçların olmaması ciddi bir estetik kaygıdır.
Bütün kaygılar gerçek cimidir?
Bir kısmı psikolojik midir?
Estetik kaygılar nedeniyle bize başvuran her erkek ya da bayanın fiziksel kusur algılamasında bir psikolojik boyut mutlaka vardır.
Başka bir ifade ile bütün estetik kaygılar psikolojik sorun yaratır insanlarda.
Ama bazen de öyle talepler ile karşılaşırız ki olay tamamen psikolojiktir.
Burnunda hiçbir sorunu olmadığı halde burnunun estetik anlamda çok kusurlu olduğunu düşünen ve bu yüzden kendisini çirkin bulduğunu söyleyen kimseler gelir zaman zaman.
Yada aslında güzel olduğunu ama eğer bazı estetik uygulamalar kendisine yapılırsa kusursuz olacağına inanan kadın hastalarımız olur bazen.
Dudakları bizim kriterlerimize göre oldukça normal olmasına rağmen, daha kalın dudaklara sahip olmak için bize başvuran kimseler çok da nadir değildir.
Örnekler çoğaltılabilir.
Estetik cerrahlar zaman zaman öyle absurd talepler ile karşılaşırlar ki onlar bile bu talep karşısında şaşkınlığa uğrarlar.
Örnek, bir genç kızın gelip kendisini güzel bulmadığını ve Japon kızları gibi çekik gözlü olmak istediğini ifade etmesi ve bunu estetik cerrahtan ciddi bir şekilde talep etmesi karşılaşılan bir olgudur.
Estetik kaygı aslında herkes de vardır.
Bir kadın ya da erkek de estetik kaygının olması değil olmaması patolojiktir aslında.
Psikoloji bu olayın tam ortasındadır.
Bütün estetik kaygılar psikolojiktir de.
Estetik ile psikoloji arasında çok hassas bir denge ve çizgi vardır.
Bunlar birbiri ile iç içedir ama orantısal değildir.
Yani bir kimsenin estetik kusurunun şiddeti ile psikolojik etkilenimi paralel değildir.
Çok az bir estetik sorunu olan bir kimsenin psikolojik etkilenimi düşünüldüğünden çok fazla olabilir.
Aslında estetik kaygıların bir kısmı değil tamamı psikolojiktir ama bu psikolojik soruna yaklaşım nasıl olacak sorusu bazen zor bir sorudur.
Soruna yaklaşım aslında 4 şekilde olabilir.
1- Telkinle,
2- İlaçla,
3-Neşter ile
4-Bunların kombinasyonu ile.
Estetik kaygılara bir estetik cerrahın yaklaşımı ne olmalıdır.
Bir sonraki yazıda devam edelim.

Televizyon programlarında zaman zaman bende karşılaşıyorum.
Yada gazete veya dergi sayfalarında.
Bazen bir bitki bilimci olduğunu söyleyen kişi konuşuyor.
Bazen gıda bilimcisi yada mühendisi olduğunu söyleyen bir kişi.
Bazen ilkokulu dahi okumamış ama aileden bitki bilimci olduğunu ifade eden bir kimse.
Daha ilginci bazen de Dr titri olan bir kimse konuşuyor.
Tabiî ki herkes konuşabilir.
Kimse kimsenin konuşmasını engelleyemez ama konu sağlık olunca biraz daha dikkatli olmak durumundayız.
Neden?
Çünkü sağlık konusu hayatımızda her şeyden daha önemli bir konu.
‘’Şu bitkinin yaprağını kaynatır ve suyunu sabah aç karnına birde yatmadan önce içerseniz mide kanseri diye bir problem ile hiç karşılaşmazsınız!!!’’
‘’Şu meyvenin kabuğunu önce rendeleyip sonra kaynatıp sonra suyunu içerseniz astım denen bir sorununuz kesinlikle olmayacaktır!!!’
‘’Bademcikleriniz sürekli iltihaplanıyor diye sakın onları aldırmayın. Doktor dese bile aldırmayın. O bitkinin kökünü iyice temizledikten sonra yiyin. Aç ya da tok fark etmez ama günde 3 kez bir ay boyunca yiyin. Göreceksiniz artık bademcikleriniz hiç iltihap olmayacak ve sizde gereksiz yere bademciklerinizi aldırmamış olacaksınız’’
Bu tür konuşmalara ben televizyonlarda defalarca rastladım.
Bu konuşmaların farklı versiyonlarını defalarca izledim.
Hatta aynı televizyon programlarında benimde konuk olduğum canlı yayınlarda diğer konuklardan benzer şeyleri defalarca tüm Türkiye ile birlikte ben de izledim.
Ben Doktorum.
Sağlıkla ilgili söylenen her şey benim ilgimi ve dikkatimi çeker.
Ayrıca ben Estetik Plastik Cerrahi Doktoruyum.
Güzellikle ya da estetik ile ilgili söylenen her şey benim daha da dikkatimi çeker.
Aynı televizyon programlarında yada gazete sayfalarında defalarca şunları da izledim, gördüm yada okudum.
‘’Şu bitkinin yaprağını kaynatır suyunu bir çay bardağı ile günde 2 defa içerseniz cildiniz gençleşir, pürüzsüzleşir’’
‘’Şu bitkinin yaprağını kurutup sonra kaynatıp sonra suyunu içerseniz kırışıklıklarınız kaybolur. Günde 3 defa ve 1 ay boyunca içmeyi ihmal etmeyin’’
‘’bu bitkinin kabuğunu soyun, sonra kendisini ezin ve sonrada başınızın kel bölgelerine sürüp üzerini eşarp ile bağlayın. Bunu 2 ay boyunca her gece yatmadan önce yapın. Göreceksiniz artık sizin için saç dökülmesi yada kellik diye bir problem kalmayacaktır’’
Bu ve buna benzer konuşmaların yapıldığı sayısız televizyon programlarına katıldım.
Bu konuşmaları yapan kimselerin sözleri sıradan vatandaşlar tarafından dikkat ile izleniyor.
İnanıyorum ki bu konuşmaların izlenme oranları da çok yüksek oluyor.
Muhtemelen çok rating yaptıkları için bu tür kimseler televizyon programlarında çok fazla konuşuyor ve görüşlerini izleyiciye aktarıyorlar.
Yine muhtemeldir ki bazı meslektaşlarımız yani doktorlarımızda benzer bir davranış içersine giriyorlar.
Bitkilerin mucizelerinden bahsediyorlar!
Bunların hastalıkların tedavisinde ne kadar faydalı ve yararlı olduklarından bahsediyorlar… vs.
Netice olarak bütün bunlar bir realite.
Her gün televizyon programlarında kanserin tedavisinde kesin! Etkili bitkiler,
Güzelliğin ve sağlığın kesin çözümü bitkiler!
Kelliğin tedavisinde kesin! Etkili bitkiler anlatılmaya devam ediliyor.
Hem de ilginç bir şekilde bazen doktor olan kimseler tarafından da benzer açıklamalara devam ediliyor.
Televizyon karşısında izleyen bir çık kimsede elinde kağıt ve kalem en ucuz yoldan yerinden bile kalkmadan en amansız hastalıkların yada çözümü ilaçla bile olmaz diye bilinen bütün ciddi sağlık problemlerinin çözümlerini not alıyorlar.
Şu saat itibarı ile bunlar yaşanmaya devam ediliyor.
Adına Alternatif Tıp vs gibi isimler de verilerek tıp kelimesi de uygun bir şekilde konuya iliştiriliyor.
Peki bu durumda yanlış olanlar nedir?
Doğru olanlar nedir?
Kimlere inanacağız yada inanmayacağız?
Bu programlara yada bu programlarda konuşanlara hangi açıdan yaklaşacağız?
Halkın sağlığı ile direkt ilgili olan bu konularda doktorların pozisyonu ne olmalıdır?
Bitki ile kanser tedavi edilir mi?
Ot ile güzellik olur mu?
Sorular uzun ve konular önemli olduğu için bir başka yazının konusu olabilir ancak.

Kadın için göğüsler dişi vücut imajının en önemli tamamlayıcı unsurlarıdır.
Normal büyüklükte, normal diklikte ve normal görünümde bir memeye sahip olmak her kadının arzusudur.
Fakat ne yazık ki gerek doğuştan sahip olunan özellikler nedeniyle yada hayatın herhangi bir aşamasında çeşitli nedenler ile bir kadının meme yapısı değişebilir ve estetik anlamda cazibesini kaybedebilir.
Meme mi göğüs mü demek daha doğrudur?
Aslında meme tabiri daha doğrudur. Çünkü göğüs denildiğinde üst vücut bölgesinin tamamı anlaşılır ve göğüs kelimesi erkeklerde de kullanılan bir tabirdir.
Bu nedenle meme estetiği kavramı daha anlaşılabilir ve doğrudur.
Her ne sebeple olursa olsun yada hayatın herhangi aşamasında ortaya çıkarsa çıksın en sıklıkla biz estetik plastik cerrahi uzmanlarının karşılaştığı estetik meme problemleri,
1-meme büyüklüğü,
2-meme küçüklüğü,
3-meme sarkması,
Şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bazen bunların yalnızca biri bir kadında varken bazen de birden fazla estetik problem aynı kadında bulunabilir.
Örneğin;
Bir kadın yalnızca memelerinin küçük olmasından şikayetçi olabilir.
Yada aynı anda kadının memeleri hem normalden büyük hem de sarkık olabilir.
18 yaşını tamamlamış genç kızlarda genellikle meme gelişimi tamamlanmış tır.
Bu yaştan itibaren hayatın herhangi bir aşamasında bir kadın memelerinde estetik probleme sahip olabilir.
Bu durum bir kadın için çok önemlidir ve memenin estetik sorunları bazen yalnızca estetik sorun olarak kalmaz aynı anda bir sağlık problemine de dönüşür.
Bir kadının memelerinin normalden küçük yada büyük olması yada sarkık olması yada birkaç probleme birden sahip olması çok önemli psikolojik sorunlara da yol açar.
Hayatının herhangi bir aşamasında bir meme estetiği sorununa sahip olan bir kadın şunu bilmelidir ki bir çok problem günümüzde artık çözülebilir bir problemdir.
Bu şekilde bir sorunu olan bir kadının yapması gereken şey mutlaka bir estetik plastik cerrahi uzmanına müracat etmektir.
Günümüzde estetik plastik cerrahide ortaya çıkan gelişmeler meme estetiği konusunda önemli ilerlemelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Meme estetiği operasyonları ile küçük bir memeyi normal ebat ve görünümüne kavuşturmak, yada büyük bir memeyi küçülterek normal boyutlarına getirmek, yada sarkmış olan bir memeyi normal pozisyonuna getirmek mümkün hale gelmiştir.
Kadınlarda meme estetiği son derece önemlidir.
Estetik anlamda bir eksikli kadının kendine olan güvenini yitirmesine ve psikolojik anlamda sıkıntı yaşamasına yol açmaktadır.
Bu durum sadece kadınların değil aynı zamanda onların eşleri üzerinde de olumsuz etkilenmelere yol açmaktadır.
Sonuç;
Meme estetiği bir kadında çok önemlidir. Bir memenin normalden küçük, büyük yada sarkık olması en sık karşılaşılan estetik sorunlardır. Günümüzde bunların tedavisi son derece kolaylaşmıştır. Cerrahi ile elde edilen başarı oranları çok yüksektir. Bu tür bir sorunu olan kimsenin yapması gereken şey estetik plastik cerrahi uzmanı doktorlara müracat ederek daha kapsamlı bilgi almalarıdır. Operasyonun sonuçları sadece memelerin görünümü üzerine değil aynı zamanda hem bu kadınların ve hemde varsa onların eşleri üzerinde olumlu etkilere sahiptir.
Diş macunları günümüzde diş hekimliği alanı içerisinde sadece estetik amaçlarla değil içerdiği etken maddeler sayesinde nerdeyse bir ilaç gibi kullanılır preparatlar haline gelmiştir.Burada bilinmesi gereken bu etken maddelerin ne işe yaradığı ve ona göre diş macunu kullanımıdır.
Toplumlarda insanların çoğu dişlerini fırçalarken genelde estetik amaçlı dişlerini fırçalamaktadırlar. Burada da bakarız ki genelde hep ön grup dişler arka gruba göre daha iyi fırçalanmaktadır . Bunun sebebine gelince görülmüştür ki: bunun nedeni ön dişlerin arka dişlere göre daha kolay fırçalanabilir konumda olmaları değil kişilerin estetik olarak ön dişlerinin daha güzel görünmesinin olduğu için dişlerini fırçaladığı saptanmıştır. Diş Hekimliği araştırıcılarıda bu tür sonuçları tesbit ederek diş macunlarının içerisine tedavi edici ajanları katmaya başlamışlardır
İyi Bir Diş Macunu Nasıl Olmalıdır?
Bakteri plağını temizleyebilmeli yumuşak aşındırıcılar ihtiva etmeli tüm bileşenleri zararsız olmalı higroskopik olmalı ağız mukozasında irritan etki göstermemeli çürük önleyici etkide hoş kokulu homojen olmalı ve herkesin alabileceği uygun fiyatta olmalıdır.
Bir Diş Macununun İçerisinde Neler Olmalıdır?
Mekanik temizleyiciler tatlandırıcılar koku maddeleri köpük yapıcı ajanlar nemlendiriciler ve özel katkı maddeleri olmalıdır
Burada koruyucu diş hekimliği alanı içerisine özel katkı maddeleri girmektedir.
Çeşitli firmalar bu noktada diş macunlarının içerisine sodyum florür stronsiyum florür
gibi maddeler ilave ederek diş çürüğünü azaltmaya yönelik çalışmalara yönelmişlerdir Hatta florürün etkisinide arttırmak için yapay tatlandırıcı olarak bildiğimiz xylitol ü de ilave etmişlerdir. Bunun yanında macunlara abrazivler yani aşındırıcılarda ilave edilmiştir ve aşındırıcıların oranı diş macunları içerisinde yaklaşık %40-50 ye yaklaşmaktadır ve her macun içerisinde bu aşındırıcı partiküllerin büyüklükleri ve özellikleri farklı olabilmektedir.Bu noktada görülmüş ki senelerce aynı diş macunu ve aynı tip fırça kullanan insanlar ile farklı diş macunu ve farklı diş fırçası kullanan insanların diş yüzeylerindeki zamana bağlı aşınma derecelerine bakılmış :aynı tip macun ve aynı tip fırça kullanan insanlarda diş mine yüzeylerinde daha çok aşınma olduğu tesbit edilmiştir.
Sonuç:: Biz Diş Hekimleri olarak bize gelen hastalarımıza hangi diş macunu kullanmalıyız? Gibi bir soruyla karşılaştığımızda ilk önce içerisinde çürüğü önleme açısından florür içeren bir diş macunu sonra o insanın ağız yapısına uygun olan uygun katkı maddeleri içeren macunları önermeliyiz
PRP (PLATELET RİCH PLAZMA ) ZENGİNLEŞTİRLMİŞ PLAZMA TROMBOSİT TEDAVİSİ
Modern tedavi tekniklerinin gelişmesiyle birlikte günümüzde Plazma tedavisiyle
kırışan, yıpranan, sarkan cilt dokusu artık bu dokuyu genç ve nemli tutan kollajenlerin üretiminin tetiklenmesiyle yenilenebilir. Kişinin kendi kanından elde edilen plazma yüze ve vücuda nakil ediğinde kök hücreleri uyararak kırışıklıkların giderilmesinden, yaraların iyileşmesine ve saç dökülmesine kadar alternatif bir yöntem olarak kullanılır. Hiçbir alerji riski taşımayan bu tedavide kendi kanınızdan elde edilen zenginleştirilmiş trombosit süspansiyonu uygulandığı sahada büyüme faktörlerini aktive ederek kök hücreleriyle yenilenip zamanı geriye döndürmek ve bebeksi cilde sahip olmak artık hayal olmaktan çıkmaktadır.Bu tedavinin kök hücre tedavilerden farklı olarak en önemli özelliği hücrelerin klinik ortamlarda çoğaltılıp sonradan aktive edilmemesi ve kişinin kendi damarından alınan az miktardaki kanın elemanlarına ayrılarak elde edilen plazmanın sorunlu bölgeye küçük miktarlarda yedirilerek uygulanması esasına dayanan yöntem kök hücreleri aktive ederek deride kollajen tabakayı uyararak cildin yenilenmesini sağlamasıdır. Son derece kolay uygulanan bu tedaviden hemen sonra günlük hayatınıza devam edebilirsiniz
PRP Plazma tedavisi yönteminde, hastanın kendi kanı alınarak; 8-9 dakika boyunca 1500-3000devir/dakika santrifüj edilir. Santrifüj sonucu, kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı, mezoterapi veya dolgu yöntemi ile cilde uygulanır. PRP yönteminde elde edilen bu plazma yoğun trombosit (pıhtı hücreleri) içerir.Burada ortalama 1 cc plazmada 1 milyon trombosit bulunur. Ortamda bulunan lökositler (beyaz kan hücreleri) ve aktive olmuş pıhtı hücreleri, büyüme faktörleri salgılayıp kök hücrelerin aktive edilmesini sağlar. Böylece cildin dokusunda yenilenme meydana gelir. Bu yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve kesinlikle herhangi bir alerji riski taşımamasıdır
Tedavi süresi
Ortalama 2 ile 4 haftalık aralıklarla yapılacak 2-4 arası tedavi seansı önerilir. Elbette hastanın ihtiyacına göre seanslar değişiklik gösterebilir. Klasik tedavi; 3 ay boyunca ayda 1 kez uygulanmasıdır. Her uygulama 15-30 dakika sürer.İster dermaroller le cilde direk uygulanırken sac ekiminde ekim yapılan alana enjekte edilerek yada dolgu olarak hastadan alınan yağ ile beraber dolgu alanına yada diğer dolgu maddeleriyle beraber enjekte edilebilir.Burada aktive olmuş trombositler ve lökositler büyüme faktörlerinin salgılanmasını başlatarak kök hücrelerini bu bölgeye çeker ve çoğalmalarını tetikler.O bölgede hücre yenilenmesi olur . Hastaya yapılan otojen doku nakilleri varsa(örn. Saç ekimi yağ enjeksiyonu kemiklerdeki deformitelerin doldurulması vb) bu dokuların tutması daha sağlıklı hale gelir
Tedavinin sürekliliği için yılda 1 kez tekrarlanabilir.
PRP uygulamasının en güzel yanlarından biride hastanın kendi kanından elde edildiği için herhangi bir hastalık bulaşmaması, ve alerjik reaksiyonların görülmemesidir.
.
PRP’de lazer, ışık tedavisi, dolgu enjeksiyonu veya Botox uygulaması ile birleşmesi önerilebilinir mi?
Hayır, eşzamanlı tedavi olarak uygulamak mümkündür. PRP uygulaması deri yenilenmesi sağlaması nedeniyle lazer veya ışık tedavisinden sonra yapılabilir. Bununla birlikte PRP ile dolgu veya Botox uygulamasının birleştirilmesine yönelik deneyim mevcut değildir. Uygulamanın dolgu uygulaması ile birleştirilmesi sakıncalı görülmemekle birlikte ; Botox uygulaması ile birleştirilmesi önerilmez.
Kontrendikasyonları:
1- tip I diabet
2- Lupus eritamatozis
3- Hasimato tiroidi
4-Spondilit gibi rahatsızlıklarda uygulanmamalıdır. tip II diabette uygulanabilir.
Nice sağlık mutluluk dolu günlerin sizlerle olması dileklerimle;
Dr Dr.Suhan SUNGUR
Yüz estetiğinin bir parçası olan dişlerin kaybı psikolojik ve sosyal problemlere neden olmasının yanı sıra beslenme, sindirim sorunları ve konuşma bozukluklarına da yol açmaktadır.
Diş eksiklikleri doğal dişlere bağlı köprü protezleri veya çıkarılıp takılan hareketli protezler gibi klasik yöntemlerle tamamlandığı gibi implant destekli protezlerle de yapılabilir.
Tek diş eksikliklerinin implant ile tedavi edilmesi, köprü ile restore edilmesine göre daha koruyucu bir tedavi şeklidir.
Köprü protezi yapılabilmesi için sağlıklı dişlerin küçültülerek üzerlerinin kaplanması gerekecektir ve bu köprünün belirli aralarla değiştirilmesi ekonomik olarak da bir yük getirecektir. Bunun yerine eksik diş veya dişlerin boşluğuna yerleştirilecek implantlar sayesinde yandaki dişlerde herhangi bir işleme gerek kalmadan yani sağlıklı dişlere zarar verilmeden tedavi edilebilir.
Eğer ağızda hiç diş kalmamışsa bulantı refleksi ve protezin tutuculuğunun yeterli olmaması nedeniyle hareketli protez kullanılamıyorsa implant destekli protezler hastaya konforunu iade etmektedir.
Üzerine protez yapılacak olan implantların ağız içi görüntüsü
İmplant multi disipliner bir yaklaşımla yapılır. İmplantı çene kemiği içine yerleştirecek cerrah veya diş hekimi uzmanı ile implant üstü protezi yapacak protez uzmanı birlikte çalışırlar.
İmplant ileri derecede kontrol edilemeyen diyabet gibi bazı sistemik hastalıkları olan kişilerin dışında herkese uygulanabilir. İmplantlar titanyumdan doğal diş kökü şeklini taklit ettikleri için doku uyumludurlar ve herhangi bir alerjik ve toksik rahatsızlığa neden olmazlar.
Muayene aşamasında detaylı bir ağız içi muayene ile dişetleri, alt ve üst çenenin ve dişlerin birbirleriyle ilişkileri gibi durumlar incelenir. Ölçü alınarak alçı modeller üzerinde de çalışılır. Klasik radyografilerin yanı sıra komplike vakalarda üç boyutlu tomografi alınarak özel bir cihazda çenenin aynı ölçüde modeli elde edilerek implantların yerleştirileceği bölgeler en az hatayla planlanır. Planlama ve bu planlamanın sonrasında yapılacak tedavi detayları hastalarla detaylı olarak konuşulur.
İyi bir tedavi için doğru bir planlama kuşkusuz en başta gelir. Daha sonrasında yapılacak operasyonun da yeterli ekipman ve deneyimli bir ekip tarafından yapılması kuşkusuz çok önemlidir. İmplantlar diğer diş tedavileri gibi lokal anestezi ile uygulanır. Fakat bazı vakalarda çene kemiğinin yeterli olmadığı ve greft dediğimiz doku ilavesinin gerekli olduğu uzun operasyonlarda veya aşırı stresli hastalarda genel anestezi veya sedasyon altında konforlu bir şekilde operasyon yapılır.
Ameliyattan sonra osseointegrasyon denilen implantın kemik yüzeyine bağlanması için bir süre beklenir. Bu süre kemiğin yapısına göre değişir. Genelde üst çene için 4 -6 ay alt çene için 3 -4 ay yeterlidirBu süre tamamlandıktan sonra üst yapı yapılır. Operasyondan sonra protezler yapılıncaya kadar estetik ve fonksiyonun devamı için geçici protezler yapılır.
Doğallıktan uzak, abartılı form ve renklerdeki yapay dişler, ilk bakışta amatör bir göz tarafından bile hemen farkedilir. Bu nedenle estetik diş hekimliğinde, titiz bir hazırlık ve planlama evresi gereklidir.
Klinik ve Radyolojik Muayene: Estetik çözümlere geçmeden önce ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesi amacıyla genel bir ağız ve diş muayenesi yapılır. Hastanın tüm ağız rontgeni (Panoramik röntgen) alınarak nasıl bir yol izleneceğine karar verilir.
Model: Üst ve alt çeneden ölçüler alınarak dişlerin ve çevre dokuların modeli elde edilir. Ve modeller üzerinden değerlendirme yapılır.
Hastadan alınan fotoğraf ve modeller üzerinde dişlerin ve diş etlerinin estetik açıdan sorunlu olan bölgeleri tüm yüz bölgesi dü şünülerek değerlendirilir. Bu değerlendirmeler sırasında hastaya kendi fotoğrafları ve modelleri üzerinde estetik açıdan sorunlu olan sahaları gösterilir, sorunların nasıl giderilebileceği konusunda bilgi verilir ve hastanın estetik düzenlemesi ile ilgili tedavisinin planlaması yapılır. Eğer mevcut estetik sorunların gide-rilebilmesi için kapsamlı bir tedaviye ihtiyaç duyuluyorsa, diş eti hastalıkları ve ortodonti uzmanlarıyla beraber gerekli konsültasyonlar yapılır. Hastanın da beklentileri doğrultusunda yüz ve dudak yapısına uygun yeni bir gülüş tasarlanır. Ağzından alınan ölçüler ile laboratuvar ortamında oluşturulan modeller üzerinden tasarlanan gülüş hastaya gösterilebilir. Ayrıca önceden yapılmış gülüş tasarımları ile ilgili fotoğraflar da gösterilir. Bu sayede hasta benzer sıkıntıları yaşamış olan kişilerin ilk hallerini ve tedavi sonrasında elde edilen sonuçları görebilir.
Güldüğümüzde diş boylarının kısa olması nedeniyle diş etlerinin aşırı göründüğü veya dişetlerinin asimetrik olduğu durumlara sıkça rastlarız. Bu gibi durumlarda diş eti hastalıkları uzmanlarının yapacağı basit bir müdahale ile diş boyları uzatılabilir veya diş eti simetrik hale getirilebilir. Diş eti armonisi sağlandıktan sonra gerek duyulduğu hallerde protez uzmanlarının yapacağı müdahalelerle dişlerde çeşitli estetik düzenlemelere gidilebilir.
Diş rengi doğuştan koyu olan veya sonradan çeşitli nedenlerle diş rengi sararmış hastalarda uygulanabilir.
İki şekilde uygulanır:

1-PRP (Platelet Rich Plasma-Plateletten Zangin Plazma) Uygulaması hakkında Bilinmesi Gerekenler
PRP uygulaması plateletten zengin plasma veya trombositten zengin plasma olarak adlandırılan; kişinin kendi kanından özel setler ve işlemler ile ayrıştırılan plateletten zengin plasma kısmının, kişiye tekrar uygulanması olarak tanımlanır. Estetik amaçla yapılması durumunda cilde ve saçlı deriye küçük iğneler ile uygulamalar yapılmaktadır. Halk arasında tam olarak karşılığı olmamakla birlikte kök hücre tedavisi olarak tanımlanmaktadır.
PRP uygulaması çok uzun yıllardır, tıbbın birçok dalında özellikle ortopedi, spor hekimliği, plastik cerrahi, diş hastalıklarında ve veterinerlikte kullanılmaktadır. Estetik amaçla PRP uygulaması tüm dünyada 2-3 yıldır, Türkiye de 1 yıldır, hekimler tarafından yapılmaktadır.
PRP uygulaması kısaca kişinin kendi kanı ile estetik yönden iyileştirilmesidir.
İnsan vücudunda dolaşan kan içersinde eritrositler (alyuvarlar), lökositler (akyuvarlar) ve plateletler (trombositler) mevcuttur. İnsan vücudunda bir hasar veya yara meydana geldiğinde trombositler ve lökositler, hasar olan bölgeye göç ederler.Hasarlık bölgede salgıladıkları büyüme faktörleri ile hasar ve yaranın hızla iyileşmesini sağlarlar.
PRP uygulamasında da insan vücudunun bu hasra karşısında vermiş olduğu tedavi etme yeteneği harekete geçirilerek, estetik yönden iyileşme amaçlanır.Vücudun hasar varmış gibi cilt altında hasar düzeltme mekanizmaları harekete geçirilir.
PRP uygulaması prosedüründe özel işlemler ile kandan ayrıştırılan plateletler, kanın sıvı kısmı olan plasma içersinde sıkışmış olarak bulunacaktır.Plateletler normal kana göre daha az plasma kısmı içersinde bulunacağından, göreceli olarak normal kandaki sayısının (kanda normal seviyede 150,00-450,000 adet/ml bulunur), birkaç katı kadar sayıda (yaklaşık 1 milyon adet/ml) bulunacaktır.BU sayede az miktardaki plasma içersinde normalin birkaç katı platelet sayısı cilt içersinde verilebilecektir.
Kişi kanından ayrıştırılan plateletler, ince iğneler ile cilt altına ve veya saçlı deriye uygulandığında, sanki o bölgede hasar varmış gibi davranacak, bölgede büyüme faktörleri ve iyileştirici faktörleri salgılayarak, uygulama bölgesinde iyileştirici rol oynayacaktır.
PRP uygulaması saçlı deriye yapıldığında; saç kökleri etrafındaki damarlanmayı artıracak,saç köküne daha fazla miktarda kan, oksijen, vitamin taşınmasına olanak sağlarken; salgıladığı büyüme faktörleri ile saç kökü hücrelerini uyaracak, saç köklerinin saç üretim süreçlerini hızlandıracak ve saçların daha sağlıklı hale gelmesini sağlayacaktır.Saç dökülmesi olan bölgede , büyüme faktörlerinin saç köküne olan etkisi ile saç sökülmesi duracaktır.
Saçlı deride PRP uygulaması tamamen dökülmüş olan saçların tekrar çıkmasını sağlayamayacak; güçsüz, kırılmış, hasarlı saçları ve saç üretimi yeteneği durmuş olan saç köklerini uyararak, saç dökülmesini durduracak, saçların daha parlak, canlı görülmesini sağlayacaktır.PRP uygulaması sonrası ince güçsüz saç tellerinin canlanması ve kalibrasyonu artacağı için hastalar yeni saçlar çıkmış hissine kapılabilirler.
PRP uygulaması cilde yapıldığında; zaman içersinde cilt altında oluşan bazı dokuların kayıplarına bağlı olarak ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerin olduğu bölgede,hasar iyileştirme mekanizması ile iyileşme sağlayacaktır.Uygulama bölgesinde salgıladığı büyüme faktörleri vasıtası ile destek dokudaki kayıplara bağlı ortaya çıkan kırışıklık ve çökmelerde iyileşme görülecektir.
Zaman içersinde cilt destek dokusu kolojen miktarında azalma ve kırılmalara bağlı olarak ortaya çıkan cilt sarkmalarında, bölgeye uygulanan plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri ile kollojenlerin yeniden yapılandırılması sağlanacak; cilt elastikiyetinin artması ve cilt sarkmalarının düzelmesi sağlanacaktır.
Cilt lekelerinde PRP uygulaması ile; plateletlerin salgıladığı büyüme faktörleri (MGF) ile ciltte renk oluşumunu sağlayan melanin hücrelerinin çalışma sistemini normal sınırlarda tutarak, cilt lekelerinin tedavisini sağlayacaktır.
Skar ve çatlaklarda PRP uygulamasında; ciltte herhangi sebep bağlı olarak ortaya çıkmış olan çatlaklar, izler, sivilce izleri,skarlar gibi lezyonların etrafında yara iyileştirici mekanizma ile çalışan plateletler, salgıladığı büyüme faktörleri ile lezyonların küçülmelerini daha az görünür hale gelmelerini sağlayacaktır.
2-PRP Uygulaması nasıl etki eder?
PRP uygulamasında; özel prosedürlerle elde edilen plateletten zengin plasma cilt içersine ve saçlı deriye verildiğinde; salgıladıkları büyüme faktörleri ile uygulama bölgesinde hasar iyileştirme mekanizmasını başlatırlar; verilen plasma da normal kandaki sayının birkaç katı sayıda platelet kullanıldığı için, normal kan ile oluşan iyileşme mekanizmasından daha etkili, daha hızlı, daha erken iyileşme sonuçları görülecektir.
Plateletler içersinde bulunan büyüme faktörleri;
PDGF(Platelet derived growth factor)- hücre büyümesi,kan damarı tamiri ve oluşumu, colojen üretimi
FGF(Fibroblast growth factor)-doku tamiri, cologen ve hyaluronic acid üretimi
EGF(Epithelial growth factor)-epitel hücre yapımı, yara iyileşmesi
TGF-beta-epitel ve damar epitelyum yara iyileşmesi
VEGF-yeni damar endotelial hücre üretimi
Plateletler den salınan büyüme faktörleri, uygulama bölgesinde hasra iyileştirici mekanizmaları harekete geçirerek, saçlı deri ve veya ciltteki sorunların iyileştirilmesinde görev alırlar.
3-PRP uygulaması kimlere uygulanır?
PRP uygulaması saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar göstermektedir. Aynı zamanda cildin zaman içersinde azalan destek dokuların sonucu olarak ortaya çıkan kırışıklık, sarkma, cilt lekeleri sorunlarında oldukça etkin tedavi sonuçları sağlamaktadır.
PRP uygulaması saçlı deride saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerinin uyararak saç büyümesinin aktive eder.ince tüy şeklinde olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı saç görünümüne kavuşurlar.
Saçlı deride cansız, parlaklığını yitirmiş,kırılmış, kuru, ince saçların saç kökleri büyüme faktörleri ile aktive olarak; daha canlı,parlak,sağlıklı saç görünümü PRP uygulamasının sonuçlarıdır.
PRP uygulaması ile zaman içersinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, fakat PRP uygulaması sonucunda, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır.Ayrıca PRP uygulaması sonrası mevcut saçların kalibrasyonlarındaki artış, parlak ve canlı görünüm saçlarda sıklaşma ve yeni saçların çıktığı görünümü hissedilebilmektedir.
PRP uygulamasının saçlı deriye uygulanması en sık yapılan uygulamalardandır.
Zaman içersinde cilt altı destek dokuların azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan cilt elastikiyetinin azalması, kırışıklar, sarkmalar da PRP uygulaması başarılı sonuçlar sunmaktadır.
PRP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, gözaltı çökmelerinde, elmacık kemiği çökmelerinde ve sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır.
Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı çökmelerinde, çene köşeleri sarkmalarında, gıdı bölgesi sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında PRP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır.
Ayrıca tüm vücut bölgelerinde kol sarkmaları, iç bacak sarkmaları, iç diz sarkmaları, karın bölgesi sarkmalarında PRP uygulaması yapılmaktadır.
Hamilelik, yaşlılık, güneş sebebi ile oluşmuş cilt lekelerinde ve ciltte oluşmuş skarlar, izler, çatlaklar da PRP uygulaması diğer uygulamaların daha ötesine geçmiştir.
4-PRP uygulaması hangi bölgelere uygulanır?
PRP uygulaması
• Saçlı deride; saç dökülmesi, saç kırıklıkları, cansız kuru ince saçların tedavilerinde
• Tüm yüz bölgesinde;alın, göz kenarı, burun kenarı kırışıklıklarında, sarkma ve çökmelerde, cilt lekeleri ve izlerin tedavisinde
• Boyun ve dekolte bölgesinde; kırışıklık,sarkma ve lekelerin tedavisinde
• Üst kol,karın,iç bacak,diz bölgeleri kırışıklık, sarkma, çatlak ve lekelerin tedavilerinde
• Tüm vücutta görülen sarkma, çatlaklar,izler,lezyonların giderilmesinde
başarı ile uygulanmakta, uygulama sonuçları tatmin edici düzeyde bulunmaktadır.
5-PRP uygulaması nasıl yapılır?
PRP uygulaması hastadan kan alımı işlemi ile başlar. Hastanın kolundan özel infüzyon seti ile (kan alma seti), 20 cc (yarım çay bardağı kadar)kan özel PRP hazırlama tüplerine alınır.
PRP hazırlama tüplerindeki kan özel santrifüj işleminden geçirilerek, plateletten zengin plasma kısmı ayrılır.Hastadan alınan 20 cc lik kandan yaklaşık 3 cc plateletten zengin plasma elde edilir.
Elde edilen plateletten zengin plasma enjektöre çekilerek, mezoterapi de kullanılan ince iğneler vasıtası ile cilt altına uygulanır. Uygulama da cilt ve saçlı deride ihtiyaç olan yerlere dolgu uygulamaya benzer olarak derin deri kısmına ve veya napaj (noktasal küçük dokunuşlar) yöntemi ile derinin yüzeysel tabakasına plasma verilir.
PRP uygulaması aynı zamanda dermaroller adı verilen(üzerinde çok ince iğnelerin olduğu, kendi etrafında dönen dairesel ürünler) ekipmaları ile birlikte uygulanabilir.Uygulama sonrası yüze maske uygulaması ile PRP uygulamasının etkinliği artırılabilir.
PRP uygulaması tek başına uygulanabildiği gibi bazı durumlarda, farksiyonel lazer cihazları ile birlikte uygulanarak kırışıklık, cilt sarkmaları çatlak ve lezyonların tedavisinde daha etkili ve hızlı sonuçlar elde edilmesi amaçlanır.Özellikle yüz bölgesi gençleştirme, sarkma ve kırışıklık tedavilerinde, cilt lekesi tedavilerinde, cilt çatlak, skarlar, iz tedavilerinde PRP uygulamasının Fraksiyonel lazer uygulaması ile birlikte yapılması tüm dünya hekimleri tarafından çok başarılı sonuçları nedeni ile önerilmeltedir.
6-PRP uygulaması güvenlimidir?
PRP uygulamasında kullanılan infüzyon setleri(kan alma setleri) ve PRP hazırlama tüpleri, sadece bu amaç uygulamalar için üretilmiş olan uygulama setleri şeklinde kullanılır. Uygulama setleri içersinde uygulama sırasında ihtiyaç olabilecek tüm malzemeler bulunmaktadır.
PRP uygulaması kapalı sistem içersinde hazırlanan plateletten zengin plasma ürünü ile yapılır, yani hastanın kanı dış ortamla ve başka malzemeler ile temas etmez. Hastanın kanı tek kullanımlık steril infüzyon setleri vasıtası ile yine tek kullanımlık steril vakumlu PRP hazırlama tüplerine alınır.
Santrifüj işlemi sonrası elde edilen plateletten zengin plasma tek kullanımlık steril enjektörlere çekilerek kullanılır.Tüm bu işlemler sırasında hasta kanı ve hazırlanan plasma dış ortamla temas etmez.
Uygulamalar sonrası kullanılan tüm malzemeler imha edilir.PRP hazırlama setlerinin tekrar kullanılması teknik olarak mümkün değildir.
PRP uygulaması, yukarıda anlatıldığı gibi kapalı sistem prosedürler ile elde edilen plasma kullanılarak yapıldığı için;
Uygulamada kan ile hastalık bulaşma riski yoktur. AIDS, Hepatit vb gibi kan ve kan ürünleri ile bulaşan hastalıkların PRP uygulamasında bulaşma riski söz konusu değildir.
PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.
7-PRP uygulaması ağrılı mıdır?
PRP uygulamasında plateletten zengin plasmanın cilt içersine verilirken kullanılan iğneler, mezoterapi uygulamalarında da kullanılan çok ince iğnelerdir. İğnelerin çapları 30G veya 27 G olabilir, uzunlukları değişmekle birlikte 6mm, 16mm veya daha uzun olabilir.
PRP uygulaması sırasında duyulan ağrı hissi; hastalar tarafından genel olarak ‘’hafif’’ olarak nitelendirilmektedir.
PRP uygulaması sırasında hastalar ciltlerinde çok ince iğnelerin girişlerini hissedebilmektedirler. Ağrıya duyarlı ve hassas hastalarda, uygulama sırasında ağrı duyusunu azaltıcı önlemler(kremler, soğuk uygulama…) ile duyulan ağrı hissi oldukça azaltılabilmektedir.
PRP uygulaması sırasında ciltte hafif sıcaklık, hafif yanma hissi ve gerilme hissi duyulabilmektedir.
8- PRP uygulamasının yan etkileri nedir?
PRP uygulamasında yan etkiler görülme riski hastanın kendi kullanıldığı için oldukça düşüktür.
Uygulama iğle ile yapılan uygulamalar grubunda bulunduğu için; iğnenin cilde giriş tekniğine bağlı olarak bazı yan etkiler görülebilir. İğne uygulamasına bağlı olarak bazı noktalarda küçük morarmalar görülebilir, bu morarmalar küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek duyulmadan iyileşir. Morarmaların iyileşme sürecini kısaltmaz için hekim tarafından bazı ürünler önerilebilir.
PRP uygulaması sırasında ciltte hafif kızarıklık görülür, ciltteki kızarıklık herhangi bir tedaviye gerek duyulmadan 30-40 dk içersinde kendiliğinden kaybolacaktır.uygulama sonrası ciltte hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolacaktır.
PRP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.
PRP uygulaması hekim tarafından yapılması gereken uygulamalar grubundadır.
9-PRP Uygulaması seans sayısı ve süresi nedir?
PRP uygulaması estetik yaklaşımla 2 amaca yönelik yapılmaktadır.
a- Belirlenmiş bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olarak (ciltte oluşmuş sarkmaların düzeltilmesi, cilt kırışıklıklarının, cilt lekelerinin giderilmesi, skar ve çatlakların giderilmesi, saç dökülmesinin durdurulması, yeni saç gelişimin uyarılması…)
b- Mevcut durumu korumak, cildin zaman karşısındaki deformasyonunu önlemeye yönelik olarak.
PRP uygulaması belirli bir sorunu ortadan kaldırmaya yönelik amaçla yapılıyor ise ; genel olarak 1 aylık aralarla 2-3 seans uygulanır.Seanslar sonrasında belirlenmiş sorunlarda gözle görülür iyileşmeler beklenir.
PRP uygulaması sonrası etkileri uzun süreli olarak devam edecektir, etkilerini devam etmesini ve cildin zaman karşısındaki deformasyonunun önlenmesi amacıyla yılda 1 seans PRP uygulaması önerilir.
Genel tedavi protokolleri uyarında hastalara sorunların çözümü amacıyla 1 ay aralıklar da 2-3 seans PRP uygulaması sonrası, yılda 1 seans idame PRP uygulaması önerilmektedir.
10-PRP uygulaması seans ücretleri nedir?
PRP uygulamasında ücretlendirme seans ücreti olarak belirlenir.
PRP uygulaması seans ücreti belirlenmesinde; uygulama bölgesinin genişliği ve kullanılan PRP hazırlama seti sayısı önem arz etmektedir. Hastanın ihtiyaçları doğrultusunda 1 PRP hazırlama tüpü kullanılabildiği gibi, bazı hastalarda uygulama bölgelerinin genişliğine göre 2 veya daha fazla sayıda PRP hazırlama seti kullanılabilmektedir. Genel olarak tüm yüz uygulamaları için 1 adet PRP uygulama seti yeterli olmaktadır.
11-PRP Uygulaması kimlere yapılmaz?
PRP uygulaması herhangi bir sebepten dolayı kandaki platelet sayısının normal değerlerinin (platelet normal sayıları ortalama 150,000-450,000/ml dir) altında olan kişilere yapılmaz. aynı zamanda kanser hastalarına yapılmaz.
Pıhtılaşma sorunu olan, kan sulandırıcı ve diğer ilaç alan kişilerin uygulama öncesi ilaç bilgilerini hekime iletmeleri gerekir.
12-PRP Uygulaması sonrası öneriler
PRP uygulaması klinik ortamında yapılan uygulamalardır, uygulama sonrası kişi bazı önerilerle sosyal hayatına dönebilir.
Uygulama sonrasında bölgede kızarıklık ve gerilme hissi olacak, tedaviye gerek duymadan kendiliğinden iyileşecektir.
PRP uygulaması sonrası bölgeye bazı yatıştırıcı özelliği olan kremler kullanılır. Uygulama bölgesinin 4-6 saat süre ile yıkanmaması, temizlenmemesi önerilir.
PRP uygulamasında napaj tekniği ve dermaroller kullanım ı sonrası cilt yüzeyinde mikro düzeyde delikler oluşur, uygulama sırasında cilt üzerinde kalan plateletten zengin plasmanın zamanla cildin derinlerine ulaşması için, 4-6 saat cildin yıkanmaması bu sürede plasmanın cildin derinlerine ulaşması amaçlanır.
PRP uygulama sonrası 12-24 saat makyaj ürünleri kullanılması önerilmemektedir.
PRP uygulaması sonrası 12-24 saat havuz, denize girilmemesi gereklidir
Dermaroller Nedir ?
Dermaroller: Mikro İğneler İle Kolay ve Güvenli Uygulama, Etkin Sonuçlar
Dermaroller, Türkiye ve dünyada "mesoroller" ve "microneedling" isimleri ile de bilinmektedir. Silindirik bir tamburun üzerine dizilmiş son derece ince, özel olarak hazırlanmış 192 adet çelik iğneden oluşur. İğnelerin simetrisi, yapıldığı meteryal, silindirin üzerinde kalan ve deriye girecek olan kısmın derinliği, iğne sayısı önemli kriterlerdir.
Dermaroller 2000'li yılların başından bu yana yaygın olarak kullanılan son derece etkin bir medikal alettir.
Cilt üzerinde değişik endikasyonlara yönelik topikal ürünlerin Dermaroller ile kombine kullanılarak deriye geçişinin arttırılması Dermaterapi olarak adlandırılır.
Dermaroller'ın başlıca Kullanım Alanları :
1. Dermatolojide topikal formüllerin transdermal (deri altına) geçişini 200 kata kadar arttırır. Formülün derideki etkinliğini maksimuma ulaştırır. (Transdermal geçişin artırılması - Dermaterapi).
2. Yeni kolajen, elastin, fibronektin, hyalüronik asit stimülasyonunu sağlayarak anti-aging etki sunar.
3. Dermaroller, Melasma ve Hiperpigmentasyonda kullanılabilir.
4. Dermaroller'ın akne skarları (ice pick, rolling, box car) üzerinde sonuçları vardır.
5. Dermaroller geniş porlu cilt yapısının azaltılmasında yardımcı olur.
Güvenlidir :
• Dermaroller güneş hassasiyeti yaratmaz.
• Dermaroller yaz aylarında dahi kullanımı güvenlidir. Cildin bariyer özelliğine zarar vermez.
• Dermaroller, uygulama (dermaterapi) sonrası özel bakım gerektirmez.
• Hastalar, Dermaroller uygulama sonrası günlük hayatlarına devam edebilirler.
Dermaroller ile Cilt Geçirgenliğinin Artırılması
Dermaterapi; büyüme faktörü, biomimetik peptid ve kök hücre ekstresi içeren topikal ürünlerinin Dermaroller adı verilen bir alet ile cilde uygulanması işlemİdir.
Dermaroller; üzerinde 192 adet 0,2mm veya 0,5 mm iğneler olan bir tibbi alettir (medical device-CE). Dermaroller cilde uygulandığında silindirik tamburun üzerinde yer alan mikro iğneler cilt üzerinde mikrokanallar açar. Bu kanallar deri altına açılan bir tür geçitler gibi düşünülebilir. Dermaroller ile her bölgede ortalama olarak yanda görüldüğü gibi 6-10 kez yıldız şeklinde uygulama yapılır. Aynı bölgeden defalarca geçildiğinde 1cm2'de yaklaşık 250-300 adet mikrokanal açılır. Bu mikrokanalların açılması sırasında genellikle kanama söz konusu olmaz. Mikrokanallar yaklaşık 20 dakika içinde herhangi bir iz bırakmaksızın derinin kendi elastikiyeti ile kendiliğinden kapanır. Bir başka açıdan bakılır ise 20 dakika boyunca deri altına açık olan 1000'lerce kapı elde edilmiş olur.
Dermaterapi işte bu mikrokanalların içlerinden derinin alt tabakalarına doğru büyüme faktörü, biomimetik peptid ve kök hücre ekstresi içeren ürünlerinin gönderilmesi işlemidir. Enjeksiyondan farklı olarak Dermaterapi, derinin üst bölgelerinde, kozmetik formüllerin en çok ihtiyaç duyulduğu bölgelere gerekli aktif içeriklerin yüksek yoğunlukta gönderilmesi mümkün olur.
Dermaroller ile yapılan çalışmalarda kozmetik bir ürünün, Dermaroller'ın açtığı mikrokanallardan gönderildiklerinde normal bir uygulamaya göre 200 kat daha fazla cilde geçiş sağladıkları gözlenmiştir. Dermaterapi yöntemi ile kozmetik formüller cilde çok daha fazla nüfuz etmekte ve daha homojen bir şekilde deriye etki göstermektedir.
Dermaterapi'nin bir başka faydası da Dermaroller'ın kendi etkisinden kaynaklanmaktadır. Dermaroller'ın açmış olduğu mikrokanallar deri tarafından sanki yara gibi algılanır. Ancak ortamda aslında yara olarak görülebilecek bir durum olmasa dahi deri kendi içinde bir tamir mekanizmasını başlatır. Bu mekanizmanın en önemli fonksiyonlarından biri deri içinde yine büyüme faktörlerinin salgılanması nedeni ile kollajen, hyalüronik asid, elastin fibriller gibi yapıların sentezlenmesidir. Ortamda gerçek anlamda bir yara olmaması nedeni ile üretilen tüm bu maddeler cilde anti-aging etki sağlar. İnce çizgi ve kırışlıklıkların azaldığı, ve akne skarlarının hafiflediğini görmek mümkün olur.
Dermaroller etkisi ilebüyüme faktörlü ürünlerin eşsiz etkilerini bir araya getiren Dermaterapi,
• İnce-derin çizgi ve kırışıklıklarda
• Akne skarlarında
• Lekede (melasma ve hiperpigmentasyon)
• Göz altı morluklarında ve torbalarında
güven ve mükemmel etkinlik ile uygulanabilir.
Dermaroller C8-0.2 mm Kremin geçişini 200 kata kadar arttırarak homojen bir uygulama sağlar.
Dermaroller'ın ciltte açtığı mikrokanallar.
Tüm cilt tiplerine uygun olan bu yöntemin uygulanmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık genellikler 30 dakika ile 2 saat arasında sona erer. Dermaterapi'nin en önemli avantajlarından biri ise güneş hassasiyetine neden olmadığı için yaz aylarında da rahatlıkla kullanılabilmesidir. Ancak cilde yapılan her tür uygulamadan sonra mutlaka en az SPF 30+ düzeyinde koruma sağlayan Güneş Koruyucu kullanılması önerilmektedir.
Dermaroller deride 5-15 dakikada kendiliğinden kapanan ve iz bırakmayan mikrokanallar açar. Bu mikrokanallardan istenen topikal formülasyon 200 kata kadar deriye fazla geçiş yapar.
Büyüme faktörleri cildimizdeki bazı özel görevlerin gerçekleştirilebilmesi için kullanılan bir mesaj taşıyıcı olarak düşünülebilir .
Her bir büyüme faktörü farklı mesaj taşıma ile beraber,ilgili olduğu hücrenin çeperindeki kendisine özel olan alıcıya(reseptöre) bağlanarak görevini yerine getirir.Reseptöre yalnızca kendisine ait olan büyüme faktörü bağlanabileceğinden,hücreye mesaj taşıyan çok çeşitli büyüme faktörleri bulunur.Reseptöre bağlanan büyüme faktörünün getirmiş olduğu özgün mesaja bağlı olarak hücre içinde bir takım reaksiyonlar başlar.
Büyüme faktörlerinin cildimizdeki en önemli görevi yara tamirini sağlamasının yanı sıra ,cildin temel hücrelerinin ve dokularının üretimindeki rolüdür.Özellikle yara durumda yok olan dokuyu yerine getirmek için büyüme faktörleri yeni hücrelerin oluşumunu tetiklemenin yanı sıra yeni kollajen,hyalüronik asit,elastin fibriller gibi cildin yapı taşı maddelerinin üretiminde yer alır.
Cildin yaşlanma sürecinde kaybolan maddeler ile yara sürecinde kaybolan maddeler ile yara sürecinde kaybolan maddeler benzerlik gösterdiği için anti-aging bakımlarda büyüme faktörlerini ve kök hücre ekstrelerini kullanmak yeni ve teknolojik bir yaklaşımdır .
Haberlerde ara |